6 yaşından 14 yaşına kadar cinsel istismara uğrayan bir çocuğun yaşadığı çaresizlik: İnanmayan aile, evlilik, şiddet
GÜLSEVEN ÖZKAN
Türkiye’de çocuklara yönelik cinsel istismar vakaları çoğu zaman adli kayıtlara yansıdığında fark ediliyor. Ancak uzmanlara göre asıl sorun bu vakaların önemli bir bölümünün aile içinde gizli kalması ve mağdurun en yakın çevresi tarafından korunmaması. 6 yaşından 14 yaşına kadar aynı kişi tarafından istismara uğrayan bir çocuğun hikâyesi bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu.
Sağlık Bilimleri Üniversitesi bünyesinde yapılan bir araştırmaya yansıyan bu vaka istismarın yalnızca faille sınırlı olmadığını gösteriyor. İhmali, inkârı ve sessizliği de içine alan daha geniş bir yapıya işaret ediyor. 9 yıl boyunca dayısı tarafından cinsel istismara uğrayan bir çocuk yaşadıklarını anlatmaya çalıştığında destek bulamadı. Ailesi iddiaları reddetti, anlattığı için şiddet gördü, annesi evlendirmek istedi, çocuk sadece ağlayarak sesi duyurmaya çalışırken intihar girişiminde bulundu. Yıllarca süren istismar ancak sosyal medya üzerinden kurduğu bir temasın ardından ortaya çıktı. Uzmanlara göre yaşanan bu durumun temelinde çocuk koruma sistemindeki yapısal eksiklikler ve uygulamadaki yetersizlikler yer alıyor.
Bir çocuğun çaresizlik içinde yaşadıkları….
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmetler Bölümü’nden Öğretim Görevlisi Özgür Sağlam tarafından geçtiğimiz yıl “Ergenlik döneminde aile içi cinsel istismar: Vaka temelli bir inceleme” adıyla bir makale yazıldı.
Çalışma kapsamında çocukluk çağında aile içi cinsel istismarının ergenlik dönemindeki psikososyal etkileri ele alındı. Bu amaçla veriler klinik görüşmelere dayandı.
Araştırmada yer alan bilgilere göre, 6 yaşındaki bir çocuk 14 yaşına kadar dayısı tarafından cinsel istismara uğradı ve 6’ncı sınıfta okulu bırakmak zorunda kaldı. Dört kız, iki erkek kardeşiyle birlikte anne ve babasının yanında kalan çocuk 9 yıl boyunca istismarın gölgesinde yaşadıklarından kurtulmak için mücadele verdi.
İlk cinsel istismar vakası yaşadığı evde olurken, köydeki ahır dahil birçok farklı yerde dayısı tarafından istismara maruz kaldı. Çalışma kapsamında güvenlik nedeniyle çocuğun yaşadığı şehir bilgisi paylaşılmadı.
Çocuğun yaşadığı travma katlanarak arttı
Çalışmada tespitlere göre, mağdurun yaşı küçük olduğu için yaşadıkları zamanla ağır bir travmaya dönüştü… Kız çocuğu uğradığı istismar nedeniyle kaygı, korku ve stresi birlikte yaşadı. Uğradığı istismara daha fazla dayanamayan kız çocuğu kendine zarar vermeyi düşündü ve intihar etmeye çalıştı. Ailenin ihmali ve sosyal ve psikolojik desteğin olmaması çocuğun maruz kaldığı durumu daha zor bir hale getirdi. Uzmanlara göre mağdurun psikolojinin dayanma sınırı aşıldı.
Ailesi inanmadı, üstüne şiddet gördü
Vakanın en çarpıcı yönlerinden biri ise çocuğun yardım arayışının kendi ailesi tarafından karşılıksız bırakılması oldu. Çocuğun anlatımına göre mağdur, yaşadığı durumu başka bir aile üyesine anlattı, fakat bu aile üyesi kendisine inanmadı ve yalan söylediği gerekçesiyle şiddet gördü. Annesinin bu durumu öğrendiğini ve kendisine inanmadığını anlatan çocuk, yaşadıklarına dayanamayarak tekrar intihar etmeye kalkıştı. Okulda da hayatına son vermek istedi. Bu durum istismarın yıllarca devam etmesine zemin hazırladı.
Öfkeli babadan korktu, anne çocuğunu zorla evlendirmeye çalıştı
Kız çocuğunun ifadelerine göre, baba yaşanan istismardan haberdar değildi ve kız çocuğu babasının öfkeli ve otoriter yapısından çekindiği için durumu ona anlatamadı. Bu nedenle babasının olaylara müdahale edemediğini söyledi. Yaşadığı suçluluk, utanç ve korku nedeniyle kız çocuğu başına gelenleri çevresindekilere de anlatamadı; sadece ağlayarak tepki veriyordu.
Araştırmada dikkat çeken bir diğer bulgu ise annenin yaşananları örtbas etmek amacıyla çocuğu erken yaşta evlendirmeye çalışması oldu. İstismarın aile içinde tanınan bir kişi tarafından gerçekleştirilmesi de bu süreçte etkili oldu. Çocuğun ailesi ve özellikle yaşananları bilen annesi mağduru erken yaşta evlendirmeye çalıştı. Ancak mağdur kız çocuğu erkeklerden korkması ve kaçınması nedeniyle evlenmemek için çok çaba harcadı.
Annesi çocuğa inanmadığı için polise gidilmedi
Çocuk, bu süreçlerde sayısını hatırlamadığı kadar cinsel istismara maruz kaldığını anlattı. Araştırmada, annenin durumu bilmesine rağmen kızına inanmadığı, kızının iftirada bulunduğunu düşündüğü ve bu nedenle herhangi bir bildirimde bulunmadığı belirtildi.
Yaşadıklarından kurtulmanın çaresini sosyal medyada tanımadığı kişide buldu
Kız çocuğu yıllar boyunca süren cinsel istismardan kurtulmak için son çareyi sosyal medyada buldu. Yaşadıklarından kurtulmaya çalışan ve 15 yaşına gelen çocuk, sosyal medya üzerinden güven duyduğu bir yetişkinle iletişime geçti. Bu kişinin durumu polise bildirmesinin ardından mağdur kız çocuğu koruma altına alındı.
Çocuk İzlem Merkezi’ne (ÇİM) de yönlendirilen çocuk uzun süre sessiz kaldı ve yaşadıklarını anlatmakta zorlandı. Yıllar boyunca süren istismarın rüyalarına da girdiğini belirten kız çocuğuna uzmanlar tarafından hazırlanan psikolojik destek verildi. Yaşadığı fiziksel şiddet nedeniyle de gerekli tıbbi müdahaleler yapıldı. Olayla ilgili olarak fail ve bazı aile üyeleri hakkında hukuki süreç başlatıldı.
“Okuldaki öğretmen çocukla güven ilişkisi kuramadı”
Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Cemile Karaboğa çocuk istismarı vakalarında aile ve kurumlar düzeyinde ciddi eksiklikler bulunduğuna dikkat çekti.
Karaboğa, incelenen olayda çocuğun hem aile içinde hem de okul ortamında kendisini güvende hissedebileceği bir yetişkine ulaşamadığını belirterek, bunun büyük bir risk oluşturduğunu vurguladı. Aile içi istismar vakalarında çocukların çoğu zaman öğretmenlerine veya okul personeline başvurmakta zorlandığını ifade eden Karaboğa, bu durumun güven ilişkisindeki eksiklikten kaynaklandığını söyledi.
Okullarda sosyal hizmet mekanizmalarının yetersizliğine de değinen Karaboğa, “Sahada karşılaştığımız vakalarda okul sosyal hizmetinin eksikliği nedeniyle çocuklar gerekli desteği alamıyor. Oysa pilot uygulamalarda gördüğümüz üzere bu hizmetlerin bulunduğu okullarda hem çocuklar hem de aileler adli süreçlere erişim konusunda daha bilinçli ve güvende hissediyorlar” dedi.
Çocuğun adli mekanizmalara erişimde yaşadığı zorlukların temelinde etkili bir çocuk koruma sisteminin eksikliği olduğunu belirten Karaboğa, “Çocuk hem evde hem okulda kendini güvende hissetmiyor. İlk güven ilişkisi kırıldıktan sonra yardım istemek daha da zorlaşıyor” ifadelerini kullandı.
“Çocuk koruma sistemi güçlendirilmeli”
Karaboğa, çocuğun yaşadıklarını annesiyle paylaşmasına rağmen destek görememesinin travmayı derinleştirdiğini vurgulayarak, “Eğer çocuk erken aşamada adli sisteme erişebilseydi ya da etkili bir destek alabilseydi korunma altına alınarak yaşadığı zararların önüne geçilebilirdi” dedi.
Ebeveyn sorumluluğuna da değinen Karaboğa, yasal yaptırımların tek başına caydırıcı olmadığını belirterek, “Ebeveynin çocuğunu koruması önemli” diye konuştu. Çocukların yalnızca aile içinde değil gerektiğinde aileye karşı da korunması gerektiğini ifade eden Karaboğa, çocuk haklarının korunması için okul temelli destek mekanizmalarının ve çocuk koruma sisteminin güçlendirilmesinin hayati önem taşıdığını sözlerine ekledi.
Çalışmada vakaların önlenmesi için öneriler sıralandı:
Erken tespit ve müdahale: Okul, sağlık ve sosyal hizmet kurumlarında rutin tarama programları yapılmalı.
Psikososyal destek: Travma sonrası stres belirtilerine yönelik psikolojik destek programları uygulanmalı.
Aile eğitimi ve farkındalık: Aile içi şiddet önlenmeli ve çocuk koruma bilinci artırılmalı.
Multidisipliner yaklaşım: Psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve hukuk profesyonelleri koordineli çalışmalı.
Toplumsal farkındalık: Kamu bilgilendirme kampanyaları ile çocuk istismarı farkındalığı artırılmalı.
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.