Almanya istihbaratının Türkiye dosyası: Ankara iç siyasetini Almanya'ya taşıyor

SEMRA PELEK | Alman istihbaratının 2025 raporuna göre Ankara, Almanya'daki geniş Türkiye kökenli toplulukla birlikte çok sayıda Türk derneği, kurumu ve diplomatik temsilcilik üzerinden bilgi topluyor. Raporda, "Bilgiler, işe alınmış insan kaynaklarından veya kendi inisiyatifiyle bilgi ileten gönüllü muhbirlerden elde edilmektedir" deniliyor. Rapora göre Ankara, yurt dışındaki Türkiye kökenli nüfusu iç siyasi amaçlarla yönlendirmeyi hedefliyor.

·

SEMRA PELEK

Kısa Dalga'nın daha önce ele aldığı Berlin Anayasayı Koruma Teşkilatı raporunun ardından, bu kez Alman istihbaratının federal düzeydeki teşkilatı da kendi 2025 raporunu açıkladı. İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt ile Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) Başkanı Sinan Selen, 30 Haziran'da Berlin'de Anayasayı Koruma Raporu'nu (Verfassungsschutzbericht) kamuoyuyla paylaştı. Rapor, eyalet düzeyindeki değerlendirmenin çok ötesinde bir kapsama sahip; Türkiye bağlantılı devlet faaliyetlerinden İslamcı cemaatlere, "Ülkücü" hareketten sınıraşırı baskıya uzanan geniş bir bölüm barındırıyor.

Türkiye'yi bu denli kapsamlı biçimde mercek altına alan Alman istihbaratının raporunun altında, Türkiye doğumlu bir bürokratın imzası var: Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Sinan Selen. Geçen yıl bu göreve atanan Selen, Almanya'da güvenlikle ilgili bir devlet kurumunun başına geçen ilk göçmen kökenli isim oldu.

Türkiye kökenli aktörler raporda ayrı ayrı ele alındı

Rapor, Türkiye bağlantılı devlet faaliyetlerine, İslamcı örgütlere ve aşırı sağ "Ülkücü" harekete geniş yer veriyor. Türkiye, Rusya, Çin ve İran ile birlikte Almanya'da istihbarat faaliyeti yürüten başlıca ülkeler arasında sayılırken, Türkiye kökenli aktörler raporun farklı bölümlerinde ayrı ayrı ele alındı: Ankara'nın bilgi toplama faaliyetleri ayrı bir başlıkta, İslamcı cemaatler İslamcılık bölümünde, "Ülkücü" hareket ise yurt dışı kaynaklı aşırı sağcılık başlığında değerlendirildi.

Burada Berlin'in eyalet raporuyla önemli bir fark var. Kısa Dalga'nın daha önce aktardığı gibi Berlin Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın raporu Millî İstihbarat Teşkilatı'nı (MİT) doğrudan isimlendirmiş, kurumun internet sitesindeki ihbar mekanizmasına kadar inen bir ayrıntı vermişti. Federal rapor aynı netliği göstermiyor. MİT'in adı metinde hiç geçmiyor; bunun yerine yalnızca "çeşitli Türk makamları” ifadesi kullanılıyor.

Gönüllü muhbirler bilgi toplama sürecine dahil

Raporun en dikkat çekici bölümlerinden biri, Ankara'nın Almanya'daki geniş Türkiye kökenli toplulukla kurduğu ilişkiye ayrıldı. Çok sayıda Türk derneği, kurumu ve diplomatik temsilciliğin varlığı, Alman istihbaratına göre "örtülü bilgi toplama açısından pek çok elverişli fırsat" sunuyor.

Raporda şu ifadeler yer aldı: "Bilgiler, işe alınmış insan kaynaklarından veya kendi inisiyatifiyle bilgi ileten gönüllü muhbirlerden elde edilmektedir. Bilgi toplama, değerlendirme ve iletme sürecine Almanya'daki çeşitli Türk makamları dahil olmaktadır."

Bunun bir karşılığı da var: Almanya'dan Türkiye'ye seyahat eden kişilere yönelik tutuklamalar, gözaltılar ve giriş-çıkış yasakları. Rapor bunu Ankara'nın "yüksek düzeydeki kovuşturma ve harekete geçme ilgisinin" bir göstergesi sayıyor. Bu tespit, Almanya'daki geniş Türkiye kökenli diaspora için soyut bir istatistik değil. Ülkede uzun yıllardır, aralarında gazeteci, akademisyen, sanatçı ve solcu siyasetçilerin de bulunduğu, Türkiye'de açılan soruşturmalar veya davalar nedeniyle fiilen sürgünde yaşayan kalabalık bir kesim var. Raporun altını çizdiği ihbar ve bilgi toplama mekanizması, bu kişiler açısından yalnızca teorik bir tehdit değil — Türkiye'ye dönüşü fiilen imkânsız kılan ya da riskli hale getiren bir baskı aracı olarak okunabilir.

Diaspora siyaseti ve devlete yakın örgüt

İkinci katman, doğrudan istihbarattan çok siyasi etki alanına dair. Türkiye kökenli toplulukları hedef alan örgütlü faaliyetler, Anayasa Koruma Teşkilatına göre Almanya'daki "siyasi irade oluşturma sürecini" etkileyebilecek nitelikte. Yurt dışındaki Türkiye kökenli nüfustan, iç siyasi ve parti çıkarlarını Almanya'daki kamusal tartışmaya taşıması bekleniyor — rapor bunu "stratejik olarak yönlendirilen bir diaspora politikası" olarak tanımlıyor.

Bu ağın en büyük halkası, 2004'te kurulan ve merkezi Köln'de bulunan Uluslararası Demokratlar Birliği (UID). Rapor UID'yi doğrudan "devlete ya da hükümete yakın" bir çıkar örgütü olarak niteliyor ve "önemli bir seferberlik potansiyeline" sahip olduğunu vurguluyor.

Raporda şu ifadelere yer verildi: “Yurt dışındaki Türkiye kökenli nüfustan, iç siyasi ve parti siyasetiyle ilgili çıkarları dikkate alması ve bunları Almanya'daki kamusal tartışmada temsil etmesi beklenmektedir. Siyasi etki araçlarıyla stratejik olarak yönlendirilen bir diaspora politikası yürütülmektedir. Almanya'da siyasi etki amacıyla faaliyet gösteren, devlete ya da hükümete yakın en büyük çıkar birliği, 2004 yılında kurulan ve merkezi Köln'de (Kuzey Ren-Vestfalya) bulunan Uluslararası Demokratlar Birliği'dir (UID). Bu örgüt, önemli bir seferberlik potansiyeline sahiptir. Bu kişi birlikleri çevresinde geçmişte, özellikle Almanya'daki Türk-Müslüman topluluk içinde oy kazanmak amacıyla defalarca partiler ve seçmen birlikleri kurulmuştur.”

Türkiye, Belarus, Kuzey Kore, Vietnam ve Fas ile birlikte anıldı

Sınıraşırı Baskı (Transnationale Repression, kısaca TNR — bir ülkenin, sınırları dışında yaşayan kendi vatandaşlarını veya eski vatandaşlarını gözetleme, tehdit etme ya da baskı altına alma yöntemlerini tanımlayan kavram) bölümünde Türkiye, Belarus, Kuzey Kore, Vietnam ve Fas ile birlikte anıldı. Rapora göre Ankara'nın önceliği iki hedefte yoğunlaşıyor: PKK ve Gülen Hareketi. Raporun ifadesiyle "ikisini de Türkiye'nin terör örgütü saydığı" gruplar bunlar.

Rapor kendi ifadesiyle şunu ekliyor: "Barış süreci hâlâ devam eden, sonucu şu an itibarıyla belirsiz bir süreçtir. Bu nedenle PKK, raporlama yılında da Almanya'daki faaliyetlerini alışılmış biçimde sürdürdü." Rapora göre PKK, Almanya'da 1993'ten bu yana yasaklı, Avrupa Birliği tarafından da 2002'den bu yana terör örgütleri listesinde — barış sürecine rağmen bu iki statüde 2025 içinde bir değişiklik olmadı.

Cemaatler: Devletle bağı yok, tehlike ideolojiden geliyor

Raporun İslamcılık bölümü dört Türkiye kökenli yapıya ayrı ayrı yer veriyor. Dikkat çeken nokta şu: bu örgütlerin hiçbiri Ankara'nın bir aracı ya da bilgi kaynağı olarak tanımlanmıyor. Aksine bazıları Türk devletiyle açık çatışma halinde gösteriliyor.

Türk Hizbullahı (TH), 400 kişilik değişmeyen taraftar tabanıyla Almanya'da varlığını sürdürüyor. Kürt-Sünni kökenli örgüt 2000'den bu yana Türkiye'de terör örgütü statüsünde. Örgüt şiddeti meşru bir araç sayıyor, ideolojisinde belirgin bir antisemitizm ve antisiyonizm bulunuyor. Kurucusu Hüseyin Velioğlu'nun her yıl anılması, resmi inkâra rağmen ideolojik bağın sürdüğünü gösteriyor.

Millî Görüş Hareketi, Necmettin Erbakan'ın "Adil Düzen" doktrinine bağlı bir dernekler ağı. Mevcut Batı medeniyeti düzenini "batıl" sayıp yerine yalnızca İslami ilkelere dayanan bir düzen koymayı hedefliyor. Şemsiye altında üç yapı sayılıyor: Köln merkezli Saadet Avrupa Derneği (SAADET Europe e.V.) — Saadet Partisi'nin Avrupa kolu, AKP çizgisinden kopan ve bugün muhalefette yer alan bir parti — Solingen'deki Erbakan Vakfı Avrupa Temsilciliği ve Nakşibendi tarikatının radikal kollarından sayılan İsmail Ağa Cemaati.

Furkan Hareketi, Adana merkezli "Furkan Vakfı"nın Almanya uzantısı; 500 kişilik tabanı ve altı eyalette örgütlenmesiyle biliniyor. Demokrasiyi ilke olarak reddediyor, seçimlere katılımı yasak sayıyor, Batı'yı düşman ilan ediyor.

Hilafet Devleti (Kalifatsstaat), 600 kişilik tabanıyla 1924'te Türkiye'de kaldırılan hilafeti yeniden kurmayı hedefliyor. Örgüt, Almanya'yı "Kemalist işgal altındaki" Türkiye'nin yerini tutan bir "ikame ülke" olarak görüyor — yani Türk devletiyle işbirliği değil, onun ideolojik reddi üzerine kurulu. Lideri Metin Kaplan 2004'te Türkiye'ye sınır dışı edildi, 2016'da tahliye oldu, halen İstanbul'da yaşıyor.

Bozkurtlar: 13 bin 500 kişi, üç federasyon, doğrudan parti bağı

Rapora göre aşırı sağcılıktaki genel yükseliş Türkiye'yle sınırlı değil. Almanya genelinde sağ aşırıcı kişi potansiyeli 2025'te yüzde 17 artarak 58 bin 700'e çıktı, şiddet yanlısı kesim 15 bin 600'e ulaştı. Türk aşırı sağı, yani "Ülkücü" hareketi, raporun çizdiği bu genel tablonun bir parçası.

Rapora göre Almanya'da yaklaşık 13 bin 500 Türk aşırı sağcısı yaşıyor, bunların 10 bin 500'ü üç büyük çatı örgütte teşkilatlı. İslamcı gruplardan farklı olarak burada Türkiye'deki partilerle doğrudan kurumsal bağlar var — ve bu bağlar, önceki bölümdeki isimsiz derneklerin aksine, rapor tarafından açıkça adlandırılıyor.

Rapora göre ADÜTDF (Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu), MHP'nin Almanya'daki fiili temsilcisi. Yine rapora göre ANF, MHP'den kopan daha İslami tonlu ulusalcı parti BBP'nin Avrupa kolu. ATİB ise, raporun aktardığı kadarıyla, 1987'de ADÜTDF'den ayrılan ama ideolojik olarak kopmayan bir yapı; Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi'nin kurucu üyeleri arasında yer alıyor, Eylül 2025'teki Kuzey Ren-Vestfalya yerel seçimlerinde seçim çağrısı yaptı.

Raporun öne çıkardığı bir diğer veri, örgütsüz "Bozkurt" nüfusundaki sıçrama: 2024'te 2 bin 400 olan bu sayı, rapora göre 2025'te üç bine çıktı. Rapor bu kesimin genç ve orta yaşlı kişilerden oluştuğunu, gevşek ağlar ve sosyal medya üzerinden bağlantılı olduğunu, en güçlü referans noktalarının Türkiye ve PKK ile süregelen çatışma olduğunu belirtiyor. Yakın Doğu meselesinde "istisnasız tek taraflı" bir Filistin dayanışması dikkat çekerken, silahlarla poz verme ve tehdit içerikli paylaşımlar da rapora göre bu çevrede yaygın. Somut örnek olarak Duisburg'daki dövüş sporları kulübü Turan T.C. gösteriliyor: kulübe bağlı bir yetkili, TikTok'ta PKK taraftarlarına "sarı cenaze torbaları size de gelebilir" diye seslenmişti.

Aşırı sağcı şiddet yükseliyor

Bu artış yalnızca Türkiye bağlantılı gruplara özgü değil. Almanya genelinde aşırı sağcı sayısı iki yılda 40 bin 600'den 58 bin 700'e çıktı; şiddete yatkın kesim de 14 bin 500'den 15 bin 600'e yükseldi. Rapor bu büyümenin büyük kısmını tek bir yere bağlıyor: aşırı sağcı parti AfD'nin — halen "şüpheli vaka" statüsünde incelenen — taraftar sayısı üç yılda 11 bin 300'den 28 bine fırlamış durumda.

Şiddet de aynı yönde arttı. 2025'te aşırı sağcı şiddet suçları bin 281'den bin 395'e çıktı; bunların yüzde 75'i yabancı düşmanlığı saikiyle işlendi. Antisemitik suçlarda genel sayı hafifçe artarken, şiddet içeren antisemitik suçlar bir miktar azaldı.

Sokak eylemleri de arttı: kayıtlı aşırı sağcı gösteri sayısı 360'tan 513'e çıktı, en büyük artış eski adıyla NPD olan "Die Heimat" partisi çevresinde görüldü.

Türkiye bağlantılı "Ülkücü" hareketteki büyüme de bu genel tabloyla aynı raporda yer alıyor — ama rapor ikisini birbirine bağlamıyor, ayrı ayrı ele alıyor.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.