Bingöl’ün Z’si: Burada genç olmak sadece hayatta kalmak mı?
ZEYNEP AKAT | Yüksek lisans yaptığı Almanya’dan memleketine dönen genç kadın. İstanbul’dan Bingöl’e gelen öğretmen. Geçinemediği için evlenemeyen veya okey salonunda ‘bekleyen’ gençler. Sattığı yemek takımının fiyatından az maaşla geçinmeye çalışıp KPSS’ye hazırlananlar. Burada ‘kalan’ gençler soruyor: “Bingöl’de genç olmak sadece hayatta kalmak mı?”
ZEYNEP AKAT
Bingöl, Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre yüzde 17,5 ile Türkiye’nin genç nüfusu en yüksek illerinden biri. Ancak kentin göç verme hızı da yüksek… Her on gençten dördü kenti terk ediyor. Kalanlar üniversiteleşme ile yükselen beklentilerin karşılığını alamadıkça sıkışmış hissediyor. Bingöl onlar için bir bekleme odasına dönüşüyor.
Sigara dumanının havada asılı kaldığı okey salonundaki bir masada yaşları 19 ile 23 arasında değişen dört üniversite öğrencisi var. Sadece biri Bingöllü. Diğerleri Kahramanmaraş, Van ve Samsun’dan gelmiş. Anlatıyorlar, ama isimlerini vermiyorlar: “Yarın öbür gün KPSS’ye gireceğiz.”
Vanlı öğrenciye göre Bingöl, “tuhaf.” Kent merkezinde üç alışveriş merkezi olduğunu, bunun “modern bir görünüş verdiğini” ama içerisinin boş olduğunu söylüyor:
“Doğru düzgün bir marka yok, çeşit yok. Geçenlerde bir telefon almam gerekti, koca kentte Teknosa ya da onun gibi bir yer bulamadım. Telefonu incelemeden nasıl alayım? Şehir dışına gidip bakmam gerekecek. Kentte her sokak başı kafe ama bir tane butik dükkân, bir tane gençlerin ilgi alanına hitap eden mağaza yok.”
Sinemada çok az film gösteriliyor, onlar da sadece gişe filmleri. Bir konser ya da bir tiyatro oyunu, neredeyse yok: “Olsa okey salonlarına niye gelelim ki…” Belediyeye de tepkililer:
“Bizi sadece ‘para kaynağı’ olarak görüyor. Ama faydalı tek çalışma yapmıyor.”

Yemyeşil meydan amcalara kaldı
Masadaki Bingöllü genç de belediyenin kent meydanı için çok sayıda ağaç kestiğini söylüyor:
“Eskiden orası yemyeşil ağaçlıktı. Şimdi beton döküp, kent meydanı yaptılar. Ne gölgesinde oturacak bir ağaç bıraktılar ne de gençlerin vakit geçirebileceği bir estetik. Sadece yaşlı amcaların oturduğu bir gri alan oldu. Parklardaki banklar kırık, spor aletleri paslı. Bingöl doğasıyla övünen bir yer ama kentin merkezinde toprağa dokunacak yer kalmadı.”
Tüm bunların üstüne dördüne göre de Bingöl, pahalı bir kent. Fiyatların İstanbul ile yarıştığını söylüyorlar.
“Kente 10 üzerinden kaç puan verirsiniz” sorusuna verdikleri yanıtların en düşüğü 1 buçuk, en yükseği beş. Onun nedeni de Bingöl’ü diğer şehirlere yakın olması.

Yurt yolunda taciz
Kadın öğrencilerin en büyük sorunu ise “güvenlik.” Kız öğrenci yurdunun üniversiteye çok uzak olduğunu söyleyen bir öğrenci anlatıyor:
“Gece yurda dönerken kendimizi asla güvende hissetmiyoruz. Arabalar peşimize takılıyor, erkekler yüksek sesli müzik açıp kornaya basıyorlar. Daha geçen gün polisi aramak zorunda kaldık. Bu resmen taciz ve her gün oluyor. Belediye yurdun önüne ne bir üst geçit yapıyor ne de ulaşımı düzeltiyor. İki aktarmayla okula gidiyoruz ve her sabah o yol bir eziyete dönüşüyor. Kışın karda o kaldırımları bile temizlemediler. Gerçekten çok kaygılıyız, trafikten ve erkeklerden dolayı can güvenliğimiz yok.”
Almanya’dan döndü, bir yıl evden çıkmadı
Almanya’da yüksek lisans eğitiminin ardından, kendisine göre radikal bir karar alarak ailesinin yanına, memleketine dönmeye karar veren 25 yaşındaki Şevval Tüker.
Tüker, Bingöl gibi küçük ve muhafazakâr şehirlerde genç bir kadın olmanın yüklediği ağırlığı tek bir kavramla özetliyor: “Etiketlenmek.”
Kadınların sokağa çıktığında, işe ya da okula giderken bile “Acaba başıma bir şey gelir mi?” sorusuyla hareket ettiğini ve bunun yarattığı yorgunluğun zamanla insanı içe kapanmaya ittiğini savunuyor. Bununla beraber sistemin de kadınları aileleri üzerinden baskı altına aldığına dikkat çeken Tüker, en ufak bir olayda kadınların ailelerinin arandığını söylüyor:
“Bu durum sadece ekonomik değil, güvenlik kaygısıyla da gençleri göçe itiyor. Bu artık genç kadınların ortak ruh haline gelmiş durumda. Burada kadınlar çoğu zaman birey olarak değil; ‘birinin kızı’, ‘birinin eşi’, ‘birinin kardeşi’ gibi etiketlerle tanımlanıyor. Bu sıfatlar kadının kendi özgün kimliğini bir gölge gibi örtüyor, hareket alanınızı kısıtlıyor. Ben kente geldiğim ilk bir yıl boyunca bu ağırlığı o kadar derinden hissettim ki, çöp atmaya dahi çıkmadığım bir depresyon sürecine girdim.”
Tüker’i eve kapandığı bir yıllık süreçten çıkaran şey, bugün eş başkanlığını yürüttüğü Bingöl Kültür Sanat Derneği. Onun için bu dernek, sadece bir dernek binası değil; kentin gençleri için bir “tanışma ve kaynaşma merkezi.”
Başlangıçta erbane öğrencisi olarak girdiği bu kapıdan, bugün kentin kültürel dokusunu değiştirmeye çalışan bir aktör olarak çıkıyor.
Tüker’e göre kentin en büyük eksiği, gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri, kendisinin deyimiyle “nefes alabilecekleri” bir sosyal ortam. Özellikle eğitim için çevre illerden gelen üniversite öğrencileri için derneğin bir “havalandırma” niteliği taşıdığını söylüyor.
Tüker için bir diğer önemli nokta ekonomi. Türkiye’nin ekonomik sorunlarının Bingöl’de de ciddi yansımalarını olduğunu belirten Tüker, bu nedenle dernekteki tüm etkinliklerin ücretsiz olduğunu kaydediyor. Bununla gençlerin üzerindeki “devasa” ekonomik baskıyı biraz olsun hafifletmeyi amaçladıklarını belirten Tüker, gençlerin dernekle tanışmalarında ücretsiz olmasının rolünün büyük olduğunu şöyle ifade ediyor:
“Bugün Bingöl’de bir konser bileti, bir film gösterimi ya da bir atölye çalışması çoğu genç için lüks haline gelmiş durumda. Bu erişilemezlik de gençleri daha dar, daha içe kapalı ve sosyal olarak daha kırılgan bir alana sıkıştırıyor.”
Tüker, kentin muhafazakâr yapısının gençlerin üzerinde yarattığı baskıya da işaret ediyor. “Sosyal medyadaki yorumları gördüğümde bile irrite olduğum anlar oluyor” diyen Tüker, “Toplumsal bir olaya verilen tepkiler, kentin o içine kapalı, sağcı ve iktidara yakın düşünce yapısı beni bazen şehirden tamamen uzaklaştırıyor” diye devam ediyor.

Bingöl’ün muhafazakâr yapısının kendisi gibi “dışarıdan” gelen ya da farklı bir hayat tarzı benimseyen gençler için her an bir “marjinalleşme” riski taşıdığını dikkat çekerek kendisini de zaman zaman bu kentte “öteki” gibi hissettiğini söylüyor.
Birçok gencin bu yüzden “çifte yaşam” sürdüğünü anlatan Tüker, "Dışarıda çok özgür hayatlar kuran insanlar memlekete döndüklerinde, kısa süreli ziyaretlerde bile daha içine kapanık bir yaşam tarzına geri dönüyorlar. Bu, şehirle birey arasındaki sosyal baskı ve aidiyet ilişkisini çok net gösteriyor. Ama üniversite ortamı ve sosyal medya, bu kapalı yapıyı bir miktar kırıyor. İnsanlar artık farklı yaşamları görebiliyor. O yüzden ben bunun da zamanla değişeceğine inanıyorum” diyor.
“Karşılaştığım manzara hayal kırıklığı”
Tüker’in dernek çalışmalarını yürüttüğü bölgenin birkaç sokak ötesinde, 28 yaşındaki Zilan Gözkaman, 18 yaşında eğitim için ayrılıyor Bingöl’den. Ve İstanbul’daki 10 yıllık yaşamının ardından öğretmen olarak geri dönüyor. Gözkaman, kentin on yıl önceki haliyle bugünü arasındaki farkları kendi gözlemleri üzerinden aktarıyor.
Gözkaman, kentin genç nüfusunun bir “kimlik arayışı” içinde olduğunu söylüyor. Bu durumun temelinde ekonomik koşulların ve eğitimin yattığını belirten Gözkaman, eski arkadaşlarının birçoğunun artık Bingöl’de yaşamadığını belirtiyor:
“Benim ilk gençlik dönemimdeki akranlarımın birçoğu artık burada değil. Ekonomik kriz ve toplumsal beklentiler nedeniyle artık burada hayatlarını idame ettiremez hale geldiler. O yüzden farklı şehirlere veya yurt dışına gitmeyi tercih ettiler.”
Bingöl’ün sadece ekonomik değil, sosyolojik bir değişim içinde olduğunu söyleyen Gözkaman, ailesinin 80’li ve 90’lı yıllara dair anlattığı sosyal yaşamın, bugün yerini daha kapalı bir yapıya bıraktığını kaydediyor.
Ekonomik özgürlüğü olan bir kadın olmasına rağmen kamusal alanda kendini zaman zaman “yalnız” hissettiğini belirten Gözkaman, durumu şöyle aktarıyor:
“80'li yıllarda kadınların ekonomik özgürlüğü kısıtlıydı belki ama sosyal hayatın içinde kadın kimlikleriyle daha görünür oldukları anlatılırdı. Kadın ve erkek toplum içinde eşit olarak var olabilirdi. Kendi çocuklarım anılarım da hep bu örneklerle dolu.
Şu an ekonomik özgürlüğümüz var ancak kadın ve erkeğin bir arada sosyal alanlarda bulunması daha kısıtlı hale gelmiş durumda. Ben çocukken yaşadığım mahallede herkes iç içeydi ancak şu an oturduğumuz apartmanda bile kimseyi tanımıyorum. Asansörde karşılaştığım ya da bana bina kapısını açan bir erkeğe selam vermeye tereddüt ediyorum.
Benim lise dönemimle şu anki Bingöl arasında bile uçurum var. Buraya dönerken beklentilerim farklıydı ancak karşılaştığım manzara hayal kırıklığı yarattı.”

“Bu yapıya teslim olmaktan korkuyorum”
İstanbul’da tek başına yaşayan Gözkaman için Bingöl, finansal anlamda bir kolaylık sağlasa da sosyal hayat açısından kısıtlayıcı.
İstanbul’un mali yüküne rağmen sunduğu sosyal alanı, Bingöl’ün daha ucuz ama toplumsal denetimin yoğun olarak hissedildiği sokaklarında bulamadığını söylüyor.
Ailesinden ayrı eve çıkacak kadar imkânı olsa da toplumsal baskı nedeniyle bu kararı vermenin zor olduğunu söyleyen Gözkaman “Bazen bireyin bulunduğu yerin şeklini aldığı söylenir. Ben bu yapıya tamamen teslim olmaktan ve kendi alışkanlıklarımı yitirmekten korkuyorum” diyor.
Bir yanının bu yeni duruma uyum sağlamayı, diğer yanının ise kendi sosyal sınırlarını korumayı istediğini belirten Gözkaman, “Bu ikilem arasında kalmak belirsizlik hissini artırıyor” diye konuşuyor.
Öte yandan Gözkaman için kente yabancılaşmanın bir diğer boyutu ise dil üzerinden şekilleniyor. Aile içindeki anadili kullanımının zamanla değiştiğini ve sokakta anadilini eskisi kadar duyamadığını fark ettiğini aktarıyor.
Özellikle 18-25 yaş arası gençlerin Zazaca kullanımındaki düşüşe dikkat çeken Gözkaman, "Şu an Zazaca sokaklarda neredeyse duyulmuyor. Bu durum memleketimle olan aidiyet bağımı zayıflatan unsurlardan biri" diyor. Gözkaman kenti “Bir yandan muhafazakâr bir yandan da dejenere” olarak tanımlıyor:
“Buraya geldiğimde kamusal alanda Zazaca duyduğum tek an kulaklıkla müzik dinlediğim zamanlar. Markette, pazarda, kafelerde, hiçbir yerde konuşulmuyor. İstanbul’da çok özlüyordum anadilimi ama buraya geldiğimde hiç duymadığım için kendimi çok yabancı hissettim.”
Kimlik edinememe ve yer bulamama
Konuşmamızın devamında Gözkaman tüm olumsuzluklara rağmen kentte kendi ekonomisini kurabilenlerden olduğu için ‘şanslı’ olduğunu aktarıyor ve “Evet bir sürü olumsuzluk var ama ben azından çalışıyorum, burada iş imkanları kısıtlı olduğu için birçok kişi işsiz” diyor.
Bu ekonomik ve sosyal tablo, Gözkaman’ın 20 yaşındaki kardeşinin de kentten ayrılmasına neden olmuş. Kardeşinin ne istediği okula gidebildiği ne de kentte düzgün bir iş bulabildiği için Romanya’ya gitmek zorunda kaldığını belirten Gözkaman, şunları söylüyor:
“Onun yaşadığı, aslında şu an tüm gençlerin yaşadığını sorun; ‘kimlik edinememe’ ya da ‘yer bulamama.’ Kardeşim burada kendine bir gelecek kuramadığı için gitti. Kentteki sosyal yaşam kafelerle sınırlı; sinema, tiyatro ya da sergi gibi alanlar yetersiz. Hatta yok. İş desen zaten bulunmuyor. Burada kalsa yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bizi çok özlüyor, biz de onu özlüyoruz ama en azından orada kendine bir hayat kurma ve insanca yaşama imkânı var.”
Maaşı, mağazada sattığının fiyatından az
Kent merkezindeki bir mağazada satış temsilcisi olarak çalışan 26 yaşındaki Dilan ile görüşüyoruz. Eğitim fakültesi mezunu bir öğretmen, Dilan’ın öyküsü Bingöl’deki birçok üniversite mezunununkiyle ortak. Mezuniyet sonrası özel öğretim kurumlarının “tecrübe” şartıyla karşılaşan Dilan, yaşadığı süreci şöyle anlatıyor:
“Yeni mezun bir öğretmen olarak tecrübe edinebileceğim alanlar çok kısıtlı. Bazı kurumlar sigortasız ve asgari ücretin altında çalışma teklif etti. Bir süre iş aradıktan sonra ekonomik nedenlerle kabul ettim. Bir öğretmen olarak sigortasız ve asgari ücretin altında çalıştım ancak burada da baskı ve mobbingle karşılaştım. Verdiğim emeğin karşılığını alamadığım gibi psikolojik olarak çok yıprandım. O yüzden kendi alanımın dışında bir iş bulmak zorunda kaldım.”
Dilan, şu an bir mağazada 6 gün yarı zamanlı çalışarak 17 bin lira maaş alıyor ve bu tutara ulaşım giderleri de dahil. Bu bütçeyle geçinmeye çalışırken KPSS’ye hazırlanıyor.
Dilan için dışarıda vakit geçirmek mali yük demek. Kendi emeği ile sattığı ürünler arasındaki ekonomik uçurumu “Çalıştığım mağazada en ucuz yemek takımı 17 bin 500 lira, bu 27 bin liraya kadar çıkıyor. Bir aylık emeğimin karşılığı, sattığım bir yemek takımı kadar bile etmiyor" diye anlatıyor.

Dilan’ın mali koşulları sadece içinde bulunduğu durumu değil gelecek planlarını da etkiliyor. Üç yıldır evlilik planı yaptığı erkek arkadaşının da kendi mesleği olan sosyal hizmet uzmanlığı yerine emlak sektöründe düşük bir ücretle çalıştığını belirtiyor:
“Cebimde bazen hiçbir şey kalmadığı günler oluyor. 28 yaşında, üniversite mezunu bir kadın olarak en basit kişisel ihtiyaçlarımı karşılarken bile durup düşünmek zorunda kalıyorum.”
Evlilik için birikim yapmalarının imkânsız olduğunu ve bu yüzden de kendini çıkmazda hissettiğini anlatıyor. Atanmaya ya da farklı bir iş bulmaya yönelik umudu olup olmadığı sorusuna gülüyor.
Bingöl’de kamu kurumlarında da özel sektörde de iş bulabilmek için liyakatten ziyade sosyal bağlantıların ön plana çıktığını anlatıyor. “CV ile işe girmek çok zor” diyen Dilan, “En küçük dükkândan en büyük şirkete, her yerde torpil gerekiyor. Ahlaki yozlaşmışlık her kuruma sirayet etmiş durumda. Eğer tanıdığın yoksa iş bulman çok zor” diyor.
Dilan, okey salonundaki gençler gibi belediyeden şikâyet ediyor:
“Ben Bingöl’de yaşayan 29 yaşında genç bir kadınım. Belediyenin şu an bana dair hiçbir politikası yok. Ablam KPSS’ye girerken etüt merkezleri vardı, ücretsiz ders veriyorlardı. Şu an o da yok. Olanı da kaldırıyorlar.
Kent kütüphanesi var ama çok gürültülü bir alan. Genelde de ortaokul lise öğrencileri var. KPSS grubundan gelen kimse yok çünkü dediğim gibi, sessiz bir çalışma ortamı yok. Biz evde 8 kişiyiz, evde zaten çalışamam. Dışarda kütüphaneye gidemem. Bir kafeye oturup çalışmam gerek. Ben her gün kafeye otursam ve yalnızca bir kahve içsem maaşım zaten oraya gidiyor.”
Kentin meydanındaki ağaçların kesilerek betondan bir meydan yapıldığını aktaran Dilan, öncesinde gençlerin de sık sık orada oturduğunu, özellikle yazları parkta dinlenecek alan bulabilirlerken şimdi beton yapıda yalnızca yaşlı erkeklerin olduğunu söylüyor:
“Ne yağmurda sığınacak bir durak var ne de gençlerin vakit geçirebileceği bir alan. Bu kentte gençsen işin zor, kadınsan iki kat zor. Yetkililer ne düşünüyor anlayamıyorum. Acaba onlara göre burada genç olmak yalnızca hayatta kalmak mı demek?”
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.
