Çözüm süreci: Aynı masa, farklı beklentiler
HALE GÖNÜLTAŞ
Çözüm sürecine ilişkin Ankara’dan gelen açıklamalar ile sahadan yansıyan değerlendirmeler birlikte okunduğunda, sürecin tek bir hatta ilerlemediği görülüyor.
Cumhurbaşkanı danışmanı Mehmet Uçum’un sabah saatlerinde X hesabından yaptığı açıklama ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “süreci aceleye getirmeyelim” vurgusu, devletin bu süreci kontrollü, zamana yayılmış ve sınırları önceden belirlenmiş bir stratejiyle yürüttüğünü ortaya koyuyor. Ancak Kürt siyasi çevrelerinden gelen değerlendirmeler, aynı sürecin sahada “farklı bir beklentiyle” karşılandığını gösteriyor.
Uçum: “Süreç ilerliyor, ama sınırları var”
Mehmet Uçum’un açıklaması, her ne kadar hedefine zaman zaman PKK ve DEM Parti’yi de sert şekilde suçlayan “Kürt milliyetçiliği”ni almış görünse de aynı zamanda sürecin yeni bir aşamaya geçtiğine de işaret ediyor. TBMM’de kurulan komisyonun raporunu tamamlamasıyla birlikte, “geçiş süreci hukuku” kapsamında yeni adımların gündeme gelmesi bekleniyor. Ancak Uçum’un metninde asıl dikkat çeken unsur, sürecin çerçevesine ilişkin net çizgiler. Uçum, Kürt meselesinde etnik temelli siyaset, özerklik ya da ayrı statü taleplerine kapalı bir yaklaşım ortaya koyuyor. Uçum, çözümün “milli devletle bütünleşme” ekseninde şekilleneceği görüşünü şöyle dile getiriyor:
“Kürtlerin siyasi temsil ve eşitlik sorunu olduğunu, statü haklarının tanınması gerektiğini, egemen millet olduklarının kabul edilmesini iddia edenler konuyu kasten etnik kimlik siyasetine indirgiyor. Bunların derdi Kürtlerin varoluşlarını güvence altına almak değildir. Tam tersine Kürt etnik kimliğini istismar ederek ve Kürtleri riske atarak pro İsrail bir uydu devlet kurulması veya o yolda özerk bölgeler oluşturulması arayışı içindeler. Kürtleri bölgedeki güç savaşlarının malzemesi haline getirmek isteyen siyonist ve emperyalist projelerin daimi hizmetkarları bir kez daha Kürtleri istismar etmeye çalışıyor.
Oysa Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefi ve bu hedeflere yönelik Devlet politikaları Kürtlerin geleceğinin ayrılıkçı milliyetçi yaklaşımlar üzerinden değil içinde bulundukları Milli Devletlerle bütünleşme üzerinden güvence altına alacağını çok net ortaya koydu.”
Uçum’un metninde “Sabotaj”, “dış müdahale” ve “bölücülük” uyarıları ise bu sınırların aşılmasına izin verilmeyeceğinin açık ifadesi olarak öne çıkıyor. Son tahlilde Uçum’un mesajı, sürecin ilerlediğini ancak çerçevenin devlet tarafından çizildiğini net biçimde ortaya koyuyor.
Bahçeli: “Acele yok, süreç zamana yayılmalı”
Devlet Bahçeli’nin geçen hafta partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamaları ise aynı sürecin hızına ve yöntemine odaklanıyor. Bahçeli’nin dile getirdiği “Süreci boğmanın, aceleye getirmenin alemi yoktur. Yola çıktık, inşallah varacağız” sözleri, sürecin zamana yayılarak ve kontrollü biçimde yürütüleceğini gösteriyor. Bahçeli’nin bu yaklaşımı, Ankara’nın yalnızca sınırları değil, sürecin temposunu da sıkı biçimde kontrol ettiğini ortaya koyuyor. Bu, aynı zamanda sürecin hassas ve kırılgan bir zeminde ilerlediğine dair bir işaret olarak okunuyor.
Kürt tarafı: “Asıl mesele kimlik ve hukuki tanınma”
Sahadan yansıyan Kürt siyasi değerlendirmeleri ise farklı bir önceliğe işaret ediyor. Bu kesime göre süreçte diyalog sürüyor, temas var; ancak toplum nezdinde karşılık üretmekte zorlanılıyor. Bunun temel nedeni ise beklenti farkı. Kürt tarafı açısından sürecin özü güvenlik değil, “kimlik” ve “hukuki tanınma” meselesi. Bu talepler, Kürt kimliğinin açık biçimde kabul edilmesini ve bu kabulün yasal güvenceye kavuşturulmasını içeriyor. Başka bir ifadeyle Kürt siyasi aktörler, yalnızca çatışmanın sona ermesini değil, bu sürecin eşitlik ve statü üreten bir dönüşüme evrilmesini bekliyor. Aynı değerlendirmelerde dikkat çeken bir diğer unsur ise zaman vurgusu. Kürt tarafı, ABD ve İsrail’in saldırıları sonrası İran’da devam eden savaşın İran’dan Kuzey Suriye’ye ulaşacak riskler nedeniyle sürecin daha hızlı ilerlemesi gerektiğini savunurken; Ankara’nın süreci zamana yayma yaklaşımı “geciktirme” olarak niteleniyor.
Buna rağmen Kürt tarafı, masadan kalkmamak konusunda çok net. “Masadan kalkan taraf olmayacağız” yaklaşımı hem siyasi sorumluluk hem de yeniden çatışma riskine karşı bir tercih olarak öne çıkıyor.
Temel ayrışma: Aynı süreç, farklı hedefler
Devlet, Abdullah Öcalan ile sürdürülen müzakereleri “çatışmanın sona ermesi ve toplumsal bütünleşme” üzerinden tanımlıyor. Kürt tarafı ise süreci kimlik, eşitlik ve hukuki güvence temelinde bir dönüşüm olarak görüyor. Bu durum, tarafların aynı sürecin içinde olmasına rağmen aynı hedefe odaklanmadığını gösteriyor. Ortaya çıkan tablo bir yandan çelişkili, bir yandan da çok net. Çözüm süreci tamamen tıkanmış değil. Diyalog sürüyor, temas kanalları açık ve zemin korunuyor. Ancak aynı ölçüde somut ve dönüştürücü bir ilerleme de görünmüyor. Son tahlilde süreç, tarafların pozisyonlarını koruduğu, temponun düşük tutulduğu ve risklerin yönetilmeye çalışıldığı bir ara evrede ilerliyor.
Hale Gönültaş, 1992 yılında Cumhuriyet Gazetesi Ankara Bürosu’nda stajyer olarak gazeteciliğe başladı. Evrensel, Sabah, Akşam ve Vatan gazetelerinde savunma, diplomasi ve Cumhurbaşkanlığı alanlarında çalıştı. Serbest gazeteci olarak ulusal ve uluslararası haber kuruluşları için Türkiye, Irak, Suriye’den göç/sınır ekonomisi/ güvenliği, radikal cihatçı örgütlenmelere dair dosyalar hazırladı. Haber ve söyleşileri New York Times, Le Monde, France 24, Al Monitor’de yayımlandı. Basın Enstitüsü tarafından haberleri dünyada etki yaratan 20 kadın gazeteci arasında gösterildi. Üç kez Avrupa Birliği Araştırmacı Gazetecilik Ödülü, çeşitli kereler Çağdaş Gazeteciler Derneği’nce yılın haber ödülü, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Ödülü ve Metin Göktepe Ödülü aldı. RSF International 2025’te Paris’te basın özgürlüğüne ilişkin düzenlediği programda dünyanın en cesur 20 kadın gazetecisi arasına gösterildi. 2023 yılı Erbil Tuşalp onur ödülü sahibi.
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.