AfD, “önlenemeyen yükselişini” merkez partilere borçlu

YUNUS ÜLGER | Aşırı sağcı parti Almanya için Alternatif (AfD), Saksonya Anhalt eyalet meclisi seçiminde yüzde 43,8 oyla açık farkla birinci oldu. 2021 seçimine göre oyunu ikiye katladı, genel seçim anketlerinde de yüzde 28 oyla birinci parti konumunda. Alman merkez partileri ile dünya genelindeki krizler, savaşlar bu partiyi büyüten sebepler, AfD’nin bir şey yapmasına gerek kalmıyor.

·

YUNUS ÜLGER

Aslında AfD’nin Saksonya Anhalt eyalet meclisi seçiminde açık farkla birinci parti olacağı, aylar öncesinden belliydi. Tüm anketler partinin yüzde 40’ın üzerinde oy alacağını, salt çoğunluğa bile ulaşabileceğini gösteriyordu. O yüzden seçim sonucu hiç şaştırtıcı değil, bu gerçeği görmeyen, kabullenmeyen, AfD’ye karşı politika geliştirmek yerine, onun konularına sahip çıkan merkez partilerin tepkileri şaşırtıcı. AfD, “başarısını” başta merkez partilerin beceriksizliğine ve bu partinin konularını sahiplenmesine borçlu olduğunu söylemek hiç yanlış olmaz. Özellikle AfD’nin ülkenin temel sorunlarının sebebi olarak göçmenleri odağına almasına karşı politika üretmek yerine, bu partinin “çözüm önerilerini” üstlendiler. Örnek, göçmen sayısını azaltmak, ülkenin kalifiye eleman açığını kapatmak ve nüfus azalmasını dengelemek için göçe ihtiyacı olmasına karşın.

"Önlenemeyen yükseliş"

AfD, 2013 yılında kurulmuş oldukça genç bir parti, ne var ki, başta ülkenin 163 yıl ile en eski partisi Sosyal Demokrat Parti (SPD) başta olmak üzere şu anda anketlerde yüzde 28 oy oranıyla birinci parti konumunda bulunuyor, SPD’nin oyu ise yüzde 12 dolayında, 1948 yılında kurulmuş olan CDU’nun oyu ise yüzde 21 dolayında görünüyor. Bu oranlar merkez partilerine güvenin derecesini çok açıkça gösteriyor. AfD’nin bu “önlemeyen yükselişi” her seçimde oyları katlanarak sürüyor.

AfD’nin yükselişinin iç ve dış birçok sebebi de var elbette. İç sebeplerden başlarsak, 2015 yılında dönemin CDU’lu başbakanı Angela Merkel’in büyük çoğunluğa Suriyeli sığınmacılara sınırları açması, birinci sebep olarak gösterilebilir. Bir ülkeye bugünden yarına yüzbinlerece sığınmacının gelmesi, elbette belli sorunlara yol açar, Türkiye örneğinde olduğu gibi. AfD’nin o zamanki yönetimi, sınır kapılarının sığınmacılara açılmasını parti için “büyük bir nimet” olarak niteledi. Akademisyenlerin ve iktisatçıların küçük bir partisi gözüyle bakılan AfD, kurucularını hızla partiden uzaklaştırıp epeyce sağa kaydı.

Merkel, ülkenin ihtiyacı olan köklü reformları yapmadı

Nüfus yapısında değişiminin gereği olan reformlar üzerinde hep konuşulur, ancak bu alanda şimdiye kadar bir adım atılmadı. Bunların başında emeklilik sistemi ile sağlık sistemi geliyor. İnsanların daha uzun yaşaması ve ülke nüfusunun azalması, bu iki sistemde ivedi reformlar gerektiyor. 2021 yılının sonuna kadar 16 yıllık başbakanlık yapmış olan Merkel, bu konuda ve dijitaleşme gibi ihtiç duyalan alanlarda yatırımlar yapmadı. Merkel için “Ülkeyi sadece idare etti, hükümet etmedi (Sie hat nur verwaltet, nicht regiert) denir.

Merkel’den sonra kurulan ve SPD, Yeşiller ve Hür Demokrat Parti’den (FDP) oluşan üçlü koalisyon ise hep iç çekişmelerle uğraştı, köklü reformlar konusunda uzlaşma sağlayamadı. Nitekim, yasama dönemini tamamlamadan, 2024 yılının aralık ayında dağıldı. 2025’in şubat ayında yapılan Federal Meclis seçimi sonrasında SPD ile CDU/CSU’dan oluşan koalisyon hükümeti kuruldu. Friedrich Merz de yıllardır özlemini çektiği başbakanlık koltuğuna oturdu.

AfD’nin ekmeğine en çok yağ süren Merz olduğunu

Parti başkanı ve dolayısıyla başbakan olmak için Merkel’e karşı mücadele veren ve kaybedip, yıllarca büyük şirketler için locilik yapan Merz, AfD’nin yükselişine büyük “katkı” sağladı. Muhalefette, AfD’nin yükselişinden üçlü koalisyonun SPD’li Başbakanı Olaf Scholz’u ve koalisyonu sorumlu tutmuş, başbakan olması halinda AfD’nin oyunu yarıya indirme sözü vermişti. Ne var ki, kendi başbakanlığı döneminde AfD’nin oyu Almanya genelinde epeyce arttı, eyaletlerde de özelikle de doğu eyaletlerinde ikiye katlandı.

Kurulmasının üzerinden bir yılı aşkın zaman geçmesine karşın koalisyon, söz verdiği reformları yapamadı. Merz seçim öncesi verdiği sözlerin birçoğundan geri adım attı, AfD’nin oyunu yarıya indirme gerekçesiyle bu partinin göçmenleri sorunların temel sebebi sayan konularını üstlendi. Ne var ki, böyle durumlarda seçmenler taklitçileri değil, asıllarını seçmiştir, nitekim AfD için de böyle oldu.

Merz, muhalefetteyken önce Ukraynlı sığınmacıları hedef aldı, bunların Almanya’ya devletin kasasından diş yaptırmaya geldiklerini, bu yüzden Almanların diş hekimlerinden randevu alamadıklarını ileri sürdü. Ayrıca, Ukraynalıları “Sosyal turist” olarak niteledi, Almanya’ya sosyal yardım almak için geldiklerini, ülkelerinde tatil yapıp tekrar Almanya’ya döndüklerini iddia etti.

Başbakan olduktan sonra göçmenlerin şehirlerin görüntülerini bozduklarını söyledi, kadınlara yönelik şiddetin artmasının sebebinin göçmen erkekler olduğunu ileri sürdü. Bütün bunlar AfD’nin gündeme getirdiği konulardı, Merz’in bunları sahiplenmesi, elbette AfD’nin çok işine yaradı.

Neoliberal politikaların mimarı “sosyal demokrat” başbakan

Almanya’da neoliberal politikaların başlangıcını, hem de çok köklüsünü, 1998 ile 2005 yılları arasında başbakanlık yapmış olan SPD’li başbakan Gerhard Schröder olmuştur. 2010 Ajandası başlıklı “reformlarla” sosyal devlet adeta budanmıştır. Kendisi “patronların başbakanı” olarak anılır, ağzında purosu ve pahalı takım elbisesi ile dergilere verdiği pozlarla hatırlanır. Ortağı Yeşiller ile yaptığı reformlar, büyük Alman tekellerinin yararına, küçük ve orta şirketler ile çalışan kesimin zararına olmuştur. Schröder, Almanya’yı düşük ücretli çalışanlar ülkesi haline getirmiştir. 2010 Ajandası, SPD’nin de düşüşünün başlangıcıdır, parti yüzde 40’lardan yüzde 12’ye kadar düşmüş bulunuyor.

Emeklilik ve sağlık sistemi, ivedi reform gerektiren iki alan

Güncel duruma bakarsak, hastalık sigortası ile emeklik öndentisinin sürekli artması, çalışanların net kazançlarının sürekli azalmasına yol açıyor. Nüfusun yaşlanması ve azalması, insanların daha uzun süre yaşamaları, kamu sağlık sigortaları ile emeklilik kasalarının giderlerini sürekli artırıyor. Özellikle korona salgınından sonra sağlık sistemindeki sorunlar iyice arttı. Bir örnek vermek gerekirse, bir kalp doktorundan en erken üç dört ay sonrasına randevu alabiliyorsunuz.

Emeklilik sistemi de ivedi reform gerektiren alanların başında geliyor. Almanya’nın emeklilik sistemi çok karmaşık ve hiç adil değil. Birçok meslek grubunun kendi emeklilik kasası var, serbest çalışanların genel emeklilik kasasına kayıt olma koşulu yok. Oysa tüm çalışanların genel emeklilik kasasına bağlı olmaları hep talep edilir, özellikle Yeşiller tarafından. Ne var ki, bu konuda CDU/CSU’nun adım atmaya niyeti yok.

Alman emeklilik sisteminin adil olmamasını, en açık biçimde memurlardan örneğinde görebiliriz. Şu anda 2 milyon dolayında memur, emeklilik için prim ödemiyor, onlar için halkın vergileriyle devlet prim ödeniyor. Buna karşılık, çok yüklü emekli aylığı alıyorlar, şu anda ortalama memur emekli aylığı 3100 euro dolayında bulunuyor. Ülkede sigortalı çalışanların ortalama emekli aylığı ise erkeklerde 1405, kadınlarda ise 955 euro dolayında bulunuyor.

Merz hükümetinin kaldırmak istediği, işçi partisi olma niteliğini çoktan kaybetmiş SPD’nin de destek verdiği, 45 yıl prim ödemiş olma koşuluyla 63 yaşında emekli olma hakkı tartışılıyor. Servet vergisine şiddetle karşı çıkan Merz, 63 yaşında emeklilik hakkını kaldırmak istiyor. Doğu eyaletlerinin CDU’lu başbakanları da bu hakkın kaldırılmasına şiddetle karşı çıkıyor. Almanya’da şu anda emeklilik yaşı 67, bunun da 70’e yükseltilmesi sıkça gündeme geliyor.

Rusya-Ukrayna savaşının rolü

AfD, Almanya’nın Ukrayna’ya milyarlarca euro silah yardımı yapılmasını sıkça gündeme getiriyor, dolayısıyla bu paranın halk için harcanmasını talep ediyor. Batı’ya göre yoksul olan ve başka eyaletlere göç veren doğu eyaletlerinin halkında bu talep geniş destek buluyor. “Ukrayna’ya niye bu kadar para veriyoruz? Rusya’ya karşı savaşı kazanma şansı hiç yok” şikayetleri hep dile getiriliyor.

Ayrıca AfD, savaşın diplomatik yollarla sona erdirilmesini, Rusya’dan tekrar enerji ithal edilmesini talep ediyor.

Bütün bunlar, AfD’nin kuruluşundan 13 yıl sonra ülkenin birinci partisi olmasının temel sebepleri. Özellikle gençler, merkez partilerden umudunu kesmiş bulunuyor. AfD’nin seçmenlerinin yüzde 43’ü 30 yaşın altında, geleceğe umutla bakamayan bir kuşak.

Merkez partileri ise sorunlara çözüm bulmak yerine AfD’yi yasaklamayı tartışıyor.

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.