Deprem gerekçesi “rant kalkanı”na dönüştü: Askeri alan lüks yapılaşmaya açılıyor
TEZCAN KARAKUŞ CANDAN
6 Şubat depremlerinde yaşanan büyük yıkımın ardından ortaya çıkan finansman ihtiyacı, Ankara’da kamusal mülkiyetin özel sektöre devri için yasal bir kılıfa dönüştü. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Çayyolu’nda bulunan 5,7 hektarlık eski askeri alanı, yargı kararlarına rağmen ısrarla yapılaşmaya açıyor.
Yargı kararına rağmen yeni "makam oluru"
Sürecin en dikkat çekici halkası, yargı kararlarını yeni bürokratik hamle ile baypas edilmesi oldu. Çayyolu Mahallesi sınırları içerisindeki 80270 Ada 1 ve 2 parseller ile 80137 Ada 5, 6 ve 7 parselleri kapsayan alan, mahkemenin iptal kararlarının ardından 18.12.2025 tarihli ve 422341 sayılı Bakanlık Makam Olur’u ile yeniden "Rezerv Yapı Alanı" ilan edildi.

Bakanlık, bu ilanla 6306 sayılı Afet Yasası dayanağıyla , “Rezerv yapı alanlarında gelir ve hasılat getirici uygulama yapma” yetkisine istinaden alanın lüks konut ve ticari birimlere dönüştürülmesini, “depremzedelere kaynak yaratma” iddiasıyla savunuyor.
Ancak planın içeriği ve mahkeme kararları, afet finansmanından çok imar rantı üretildiğini gösteriyor.
Yargı: “Deprem sonradan bulunmuş bir bahane”
Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin, başkanlığını yaptığım dönemde yapılan ilk plan sürecinde henüz 6 Şubat depremleri olmamıştı. O dönemde açılan davada, Ankara 12. İdare Mahkemesi planları iptal etmişti. Mahkeme, Bakanlığın “deprem finansmanı” savunmasını inandırıcı bulmamış ve kararında bunun altını çizmişti:
“Söz konusu alanın imara açılma nedeninin deprem felaketinden bağımsız düşünüldüğü, sonradan meydana gelen depremin ise imar planına dayanak oluşturulmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır.”
Bu tespit, depremin kamu yararı için değil, rant odaklı bir projenin hukuki altlığını sağlamak üzere kullanıldığını açıkça ortaya koyuyor.
Kamusal mülkiyetten adım adım özelleştirme: Tanıdık bir senaryo
Söz konusu alan, yakın zamana kadar “Askeri Güvenlik Bölgesi” statüsünde ve Milli Savunma Bakanlığı’na tahsisli bir kamu arazisiydi. Süreç Türkiye’de sıkça karşılaşılan özelleştirme zinciriyle ilerledi:
- Alanın “işlevini yitirdiği” gerekçesiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na devri sağlandı.
- Kamu mülkiyetindeki parseller TOKİ’ye bedelsiz aktarıldı.
- Ardından arazi, Emlak Konut GYO portföyüne alındı.
- “Arsa Satışı Karşılığı Gelir Paylaşımı” modeliyle özel sektörün kullanımına açıldı.
Bugün askıya çıkan yeni planlarda, alanın yaklaşık yüzde 56’sı artık “özel mülkiyet” olarak tanımlanıyor. Kamu arazisi, “hasılat” vaadiyle fiilen özelleştirilmiş durumda.
Lüks villa ve gizli ticari rant
Planlara göre alana “Düşük Yoğunluklu Gelişme Konut Alanı” (E=0.35, Z+2 kat) fonksiyonu veriliyor. Çayyolu gibi yüksek değerli bir bölgede bu karar, lüks villa yapılaşması anlamına geliyor.

Ancak rantın asıl kaynağı, konut alanlarının altına gizlenen ticari kullanımlar. Bölge İdare Mahkemesi, Kasım 2024’te verdiği kararda “konut alanlarında yüzde 20 oranında ticaret yapılamayacağına” hükmederek planı iptal etmişti.
Buna rağmen Bakanlık, yargı kararını dikkate almadı ve 12-26 Ocak 2026 tarihleri arasında askıda kalan yeni planında aynı hükmü korudu: “İnşaat alanının yüzde 20’si kadar ticari birim yapılabilir.”

Bu ısrarın nedeni açık: Sadece villa üretmekle, altında dükkân ve ofis bulunan villalar üretmek arasında devasa bir değer farkı bulunuyor.
Önce ihale, sonra plan
Sürecin planlama ilkelerinden ne kadar uzaklaştığını gösteren en çarpıcı unsur ise kronoloji. Planlama hiyerarşisine göre önce plan yapılır, kesinleşir; sonra ruhsat alınır.
Ancak bu projede tam tersi yaşandı. Emlak Konut GYO, henüz geçerli bir plan yokken ve ilk yargı süreci devam ederken, 31 Mart 2024’te 25 konutluk proje için yapı ruhsatı aldığını Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) bildirdi.
Bu durum, planların kamusal yararı gözeten belgeler olmaktan çıkıp, önceden verilmiş ticari taahhütleri yasallaştıran araçlara dönüştüğünü gösteriyor.
Afet yasası mı, servet transferi mi?
Çayyolu’ndaki dönüşüm, askeri ve kamusal alanların betonlaşmasıyla sınırlı değil. Asıl soru:
Elde edilecek gelirin ne kadarı gerçekten depremzedelere gidecek, ne kadarı yüklenici firmaların kâr hanesine yazılacak?
Net olan ise şu: 6306 sayılı yasa, Çayyolu örneğinde olduğu gibi rezerv alan ilan edilerek, afet riskini azaltan bir araç olmaktan çıkıp, rant üretimini meşrulaştıran bir kalkana dönüşmüş durumda.
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.