AYM kararına Emniyet direnişi: Savcılık 3 kez istedi, Cumartesi Anneleri’ne saldıran polislerin isimleri gönderilmedi
CANAN COŞKUN | Cumartesi Anneleri’nin 700. haftasındaki polis müdahalesine ilişkin soruşturma emniyet engeline takıldı. Emniyet, bilirkişi tespitine karşın şüpheli polislerin belirlenemediğini iddia etti; savcılığın kimlik tespiti için yazdığı son iki yazıyı ise cevapsız bıraktı.
CANAN COŞKUN
Her hafta gözaltına kaybedilen yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü hafta eyleminde polisin biber gazlı müdahalesi sırasında kolu kırılan Aydın Aydoğan’a yönelik “kötü muamele yasağını ihlal ettiği” Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından tescillenen polislerin dosyası ilerlemiyor.
AYM’nin Nisan 2023’teki kararından sonra savcılığa gönderilen şüpheli polislerle ilgili dosyada ilk olarak Temmuz 2023’te bilirkişi incelemesi yapıldı. Dosyadaki görüntüleri inceleyen bilirkişi, Eylül 2023’te raporunu hazırladı. Hazzopulo Pasajı’nda yaşananlara ilişkin raporda, polisin Aydoğan’ı ileri doğru iterek savurduğu, Aydoğan’ın polisin itmesi sonucu yere düştüğü belirtiliyordu. O gün Galatasaray Meydanı’nda yaşanan olaylara ilişkin başka görüntüleri de inceleyen bilirkişi, bir sivil polisin bir kişiyi gözaltına alırken boynunu sıktığını, polislerin yerde oturan kişilere diziyle vurduğunu tespit etti.
Tanıklar polis şiddetini anlattı
Soruşturmanın bu aşamasında Aydın Aydoğan’ın bildirdiği görgü tanıklarının da ifadesi dosyaya girdi. Ahmet Demirsoy, Hazzopulo Pasajı’nda çay ocağında otururken omuzlarında üç yıldız bulunan bir emniyet müdürünün yaklaşık 20 kişilik kolluk kuvvetiyle pasaja girdiğini, küfür ve tehditler savurduğunu, tepki gösterenler arasındaki Aydoğan’ın polisler tarafından yere düşürülerek darbedildiği aktardı. Aydoğan’ın ayağa kalkmasından sonra polislerin bu defa da plastik mermi sıktığını söyledi. Görgü tanığı Kenan Güngördü de “gözlüklü ve şişman” polis amirinin verdiği emirle polislerin Aydoğan’a kötü muamelede bulunduğunu, pasajda bulunanlara plastik mermi sıkıldığını anlattı.
Aydoğan, savcılığa sunduğu dilekçede olaya ilişkin görüntülerdeki polislerin kendine nasıl bir kötü muamelede bulunduğunu açıkladı. Polislerin karnına tekme attığını, tekmelerden birinin çenesine denk gelmesiyle protezinin zarar gördüğünü, yüzüne copla vurduklarını aktardı.

Suç aramak için yeni rapor alındı
Şüpheli polislerle ilgili soruşturma yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, daha önce incelenen görüntülerde polise sandalye kişinin Aydın Aydoğan olup olmadığının tespiti için bilirkişiden Ocak 2025’te yeni rapor istedi. Bilirkişi, Şubat ayında tamamladığı raporda, daha net bir görüntü almak için gerekli stüdyo programları kullandığını, görüntülerdeki kişinin daha önceki görüntülerde yer alan kişi olduğunu belirtti.
Emniyet: “Polislere ilişkin tespit yapılamadı”
Soruşturmayı yürüten savcılık, Haziran 2025’te Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazarak Aydoğan’ın şikâyetiyle ilgili şüphelilerin araştırılarak açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilmesi talimatı verdi. Emniyetten gelen cevapta, bilirkişi raporunda belirtilen fotoğraflarda görünen polislere ilişkin bir tespit yapılamadığı belirtildi.
Bunun üzerine savcılık Ocak 2026’da Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne bir yazı daha yazarak şüpheli polislerin araştırılmasını istedi. Emniyet bu yazıya da yanıt vermeyince savcılık Nisan 2026’da tekrar yazı yazdı. Bu yazıya hâlâ bir yanıt gelmedi.

Aydoğan: “Davanın uzamasının sebebi ne?”
Konuyla ilgili Kısa Dalga’ya konuşan Aydın Aydoğan, olayın sekiz yıl önce yaşandığını, şikâyetinin ise üç yıldır bekletildiğini belirterek bu dosyaların siyasi iradenin muhalif kesime karşı hukuku nasıl araçsallaştırdığının en tipik örneği olduğunu söyledi. Aydoğan, kolunun kırılmasına neden olan amir ve emrindeki polislerin görüntülerinin dosyada olduğunu, savcılığın bu kişilerin isimlerini üç kez istemesine karşın emniyetin göndermemekte direndiğini, bunu anlamanın mümkün olmadığını aktardı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “adalete güveni zedeleyen en büyük sorunun uzun süren davalar olduğu” açıklamasını hatırlatan Aydoğan, “Şimdi bakana sormak isterim: Bu davanın uzamasının sebebi nedir” dedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi’nin “makul sürede yargılanma” hakkıyla ilgili değerlendirmelerini hatırlatan Aydoğan, şöyle devam etti:
"Devletlerde süreklilik esastır. Hukuki ve idari istikrarı sağlar, devletin vatandaşa karşı olan taahhütlerinde güveni korur. Süreklilik, hizmetin her koşulda değil, demokratik ve hukuk kuralları çerçevesinde düzenli yürütülmesini gerektirir. Devlet işleri kişilere veya partilere göre değil, kurallara göre kesintisiz sürdürülmesi gereken süreklilik esaslarına bağlıdır.”
Ne olmuştu?
Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 25 Ağustos 2018’deki 700’üncü buluşması Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanmıştı. Polisin biber gazıyla müdahale ettiği eylemde çok sayıda kayıp yakını gözaltına alınmış ve yaralanmıştı. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 1996 yılından bu yana barışçıl bir şekilde devam eden Türkiye’nin en uzun soluklu oturma eylemiyle ilgili, “İzin vermedik çünkü artık bu istismarın ve kandırmacanın son bulmasını istedik. Anneliğin terör örgütünce istismar edilmesine, teröre kılıf yapılmasına göz mü yumsaydık” demişti.
Polisler, Galatasaray Meydanı’nın karşısında bulunan Hazzopulo Pasajı’ndaki kayıp yakınlarına da saldırmış, genel yayın yönetmeni olduğu Agos gazetesi önünde suikaste uğrayarak öldürülen gazeteci Hrant Dink’in oğlu Arat Dink de gözaltına alınmaya çalışılmıştı. Dönemin HDP'li milletvekilleri Garo Paylan, Ahmet Şık, Serpil Kemalbay ve Hüda Kaya, Arat Dink’in gözaltına alınmasına engel olmuş, bu anlar Cumhuriyet gazetesi foto muhabiri Vedat Arık tarafından ölümsüzleştirilmişti.
Kolluk kuvvetlerinin o günkü müdahalesinde gazetecilere de aynı şekilde göz yaşartıcı gazla saldırılmıştı. Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü kez bir araya geldiği o günden sonra kayıp yakınlarıyla özdeşleşen Galatasaray Meydanı, annelere kapatıldı.
25 Ağustos 2018’deki polis saldırısında yaralananlardan biri de Aydın Aydoğan’dı. Hazzopulo Pasajı’ndaki saldırı sırasında el bileği kırılan Aydoğan, sorumlu kolluk görevlileri ve saldırı talimatını verdiği gerekçesiyle bakan Soylu hakkında İstanbul başsavcılığına şikâyette bulunmuştu. Savcılık, 28 Şubat 2019’da verdiği takipsizlik kararıyla şiddet uygulayan polislerin dosyasını kapatmıştı. Kararda, eylemin yasal olmadığı, polisin dağılma uyarısı yaptığı, bunun üzerine zor kullanma yetkisini kullandığı öne sürülmüştü. Aydoğan’ın eyleme katılıp katılmadığının belli olmadığını iddia eden savcılık, nerede ve nasıl yaralandığının belli olmadığını ileri sürmüştü. Soylu hakkındaki dosya ise ayrılarak önce Özel Soruşturma Bürosu’na devredilmiş, sonra da yetkisizlik kararıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmişti.
Aydın Aydoğan, o gün çekilmiş fotoğraflarla takipsizlik kararına itiraz etti. İtirazı değerlendiren sulh ceza hakimliği, takipsizlik kararının “usul ve yasaya uygun olduğunu” savunarak itirazı reddetmişti. Aydoğan da bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulunmuştu. Başvuruyla ilgili Yüksek Mahkeme’ye görüş sunan Adalet Bakanlığı, savcılığın olayı aydınlatmak için gerekli adımları attığını, Aydoğan’ın şikâyet dilekçesiyle yetinmeyerek müşteki sıfatıyla da ifadesini aldığını belirtmişti. Böylece Aydoğan’ın soruşturma dahil olmasına imkân sağlandığı öne sürülmüştü. Bakanlık, savcılığın soruşturmayı 5 buçuk ayda sonuçlandırdığından bahsederek “devletin bu tür olayların soruşturulmasında beklenen yükümlülüğünü yerine getirdiğini” iddia etmişti.
Yüksek Mahkeme, Aydoğan’ın başvurusunu Nisan 2023’te karara bağladı. Kolluk kuvvetlerinin kötü muamele yasağını ihlal ettiğine karar veren AYM, Aydoğan’a 60 bin TL manevi tazminat ödenmesine, polisler hakkındaki şikâyet dosyasının yeniden soruşturulması için savcılığa gönderilmesine karar vermişti. AYM, başsavcılığın olay yerini gösteren kamera görüntülerine ulaşmadığını, tanıkların olup olmadığını soruşturmadığını belirtmişti. AYM’ye göre, başsavcılık, Aydoğan’ın yaralanmasından sorumlu kişilerin kimliklerinin belirlenmesi için hareketsiz kalmıştı. AYM, Aydoğan’ın takipsizlik kararına itirazını inceleyen sulh ceza hakimliğiyle ilgili de tespitlerde bulunmuş, olay gününe ait fotoğraflar ve tanık anlatımları olmasına karşın hakimliğin gerekçe göstermeden itirazı reddettiğini aktarmıştı.
AYM, 700’üncü haftada yaşanan polis şiddetiyle ilgili kayıp yakını Maside Ocak ve avukat Gülseren Yoleri’nin başvurularında da aynı şekilde kötü muamele yasağının ihlal edildiğini tespit etmişti. Polislerin gözaltına aldığı kişilere karşı açılan dava da beraatle sonuçlanmasına karşın Galatasaray Meydanı, Türkiye’de gözaltında kayıplara karşı en uzun soluklu eyleme bugün hâlâ kapalı.
Canan Coşkun, gazetecilik kariyerine 2012 yılında Cumhuriyet gazetesinde başladı. Uzun yıllar adliye muhabirliği yaparak yolsuzluk soruşturmaları, kamu görevlilerinin yargılandığı dosyalar, basın ve ifade özgürlüğü, işkence, kadına yönelik şiddet ve nefret davaları üzerine uzmanlaştı.
Eylül 2018’de Cumhuriyet gazetesinden ayrıldıktan sonra adliye odaklı çalışmalarını çeşitli bağımsız medya mecralarında sürdüren Coşkun, halen Kısa Dalga bünyesinde gazetecilik faaliyetlerine devam ediyor. İletişim Yayınları’ndan çıkan “Burası Mahkeme”: Yeni Türkiye’de Yargı Rejimi isimli bir kitabı bulunuyor.
Coşkun’un meslek hayatı boyunca aldığı ödüller arasında Çağdaş Gazeteciler Derneği Mustafa Ekmekçi Haber Ödülü (2016), Avrupa Birliği Araştırmacı Gazetecilik Ödülleri Genç Gazeteci Ödülü (2016), Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü (2017), Musa Anter ve Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülü (2021) ve Sedat Simavi Ödülü (2021) yer alıyor.
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.