Algoritmik esaretin eşiğinde: İnsanı "veri" ve "maliyet" parantezine almanın riski

Algoritmik esaretin eşiğinde: İnsanı "veri" ve "maliyet" parantezine almanın riski
CHP İzmir milletvekili ve CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Kültür, Turizm Politika Kurulu Başkanı Seda Kaya Ösen, Kısa Dalga'ya yazdı: Politikamız; teknolojiyi insanın hizmetine alan, ancak insanın "anlamını" ve "kültürel derinliğini" verimlilik hesabına kurban etmeyen bir geleceği inşa etmek olmalı. İnsanlık bir "sürüm" değil, ucu açık bir "anlam arayışı"dır. Ve bu arayışta insan, asla bir "maliyet" değil, yegâne kıymettir.

SEDA KAYA ÖSEN

Kültür, insanın doğaya eklediği her şeydir; bir yemeğin sofraya gelmesindeki emek, bir ninnideki şefkat, bir zanaatın nesilden nesle aktarılan sabrıdır. Dolayısıyla yaşam kültürümüz, insanı "verimlilik" üzerinden değil, "anlam" üzerinden tanımlar. Ancak bugün, bu kadim kültür anlayışının karşısına soğuk, mekanik ve piyasacı bir mantık dikilmekte.

Chat GPT'nin CEO'su Sam Altman, yapay zekânın üzerine yaptığı bir söyleşide, insan varoluşunu mühendislik terminolojisine hapseden şu çarpıcı kıyası dile getirdi:

"Bir insanı eğitmek için yaklaşık 20 yıl ve bu süre zarfında yediğiniz tüm yiyecekler gerekiyor; ancak o zaman akıllı olabiliyorsunuz. Yapay zekâ, bir insanı eğitmek için gereken enerji verimliliği bazında çoktan arayı kapattı bile."

Bu sözler, Silikon Vadisi’nin "Teknolojik Determinizm" ile harmanlanmış yeni bir antropoloji tanımıdır.

İnsanı ahlaki bir özneden biyolojik bir işlemciye (biological processor) indirgeyen bu yaklaşım, insanlığın binlerce yıllık değerler manzumesine ve bizim "insan odaklı" kültür politikamıza yönelik en sofistike tehdidi oluşturmaktadır.

İnsanın "ürünleşmesi" ve tekno-kapitalist redüksiyonizm

Altman’ın kurduğu denklem, insanı bir "yatırım/getiri" (ROI) matrisine hapsederken, modern felsefenin en büyük uyarılarını görmezden gelir. Bu bakış açısı, Herbert Marcuse’un "Tek Boyutlu İnsan" uyarısının dijital çağa uyarlanmış halidir.

Tek Boyutlu İnsan: Marcuse’a göre modern sanayi toplumu, insanı sadece "tüketim" ve "üretim" üzerinden tanımlayarak onun eleştirel, sanatsal ve ruhsal derinliğini yok eder.

İnsan, sistemin devamlılığını sağlayan tek boyutlu bir araca dönüşür.

Nitekim Altman’ın enerji kıyası, bu "tek boyutluluğu" bir adım öteye taşıyarak insanı sadece bir "veri işleme kapasitesi" olarak kodlar.

Bu indirgemeci yaklaşım, insanın varlığını politik ve ekonomik bir denetim nesnesi haline getiren iki temel mekanizmayı tetikler:

Michel Foucault’nun "biopolitika" kavramı burada hayatiyet kazanır. Biopolitika, modern iktidarın artık sadece bireylerin haklarıyla değil, bir nüfusun biyolojik süreçleriyle (doğum, ölüm, sağlık ve "verimlilik") ilgilenmesi demektir.

Eğer insan eğitimi sadece bir "enerji maliyeti" ise, devletler ve şirketler bu maliyeti optimize etmek için genetikten eğitime kadar her alana müdahale etme hakkını kendinde bulacaktır. Bu, insanın hür iradesinin teknokrasiye kurban edilmesidir.

Bu denetim, günümüzde Shoshana Zuboff’un "davranışsal değer fazlası" (behavioral surplus) kavramıyla dijital bir boyuta evrilir. Zuboff’a göre şirketler, davranışlarımızdaki "fazla" veriyi (duygularımız, duraksamalarımız) yapay zekâyı eğitmek için kullanılan bir hammaddeye dönüştürür. Böylece insan deneyimi kendi başına bir değer olmaktan çıkar; sadece algoritmaları besleyen bir "çıktı" (output) birimi haline gelir.

Verimlilik tiranlığı ve sosyal Darwinizm 2.0

Eğer değerin tek ölçütü zekâ ve işlem hızıysa, biyolojik evrimin yavaşlığı bir "hata" olarak görülmeye başlanır.

20. ve ⁠19. yüzyıldaki sosyal Darwinizm, "en güçlü olanın hayatta kalması" ilkesini topluma uyarlayarak eşitsizliği meşrulaştırmıştı. Bugünün versiyonu ise "en verimli olanın hak sahibi olması" ilkesini dayatır.

Yuval Noah Harari’nin uyardığı "Gereksizler Sınıfı" (Useless Class), sadece işini kaybedenleri değil, sistemin verimlilik kriterlerine uymayan "insan olma halini" de kapsar.

Bu anlamda "yerel ve insani doku", bu verimlilik tiranlığına karşı insanlığın en güçlü kalelerinden biridir.

"Ontolojik kaygı" ve anlamın buharlaşması

Martin Heidegger, teknolojinin dünyayı bir "stok deposu" (standing-reserve / Bestand) olarak görmemize neden olduğunu söylerdi.

Stok deposu olarak varlık

Bir nehri sadece "enerji kaynağı" olarak gördüğümüzde onun özünü yok ederiz. Altman’ın yaklaşımıyla insan da bir "canlı" değil, gerektiğinde kullanılmak üzere bekleyen bir "potansiyel veri seti" veya "iş gücü rezervi"dir. Kültürel mirasımızda insan, "eşref-i mahlukat" (yaratılmışların en şereflisi) iken, bu yeni düzende sadece bir "kaynak" kalemine indirgenmektedir.

Tekno-otoriterlik ve süper zekâ illüzyonu

Büyük teknoloji aktörlerinin nihai hedefi olan "Süper Zekâ" (AGI) vizyonu, ahlaki yetkinin Nick Bostrom gibi figürlerin hayalini kurduğu teknokratik bir elite devredilmesine kapı aralar. "Süper zekâ her şeyi bizden iyi yapacaksa, insan kararlarının ne önemi var?" sorusu, demokratik siyasetin ve halkın iradesinin tasfiyesidir.

İnsanı "insan" yapan "verimsizlik" ve kırılganlıktır

İnsan ve yapay zekâ arasındaki fark niceliksel değil, nitelikseldir.

Yapay zekâ için "zaman" sadece bir işlem periyodudur. İnsan için ise zaman, ölüme giden yoldur ve bu sonluluk (finitude) her eyleme ahlaki bir ağırlık katar.

Bir öğretmenin öğrencisine, bir sanatçının eserine ayırdığı 20 yıl, sadece bir "enerji transferi" değildir; bir ruh, şefkat ve kültür aktarımıdır. Bu süreç, "verimlilik" ile değil, "yaşam kültürü" ile açıklanabilir.

Savunulması gereken yeni mevzi

Tehlike, robotların insan gibi düşünmeye başlaması değildir; tehlike, insanların robotlar gibi düşünmeye başlamasıdır. Bizler birer "maliyet kalemi" veya "stok deposu" değiliz. İnsanlık kültürümüzün temelinde yatan insan onuru, hiçbir algoritmanın enerji hesabına sığmayacak kadar kutsaldır.

Bizim politikamız, teknolojiyi insanın hizmetine alan, ancak insanın "anlamını" ve "kültürel derinliğini" verimlilik hesabına kurban etmeyen bir geleceği inşa etmek olmalı.

İnsanlık bir "sürüm" değil, ucu açık bir "anlam arayışı"dır. Ve bu arayışta insan, asla bir "maliyet" değil, yegâne kıymettir.

Seda Kaya Ösen, CHP İzmir milletvekili ve CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Kültür, Turizm Politika Kurulu Başkanı.

Ortaöğrenimini İzmir Amerikan Lisesi'nde tamamladı. Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans, İzmir Ekonomi Üniversitesi Avrupa Çalışmaları bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. ABD Cornell Üniversitesi'nde Turizm Yöneticiliği Sertifika Programı'na katıldı. 2001-2003 yılları arasında bir reklam ajansında marka temsilcisi olarak çalıştı. Turizm ve tarım alanlarında faaliyet gösteren aile şirketinde görev aldı.

Ege İş İnsanları Derneği (EGİAD) Yönetim Kurulu Başkanlığı, Türkiye Genç İşadamları Derneği Konfederasyonu (TUGİK) Yönetim Kurulu Üyeliği, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Üyeliği, İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu Üyeliği, İzmir Başkanlar Kurulu Üyeliği ve Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Federasyonu (BASİFED) Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini yürüttü.

DEVA Partisi İzmir Kurucu İl Başkanlığı görevini üstlendi. 19 Mayıs 2025 itibariyle CHP'ye katılan Seda Kâya Ösen, Sanayi Komisyonu üyesi olarak yasama faaliyetlerine devam etmektedir. CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Kültür, Turizm Politika Kurulu Başkanıdır. İngilizce ve İtalyanca bilen Kaya Ösen, evli ve 1 çocuk annesidir.

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.