Afşin-Elbistan’da kömürün bedeli: TEMA’nın“Yavaş Ölüm” belgeseli yayında
MERVE ARISOY | TEMA Vakfı’nın Afşin-Elbistan’da kömür madenciliği ve termik santrallerin çevre, sağlık ve çalışma yaşamı üzerindeki etkilerini anlatan “Yavaş Ölüm” belgeselinin özel gösterimi yapıldı. Basın mensupları ve sivil toplum temsilcilerinin de katıldığı etkinliğin ardından yapılan söyleşide bölgedeki göç, işçi hakları, devam eden davalar ve kömürden çıkış süreçleri ele alındı.
MERVE ARISOY
Yönetmenliğini İlkay Nişancı’nın yaptığı, senaryosunu Nişancı ile Sosyolog Aslı Odman’ınyazdığı “Yavaş Ölüm: Afşin-Elbistan’da Kömürün Gölgesinde Yaşam” belgeseli, 5 Kasım’da TEMA Vakfı’nın Şişli’deki genel merkezinde gösterildi.
Gösterimin ardından TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Eylem Tuncaelli’nin moderatörlüğündedüzenlenen söyleşiye Nişancı ve Odman’ın yanı sıra TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç ile Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu Sözcüsü Mehmet Dalkanat katıldı.
İstihdam umudundan göç ve taşınma talebine
85 dakikalık belgeselde, Afşin-Elbistan Ovası’nda kömür madenciliğinin ve termik santral faaliyetlerinin yaklaşık yarım asırda yarattığı değişim, özellikle Çoğulhan ve Alemdar sakinlerinin tanıklıklarıyla aktarıldı.
Belgeselde, santralin inşaatının başladığı yıllarda bölgeye çalışmak için çok sayıda insanın geldiği, artan barınma ihtiyacını karşılamak için bazı köylülerin ahırlarını bile kireçle sıvayıp kiraya verdiği anlatıldı. Santralin yapımında görev alan Amerikalı çalışanların ve ailelerinin kaldığı lojmanlara ilişkin görüntüler de bu dönemin izlerini taşıdı.
Ancak başlangıçtaki istihdam umudunun yerini zamanla çevre kirliliği, sağlık sorunları ve göç aldı. Santrallerin yakınındaki Çoğulhan, yıllar içinde nüfusunun büyük bölümünü kaybetti.
Mahallenin taşınması talebi ise uzun süredir gündemde. Dönemin muhtarı Kadir Sönmez, 2019 yılında imkânı olanların bölgeden ayrıldığını belirterek mahallenin taşınmasını istemişti. Yerel basında yayımlanan verilere göre Çoğulhan’ın nüfusu 2025 yılında 817’ye geriledi.
Belgeselde bölge sakinleri, külün otları kapladığını, bu otları yiyen hayvanların hastalandığını ve geçmişte pancar ile fasulye yetiştirdikleri arazilerin döküm sahalarına dönüştüğünü anlattı. Bazı sakinler yaşadıkları yerden ayrılmak istemediklerini söylerken, birçok ailenin bölgeyi terk ettiği aktarıldı.
Bir tanık, “Ben kımıldamak istemiyorum buradan ama külden duramıyoruz” dedi. Bir başka tanık ise baca dumanının filtre takıldıktan sonra beyaz görünmeye başladığını anlattı, “Ölüme gelinlik giydirdiler” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
Belgeselde kanser ve solunum yolu hastalıklarına, yakınlarını kaybeden ailelerin anlatımlarına da yer verildi.
17 bin erken ölüm
TEMA Vakfı’nın 2022 tarihli araştırmasında, Kışlaköy kömür sahası çevresindeki susuzlaştırma faaliyetleri kapsamında yılda yaklaşık 105 milyon metreküp yeraltı suyunun çekildiği hesaplandı.
TEMA’nın gösterim için hazırladığı “Temel Veriler” dosyasında atıf yapılan Greenpeace Akdeniz çalışmasına göre, Afşin-Elbistan A ve B santrallerinin 1984-2019 döneminde yol açtığı hava kirliliğiyle bağlantılı yaklaşık 17 bin erken ölüm tahmin edildi. Bu sayı, kayıt altına alınmış ölümlerin toplamı değil, sağlık etkisi modellemesinin sonucu.
Kalkınma Atölyesi Kooperatifi’nin 2025 araştırmasında görüşülen 500 kişinin yüzde 88’i sağlıklarının olumsuz etkilendiğini belirtti. TEMA’nın derlediği ölçümlerde de 2021-2024 döneminde Elbistan’daki PM2,5 ortalamasının Dünya Sağlık Örgütü’nün yıllık rehber değerini beş kattan fazla aştığı aktarıldı.
Odman: “İşçinin bedeninin yok olması bir ekolojik yıkım”
Söyleşide Aslı Odman, belgeselde kullanılan “kalkınma rüyası” ifadesinden hareketle bazı coğrafyaların ekonomik birikim uğruna gözden çıkarıldığını söyledi. Afşin-Elbistan’da yaşananların başka bölgelerde de görülebileceğini belirten Odman, yerelde yıllardır biriktirilen tanıklıkların önemine dikkat çekti. Elbistan’daki çevre mücadelesini sürdüren Mehmet Dalkanat’ınbelgeselin hazırlanmasına katkısını da vurguladı.
Söyleşide söz alan bir katılımcı, halen santralde çalışan işçilerin ve sendikaların belgeselde neden yer almadığını sordu. Santralin içine girerek çekim yapamadıklarını anlatan Odman, halen çalışan işçilerin belgeselde doğrudan yer almamasının daha fazla vurgulanabileceğini belirtti. Eski çalışanların ve ailelerinin tanıklıkları aracılığıyla santraldeki çalışma koşullarının insan yaşamındaki etkilerini aktarmaya çalıştıklarını söyledi.
“Karbon ev işi”
Odman, hastalanan yakınlarının bakımını üstlenen kadınların karşılıksız emeğine de dikkat çekerek bu emeği “karbon ev işi” kavramıyla anlattı. Çevresel yıkımın yalnızca toprak, hava ve su üzerinden değerlendirilemeyeceğini savunan Odman, “İşçinin bedeninin yok olması bir ekolojik yıkım” dedi ve emek mücadelesiyle ekoloji mücadelesinin birbirinden ayrı ele alınmaması gerektiğini vurguladı.
“Korku var”
Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu Sözcüsü Mehmet Dalkanat ise bölgedeki işçilerin çalışma koşullarına ve sendikal ilişkilere ilişkin eleştirilerde bulundu. Sendika yöneticileriyle işverenler arasında çıkar ilişkileri bulunduğunu öne süren Dalkanat, çalışma koşullarına itiraz eden işçilerin işten çıkarıldığını iddia etti.
Dalkanat, bölgede yaşayanların ve çalışanların santral faaliyetlerine ilişkin olumsuz görüş bildirmekten çekindiğini savunarak “Bölgede böyle bir korku var” dedi.
Santralde Nepal, Pakistan, Afganistan ve Çin’den getirilen işçilerin düşük ücretlerle çalıştırıldığını da öne süren Dalkanat, bu işçilerin çalışma koşullarına ilişkin endişelerini dile getirdi. İşçi haklarına ilişkin sorunların yanı sıra santralde yaşanabilecek kazalardan da kaygı duyduklarını söyledi.
Santrali işleten Çelikler Holding ise 2 Nisan 2026’da işten çıkarma ve istihdam tartışmaları üzerine yaptığı açıklamada çalışan sayısının 2019’dan bu yana arttığını, yerli ve yabancı taşeron firmaların ağırlıklı olarak geçici bakım ve revizyon çalışmalarında görev aldığını savunmuştu.
İki ayrı dava
Afşin-Elbistan A Termik Santrali’ne toplam 688 megavat gücünde iki yeni ünite eklenmesi için 27 Aralık 2024’te verilen “ÇED olumlu” kararı, Haziran 2026’da mahkemece iptal edildi. Temmuz ayında kamuoyuna duyurulan kararda, projenin insan sağlığına, tarım arazilerine, su kaynaklarına ve ekolojik yapıya etkilerinin yeterince değerlendirilmediği belirtildi. Bakanlık ve şirket iptal kararını Danıştay’a taşıdı.
Santralin mevcut dördüncü ünitesine verilen çevre izni ve lisans belgesinin iptali için açılan ayrı bir davada ise bilirkişi raporu, ünitenin hava emisyonları bakımından gerekli teknik şartları karşılamadığını ve diğer ünitelerle birlikte değerlendirilmediğini ortaya koydu. Söyleşide bu davaya değinen Mehmet Dalkanat, bilirkişi raporuna göre yalnızca dördüncü ünitenin değil, diğer üç ünitenin de mevcut koşullarda çalıştırılamayacağını söyledi.
COP31 öncesi kömürden çıkış çağrısı
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, konuşmasında Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde fosil yakıtlardan çıkış için somut bir plan hazırlanması gerektiğini de belirtti. COP toplantılarında yıllardır fosil yakıtlardan çıkış konusunda net kararlar alınamadığını söyleyen Ataç, müzakerelerin somut adımlara dönüşmemesini eleştirdi. “Net bir şekilde bunun planının yapılması ve somut adımlarının atılması lazım” dedi.
Söyleşide sivil toplum kuruluşlarının çevre sorunlarını anlatma biçimlerine de değinen Ataç, “Biz bir kere iyi anlatamıyoruz, daha iyi anlatmalıyız” sözleriyle, kullanılan dilin değişmesi gerektiğini vurguladı.
Geçmişte Çoğulhan’a yaptığı ziyareti anlatan Ataç, yerleşimin görünümünü hala unutamadığını, gördüğü manzaranın kendisini derinden etkilediğini söyledi. Yaşananları yalnızca rakamlarla ve yazılı haberlerle anlatmanın güçlüğüne dikkat çekti. Çevre davalarında hukuki yolların daraldığını, üst mahkemelerde yaşanan tıkanıklıklar nedeniyle mücadelede yeni yollar bulunması gerektiğini de ifade etti.
Odman ise enerji dönüşümünün işçilerin koşullarını iyileştirmeden adil olamayacağını savunarak “Adil geçişte ne adil var ne geçiş var” dedi.
Söyleşide çocuklarla çalıştığını belirten bir katılımcı, belgeselde anlatılan sorunların çocukların eğitim ve sosyal haklarını da etkileyen bir kriz olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Ekoloji, eğitim ve çocuk hakları alanlarında çalışan sivil toplum kuruluşlarının birlikte nasıl hareket edebileceğini gündeme getirdi.
Yönetmen İlkay Nişancı, Ereğli Demir Çelik lojmanlarında büyüdüğünü ve bu sanayi ortamının karbon ekonomisiyle ilişkisini ancak yıllar sonra fark edebildiğini anlattı. Geçmişte santral yatırımlarının elektrik ihtiyacını karşılamak için gerekli görüldüğünü belirten Nişancı, bu üretim biçiminin yarattığı bedellerin toplum tarafından yeterince sorgulanmadığını söyledi.
Belgeselin karamsar bulunduğu yönündeki yorumlara da değinen Nişancı, kurmaca bir yapıttan farklı olarak belgeselde mevcut durumu göstermeye çalıştıklarını ifade etti. Daha fazla festivalde gösterim yapabilmek için belgeseli özellikle yarışma dışı tutmayı tercih ettiklerini de anlattı. Belgeselin birlikte izlenip tartışılmasının önemini “Bu filmlerin beraber seyredilip üzerine beraber konuşulması gerekiyor” sözleriyle vurgulayan Nişancı, bu tür belgesellerin tek başına izlendiğinde çaresizlik duygusu yaratabildiğini belirtti. Söyleşide belgeselin farklı kentlerde yeniden gösterilmesi için de öneriler paylaşıldı.
“Yavaş Ölüm” belgeseli 6 Kasım’da TEMA Vakfı’nın YouTube kanalında yayımlandı.
Merve Arısoy kimdir?
Sivil toplum ve iletişim alanında içerik üretimi ve araştırma temelli çalışmalar yürütüyor. Greenpeace Akdeniz ve farklı sivil toplum kuruluşlarında çevre, iklim ve sosyal konular üzerine rapor, veri ve saha bilgisine dayalı haber ve içerikler hazırladı. Bağımsız olarak içerik ve haber üretimi çalışmalarını sürdürüyor.
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.

