Aliağa yedi yıldır işçi hastanesi bekliyor
EVRİM DENİZ | Gemi sökümden petrokimyaya ağır sanayinin merkezindeki İzmir Aliağa’da işçiler, ağır yaralanmalarda başka ilçelere sevk ediliyor, meslek hastalıklarında ise tanı almakta güçlük yaşıyor. En yakın hastane 45 dakika uzaklıkta. Bu ihtiyaca yanıt vermesi beklenen hastane yedi yıldır bir türlü tamamlanamıyor.
EVRİM DENİZ
İzmir’in kuzeyindeki Aliağa, gemi söküm tesisleri, demir-çelik fabrikaları, rafineri ve petrokimya tesisleri, enerji santralleri ve limanlarıyla Türkiye’nin en yoğun ağır sanayi bölgelerinden biri. Ama iş kazaları ve meslek hastalıkları konusunda uzmanlaşması hedeflenen bir sağlık yatırımının tamamlanmasını yedi yıldır bekliyor.
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi’nin temeli 19 Mart 2019’da atıldı. Projenin planları 2020’de kesinleşti. Saha çalışmaları aynı yıl başladı. DEÜ, Aliağa Belediyesi ve Aliağa Kimya İhtisas ve Karma Organize Sanayi Bölgesi (ALOSBİ) arasında 30 Eylül 2020’de imzalanan protokole göre hastanenin 2022’nin ilk yarısında hizmete açılması planlandı.
Her yıl yeni bir açılış tarihi
Yaklaşık 53 bin metrekare kapalı alana sahip olacak hastanede, Aliağa’daki ağır sanayinin ihtiyaçları dikkate alındı. DEÜ’nün proje tanıtımına göre tesiste yaklaşık 200 yatak, 20 yoğun bakım yatağı ve 12 ameliyathane bulunacaktı. Hastanenin; acil servisin yanı sıra mikrocerrahi, yanık ünitesi, hiperbarik oksijen, hemodiyaliz, bronkoskopi, radyoloji ve fizik tedavi-rehabilitasyon gibi birimleri olacaktı.
İlk açıklamalarda 2022 için verilen tamamlanma hedefi gerçekleşmeyince 2023’te hastanenin bitirilmesi için yeni bir ihale yapıldı. DEÜ, yaklaşık 509 milyon liralık tamamlama işinin 15 ayda bitirilmesini öngördü. Şantiyedeki iş bitim tarihi ise Haziran 2024 olarak gösterildi.
Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın 2026 Kamu Yatırım Programı ise Aliağa Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi projesini hâlâ devam eden yatırımlar arasında gösterdi. Programda 200 yataklı, 52 bin 791 metrekarelik hastanenin proje dönemi 2020-2027 olarak gösterildi. Buna göre yeni açılış tarihi 2027 oldu.
DEÜ’nün 2025 Faaliyet Raporu’na göre yalnızca 2025 yılında proje için 250 milyon lira başlangıç ödeneği ayrıldı. Buna yıl içinde 31,7 milyon lira daha eklendi. Yani toplamda 281,7 milyon liralık harcanabilir ödenek oluşturuldu. Rapora göre yıl sonuna kadar bunun 281 milyon 689 bin lirası harcandı.

Hastanenin temeli atıldığından bu yana en az 54 işçi hayatını kaybetti
Hastanenin tamamlanmasını bekleyen Aliağa’da işçi sağlığı tablosuna ilişkin en kapsamlı yerel verilerden biri İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ne (İSİG) ait.
İSİG’in iş cinayetleri kayıtlarının yıl yıl incelenmesine göre hastanenin temelinin atıldığı 19 Mart 2019’dan 4 Mayıs 2026’ya kadar Aliağa’da en az 54 işçi hayatını kaybetti.
Bu dönemde 2019’da 19 Mart’tan sonra 6, 2020’de 14, 2021’de 11, 2022’de 8, 2023’te 4, 2024’te 3, 2025’te 4 ve 2026’da 4 Mayıs’a kadar 4 işçi iş cinayetlerinde öldü.
Ölümlerin 19’u gemi, tersane, deniz ve liman, 13’ü metal, 6’sı petro-kimya ve lastik, 4’ü ticaret, büro, eğitim ve sinema, 3’ü taşımacılık, 2’si inşaat ve yol işkollarında gerçekleşti.
Tarım ve orman, sağlık ve sosyal hizmetler ile belediye ve genel işler işkollarında birer işçi hayatını kaybetti. Dört işçinin işkolu ise kişi bazında kesin olarak ayrıştırılamadı.
İSİG aynı çalışmada ağır yaralı işçilere ilk müdahalenin Aliağa Devlet Hastanesi’nde yapıldığını, ciddi vakaların ise Menemen, Bozyaka ve Çiğli’deki hastanelere sevk edildiğini belirtti. Raporda, mikrocerrahi ve yanık ünitesinin de bulunması planlanan meslek hastalıkları hastanesinin o tarihte hâlâ inşaat halinde olduğuna da dikkat çekildi.
"Bu hastane bir nevi hastalıkları kanıtlama kurumu"
DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, hastanenin öneminin yalnızca iş kazalarına acil müdahaleyle sınırlı olmadığını, meslek hastalıklarının tespit edilmesi açısından da kritik olduğunu söyledi.
Aliağa’nın 1960’lardan bu yana ağır sanayinin yoğunlaştığı bir bölge olduğunu hatırlatan Akın; işçilerin asbest, ağır metaller ve kanserojen maddeler dahil farklı risklere uzun süre maruz kalabildiğini belirtti:
“Meslek hastalıklarının en zalim tarafı şu: yavaş öldürüyorlar. İşçi bugün maruz kalıyor, hastalık on yıl sonra çıkıyor, o zaman da kimse ‘bu iş yüzünden oldu’ demiyor. Türkiye’de meslek hastalığı tanısı neredeyse hiç konulamıyor. Tanı konulmayınca tazminat yok, sorumluluk yok, hesap yok.”
Akın, bu nedenle hastanenin tanı kapasitesine şöyle dikkat çekti:
“Yani bu hastane bir nevi hastalıkları kanıtlama kurumu. İşçinin ‘ben bu işten hastalandım’ diyebilmesinin altyapısı. O yüzden bir an önce açılması gerekiyor.”
Hastanede planlanan yanık ünitesi, hiperbarik oksijen ve mikrocerrahi gibi birimlerin de Aliağa’daki sanayi kazaları açısından doğrudan karşılığı olduğunu söyleyen Akın, “Bunlar tam da bu havzanın ürettiği yaralanmaların karşılığı: gaz zehirlenmesi, patlama, kopan uzuv. Bugün Aliağa’da bunların hiçbiri yok” dedi.
Ancak hastanenin tek başına işçi sağlığı sorununu çözemeyeceğinin altını çizerek, “Ama şunu da net söyleyeyim: hastane sonucu tedavi eder, nedeni ortadan kaldırmaz. Biz sadece ‘hastane açılsın’ demiyoruz. İşçiyi hasta eden üretim rejimi değişmedikçe, o hastane dolup taşmaya mahkumdur” diye konuştu.

"Bu bir gecikme değil, tercih"
Akın, yedi yılı aşan inşaat sürecini ise “gecikme” olarak değerlendirmedi.
Hastanenin temelinin 2019’da atılmasından sonra farklı tarihlerde açılış hedefleri açıklandığını hatırlatan Akın, “Temel 19 Mart 2019’da atıldı. Yerel seçimlere on iki gün kala. Sonra 2022 dendi, 2024 dendi, 2023’te tamamlama ihalesi yapıldı, geçen ağustos ‘2026’da açılacak’ denildi. Şimdi de 2027’ye ertelendi. Yani bu bir gecikme değil, bir tercih” ifadelerini kullandı.
Projenin finansman süreci de yıllar içerisinde tartışma konusu oldu. ALOSBİ, 2020’de imzalanan protokol kapsamında hastaneye 12 milyon lira bağış yapacağını duyurdu. Ancak bağış için dönemin Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın onayı çıkmadı. Dönemin CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan, Ocak 2022’de Varank’ın yanıtlaması istemiyle bağışa neden onay verilmediğini soran bir önerge verdi. Önerge yanıtlanmadı; Bakan, Haziran 2022’de sorusunu yineledi.
Akın, bu süreci şöyle değerlendirdi:
“ALOSBİ’nin taahhüt ettiği 12 milyon liralık bağışa dönemin Sanayi Bakanı onay vermedi. Yani kaynak bulunmuş ancak bu kaynak siyasi iktidar tarafından bakanlık merkezinden geri çevrilmiş. Bir ilçe belediyesi kaba inşaatı yapmış, teslim etmiş ve inşaatta öylece ortada kalmış.”
Akın’ın sözünü ettiği kaba inşaatı Aliağa Belediyesi üstlendi. Belediyenin 2022 Faaliyet Raporu’na göre kaba inşaatın yapımına Haziran 2021’de başlandı ve çalışmalar Haziran 2022’de tamamlandı. Yaklaşık 105 milyon liraya mal olan kaba inşaat belediyenin öz kaynaklarıyla gerçekleştirildi. Protokol gereği kaba inşaatın tamamlanmasının ardından bina, ince işçilik ve tefrişatın sağlanması için Dokuz Eylül Üniversitesi’ne teslim edildi.
Aliağa’daki sanayi yatırımları ile hastanenin tamamlanma hızı arasında karşılaştırma yapan Akın, “Aynı ilçede gemi söküm sahasının faaliyet alanının genişletilmesi için ÇED süreci işliyor” diyerek hastanenin yıllardır tamamlanamamasını siyasi bir tercih olarak değerlendirdi.
Hastanenin neden gerekli olduğu tartışmasının bir başka ayağını, mevcut sağlık hizmetlerine erişim oluşturdu.
Akın, Aliağa Devlet Hastanesi’nin ağır sanayi kazalarında ihtiyaç duyulan tüm uzmanlıkları karşılayamadığını, ciddi yaralanmalarda işçilerin İzmir’deki başka hastanelere sevk edildiğini söyledi.
“En temel sorun mesafe sorunu ve bunu besleyen diğer sorun ise kapasite sorunu. Aliağa Devlet Hastanesi 75 yataklı bir hastane. Ağır vaka geldiğinde kapasitesi yetmiyor. Ciddi yaralanan işçi İzmir’e sevk ediliyor. İzmir’in son yıllardaki yaşadığı trafik sorunu herkesin malumu. Yolda yarım saat, kırk beş dakika geçiyor. Yanıkta, gaz zehirlenmesinde, kopan uzuvda o dakikalar hayatla ölüm arasındaki fark demek.”
Akın, Ağustos 2024’te bir gemi söküm tesisinde dört işçinin zehirlenmesini örnek verdi:
“Önce Aliağa Devlet Hastanesi’ne götürüldüler; İbrahim Karakaya orada kurtarılamadı, durumu ağır olan üç işçi Bayraklı’ya sevk edildi. Bu tablo dahi tek başına neden bir ihtisas hastanesine ihtiyaç olduğunu anlatıyor.”
Sorunun yalnızca acil müdahale olmadığını söyleyen Akın, meslek hastalığı tanısı için işçilerin başka kentlere gitmek zorunda kalmasının da önemli bir engel oluşturduğunu belirtti.
“Meslek hastalığı tanısı için işçinin İstanbul’a, Ankara’ya ya da Zonguldak’a gitmesi gerekiyor. Günlüğüyle çalışan, işini kaybetmekten korkan bir insandan bunu beklemek gerçekçi değil.”

"Ağır yaralanmalarda işçiler ilçe dışına sevk ediliyor"
Ege İşçi Birliği sözcüsü Sonay Tezcan Aliağa’daki işçilerin sağlık hizmetine erişiminde sevklerin önemli bir sorun oluşturduğunu söyledi. Demir-çelik fabrikaları, petrokimya tesisleri ve gemi söküm sahalarının aynı bölgede yoğunlaştığını hatırlatan Tezcan, işçilerin yanma, düşme, uzuv kaybı, ezilme ve gaz zehirlenmesi gibi ağır yaralanmalarla karşı karşıya kaldığını anlattı.
“Aliağa Devlet Hastanesi bu yaşanan iş kazalarına müdahale açısından tümüyle yetersiz. Gerekli donanıma sahip değil.”
Tezcan, ağır ve orta düzeydeki yaralanmalarda hastaların çoğunlukla başka hastanelere gönderildiğini söyledi:
“Ağır yaralanmalarda işçiler Aliağa Devlet Hastanesine getirilip hızla sevk ediliyor. Burada ağır ve orta seviyede yaralanmalara müdahale edilmiyor. Neredeyse istisnasız şekilde böyle yapılıyor. Genellikle Menemen ve Çiğli devlet hastanesine sevk ediliyor yaralılar. Birçok işçi arkadaşımız bu sevk sırasında yolda can verdi.”
İSİG Meclisi’nin 2022 tarihli Aliağa raporu da ciddi vakaların ilçe dışındaki hastanelere sevk edildiğini kayda geçiriyor.
Tezcan, iş kazalarının görünür ve ani sonuçlarının yanında, yıllar sonra ortaya çıkan meslek hastalıklarının Aliağa işçileri açısından ayrı bir sorun oluşturduğunu söyledi.

Petrokimya, gemi söküm ve demir-çelik işçilerinde farklı sağlık sorunlarıyla karşılaştıklarını aktaran Tezcan, “Petrokimya alanında kanser, astım ve zehirlenmeye çok sık rastlanıyor, gemi sökümde ise uzuv kaybı, yanık, kanser ve zehirlenme yaşanıyor. Demir çelik sektöründe ise fıtık, uzuv kaybı ve astım yaygın. Aslında meslek hastalığı konusu tüm Türkiye’de büyük bir sorun. Meslek hastalığı tanısı konulmaması için devletin bütün kurumları resmen seferber edilmiş” dedi.
Gemi söküm işçilerinin asbest maruziyetine de dikkat çeken Tezcan, meslek hastalıklarının tanınmasının yıllar alabildiğini şu sözlerle anlattı:
“Düşünün ki 1977 yılında kurulan gemi söküm tesislerinde asbestozis tanısı birkaç işçiye daha yeni konuluyor.”
İSİG Meclisi de Aliağa’daki gemi söküm işçilerinin asbest maruziyetini uzun vadeli bir sağlık riski olarak değerlendirdi. Asbeste bağlı hastalıkların ilk maruziyetin üzerinden onlarca yıl geçtikten sonra ortaya çıkabileceğine dikkat çekildi.
Tezcan, işçilerin işsiz kalma korkusunun da tanı sürecinin önünde engel olabildiğini belirtti:
“Kimi zaman işsizlik de işçilerin meslek hastalığı davası açmasında bir engel oluyor. Yani işçi başka bir iş bulamama korkusuyla meslek hastalığı tanısı almak istemiyor aç kalmamak için. Bu sadece Aliağa değil tüm Türkiye için geçerli.”
İşçi sağlığı Meclis gündeminde
Aliağa’daki ağır sanayi işçilerinin çalışma koşulları mayıs ayında TBMM gündemine de taşındı. Emek Partisi İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ve 21 milletvekilinin imzasıyla 7 Mayıs 2026’da verilen araştırma önergesinde; gemi söküm tesisleri, demir-çelik fabrikaları ve petrokimya işletmelerinde çalışan işçilerin karşılaştığı sorunların araştırılması ve işçi sağlığı ile güvenliği için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi istendi. Önerge halen Meclis gündeminde.
Önergeyi imzalayan milletvekilleri arasında bulunan İbrahim Akın, kendilerine ulaşan sorunların başında götürü usulü ve çavuşluk sistemi, kesim öncesindeki güvenlik işlemlerinin atlanması, ağır parçaların kaldırılması sırasında yeterli önlem alınmaması ve örgütsüzlüğün geldiğini söyledi.
Akın, “Hepsinin altında yatan en temel sorun bu. Sendikasız, güvencesiz, itiraz ettiğinde ertesi gün işsiz kalacağını bilen bir işçi ‘bu iş güvenli değil’ diyemiyor” dedi.
İSİG’in 2013-2022 dönemine ilişkin verileri de örgütlülük tablosuna dikkat çekiyor. Hayatını kaybeden 97 işçiden yalnızca sekizinin sendikalı olduğu, 89’unun ise sendikasız çalıştığı tespit edildi.
Akın, iş cinayetlerinin münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini savunarak, “Rakamlar ortada, erişebildiğimiz kadarıyla; 2013-2022 arasında Aliağa’da en az 97 işçi iş cinayetlerinde öldü. Yalnızca gemi söküm tesislerinde 2013’ten bu mayısa kadar en az 21 işçi. Bunlar münferit ihmal vakaları değil” ifadelerini kullandı.
Sonay Tezcan da Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi’nin tamamlanmasını gerekli olduğunu ancak hastanenin, işçilerin hastalanmasını önleyecek tedbirlerin yerini alamayacağını vurgulayarak, “Meslek hastalıkları ile mücadele iki yönlüdür, esasını hiç oluşmaması için gereken önlemlerin alınması ve denetimlerin yapılması ve sermayedarlara yaptırım uygulanması gerekir. İkincisi ise meslek hastalığının tedavisi için gerekenlerin yapılmasıdır” dedi.
Tezcan, hastanenin Aliağa gibi büyük bir işçi havzası için önemli olduğunu belirterek, aynı çağrının işyerlerindeki koşullarla birlikte ele alınması gerektiğini belirtti:
“Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesi artık tamamlanmalı ve en hızlı şekilde hizmete girmeli. Ancak bunun paralelinde işyerlerinde işçi güvenliği ve sağlığı formaliteden çıkartılıp gerçekten uygulanmalı, denetimler sıkı yapılmalı, patronlara cezai yaptırımlar artırılmalıdır.”
Evrim Deniz, Türkiye’nin çeşitli illerinde gazetecilik yaptı ve Gazete Duvar, Bianet, 5Harfliler, Kadın İşçi ve Aposto gibi pek çok platformda haberleriyle yer aldı. Bağımsız gazetecilik anlayışını benimseyerek ekoloji, kadın emeği gibi konulara odaklanıyor.
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.

