Altına hücum: Karadeniz'in fındık bahçeleri altın madeni kuşatması altında

UYGAR GÜLTEKİN | Dünya fındığının üçte ikisinin yetiştiği Karadeniz kıyılarında, Nutella'nın hammaddesi olan bahçeler artık siyanürle altın ayrıştıran bir madenin gölgesinde. Topraktaki kirlilik ve fındıktaki bozulma artık bilimsel araştırmalara da konu olmuş durumda.

·

UYGAR GÜLTEKİN

Eren Atasoy'un bahçesindeki fındık ağaçları, yüz yıldır ailesinin geçim kaynağı. Ama artık hasadı kendi sofrasına koymuyor. "Kendi bahçemizdeki fındığı artık kendimiz yemiyoruz" diyor. Altın madenine neredeyse komşu durumda olan Cevat Atar da "Artık hiçbir hayvan yaşamaz oldu buralarda. Kuşlar dahi uçmuyor tepemizde" diyor.

Fatsa'yı çevreleyen tepeler yüz yıldır aynı ritimle yeşerir: nisanda çiçek, eylülde hasat. Yöre halkı için fındık sadece bir ürün değil, bir yaşam biçimi. Fındık Fatsa'nın adeta her şeyi.

Altın madeni ise fındık bahçelerinin, köylerin hemen bitişiğinde kara bir delik gibi duruyor.

Maden çevresinden toplanan örnekler topraktaki kirliliği ve fındık ağaçlarının stres altında olduğunu gösteriyor. Benzer bulgular mahkeme dosyalarına da girmiş durumda.

Madenin ruhsatı uzatılmadı. Ama bölgedeki sondaj trafiği devam ediyor.

Fındığın kalbindeki maden

Fatsa-Ünye-Ordu havzası, Türkiye'nin fındık üretiminin can damarlarından biri; dünya üretiminin yaklaşık onda birinin buradan çıkıyor ve ilçenin tarım arazisinin yaklaşık yüzde 80'i fındıkla kaplı. Türkiye, dünyada üretilen her üç fındıktan en az ikisini yetiştiriyor ve bu üretimin başkenti ise Ordu. Üretilen her 100 kilogram fındığın yaklaşık 28 kilogramı buradan çıkıyor. Ordu'nun lokomotif ilçelerinden Fatsa ise tek başına Türkiye üretiminin yaklaşık yüzde 1,3'ünü gerçekleştiriyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre, 2014-2024 arasında üretim alanı yüzde 7 artarken üretim miktarı yüzde 59 arttı; 2024'te üretim yıllık yüzde 10 artışla 717 bin tona ulaştı.

Ama bu artışın altında yapısal bir zayıflık var: Doğu Karadeniz İhracatçıları Birliği'ne göre Türkiye'nin dekar başına verimi 87-96 kilogram bandında seyrederken, rakip ülkelerde bu rakam 200 kilogramın üzerinde. Uluslararası Sert Kabuklu Meyveler Konseyi (INC), Türkiye'nin 2025-2026 sezonu üretiminin bir önceki seneye göre 176 bin ton azalarak 609 bin tona ineceğini öngörüyor. TÜİK de aynı rakamı doğruluyor. Aynı dönemde İtalya, ABD ve Şili için ciddi artış tahmin ediliyor.

Dünyanın en büyük çikolata markalarından Nutella'nın üreticisi Ferrero, uzun yıllardır Türkiye'den fındık alıyor. Ancak şirket son dönemde alım miktarını düşürdü.

Fatsa'nın kendi üretimi 9.246 tona yükselmiş görünse de dekar başına verim yaklaşık yüzde 6 gerileyerek 90 kilogramdan 84,6 kilograma düştü. Şimdiye kadar bu gerileme kokarca istilası, iklim krizi ve artan maliyetlerle açıklanıyordu.

Ama Fatsa'da bu tabloya bir faktör daha ekleniyor: yıllardır fındık bahçelerinin göbeğinde çalışan bir altın madeni.

Yasalarla önü açılan bir sektör

Türkiye'de yabancı şirketlerin maden arama faaliyetlerinin önünü açan ilk kanun 1954'te çıktı; dönemin İktisat ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş, madenlerin yer altında kalmasının ülkeye hiçbir fayda sağlamayacağını savunmuştu. 1985'te yeniden düzenlenen kanun yıllar içinde defalarca değişti ve 1992'ye gelindiğinde dokuz yabancı şirkete 499 arama, 38 işletme ruhsatı verilmişti. 2004'ten itibaren yapılan düzenlemelerle orman arazileri, sit alanları ve kıyı bölgeleri dahil neredeyse her yerde maden arama çalışması yapılabilir hale geldi.

CHP'nin açıkladığı rakamlara göre, AKP döneminde tek başına 386 bin maden ruhsatı verildi; Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nün verileri toplandığında bugüne kadarki toplam yaklaşık 400 bin ruhsata ulaşıyor.

Altın Madencileri Derneği ve MAPEG'e göre Türkiye'de 2026 itibarıyla 20 aktif altın madeni var; yıllık altın üretimi 2001'de 1,4 tondan 2025'te 28,4 tona çıktı ve 25 yılda toplam yaklaşık 550 ton altın üretildi.

Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar geçtiğimiz aylarda bu üretimi yılda 100 tona çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Sektörde bugün toplam 140 bin kişi çalışıyor.

resim2
Türkiye'de altın üretiminin 25 yıllık yükselişi, fındık üretiminin son sezondaki düşüşü

Karadeniz'in tamamı kuşatma altında

Fatsa tek başına bir istisna değil. Enerji Bakanlığı'nın 2016'da TBMM'ye verdiği resmi yanıta göre, Artvin, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize ve Trabzon'da toplam 1012 maden ruhsatı bulunuyordu; bu, altı ilin toplam yüzölçümünün yüzde 38,7'sine karşılık geliyordu. Aradan geçen on yılda tablo çok daha ağırlaştı: CHP'li vekillerin güncel açıklamalarına göre bugün Ordu'nun yüzde 74'ü, Giresun'un yüzde 85'i, Trabzon'un yüzde 77'si, Artvin'in yüzde 71'i, Gümüşhane'nin yüzde 90'dan fazlası ve Rize'nin yüzde 82'si maden ruhsatları kapsamında.

resim4
Fatsa'daki Altıntepe madeni ve kuşatma altındaki diğer Karadeniz illeri

Fatsa'daki maden sahasının hakları başlangıçta Kanadalı Teck-Cominco'daydı. 2000'lerin başında bölgeyi arama faaliyetleri için işi İngiliz Stratex International'a bıraktı; Stratex 2008'de sahayı satın alıp "Altıntepe Madencilik" adını verdi.

Sonrasında bütün hisseleri Bahar Madencilik aldı. Stratex tamamen çekildi. O tarihten beri maden Bahar Madencilik'in yüzde 100 kontrolünde. Şirket resmi rakamlarını kendisi açıklamasa da, her yıl yaklaşık 1 ton altın ürettiği tahmin ediliyor. Yine şirketin kendi açıklamalarına göre 200 hektarlık alanda açık ocak ve yığın liçi yöntemiyle çalışıyor.

Bahar Madencilik

Bahar Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., 1993'te kurulmuş, merkezi Ankara'da olan bir şirket. Kamuya açık kayıtlara göre ortakları Ramazan Yılmaz, Ejder Yılmaz ve Mustafa Yılmaz; şirket hakkında bunun ötesinde kamuoyunda çok az bilgi bulunuyor.

Fatsa, şirketin tek durağı değil. Bahar Madencilik, "EBX Madencilik A.Ş." adı altında Sivas Koyulhisar'da bir altın-gümüş madeni daha işletiyor. Balıkesir'in Balya, İvrindi ve Havran ilçelerinde de birden fazla altın madeni projesi için ÇED süreci başlattı; buralarda da yerel çevre örgütleri, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının ağır metallerle kirlendiğine dikkat çekiyor.

Balya'daki projelerden birinde dikkat çekici bir örüntü ortaya çıktı: şirket, 1.323 hektarlık bir ruhsat sahasını, uzun ÇED sürecinden kaçınmak için yönetmeliğin 25 hektar sınırının altında, 24,9 hektar olarak beyan etti. Bu, Fatsa'daki maden için de görülen bir modelle örtüşüyor — sahanın büyüklüğü kaynağa göre 196 hektar ile 1.651 hektar arasında değişiyor; CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel'in TBMM'ye sunduğu belgelere göre, hükümetin tüm Ordu ili için açıkladığı toplam maden alanı rakamının dört katı büyüklüğünde tek başına bu iki ruhsat sahası var.

Yığın liçi, kırılmış cevherin devasa yığınlar hâlinde istiflenip üzerine siyanür çözeltisi püskürtülerek altının ayrıştırılması esasına dayanan, düşük maliyetli ama yüksek çevresel riskli bir yöntem. 2024'te dokuz madencinin hayatını kaybettiği Erzincan İliç'teki Çöpler madeninde kullanılan yöntem de bu; 2000 yılında Romanya'nın Baia Mare kentinde yaşanan ve Tuna nehir sistemindeki binlerce balığın telef olmasına yol açan felaketin ardından Avrupa Parlamentosu tarafından yasaklanması çağrısı yapılan yöntem de.

Jeoloji Mühendisleri Odası Trabzon Şubesi, Kasım 2021'de Giresun'da bir madenin atık havuzunun patlamasıyla 4 bin 500 tondan fazla kimyasal atığın çevreye yayıldığını da tespit etti.

Altın Madencileri Derneği Genel Koordinatörü Muhterem Köse'nin TBMM'ye verdiği bilgiye göre dünyada yaklaşık 900 altın-gümüş tesisinin 300'ü yığın liçiyle çalışıyor; Türkiye'de bu yöntemle üretim yapan yedi tesis olduğu bilgisini veriyor.

Hacettepe Üniversitesi'nden Prof. Dr. Güzin Gülsev Uyar Aksoy, İliç'teki dokuz işçinin ölümüyle ilgili TBMM komisyonuna verdiği bilgide, kontrolsüz patlatmaların çevredeki zeytinlik, sulu tarım alanı ve su birikintilerini tozdan etkileyebileceğini, titreşim ve gürültüyle yakın yerleşimlerde hasara yol açabileceğini vurguladı. Yine Hacettepe'den çevre sağlığı uzmanı Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz, madenciliğin en riskli sektörlerin başında geldiğini belirtiyor. TBMM'deki sunumunda şöyle diyordu: "Çevre sağlığında ihtiyatlılık prensibi bizim olmazsa olmazımızdır. Eğer sağlıkla ilgili bir olumsuzluk sonucu varsa, bulgular kesin olmasa bile insanları korumamız gerekir, bu evrensel bir prensiptir."

Bilim ne diyor?

Fatsa Doğa ve Çevre Derneği'nin Bilim Kurulu öncülüğünde başlayan çalışmalar sonucunda Ordu Üniversitesi'nden Prof. Dr. Mehmet Aydın ve Prof. Dr. Evren Tunca, 2021'de International Journal of Environmental Science and Technology dergisinde bir makale yayımladı. Fatsa genelinde, özellikle maden çevresinde 29 noktadan toplanan toprak ve tortul örneklerinin yüzde 63'ü "çok yüksek kirlilik" sınıfında çıktı; cıva, maden çevresindeki sekiz noktanın beşinde en yüksek risk kategorisine girdi. İstatistiksel analiz, maden sahasından alınan örnekleri bölgenin diğer noktalarından net biçimde ayırarak kirliliğin kaynağının maden olduğunu gösterdi. Bölgede bu tür toksinleri yayabilecek başka bir sanayi kolu bulunmuyor. Raporun ardından dernek madeni mahkemeye verdi; savcılığın soruşturma aşamasında yaptığı bilirkişi incelemeleri de benzer sonuçlara ulaştı.

İkinci bir akademik çalışma ise doğrudan fındığın kendisine odaklandı. Ordu Üniversitesi'nde Deniz Yapar'ın 2023'te tamamladığı yüksek lisans tezi, maden sahasının bittiği noktadaki fındık bahçesiyle 1 kilometre uzaktaki bir bahçeyi karşılaştırdı.

Madene yakın ağaçların yapraklarının belirgin biçimde küçüldüğü, yaprağın dış koruyucu tabakasının kalınlaştığı ve bitkinin stres altında olduğuna dair belirtiler tespit edildi; kestane ve ayrık otunda da benzer bulgular çıktı. Araştırmaya göre madene yakın toprakta siyanür de bulundu.

Şirket ne diyor?

Altıntepe Madencilik, kirlilik iddialarına yıllardır aynı çizgide cevap veriyor. Şirket, 2019'da bakanlığa yaptığı kapasite artırım başvurusunda madenin "çevreye hiçbir zarar vermediğini" ifade etti. Kirlilik bulgularıyla ilgili basına yansıyan haberlerin ardından yaptığı yazılı açıklamada ise faaliyetlerinin "dünya standartlarında, bilimsel esaslarla, çevreye uyumlu olarak ve ilgili mevzuata uygun şekilde" yürütüldüğünü, "endişe duyulacak herhangi bir durumun söz konusu olmadığını" savundu.

Bu açıklamalar, bölgedeki çevre örgütleri tarafından defalarca sorgulandı. Ordu Çevre Derneği, şirketin ÇED raporunda beyan ettiği üretim miktarlarının üzerine çıktığını tespit ederek bunu mahkemeye taşıdı; talep kabul gördü.

Fatsa Doğa ve Çevre Derneği ise ayrı bir açıklamasında şirketin "taahhüt ettiğinden daha fazla alanda liç işlemi yaptığını, taahhüt ettiğinden daha fazla siyanür kullandığını ve su kaynaklarına taahhütleri dışında zarar verdiğini" iddia etti.

Mahkeme kapıyı kapattı

Şirket ruhsatını uzatmak için 2021'de yeni bir başvuru yaptı; bakanlık bu başvuruyu onayladı. Ancak Fatsa Doğa ve Çevre Derneği'nin açtığı davalar sonucunda Ordu İdare Mahkemesi, 25 Aralık 2023'te bakanlığın ruhsat işlemini hukuka aykırı bularak iptal etti. Karar üzerine Ordu Valiliği, maden sahasındaki çalışmaların ikinci bir emre kadar durdurulduğunu açıkladı. Aynı dönemde madenin ikinci ÇED başvurusu da İnceleme Değerlendirme Kurulu tarafından reddedildi.

Resmi kayıtlara göre maden şu anda çalışmıyor ama yerel çevre örgütleri sahada araç trafiği ve sondaj faaliyeti gördüklerini söylüyor. Avukat Nur Hilal Gündüz, madenin durdurulması için onlarca dava açtıklarını belirtiyor. Avukat Ecem Çelebi ise çevre kirliliğine dair bilimsel raporların ardından açtıkları davanın kirliliğin varlığını mahkeme önünde de kanıtladığını, ancak şirket yetkililerinin beraat ettiğini aktarıyor. Çelebi'ye göre bölgenin kendine özgü mikro iklimi de bozuldu: yıllardır düzenli seyreden yağış rejiminin yerini uzun kuraklık dönemleriyle kesintili ama şiddetli yağışlar aldı. Üstelik maden projelerinin çevresel hesaplamaları hâlâ eski iklim verilerine dayanıyor.

Gündüz, maden şirketlerinin pes etmeden pek çok köyde sondaj çalışması yaptığını belirtiyor: "Sürekli bir set olmak zorundayız."

Çevre mühendisi ve Fatsa Doğa ve Çevre Derneği'nin kurucularından Alaattin Yılmazer, siyanür tartışmasının aslında bir tuzak olduğunu düşünüyor:

"Asıl mesele siyanürün kendisi değil, siyanürün sadece altını değil arseniği, cıvayı, kurşunu ve kadmiyumu da içeren bütün metalleri çözündürüp geriye devasa bir atık kütlesi bırakması. Fatsa'da yaklaşık 2,5 ton altın üretimine karşılık ortaya çıkan atık yaklaşık 5 milyon ton olarak tahmin ediliyor."

Yılmazer, Türkiye'deki mevzuatın bu kirliliği yakalayamadığını söylüyor: "Yönetmelik anlık su örneklerine dayanıyor, oysa ağır metaller yıllar içinde dere yatağındaki tortuda kümülatif olarak birikiyor. Düzenli aralıklarla alınan anlık örnekler bu birikimi çoğu zaman kaçırıyor." Ağır metallerin önce ağaçların yapısını bozduğunu, meyveye geçişin ise çok daha yavaş olduğunu belirten Yılmazer, fındığa etkisi konusunda yeterli çalışma bulunmadığını ama asıl risk alanının hayvancılık ve balıkçılık olduğunu da belirtiyor.

Üretici endişeli

Üreticiler de fındık konusunda endişeli. Madene yakın bir köyde fındık bahçesi bulunan bir üretici fındık konusundaki endişelerini şöyle anlattı:

“Pek çok kişi artık hasada çıkmıyor. Verim düşüyor, maliyetler artıyor. Kurtarmıyor. Ek gelir kaynağı oldu. Gurbetçiler geliyor, geldiklerini fındığı topluyor hemen satıyor. Karadeniz köylüsü toprağına düşkündür ama durumlar iyi değil. Bazı köylerde artık su yok. Kimse meyvesini pazara indiremiyor”
Eren Atasoy'un bahçesindeki fındık ağaçları, yüz yıldır ailesinin geçim kaynağı. Ama artık hasadı kendi sofrasına koymuyor. "Kendi bahçemizdeki fındığı artık kendimiz yemiyoruz" diyor. Altın madenine neredeyse komşu durumda olan Cevat Atar da "Artık hiçbir hayvan yaşamaz oldu buralarda. Kuşlar dahi uçmuyor tepemizde" diyor.

Eren Atasoy'un bahçesindeki fındık ağaçları, yüz yıldır ailesinin geçim kaynağı. Madenden sonra gözle görülür etkileri şöyle anlatıyor: "Fındığın zaten bir sürü sorunu var. Kokarcası var, gizli çürük var, randıman düşüyor. Madenden sonra buna bir de kendi etkileri eklendi. Maden sahasının yarısı fındık tarlası, yarısı orman. Küf denen bir olay girdi hayatımıza. eskiden çok nadir görülürmüş, şimdi yeniden görülmeye başlandı. Bu küf fındığın gelişimini engelliyor, fındık simsiyah çıkıyor. Eskiden herkes kendisi için, ailesi için fındık ayırırdı. Şimdi kimse ayırmıyor."

Madene komşu köylerden biri de Cevat Atar. Meyveden havaya kadar her şeyin değiştiğini söylüyor: "Meyveler artık yenmez oldu. Eskiden yığardık, meyveler yıl boyunca yenirdi. Babamların ambarı vardı, oraya koyar yıl boyunca yerdik. Şimdi dalında bile durmuyor. Çevre köylerde su yok, bidonlarla gelip bizim köyden su alıyorlar."
Atar, maden sahasında çalışma yapılan alanların rehabilitasyonu için ağaçlandırma yapıldığını ama ağaçların tutmadığını söylüyor: "Eskiden burada hayvanlar olurdu, kuşlar olurdu. Şimdi, madenden sonra, kuşlar dahi uçmuyor tepemizde."

Fındık bahçelerinin ortasındaki bu maden, Karadeniz'in bir ucundan diğerine uzanan daha büyük bir çatışmanın küçük bir kesiti.

Ordu'da tarım arazisinin büyük bölümü artık maden ruhsatlı sahalarla iç içe; bölgedeki her yeni arama ruhsatı, hem dünyanın en çok sevilen çikolatalarından birinin hammaddesini hem de yüzyıllık bir tarım kültürünü tehdit ediyor.

Fatsa'daki maden şu an resmi olarak durmuş durumda ancak sondaj kamyonları köy yollarından çekilmedi. Köylünün kendi fındığını yiyemediği bir tablo, bölgedeki riskin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.