Kentleri mekânın ruhu, tasarımın dili ve siyasetin ufkuyla düşünmek

ARAS ALADAĞ | Kentin Politik Tasarımı, sadece mimarlar, şehir plancıları veya yerel yöneticiler için değil; her gün adımladığı sokakların, oturduğu mahallenin ve baktığı manzaranın ardındaki iktidar izlerini merak eden her kentli için vazgeçilmez bir rehber niteliğinde.

·

ARAS ALADAĞ

Yakın tarihimizde “kent hakkı” kavramının toplumsallaşmasına vesile olan en kitlesel ve görünür kırılma noktası kuşkusuz 2013 yılındaki Gezi Parkı eylemleriydi. Merkezi bir kararla ve yukarıdan aşağıya bir planlama dayatmasıyla, kentin az sayıdaki yeşil alanlarından birine (Topçu Kışlası ve AVM projesi amacıyla) müdahale edilmesi, toplumda bir patlamaya yol açmıştı. Gezi süreci, kent hakkının tam da Lefebvre'in tanımladığı anlamıyla; kentlilerin kendi yaşam alanları hakkında karar alma süreçlerine katılma ve mekânı temellük etme (şekillendirme) hakkını doğrudan kullandığı bir pratik olarak tarihe geçti. Kuşkusuz bu kitlesel ayaklanma dönemi, o günlerdeki popüler söylemle birkaç ağaç meselesi değildi. Arkasındaki toplumsal, politik birikim çeşitli boyutlarıyla çok kez yazıldı, konuşuldu. Burada onu tekrar etmeyeceğiz.

Kentsel müdahalelerin bütüncül olmayan, proje bazlı ve piyasa güdümlü bir çerçevede yapıldığı, ekolojik eşiklerin hızla aşıldığı ve inşaatın rant ekonomisine lokomotif rolü üstlendiği günümüzde, kentler birçok başlık altında siyasetin konusu artık. 2000’lerden itibaren artan bir ilgiyle kentler, dönüşüm kararları, mega projeler, çitleme pratikleri, özelleştirme hamleleri, soylulaştırma süreçleri ve barınma kriziyle baş başa yürüyen bir dizi gündemden bağımsız konuşulamıyor artık. Üstelik bu gündem etrafındaki ilgi artık sadece akademik alanla sınırlı değil. Akademideki “kent hakkı” tartışmasının, sokaktaki insanın, mahalle dayanışma ağının veya derneğin lugatında da bir karşılığı var günümüzde. Moda’ya cami projesi, Haydarpaşa Garı’na ticari kuşatma, Tozkoparan’daki kentsel dönüşüm, Kanal İstanbul’daki konut projeleri, Söğütlüçeşme’ye Terminal AVM gibi güncel birçok tartışma da bu kentsel gündemin bir parçası olarak belirdi yakın zamanda. Ama kentsel muhalefet bu saldırı dalgasına karşı yeterince güçlü değil, kamuoyu ilgisi de sürekli değişen gündemlerin etrafında dolaşırken, bu projeler adım adım ilerledi/ilerliyor.

Gezi’nin yıldönümünü andığımız şu günlerde, kentler üzerine daha fazla düşünmemize, kentleri mekânın ruhu, tasarımın dili ve siyasetin ufkuyla düşünmemize vesile olan yeni bir kitaptan bahsetmek istiyorum: Kentin Politik Tasarımı: Mekân, Gündelik Hayat ve Yerel Yönetimler.

Kentin Politik Tasarımı

Engin Bozkurt’un kaleme aldığı çeşitli metinlerin bir araya gelmesiyle oluşmuş bu çalışma, kentsel mekânı sadece fiziksel bir yapı olarak değil, ideolojilerin, sınıfsal çatışmaların ve gündelik hayatın şekillendiği politik bir sahne olarak inceliyor. Kitap, birinci bölümünde flanörlük kültürü, faşizmin mimari tahakkümü ve pencerelerin sınıfsal tarihi gibi hayli ilgi çekici konular üzerinden mekânın sosyolojisine odaklanırken; ikinci bölümünde yerel yönetim deneyimlerine ve toplumcu belediyecilik modellerine eğiliyor. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi kentlerin hafızasını adımlayan yazar, kamusal alanın dönüşümünü tarihsel bir perspektifle ele alarak tasarımın toplumsal denetim üzerindeki etkilerini sorguluyor. Amsterdam evlerinden Sovyet çatı katlarına kadar geniş bir yelpazede, iktidarın mekânı nasıl kurguladığını ve bireyin bu düzen içindeki yerini özgün bir dille tartışıyor. Kenti teknik bir planlama nesnesi olmaktan çıkarıp siyasal bir mücadele ve bellek alanı olarak yeniden tanımlayan bütünlüklü bir anlatı sunan yazıları okuduktan sonra çevrenizdeki yapılara, fiziksel özelliklerinin ötesindeki katmanlarıyla bakarak yeni yorumlar, çıkarımlar yapmanıza olanak sağladığını düşünüyorum.

Kitabın ilk bölümünde, tasarım kararlarının gündelik hayatı nasıl yönlendirdiğine dair birçok çarpıcı örnek var. Bir sokağın neden ağaçlı olmasını tercih ettiğimizden, pencerelerimize çektiğimiz perdelerin sınıfsal anlamına; "minimal mimari" kavramının Amsterdam’daki vergi hesaplarından nasıl doğduğundan, Tiny House hareketinin bir özgürleşme mi yoksa yeni bir tüketim kalıbı mı olduğuna kadar pek çok ilginç temayı okuyunca, gezdiğiniz sokaklara farklı gözlerle bakmaya başlıyorsunuz. Şehirlerin ruhunun AVM koridorlarında değil, kaldırımlara sinmiş ayak izlerinde saklı olduğunu hatırlatan metinler, okuru kente daha "alıcı gözle" bakmaya zorluyor.

Kentsel Siyaset ve Yerel Yönetimler

İkinci bölüm ise yerel siyasetin kriz anlarında nasıl bir direnç odağına dönüşebileceğini tartışıyor. Bu bölümde ele alınan örnekler, dünyanın farklı köşelerindeki sosyalist-komünist belediyecilik deneyimleri (Grigny’den Graz’a, Jackson’dan New York’a) üzerinden, yerel yönetimlerin sadece temel belediyecilik hizmetleri sunan kurumlar değil, başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösteren laboratuvarlar olabileceğini kanıtlıyor. Ayrıca tekno-feodalizm çağında dijital sosyalizmin imkânlarını ve Türkiye’deki "halkçı-sosyalist" belediyecilik deneyimlerinden çıkarılan dersleri masaya yatırıyor. Bu tartışmaların oturduğu siyasal çerçeve, üzerinde düşünülmesi gereken bir sorun tarif ediyor bize: Faşizmin, otoriterliğin, diktatörlüğün -veya her nasıl adlandırıyorsanız- hakim olduğu bir politik iklimde kentler, bu rejimlerden geri çekilmenin güvenceli olmayan sığınakları mı, yoksa bir karşı anlatının kurulabileceği direnç odakları mı?

Bu gibi sorulara bütünlüklü ve güçlü bir teorik çerçeveyle yaklaşıp “karar, kaynak ve güvenlik mimarisini merkezileştiren bir kriz devleti formunda” merkez / yerel ilişkilerinin hangi araçlarla kurulduğunu ve bu çatışmanın tarihsel ekonomi-politiğinin hangi sonuçlar doğurduğunu yalın bir anlatımla okuyoruz kitaptan.

“Sol Neden Yerel Yönetimlere Yöneliyor?” diye esaslı bir başlık da var. Bu makale vesilesiyle de sistematik ve bütüncül bir çerçeve içerisinde, “toplumcu”, “sosyal”, “demokratik”, “sosyalist”, “komünist”, “halkçı” gibi farklı yerel yönetim yaklaşımlarında yerel yönetimlere nasıl bir anlam yüklendiğine dair ayrımlar açıklığa kavuşturularak, her bir yaklaşımın hakim olduğu deneyimlerden çıkarılan dersler de özetleniyor. Bu dersler, yerel yönetimlerin hangi tarihsel ve siyasal koşullarda dönüştürücü bir hat kurabileceğini de tartışıyor.

Günümüzde çok popüler olan ve hangi parti olduğundan bağımsız olarak hemen hepsinin katılımcılık, şeffaflık, yönetişim gibi popüler kavram setleri etrafında tarif ettiği belediyeciliğin göstermelik bir dizi klişe etrafında döndüğünü artık herkes kabul ediyor olmalı. Popüler kavramlar klişesine hapsedilen, başkan imajının her şeyin önünde olduğu bu hayli yaygın belediyecilik performansında; sosyal medyada gündemleştirilen birkaç pilot uygulama dışında esaslı bir alternatif üretememe durumu yaşandığını uzun süredir deneyimliyoruz. Kentlerin birikmiş gündemlerine bütüncül bir politika oluşturma konusunda hayli kısır ama “sosyal yardım” fırsatlarını pazarlama konusunda da bir o kadar mahir bir belediyecilik düzleminde, 1970’lerin “toplumcu belediyecilik” deneyimlerinden yakın tarihe kadar uzanan “halkçı belediyecilik” deneyimlerine, başlı başına birçok ders olduğu da kuşkusuz.

Bitirirken söylemek gerekir ki, Kentin Politik Tasarımı, sadece mimarlar, şehir plancıları veya yerel yöneticiler için değil; her gün adımladığı sokakların, oturduğu mahallenin ve baktığı manzaranın ardındaki iktidar izlerini merak eden her kentli için vazgeçilmez bir rehber niteliğinde. Kitap, akademik literatürün derinliği ile popüler kültürün merakını harmanlayarak, mekânın ruhunu, tasarımın dilini ve siyasetin ufkunu bir arada düşünen bütünlüklü bir anlatı oluşturuyor.

Künye: Engin Bozkurt, Kentin Politik Tasarımı: Mekân, Gündelik Hayat ve Yerel Yönetimler, NotaBene Yayınları, 2026.

Aras Aladağ, İstanbul Üniversitesi'nin İktisat Bölümü'nden lisans, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden yüksek lisans derecesini aldı. Yayıncılık alanında editörlük yapmaktadır ve "Hegemonya Yeniden Kurulurken Sol Liberalizm ve Taraf" adında Patika Kitap'tan yayımlanmış bir çalışması ve çeşitli platformlarda yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır. İlgi alanları arasında Türkiye tarihi, Türkiye solu, toplumsal hareketler ve kent çalışmaları yer almaktadır.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.