Rebetiko: Direnişin, göçün, dışlanmanın ve belleğin müziği

MURAT DEMİR l Bugün Rebetiko, sadece meyhanelerde çalınan nostaljik bir müzik değil; asimilasyona, ırkçılığa ve unutuluşa karşı kazanılmış kültürel bir zaferdir. Rebetiko iki kıyının ortak ağıtıdır.

·

MURAT DEMİR

1922 yılı, Anadolu ve Yunanistan halkları için sadece bir savaşın bitişi değil, aynı zamanda köklerinden koparılan yüz binlerce insanın arafta kalışının başlangıcıydı. Yunan tarihçilerinin "Küçük Asya Felaketi" olarak adlandırdıkları yenilgiyle birlikte gerçekleşen zorunlu göçle (Mübadele) sadece coğrafi bir yer değiştirmeyi değil, derin bir kültürel travmayı da doğurdu. İşte bu yüzden Rebetiko; arafta kalan insanların sürgün hikayesidir. Anadolu’dan Yunanistan’a giden Rumlar ve Karamaniler ulaştıkları Yunanistan’da vardıklarında bekledikleri kucaklaşma yerine, ağır bir dışlanma ve "Türk tohumu" (Türkosporoi) nitelemesiyle karşılaştılar. İşin özeti baskılar sonucu insanların sosyolojik ve psikolojik bir dışa vurumu olan bu müzik özünde bir sürgün öyküsüdür.

Baskılar sonucu marjinalleşen Karamaniler ve kültürel isyan

Yunanistan’a egemen olan yerli sınıflar tarafından hor görülen, şehirlerin varoşlarında barakalarda yaşamaya mahkûm edilen ve ekonomik olarak en alt basamağa itilen göçmenler, bu toplumsal tecrit içerisinde kendi alt kültürlerini yarattılar. Bu çaresizliğin, açlığın, fakirliğin ve özlemin notalara dökülmüş hali Rebetiko oldu. Rebetiko; Zeybekiko, Kasapiko ve Çiftetelli gibi Anadolu kökenli ritimlerle yoğrulmuş, acının, hasretin ve başkaldırının müziğiydi. Bu müziğin en hüzünlü dalı ise Amane idi. Genizden gelen bir sesle, "oryantal minör" gamında icra edilen bu eserler, içindeki "aman" ünlemleri nedeniyle bu ismi almıştı. Amane, sadece bir şarkı değil; fakir ile zenginin, gurbet ile sılanın arasındaki uçurumu sorgulayan felsefi bir ağıttı.

Rebetiko, bugün sadece bir müzik türü değil; kimliğin genetik kodlarla veya siyasi sınırlarla değil, çekilen acılar ve paylaşılan ezgilerle belirlendiğinin yaşayan bir anıtıdır. "Açın mezarları, saçın kemikleri; bakalım fakirin zenginden farkı ne?" diyen bir amane, sadece sınıfsal bir farkı değil, aynı zamanda milliyetçi kibirlerin ölüm karşısındaki anlamsızlığını da haykırmıştır. Markos Vamvakaris, Roza Eskenazi ve Anestis Delias’un şarkıları ile yapılan baskıyı ifade etmişlerdir.

Aslında Rebetiko müziği; 1900'lerin başında İzmir'de doğdu. Otoriteye boyun eğmeyen, "rebet" olarak adlandırılan insanların müziğiydi. Mübadele ile Yunanistan’da olgunlaştı. Mübadeleden sonra Rebetiko ve Türkçe şarkılar, özellikle Selanik ve çevresinde popüler oldu. Ancak bu kültürel hibritlik, "saf Helen" kimliği inşa etmeye çalışan yönetimleri rahatsız etti. Alman faşizminin bir iz düşümü olan ırkçılıkla gerçek Yunanlılar sarışındır. Denilmiş; bundan dolayı Anadolu’dan gelen esmer Yunanlılar ve Karamanileri horlanmışlardır.

1937’de Metaksas diktatörlüğü ile başlayan yasaklar, 1968 askeri cuntası ve sonraki sağcı hükümetlerle devam etti. Müziğin yasaklanması, aslında Anadolu hafızasının silinmesi girişimiydi. Baskıların ters tepmesiyle Rebetiko her yasaklandığında daha da politik bir kimlik kazandı. Cuntaya ve onun arkasındaki Batılı güçlere duyulan nefretin bir sembolü haline geldi. 1974’te cuntanın devrilmesiyle kısa bir özgürlük dönemi yaşasa da, Yunan sağı ve solu Rebetiko’ya karşı mesafeli duruşunu devam ettirdiler. Sağcılar onu "yozlaşmış bir Doğu etkisi", solcular ise "Türk-Yunan uzlaşmasına zemin hazırlayan bir Amerikan entrikası" olarak tanımladı. Yunan solu ve sağının Rebetiko’yu bir "entrika" veya "kirlilik" olarak görmesi, aslında bu esmer ve "doğulu" gerçeği kabul etmeye hazır olmamalarındandı. Nevşehirli Aleko’nun "Bize saz çalmayı ve zeybek söylemeyi yasakladılar" söylemi genel halin özetidir.

Bugün Rebetiko, sadece meyhanelerde çalınan nostaljik bir müzik değil; asimilasyona, ırkçılığa ve unutuluşa karşı kazanılmış kültürel bir zaferdir. Tarih bize göstermiştir ki; siyasi sınırlar çizilebilir, ancak kalplerdeki makamlar ve ortak acılar yasaklarla susturulamaz. Rebetiko iki kıyının ortak ağıtıdır. Bugün genel kabullere göre bu müzik Ege Bluse tarzı bir müzik olup UNESCO tarafından somut olmayan kültürel miras listesine alınmıştır.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.