Balkondan düştü, intihar etti, kalp krizi geçirdi... Şüpheli kadın ölümleri, cinayetleri geçti
SİNEM NAZLI DEMİR
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre, Türkiye’de 2025’te 294 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Şüpheli şekilde yaşamını yitiren kadın sayısı ise bundan daha fazla, 297! Bu tablo, kadınların yaşam hakkına yönelik ihlallerin, kayıtlara “cinayet” olarak geçen vakalarla sınırlı olmadığını gösteriyor.
Şüpheli kadın ölümlerinin ilk kez kadın cinayetlerini geride bırakması, kadın hakları mücadelesi açısından kritik bir eşik. Uzmanlar ve hak savunucuları, artışı, etkin soruşturma yürütülmemesi, delillerin yeterince toplanmaması ve bazı dosyaların hızla kapatılması gibi yapısal sorunlarla açıklıyor.
İzmir’de iki kız kardeş ölü bulundu
Neredeyse her hafta bir yenisi gündeme gelen şüpheli kadın ölümlerinin son örnekleri bu ay içinde peş peşe yaşandı.
6 Şubat akşamı İzmir’in Menderes ilçesinde dört kişinin bulunduğu bir otomobil dere yatağına sürüklenerek devrildi. Başta trafik kazası olarak kayıtlara geçen olayda 16 yaşındaki Balımnaz Türkkal ile 21 yaşındaki ablası Nergiz Türkkal yaşamını yitirdi. Kazanın ardından ortaya çıkan bulgular, olayın basit bir trafik kazası olup olmadığına dair soru işaretlerini beraberinde getirdi. Çünkü Balımnaz Türkkal, dere kenarında ve araçtan uzakta bulunmuştu.

Sürücü Devran Y. (28) ile Tamer D. (33) araçtan kendi imkanlarıyla kurtuldu. İki erkeğin hemen bölgeden uzaklaştığı ve durumun saatler sonra jandarmaya bildirildiği öğrenildi. Devran Y. ertesi gün teslim oldu ve ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Tamer D.’nin ise bir süre kaçtığı, kaçışına gerekçe olarak hakkında yakalama kararı bulunmasını gösterdiği öne sürüldü.
Tamer D.’nin “uyuşturucu imal ve ticareti” ile “hırsızlık” başta olmak üzere çeşitli suçlardan arandığı ve İzmir’de yürütülen geniş çaplı bir uyuşturucu operasyonu kapsamında firari olduğu belirtildi. Gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen Tamer D., çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Çelişkili ifadeler
Devran Y. ifadesinde gezmek için Menderes’e gittiklerini, dönüşte köprüden geçerken sel sularına kapıldıklarını anlattı. Tamer D.’nin ifadesi bundan farklıydı; eğlence mekanlarından döndüklerini ve alkol aldıklarını beyan etti. Dosyayı Avukat Mısra Topcuoğlu üstlendi.
Avukata göre Devran Y., sel sularına kapıldıktan sonra araçtan çıktığını, kızları göremediğini ve daha sonra Tamer D.’nin evine gittiğini belirtti. Tamer D.’nin ise olayın ardından bir arkadaşına ve akrabasına ulaştığı, kuru kıyafet temin ederek İzmir’e geçtiği biliniyor.
Tüm bu süreçte iki şüpheli de 112 acil hattını aramadı ve yetkililere haber vermedi. Avukat Topçuoğlu, “Tamer D., sürücü olduğu gerekçesiyle “taksirle ölüme neden olma” suçlamasıyla tutuklanırken Devran Y. dosyada mağdur olarak yer alıyor ve hakkında herhangi bir adli kontrol tedbiri bulunmuyor” dedi.
Şüphelilerin ifadelerindeki çelişkiler, iki kardeşin yaşamını yitirmesine rağmen diğer iki kişinin yara almadan kurtulması ve olayın kolluğa bildirilmemesi soru işaretlerini arttırıyor. Topçuoğlu, Adli Tıp ve olay yeri inceleme raporlarının ise henüz dosyaya girmediğini söyledi.
Bahar Taş teknede ölü bulundu
Balımnaz ve Nergiz Türkkal kardeşlerin ölümünden iki gün sonra şüpheli bir kadın ölümü daha yaşandı. Muğla’nın Milas ilçesinde 35 yaşındaki Bahar Taş, iki kişiyle açıldığı teknede ölü bulundu.

8 Şubat’ta arkadaşlarıyla Meşelik Koyu’ndan tekne turuna çıkan Bahar Taş, ertesi sabah kamarasında hareketsiz halde bulundu. İhbar üzerine olay yerine sevk edilen jandarma ve sağlık ekipleri, Taş’ın yaşamını yitirdiğini belirledi. Cansız bedeni, kesin ölüm nedeninin tespiti için İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Ancak ayrıntılı adli tıp raporu kamuoyuna açıklanmadan, bazı medya organlarında ölümün “kalp krizi” ya da “karbonmonoksit zehirlenmesi” sonucu gerçekleştiğine dair haberler yayımlandı.
Teknede bulunan iş yeri sahibi T.T. ile S.E. gözaltına alındı, ifadelerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldılar ve haklarında yurtdışına çıkış yasağı kararı verildi.
Karanlıkta kalan kritik 13 saat
Bahar’ın ağabeyi Yoldaş Taş, sürecin başından bu yana yanıt bekleyen sorular olduğunu belirtti:
“7 Şubat’ta kız kardeşimle telefonda görüştüm. Kalabalık bir arkadaş grubuyla olduğunu söylüyordu; telefondan da o kalabalığın sesi geliyordu. Bu, son görüşmemiz oldu. Şüphelilerin ifadelerine göre Bahar, patronu ve teknenin sahibi yemek yemek ve alkol almak için Milas’ta bir tekneye biniyor. Bir süre sonra Bahar rahatsızlanıp kusuyor ve dinlenmek için kamaradaki yatağa geçiyor. Şüpheliler ara ara seslendiklerini, yanıt alamayınca telefonla aradıklarını söylüyor. Ancak bunların tamamı onların beyanı. İfadelerde ise çelişkiler var. Kendi anlatımlarına göre Bahar’ın kamaraya geçmesiyle ölümünün fark edilmesi arasında yaklaşık 13 saat bulunuyor. Bu sürede ne yaşandığını bilmiyoruz.”
“Hastalığı veya rahatsızlığı yoktu”
Soruşturmanın eksik yürütüldüğünü savunan Yoldaş Taş, adli makamların Bahar’ın iş arkadaşları ile aile üyelerinin ifadelerine başvurmadığını da söyledi:
“Tanıklar dinlenmedi. Buna rağmen kısa süre sonra medyada Bahar’ın kalp krizi geçirdiğine dair iddialar yer aldı. Bu haberlerin kaynağını araştırdığımızda, şüphelilerin avukatlarını işaret eden bilgilerle karşılaştık. Olay muğlaklaştırılıyor ve henüz tüm deliller toplanmış değil. Ayrıca Bahar’ın herhangi bir sağlık sorunu ya da düzenli kullandığı bir ilaç yoktu. Üç kişi tekneyle açılıyor, ikisi sağ dönüyor. Bu dosyada aydınlatılması gereken ciddi karanlık noktalar var.”
“Kamu da en az failler kadar sorumlu”
Şüpheli kadın ölümlerinin aydınlatılması için yürütülen mücadele yalnızca ailelerin çabasıyla sınırlı kalmıyor. Çok sayıda sivil toplum kuruluşu da bu dosyaların takipçisi. Bu örgütlerden biri olan Mor Dayanışma’nın üyelerinden İrem Kayıkçı, şüpheli kadın ölümlerinin münferit vakalar olarak değerlendirilemeyeceğini, dosyalar arasında yapısal bağlar bulunduğunu belirtti:
“Kamu kurumlarının ataerkil yapısı ve iktidarın erkek egemen politikaları, şüpheli kadın ölümlerini artırıyor. Denetimsizlik ve ihmal adeta norm haline gelmiş durumda. En temel hakkımız olan yaşam hakkını konuşur hale geldik. Üstelik aramızdan alınan kadınların hesabını sormak için yıllarca mücadele ediyoruz. Bu ölümlerin üzerini hızla kapatan ve etkin soruşturma yürütmeyen kamu anlayışı da en az failler kadar sorumlu değil mi?”
‘Balkondan atladı’ ezberi
Şüpheli kadın ölümü dosyalarında sanık ifadelerinin dikkat çekici biçimde birbirine benzediğini belirten Kayıkçı, süreci şöyle anlatıyor:
“Sanıklardan sıkça duyduğumuz ‘depresyondaydı, balkondan atladı’, ‘beni tehdit etti ve atladı’, ‘ben onu çok seviyordum, böyle bir şey yapmam’ gibi sözler; karakoldan adliye salonlarına uzanan ve erkek dayanışmasıyla örülen bir güven ağına işaret ediyor. Bu kalıp savunmaların arkasında ise benzer bir cezasızlık zinciri bulunuyor.”
Kayıkçı’ya göre bazı davalar bu zincirin nasıl işlediğini somut biçimde ortaya koyuyor. Ayşe Tokyaz cinayetinde sanık Cemil Koç’un, daha önce Ejegül Ovezova’nın ölümünü “balkondan düştü” diye gösterdiği iddiası bunlardan biri. Benzer şekilde Mihriban Yılmaz dosyasında yargılanan Fatih İnan’ın, 2023’te Manisa’da ölümü “kalp krizi” denilerek kapatılan Naile Büşra Sarıgül dosyasında da baş şüpheli olduğu belirtiliyor. 12 Şubat’ta Ümraniye’de öldürülen Durdona Khokimova vakasında ise aynı failin, daha önce kaybolan Ergashalieva Sayyora dosyasında yeterince soruşturulmaması dikkat çekiyor.
Anayasa Mahkemesi’nin Rabia Naz Vatan kararındaki tespitler, bu dosyaların nasıl soruşturulduğuna dair önemli bir çerçeve sunuyor. Yüksek Mahkeme, olay yerinin yeterince fotoğraflanmaması, görüntü kaydı alınmaması ve ambulans ile hastane kamera kayıtlarının geç talep edilmesi gibi eksikleri “etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlali” kapsamında değerlendirmişti.
Tekrarlayan savunma: İntihar etti
Şüpheli kadın ölümlerinde sanıkların benzer savunmaları dikkat çekici. Pınar Bulunmaz dosyasında sanığın “intihar” iddiası, güvenlik kamerası kayıtları ve kriminal incelemelerle çelişen bulgular nedeniyle yargılamada tartışma konusu oldu. Duygu Bölükbaş için de başta “intihar” dendi, sonradan ortaya çıkan deliller soruşturmanın yönünü değiştirdi. Şule Çet davasında sanıkların “düştü/atladı” savunması mahkeme tarafından kabul edilmedi ve dosya “kasten öldürme” ile “nitelikli cinsel saldırı” suçlarından mahkûmiyetle sonuçlandı.
Düzenli istatistik yayımlanmıyor
Şüpheli kadın ölümlerine ilişkin resmi ve düzenli istatistiklerin yayımlanmaması, tablonun net biçimde görülmesini zorlaştırıyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu bu durumu “şüpheli ölümlerin görünmezleşmesi riski” olarak tanımlıyor.
Menderes’teki dosya ile Milas’ta teknede ölü bulunan Bahar Taş vakası da ilk aşamada farklı başlıklarla kamuoyuna yansıdı. Ancak geçmiş davalar, bazı ölümlerin ancak ısrarlı hukuki takip ve ayrıntılı delil incelemesi sonucunda cinayet olarak kabul edildiğini gösteriyor. Bu nedenle hukukçular, her şüpheli kadın ölümünün aynı titizlikle soruşturulması, delillerin zamanında toplanması ve verilerin düzenli biçimde kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini vurguluyor.
Sinem Nazlı Demir, Yeditepe Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler ile Radyo, Televizyon ve Sinema bölümlerinde çift anadal yaptı. Almanya’da Fulda University of Applied Sciences’ta İnsan Hakları yüksek lisansına devam etmektedir. Gazeteciliğe Cumhuriyet’te başladı ve sırasıyla ANKA Haber Ajansı ve Artı TV’de yargı muhabiri olarak çalıştı. 29 kadının gerçek hayat hikayesini anlatan ilk kitabı “Katilimi Tanıyorum”, 2024’te yayımlandı. 2025’te Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden “İnternet Haberi” ödülünü aldı. Şimdilerde Almanya’nın kadın cinayetlerinin verilerini tutan ilk kadın derneği Feminizidmap Derneği'nin gönüllü basın sorumlusu olarak görev yapıyor ve Türkiye’deki ensest suçları ile ilgili ikinci kitabını yazıyor. Türkiye ve Almanya’da çok sayıda üniversite ve belediyede kadın ve çocuk hakları temalı seminerler veriyor. Aynı zamanda TEDX konuşmacısı.
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.