Gürbüz Çapan, Esenyurt'u anlattı: New York yapacağız dediler, Harlem'e çevirdiler

Gürbüz Çapan, Esenyurt'u anlattı: New York yapacağız dediler, Harlem'e çevirdiler
Türkiye’de kayyum siyasetinin ilk laboratuvarı olan Esenyurt’un kurucu belediye başkanı Dr. Gürbüz Çapan, Aslı Atasoy’a konuştu. Türkiye’nin ilk kayyumundan Deniz Baykal’ın ülkenin içinde bulunduğu durumdaki etkisine, hakkındaki "haksız servet" iddialarından Esenyurt’un uyuşturucu ve suç sarmalına nasıl itildiğine dair her şeyi açıklıkla anlattı.

ASLI ATASOY

Bugün Türkiye’nin en büyük ilçesi olan Esenyurt, yoğun nüfusu, uyuşturucu ve yüksek şiddet oranlarının yanı sıra Türkiye siyasi tarihindeki "kayyum" geleneğinin ilk laboratuvarı olmasıyla da dikkat çekiyor. 2026 yılındayız ve yerel yönetimlerin iradesine müdahale tartışmaları hala devam ederken, bu sürecin ilk mağdurlarından Dr. Gürbüz Çapan ile geçmişten bugüne uzanan bir köprü kuruyoruz. Çapan, bir zamanlar "sosyalist vaha" olarak tasarladığı kentin nasıl yağmalandığını, Deniz Baykal ile olan kırılmalarını ve devletin "eşit kötülük" ilkesini anlatıyor. Hakkındaki haksız servet iddialarına da yanıt veren Gürbüz Çapan; belediye başkanlığı döneminde kardeşlerine şirket kurdurtarak iş yaptırmasına ilişkin olarak " Hoş değildi kardeşlerime yaptırmam ama iyi ki yaptırmışım. Ne yiyecektik? Aşımız ekmeğimiz kalmayacaktı. Benim yanımda Cemal Başkan vardı. O hiçbir şey yapmadı. Bodrum’da 18 metrekare evde öldü” diye konuştu.

Gürbüz Çapan kimdir?

1954 yılında Kars, Çıldır’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Gençlik yıllarında Devrimci Yol saflarında siyasi mücadeleye katıldı. Kurucu başkan olarak 1989-2004 yılları arasında üç dönem (İlk ikisi SHP, son dönem CHP) boyunca Esenyurt Belediye Başkanlığı yaptı. Esenyurt'u bir köyden büyük bir ilçeye dönüştüren modern konut projeleriyle (Esenkent, Boğazköy) tanındı. 2001 yılında yolsuzluk iddialarıyla görevden alındı ve yerine kayyum atandı; yargılandığı davada 5 yıl hapis cezası aldı. Ergenekon davasında yargılanarak bir süre hapis yattı.

Biraz geçmişe dönmek istiyorum, zamanımız da kısıtlı olduğu için sizin açınızdan kısa kısa rica edeceğim. Bir röportajınızda diyorsunuz ki: "Kafamda belediye başkanlığı yoktu, sadece Karslı olduğum için kendimi aday olarak buldum." Peki bu adaylık fikrini size ilk kim, nasıl söyledi? Nasıl kafanızda oluştu?

Ben Giresun'dan Büyükçekmece'ye geldim. Bir köy var Esenyurt, orayı belediye yapmışlar. Orada bir grup Karslı arasında kavga dövüş oluyor, geldiler arayı düzeltmem için. Ben bir de Aydoğan Başçavuş var, o da iyi bir adam. Mahkemeye gidip olay büyümesin diye barıştırıp gönderiyoruz bunları. Basit şeyler ama çok kavga çıkarıyorlardı. Sonra orada öğrendim çok Karslı var. Sonra onlar da beni tanıdılar. Yüksel Çengel vardı milletvekili, onları tanıyordum ben. Dedi ki "Git, orada Malatyalı bir arkadaş var, onun üzerine anlaştır bunları.” Karslı üç tane aday adayı vardı ama üçü de tahsilsizdi. Fakat harita mühendisi bir Malatyalı vardı. Gittim, dalaş dövüş iş benim üzerime kaldı.

Yani o milletvekili vasıtasıyla mı aslında…

Yüksel Çengel, evet.

Daha sonra üç dönem belediye başkanlığına uzanan bir serüven başladı. Bugün navigasyona Esenyurt yazdığımızda karşımıza çıkan şey, sizin o 90'larda hayal ettiğiniz Esenkent ütopyasının mezarlığı gibi duruyor. Yarattığınız bu devasa organizmanın bugünkü kaotik haliyle yüzleştiğinizde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Fatih Sultan Mehmet gibi hissediyorum. Hani diyor ya "Keşke fethetmeseydik İstanbul'u." Kapıları sökmüşler, çerçeveleri sökmüşler altın bulacağız diye. Esenyurt da öyle yağmaya uğradı. 16 kat, 20 kat, 30 kat binalar yaptırdılar. Her katta 40-60 daire; küçük küçük 15-20 metrelik daireler yaptılar. Ne idüğü belli olmayan ne kadar kent artığı varsa oraya toplandı. Suçlu, suça temayüllü, kimsesizler. Şu anda 1 milyon Türkiyeli, 500 bin de göçmen var. Afrikalı, Asyalı, her yerden insan var.

"New York yapacağım" dediler, "Harlem"e çevirdiler

Siz Esenyurt'u "Çamurkent"ten alıp modern sosyalist bir vaha yapma fikriyle yola çıkmıştınız ama bugün suç ve beton ormanı şeklinde algılanıyor. Üzerinde çok araştırma yapılıyor.

Yoksul semtidir, istismara açıktır. Yoksulluk öyle bir şeydir. Esenyurt yoksul semttir ama akıllı bir kenttir aslında. Bizim zamanımızda kültür merkezimizde 1200 öğrencimiz vardı. Bugün dizilerde oynayanların çoğu oradan çıktı; heykeltıraşlar, karikatüristler çıktı. Hayat orada daha dinamiktir ama orayı kötü yönettiler. AKP bütün İstanbul'u yağmaladığı gibi orayı da yağmaladı. "New York yapacağım" dedi, "Harlem"e çevirdi.

Bugünkü Esenyurt’a giden yola ne zaman ve nasıl sapıldı? Bu kırılma ilk ne zaman başladı?

2004 seçimlerinden sonra. "İnşaat ya Resulallah" dediler ve başladılar. Bir tane bakanın karısı dedi. Ne kadar boş alanımız varsa, parklarımızı, bahçelerimizi arsaya çevirip sattılar ve inşaat yaptırdılar.

“Esenyurt’ta 17 cm kaymış binalar var”

Ve çok yüksek katlı. Sizin yaptırdığınız zemin etütlerini...

Bizim yaptığımız zemin etütlerini Aykut Barka yapmıştı. Mesela Esenkent’e bakın 2, 4, 6 katlı en fazla 8 kat. Bütün Esenyurt belliydi. Haramidere yamacına biz 2.5 kat izin vermiştik, adamlar geldi oraya 32 kat inşaat yaptılar. O binalar şimdi 17 cm. kaymış durumda. AKP yağmasından Esenyurt’ta nasibini aldı. Tanınmaz hale geldi.

İBB raporları Esenyurt'u depremde yüksek hasar beklenen yerlerden biri olarak gösteriyor. Deprem olsa ne olur?

Bilmiyorum, ne dememi bekliyorsun? Millet paniklesin mi?

Hayır, bundan sonrası için neler söylemek istersiniz?

Bundan sonrası İstanbul için ne düşünüyorsam Esenyurt parçasıdır. İstanbul bir bütündür. Bakırköy'de gül açıp da Esenyurt'ta karanlık mı olacak? Neresi iyi ki?

“100 metre aşağıda torbacı lazım’ diye yazmışlar”

Esenyurt'ta bugün binlerce uyuşturucu satıcısından, baronlarından söz ediliyor. Neden orayı seçtiler?

Uyuşturucuyu kim satıyor? Uyuşturucu operasyonu yapıyorlar. Ne kadar parlak, yıldız, artist, manken varsa. Ben de bulsam içesim geliyor. Bence teşvik ediyorlar, ellerinde birikmiş mal var, teşvike çalışıyorlar. Millet daha çok kullansın diye, stok var ellerinde onları tüketmeye çalışıyorlar. Esenyurt yoksul semti. Ne kullandılar, sentetik uyuşturucu kullandılar. Yoksul her türlü tacize, saldırıya açıktır. Duvara "100 metre aşağıda torbacı lazım" diye yazmışlar, duruyor orada. Esenyurt çöküntü alanına dönüştü. Burada dinle ahlakı karıştırdılar, sos yaptılar o da tutmuyor. İstanbul göçün altında ezildi.

Siz ilginç bir paradoksun içindesiniz. Sizi yolsuzluk, çete iddiası ile hapse atanlarla Ergenekon davasında aynı koğuşta yattınız. Sizi içeri atanlarla bir anlamda kader ortaklığı yapmak nasıl bir duyguydu?

Kader ortaklığı yapmadık. Benim Ermenistan'a gitmemden dolayı o zamanki asker eskileri kendilerini vatanın, öbürleri de dinin sahibi sayıyordu. Ben ikisinden de değilim. Ne camiden ne minareden ne süngüden. Bizi "çete" suçuna soktular çünkü o heyulanın içinde buldukları tek suç buydu. Başka suç bulamadılar.

"Kürtlere kötü davrandık ama Türklere iyi mi davrandık?"

Devletin size bir özür borcu var mı?

Gerekmez. Bu devletin özrüne de ihtiyacım yok maşallahına da ihtiyacım yok. Bu devlet halkına zulüm için örgütlenmiştir. Demirel'in güzel lafı vardır: "Kürtlere kötü davrandık ama Türklere iyi mi davrandık?" diyor. Bu ülkenin cumhurbaşkanlığı yapmış adamının lafı bu. Sanki Çankırı’nın köylüsüne baklava mı vermişler?

Eşit bir kötülükten söz edebilir miyiz diyorsunuz?

Mustafa Kemal “Efendiler bu milletin efendisi köylüler” diyor. Trenle gezdikten sonra görüyor köylüyü mahvetmişler. Adamın öküzünü götürmüşler vergi toplayacağım diye. Sonra gelip o konuşmayı yapıyor. Köylünün efendi olmadığını biliyor Mustafa Kemal. Köylüyü severiz ayrı bir şey ama yani bir köylü milletin efendisi olursa bir santim ileri gidemezsin. Gidemedik de yerimize duruyoruz, dolap beygiri gibi. Sıraya koymuşuz sekülerler, Müslümanlar kimseyi bulamayınca Kürtleri. Elden geçirmekle meşgulüz toplumu.

“Baykal Türkiye'nin geleceğini karartan adamdır”

Deniz Baykal'ı sorsam?

Keşke ölmeseydi, keşke bir 50 yıl daha yaşayıp baksaydı sadece. Türkiye'nin geleceğini karartan adam Deniz Baykal'dır. Üzgünüm bunu söylediğim için. Beni aday yapan da Deniz Baykal’dır. Yabancıydım, yeni gelmiştim İstanbul’a. Tabi ki ondan dolayı borcum var ama ülkeye yararı kalmamış bir adamdır. Seçim kazanamayınca kini kendini boğdu. Köylünün kininin kını yoktur. Deniz Baykal köylüdür. Partiye, Türkiye’ye kinlendi. Yukarıdan atlamaya çalıştı. Tayyip Erdoğan ile anlaştı, cumhurbaşkanı olacaktı ama o da olmayınca gitti. Keşke 50 yıl daha yaşasaydı. Benim ömrümden alıp ona verselerdi. Bu son hali ile yaşasaydı ve baksaydı sadece.

Neyi görecekti?

Görürdü, biraz vicdanı varsa üzüntü duyardı bu ülkenin geldiği durumda. Şu yaşadığımız şeye baksanıza.

Seçilmiş başkanların içeride olduğu bir dönemdeyiz. Sizin de bu konuda deneyiminiz var. Bu sizin döneminizdeki linçten daha mı ağır yoksa aynı sistemin devamı mı?

Bu bir yöntem. Muhalefet yapanı içeri atıyorlar ya da öldürüyorlar. Allah’tan öldürmüyor, öldürebilirlerdi de. Yalçın Bayer ile yemek yerken telefon ettiler “Oradan kalk” diye. Akın Birdal’a gidenlerin benzeri beni vurmaya geliyorlardı. Ermenistan'a gittim diye bu toplum beni linç ettiler. "Ermeni ajanı", "Kürt" dediler. Türkiye'de iki tane Ermeni asıllı Kürt var; biri benim biri de Apo diyorlar. Ne Ermeni'ye ne Kürt’e sayıyorlar, sadece "sopalık adam" diye bakıyorlar. Şimdi onlarla barışıyorlar benle barışmayacaklar gibi gözüküyor. Balkan harbi bizi aşağılamış, Balkan Savaşları’nda o büyük kayıp bu toplumun genine aşağılık kompleksi işlemiş. Bölünme paranoyası. Ondan beri eline geleni dövüyor. Ne zaman sıkıntıya girse toplumun bölünmez bütünlüğü diye başlıyor. 30’dan beri öyle başlıyor laf. Hani aynı partiyiz seçime girmeyecek miyiz? Niye bütünleşiyoruz? Sana iktidar vermişiz sen yap işte.

"Zulmün artsın ki..."

2001'de yerinize kayyum atandığında "Kayyumu Türkiye orada öğrendi" demiştiniz. Şimdi 2026, yine kayyum var. Bu döngü neden bitmiyor ve nasıl biter?

Orada öğrendiler bu işi. Güneydoğu'da da böyle oldu. Müthiş yağmalar yaptılar. Tahribat yaptılar. Şimdi o kadar arsızlaştılar ki Van’da rakip olan bir adamı kayyum diye atadılar. Seçimi kaybetmiş bir adamı. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Yaşar Kemal’in güzel bir lafı var: “Zulmün artsın ki sonun çabuk gelsin.” diye. Şimdi o son günleri yaşıyoruz. Sersem sepelek Türkiye ne yaptığını, nereye gittiğini bilmiyor. Kıblegahımız bozuldu bizim.

Kürt meselesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kürtleri "yurttaş" kabul etmek lazım. Kürdün yurttaş kabulüne ihtiyacı var. Kürt şu anda yurttaş kabulünde değil. Yazar için, şarkıcı için "ama o Kürt" diyor. Bu laflarla biz Kürtlerle nasıl barışacağız? Suriye'nin Arap’ı kardeşimiz, Kürt değil ama. Arap ile niye kardeşiz? Anlamadım. Kürt ile niye kardeş olmayalım? Toplum bu soruları sormalı. Biz bu coğrafyada yaşayan insanlarla ne zaman bir arada yaşamayı öğreneceğiz? Kürt’ün Türk, Türk’ün Kürt olması gerekmiyor. Herkesin kendisi olabilir kendisi olduğu halde bir arada yaşanabilir. Bunu öğretmemiz gerekiyor.

Tarihi bir apartmanın içinde şahane evdeyiz. Sizi evinizdeyiz, içerisi adeta bir müze gibi.

Bara pavyona düşmedik ya. Onun için ben de parayı bunlara verdim.

“Hoş değildi kardeşlerime yaptırmam ama iyi ki yaptırmışım”

İşte bu parayı nereden buldunuz da bunlara verdiniz?

Ben bunu devlete de anlattım size de anlatayım. Benim hakkımda mal davası da açtılar. Ben bizzat başında durarak 14 bin konut yaptırdım. Altyapısını kardeşlerime yaptırdım. Kötüydü kardeşlerime yaptırmam ama biz de bir iş sahibi olmamız gerekiyordu. Birisi yapacakken biz yapalım diye. Örneğin Esenkent'in altyapısını 100 milyon dolara ihale ettim ama 70 milyon dolara bitirttim. Gittik ucuz boru aldık. Her şeyi ucuza alarak %30 daha ucuza yaptırdım. Oradan da para kazanıldı. 100 milyon da diğer Boğazköy’den ondan da para kazanıldı. Sonra termik santral yapıldı doğalgaz dönüşüm santrali yapıldı. 180 milyon dolarlık. Bunun %10’nunu bize proje müellifi olarak verildi. 18 milyon dolar yapar. 18 milyon dolar da iç borçlanma ile yaptık. %20’si bizimdi. Onun hepsi benim zannediyorlar. Buradan da böyle para kazandık. Bu paralar arsa al, onu sattım falan. Paranın kaynağı bu.

Altyapı konularında kardeşlerinizin şirketlerinden gelen kaynaklar mı?

Hoş değildi kardeşlerime yaptırmam ama iyi ki yaptırmışım. Ne yiyecektik? Aşımız ekmeğimiz kalmayacaktı. Benim yanımda Cemal Başkan vardı. O hiçbir şey yapmadı. Bodrum’da 18 metrekare evde öldü. Ben kimsenin sofrasına elimi atmadım, kimsenin namusunda da gözüm olmadı. Benim hakkımda herhangi biri benden kör kuruş aldı diyemez. Demedi de. Dertleri para. Herkesten fazla ama bize yetiyor. Keyfim yerinde. Ben de paramı resme, heykele verdim. Masa sandalye aldım. Vicdanen rahatım. Benim yurttaş olma hakkım yok mu? Ondan bundan olmak nedir? Yurttaş değil miyiz? Bu cumhuriyet herkesi eşit kılmadı mı? Bu cumhuriyet çoban Sülü’yü alıp cumhurbaşkanı yapmadı mı? Ona yapınca iyi de bana gelince mi kötü? Kıytırık bir köyün belediye başkanıydım.

“Her şeyi Devrimci Yol’a borçluyum"

20 yaşındaki haliniz karşınıza otursa ona neyi yasaklardınız?

Hiçbir şeyi. İyi ki orada yaşamışım. Ben Devrimci Yol’da büyüdüm. Bende ne kadar iyi şey varsa hepsini oraya borçluyum, ne kadar kötü şey varsa kanımdan geliyor. Ciddi söylüyorum. Benim eğitimimi, insan olmamı, sosyal davranışlarımı, hayalimi besleyen Devrimci Yol öğretisidir. Hala da oradan besleniyorum.

Siyasette size en pahalıya mal olan hangisiydi? Öfke, sadakat, kibir?

En fazla sadakattir. Baykal'a sadakat gösterdim, pişmanım.

Bir kararınız var mı? Keşke hiç vermemiş olsaydım dediğiniz?

Yok. Hayatımdan memnunum ben. Eksiğimiz gediğimiz var ama bu hayatı keşke böyle yaşamasaydım dediğim bir şey yok.

Bugünden geriye bakınca kendiniz daha çok ne olarak tanımlıyorsunuz? Kazanan, hayatta kalan ya da bedel ödeyen?

Üçü de var. Hepsi var.

Size yapılan en büyük haksızlık neydi? Size bunu niye yaptılar?

Niye yaptıklarını söyleyeyim sana, haritasını çıkarayım. Biz yeni belediye başkanı olduğumda, Esenyurt bir iki sene yağmalandı. Sonra durdurdum onu. Bu sefer kentten artırdıklarımızı Esenyurt'un yolunu, suyunu, kanalını yaptık. Ben 450 km. kanal yaptım. Buradan Ankara’ya kadar, bunun üstüne yol yaptım. Esenyurt’un bir tek doğalgazı kalmıştı. Bütün altyapısı bitmişti hala onu kullanıyorlar.

Çok farklı kimlikleriniz var. Doktor, bir tarafınız siyasetçi, baba ve bir kitap okuru. Aynaya baktığınızda kimi görüyorsunuz en çok?

Ne bileyim ben. Üzüntülüyüm, toplumu görünce üzülüyorum. Bu toplum bunu hak etmedi. Merkez siyasetin çöküşü ile bu iş bu hale geldi.

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.