Bilimin yeni göçü: Türkiye için bir fırsat mı?

Bilimin yeni göçü: Türkiye için bir fırsat mı?
Bugün dünya yeniden bir bilimsel hareketlilik dönemine giriyor olabilir. Eğer Türkiye bu hareketliliği doğru okuyabilirse, küçük de olsa bir fırsat penceresi yakalayabilir. Ama bilim insanları gerçekten gelmek isteyecek mi?

SEDA KAYA ÖSEN

Dünyanın bilim haritası nadiren sabit kalır. Siyasi baskılar, savaşlar ve ideolojik çatışmalar zaman zaman bilim insanlarını yer değiştirmeye zorlar. Bu hareketler ise bazen beklenmedik bilimsel sıçramalara yol açar.

1930’larda Avrupa’da yaşananlar bunun klasik bir örneğidir. Nazi Almanyasının akademisyenleri üniversitelerden tasfiye etmesi, modern bilimin yönünü değiştiren bir göçe yol açtı. Bu göçten en büyük kazancı elde eden ülke ise Amerika Birleşik Devletleri oldu. Fizikçi Albert Einstein ve daha sonra nükleer fiziğin gelişiminde kritik rol oynayacak olan Enrico Fermi gibi isimler Avrupa’dan ayrılarak Amerika’nın bilimsel altyapısını güçlendirdi.

Ancak aynı dönemde Türkiye de bu göç dalgasından payını aldı. Cumhuriyetin ilk yıllarında yürütülen üniversite reformu kapsamında, Almanya’dan ve Orta Avrupa’dan yaklaşık 80 akademisyen Türkiye’ye davet edildi. Mimarlık alanında Ankara’nın birçok kamu binasına imza atan Clemens Holzmeister, iktisatçı Fritz Neumark ve liberal düşünür Wilhelm Röpke gibi isimler Türkiye’de akademik kurumların gelişimine önemli katkılar sağladı.

Bugün dünya yeni bir entelektüel göç dalgasının eşiğinde olabilir.

Son yıllarda Amerika’daki üniversiteler ile federal yönetim arasındaki gerilim giderek artıyor. Özellikle kampüs protestoları, üniversite yönetimleri ile Washington arasında yeni bir siyasi mücadele alanı yarattı. Bazı üniversitelere yönelik federal fonların dondurulması ve yabancı öğrenciler konusunda gündeme gelen sınırlamalar akademik çevrelerde ciddi tartışmalar yaratıyor.

Amerikan üniversitelerinin küresel başarısının önemli bir kısmı yabancı araştırmacılara dayanıyor. ABD’de doktora programlarında okuyan öğrencilerin önemli bir bölümü yabancı. Bu araştırmacılar yalnızca bilimsel üretime katkı sağlamıyor; aynı zamanda Amerika’nın teknoloji ve inovasyon ekosisteminin de önemli bir parçasını oluşturuyor.

Eğer bu araştırmacıların küçük bir bölümü bile alternatif akademik merkezlere yönelirse, küresel bilim coğrafyasında yeni odak noktaları ortaya çıkabilir.

Bu noktada bazı ülkeler fırsat kolluyor. Kanada, Singapur ve Avrupa’daki bazı araştırma merkezleri son yıllarda agresif akademik göç politikaları uyguluyor. Ama teorik olarak Türkiye de bu yarışın dışında kalmak zorunda değil.

Bir projenin başarısı, akademik özgürlük koşuluna bağlıdır

Sorun ise açık: Türkiye uzun süredir kendi yetişmiş akademisyenlerini bile ülkede tutmakta zorlanıyor. Akademik özgürlük tartışmaları, sınırlı araştırma bütçeleri ve kurumsal sorunlar Türkiye’yi küresel bilim piyasasında cazip bir destinasyon olmaktan uzaklaştırıyor.

Yine de farklı bir model düşünmek mümkün olabilir.

Bunun bir yolu, klasik üniversite yapılarından ayrı çalışan “bilimsel serbest bölgeler” kurmak olabilir. Ekonomideki serbest ticaret bölgelerine benzeyen bu modelde, belirli araştırma merkezleri özel bir yönetişim yapısı altında faaliyet gösterebilir.

Bu tür yapıların en bilinen örneklerinden biri CERN’dir. İsviçre ile Fransa sınırında bulunan bu araştırma merkezi uluslararası bir anlaşma ile yönetilir ve üye devletlerin bürokrasisinden büyük ölçüde bağımsızdır. Böylece dünyanın dört bir yanından gelen bilim insanları aynı ekosistem içinde çalışabilir.

Benzer bir yaklaşım Türkiye için de teorik olarak mümkün olabilir. Özel statülü araştırma bölgeleri, uluslararası fonlara açık laboratuvarlar ve hızlı vize süreçleri bu tür bir modelin temel unsurları olabilir.

Ancak böyle bir projenin başarısı tek bir koşula bağlıdır: Akademik özgürlük.

Bilim insanları genellikle en yüksek maaşın peşinden gitmez. Bunun yerine araştırma yapabilecekleri özgür ortamları tercih ederler. Dolayısıyla uluslararası araştırmacıları çekmek isteyen ülkelerin önce güvenilir ve öngörülebilir akademik kurumlar inşa etmesi gerekir.

1930’larda Türkiye, Avrupa’dan kaçan bilim insanlarına geçici bir sığınak sağlamıştı. Bu deneyim ülkenin üniversite sisteminde önemli bir dönüşüm yaratmıştı.

Bugün dünya yeniden bir bilimsel hareketlilik dönemine giriyor olabilir. Eğer Türkiye bu hareketliliği doğru okuyabilirse, küçük de olsa bir fırsat penceresi yakalayabilir.

Ama bunun için önce şu soruya cevap vermesi gerekiyor: Bilim insanları gerçekten gelmek isteyecek mi?

Seda Kâya Ösen, CHP milletcvekili. Ortaöğrenimini İzmir Amerikan Lisesinde tamamladı. Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans, İzmir Ekonomi Üniversitesi Avrupa Çalışmaları bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. ABD Cornell Üniversitesinde Turizm Yöneticiliği Sertifika Programı’na katıldı. Turizm ve tarım alanlarında faaliyet gösteren aile şirketinde görev aldı.

Ege İş İnsanları Derneği (EGİAD) Yönetim Kurulu Başkanlığı, Türkiye Genç İşadamları Derneği Konfederasyonu (TUGİK) Yönetim Kurulu Üyeliği, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Üyeliği, İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu Üyeliği, İzmir Başkanlar Kurulu Üyeliği ve Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Federasyonu (BASİFED) Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini yürüttü. Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili olan Seda Kâya Ösen, Sanayi Komisyonu üyesi olarak yasama faaliyetlerine devam ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Kültür, Turizm Politika Kurulu Başkanıdır. İngilizce ve İtalyanca bilen Kâya Ösen, evli ve 1 çocuk annesidir.

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.