Süreçte silah ve statü düğümü: İktidar silahların teslimini, Kürt hareketi hukuki güvence istiyor

Süreç, silahsızlanmanın nasıl tamamlanacağı ve Abdullah Öcalan’ın hangi koşullarda rol üstleneceği konusunda tıkandı. Mehmet Uçum, Öcalan’ın özgürlüğü etrafındaki tartışmaları süreci aksatmakla suçlarken, Duran Kalkan yeni adımlar için Abdullah Öcalan’ın özgür çalışma koşullarının sağlanması ve ve hukuki zemin şartını öne çıkardı. Tuncer Bakırhan ise iktidara “Barış, bekleme salonunda tutulacak bir şey değildir” diye seslendi.

·

Kısa Dalga - PKK’nin fesih kararı, silah yakma töreni ve Türkiye’den çekilme açıklamalarının ardından süreç, atılan adımların yeterliliği ve bundan sonra kimin ne yapacağı tartışmasına sıkıştı. İktidar, çerçeve yasanın ceza ve yargılama alanındaki hükümlerinin uygulanmasını örgütün fiilî varlığının sona erdiğinin ve silahların teslim edildiğinin resmen teyidine bağlıyor. Kürt hareketi ise silahsızlanmanın tamamlanabilmesi için Öcalan’ın çalışma koşullarının değiştirilmesini, siyasi ve hukuki güvencelerin oluşturulmasını istiyor.

Son açıklamalar, anlaşmazlığın yalnızca takvimle sınırlı olmadığını gösteriyor. Türkiye’den çekilmenin tam silahsızlanma açısından ne ifade ettiği, Öcalan’a verilecek görevin bir hükümlünün çalışma imkânlarıyla mı sınırlı kalacağı, yoksa siyasi bir statüye mi dönüşeceği ve demokratikleşme adımlarının ne zaman atılacağı konusunda farklı beklentiler bulunuyor.

Kalkan: Yeni adımlar için özgürlük ve hukuki zemin

Duran Kalkan, Medya Haber TV’de yaptığı değerlendirmede, hareketin iki yıllık dönemde önemli kararlar aldığını ancak devletin bunlara karşılık gelen adımları atmadığını savundu.

“Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi üyesi” ünvanıyla konuşan Kalkan, ateşkes, PKK’nin feshi, silahlı mücadele stratejisinin sonlandırılması ve çekilme kararlarını sıraladı. Kongre kararlarının uygulanmasını başından itibaren Öcalan’ın yönetimine ve özgür çalışma koşullarına bağladıklarını söyledi.

Kalkan’ın bundan sonraki aşamaya ilişkin mesajı şöyleydi:

“10 Ağustos gecesi Çerçeve Yasa denen bir yasa rekor oy ile Meclis'ten de geçti. Önder Apo dedi, nötr yasa. Aslında belli tartışmalar olsa da AKP-MHP iktidarının hazırlayıp Meclis'ten geçirdiği yasaydı. Biz savaşı durdurur, demokratik siyasetin önünü açar, siyasi adımların atılmasına vesile olur anlamında önemsedik. Olumladık. Bu çerçevede Önder Apo, “İşte bin kilometrelik yol bir adımla başlar” dedi; bir başlangıç adımı olabilir dedik ve bunun olabilmesi için de demin belirttiklerimin yapılması gerekiyordu. Neydi? Bir, Önder Apo’nun fiziki özgürleşmesi. Sürece öncülük edecek düzeyde özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşturulması. İki, siyasi ve hukuki zeminin demokratikleştirilmesi. Bu temelde Türkiye’de demokratik değişimin, dönüşümün gelişmesi, cumhuriyetin demokratikleşmesi yönünde adımların atılmasıydı.

E şimdi henüz böyle bir adım yok, göremedik. Şu söyleniyor, işte silahlar hep bırakılmamış, dolayısıyla adımlar atılmaz. Onların istediği gibi, öngördüğü gibi bir silah bırakma diye bir şey olmaz. Aslında Türkiye’yi tehdit edecek herhangi bir silahlı şey yok. Kalmamıştır. Bundan öteye bizim bir şeyler yapabilmemiz için belirttiğim koşulların yerine gelmesi şart.”

Kalkan, böylece yeni adımların, yalnızca mevcut güvenlik ve idari mekanizmalarla ilerletilemeyeceği yönündeki tutumunu ortaya koydu.

Uçum: Özgürlük tartışmaları süreci aksatıyor

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum ise 18 Ekim’de yayımlanan değerlendirmesinde, süreci bir çözüm müzakeresi olarak değil, devletin başlattığı bir geçiş süreci olarak tanımladı.

Uçum, bazı örgüt yöneticilerini kendi gündemlerini Öcalan’ın özgürlüğü ve statüsü taleplerinin arkasına gizlemekle suçladı. Bu yaklaşımın sahadaki tespit çalışmalarında isteksizlik ve gecikme yarattığını ileri sürerek yıl bitmeden Millî Güvenlik Kurulu’nun tespit ve teyit kararının alınması için çabaların artırılmasını istedi.

İmralı’da oluşturulan çalışma alanını da Öcalan’ın silahsızlanma sürecindeki görevini yerine getirmesini sağlayacak bir imkân olarak tanımladı. Öcalan’ın serbest bırakılması talebinin gündeme taşınmasını ise yapay bir tartışma olarak değerlendirdi.

Uçum, 15 Ekim’de gazetecilere yaptığı açıklamada bu sınırı daha açık çizmişti:

“Hükümlü statüsü de değişmeyecek, infaz süreci de askıya alınmayacak.”

Öcalan’ın bir alt komisyonda koordinatör olarak görevlendirilmesi ihtimalinden söz eden Uçum, böyle bir görevin tahliye veya infazın durdurulması anlamına gelmeyeceğini belirtti.

DEM Parti’den tepki: “Aksatan sen ve senin gibileridir”

Uçum’un açıklamalarına DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel karşılık verdi. Temel, 18 Ekim’deki açıklamasında Uçum’u, karşılıklı barış iradesinin ve toplumsal umudun gelişmesini engelleyen bir dil kullanmakla suçlayarak, “Aksatan sen ve senin gibileridir” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da 19 Ekim’de, Uçum’un süreç ve seçimlerle ilgili değerlendirmeleri sorulduğunda siyasi muhataplarının Meclisteki partiler ve iktidar olduğunu söyledi.

Bakırhan aynı açıklamada, çekilme adımlarına karşılık Türkiye’de olumlu adımlar atılmasını ve demokratik bir zemin oluşturulmasını istedi. Barışın kalıcılaşmasını siyasi ortamın yumuşamasına bağlayarak muhalefete, belediyelere, basına ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerin sona ermesi çağrısı yaptı.

Bakırhan’ın grup konuşması: “Artık neyi bekliyorsunuz?”

Bakırhan, 20 Ekim’deki TBMM grup toplantısında iktidara yönelik eleştirilerini sürdürdü. PKK’nin fesih kararını, silah yakma törenini, Türkiye’den çekilme açıklamasını ve bazı kampların boşaltılmasını hatırlatarak hükümetin artık karar alma aşamasına geçmesi gerektiğini söyledi.

“Barış, bekleme salonunda tutulacak bir şey değildir.”

Bakırhan, Öcalan’ın koordinatörlüğünde bir Barış ve Siyasallaşma Kurulu oluşturulmasını istedi. Silah bırakmanın yalnızca irade beyanıyla tamamlanamayacağını, süreci sonuca götürecek bir mekanizma gerektiğini belirtti.

Talep ettiği kurul, Öcalan’la düzenli çalışarak silahsızlanmayı ve siyasallaşmayı ilerletecek bir yapı olarak tarif edildi. Bakırhan ayrıca kayyım uygulamalarının sona ermesini, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasını istedi.

Grup toplantısı sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakırhan, Türkiye’de PKK mensubu kalmadığını savunarak teyit-tespit raporunun hızlandırılması çağrısında bulundu. Ancak bütün demokratikleşme adımlarının bu rapora bağlanmasına itiraz etti; kayyımların geri çekilmesi ve cezaevindeki siyasetçilerin durumunun değerlendirilmesi için rapor beklenmesi gerekmediğini söyledi.

Hareket Yönetimi ne açıkladı?

PKK’nin feshi sonrasında “Hareket Yönetimi” adıyla yapılan 8 Ekim tarihli açıklamada, Türkiye içindeki silahlı güçlerin tamamının geri çekildiği bildirildi. Türkiye sınırına yakın alanlardan çekilmenin yanı sıra Metina bölgesindeki dört savaş tüneli ve mevzinin de boşaltıldığı belirtildi.

Açıklamada, bu adımlarla Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının gereklerinin yerine getirildiği savunuldu. Çerçeve yasanın çıkarılması önemli bir adım olarak değerlendirilmekle birlikte, Öcalan’ı ve hareket yönetimini dışarıda bıraktığı gerekçesiyle içeriği eleştirildi.

Buradaki ayrım, tıkanmanın merkezinde yer alıyor: Türkiye içinden ve sınır çevresinden çekilmek, bütün silah ve mühimmatın teslim edilmesiyle aynı işlem değil. Hareket Yönetimi, çekilmeyi yeni siyasi adımlar için yeterli görüyor. Yasa ise erteleme hükümlerinin uygulanmasını fiilî sona erme ve silah tesliminin teyidine bağlıyor.

Çerçeve yasada uygulamanın kapısı MGK kararına bağlı

Kamuoyunda çerçeve yasa olarak anılan 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 10 Ağustos’ta kabul edildi, 18 Ağustos 2026’da yayımlanarak yürürlüğe girdi. Dolayısıyla tartışmanın mevcut aşaması yalnızca yasa çıkarılması değil, çıkarılan yasanın hangi koşullarda uygulanacağı.

Kanun, PKK/KCK ve bağlantılı oluşumların fiilî varlığına son verdiğinin, denetimindeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca belirlenmesini öngörüyor. Bu tespiti teyit eden MGK kararının Resmî Gazete’de yayımlanması, ceza ve yargılama alanındaki ertelemeler için temel koşul.

Yasadan yararlanmak isteyenlerin, bu ilandan sonra altı ay içinde yazılı başvuruda bulunması gerekiyor. Uçum’un yıl sonuna ilişkin açıklamaları da bu mekanizmanın ne zaman harekete geçirileceğine yönelik siyasi beklentiyi yansıtıyor.

Kimler yararlanabilecek, kimler kapsam dışında?

Düzenleme, kapsama giren soruşturma ve kovuşturmaların, suçun ceza sınırına göre beş veya on yıl ertelenmesini öngörüyor. Mahkûmiyetlerin infazında da cezanın miktarına göre beş ve on yıllık erteleme mekanizması bulunuyor.

Ancak örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçları ile 1 Haziran 2005’ten önce işlenmiş, müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar bakımından istisnalar var. Bu nedenle düzenleme herkes için otomatik tahliye sağlamıyor; kişilerin suçları ve hukuki durumları ayrı ayrı değerlendiriliyor.

Hareket Yönetiminin Öcalan ve yöneticilere ilişkin itirazı da bu kapsam tartışmasına dayanıyor. Uçum’un açıklamalarında Öcalan için öngörülen çalışma imkânı ile Kürt hareketinin talep ettiği özgürlük ve siyasi statü birbirinden ayrılıyor. Bir tarafta mevcut hükümlülük sürerken üstlenilecek görev, diğer tarafta süreci yönetebilmek için bu koşulların değiştirilmesi talebi bulunuyor.

Silahlar tamamen bırakılmazsa ne olur?

Tam silah teslimi ve fiilî sona erme koşullarının gerçekleştiği teyit edilmezse, kanunun öngördüğü erteleme mekanizması başlayamıyor. Bu durumda kapsamdaki kişiler bakımından mevcut soruşturmalar, davalar ve infaz süreçleri devam ediyor.

Erteleme başladıktan sonra ise farklı bir denetim devreye giriyor. Erteleme süresi içinde terör suçu işlenmesi halinde soruşturma ve kovuşturmalar yeniden yürütülüyor veya cezanın infazına devam ediliyor. Süre ilgili koşullara uygun tamamlanırsa dosyanın durumuna göre takipsizlik, düşme ya da cezanın infaz edilmiş sayılması sonucu doğuyor.

Siyasi ve güvenlik boyutunda Uçum, 17 Eylül’de yaptığı açıklamada, silahsızlanma ve tasfiyenin diyalog yoluyla tamamlanmasını tercih ettiklerini, aksi halde devletin bunu güvenlik uygulamalarıyla gerçekleştireceğini söylemişti. Bu yaklaşım, sürecin sonuçlanmaması halinde güvenlik politikalarının yeniden ağırlık kazanabileceğine işaret ediyor.

Demokratikleşme silahsızlanmadan sonra mı, onunla birlikte mi?

Tartışmanın bir diğer boyutu, demokratikleşme ile silahsızlanmanın sıralanması. Uçum, güvenlik hedefiyle yürütülen diyaloğu yeni anayasa ve demokratik reform müzakerelerinden ayırıyor. Reform döneminin, “Terörsüz Türkiye”ye geçişin tamamlanmasıyla açılacağını savunuyor.

DEM Parti ise siyasi alanın genişlemesini, kayyım uygulamasının sona ermesini ve hak ihlallerinin giderilmesini silahsızlanmanın sonuna bırakılacak başlıklar olarak görmüyor. Bakırhan’ın rapor beklenmeden adım atılabileceğine ilişkin sözleri, demokratikleşmenin süreci ilerletecek bir güven unsuru olması gerektiği yaklaşımını yansıtıyor.

Bu karşılıklı beklentiler, sürecin içine girdiği çıkmazı belirliyor: İktidar, yasanın bireysel sonuçları için silahsızlanmanın teyidini bekliyor; Kürt hareketi, sonraki adımlar için Öcalan’ın koşullarının ve siyasi zeminin değişmesini istiyor. Bakırhan’ın kurul önerisi bu iki aşama arasında bir çalışma mekanizması oluşturmayı amaçlarken, Uçum’un statüye çizdiği sınır ile Kalkan’ın özgürlük koşulu arasındaki mesafe korunuyor. Önümüzdeki aşamanın temel sorusu, bu farklı beklentilerin üzerinde uzlaşılmış bir uygulama takvimine dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.