Çocuk yaşta evlendirilen erkekler anlatıyor: Baba olmayı bilmeden baba olmak
GÜLSEVEN ÖZKAN
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Yasemin Gezer Tuğrul tarafından “Erken yaşta evlilik ve babalık: Van’da nitel bir saha çalışması” adlı araştırma yapıldı. Çalışma erken yaşta zorla evlendirilen erkek çocukların yaşadıkları deneyimleri, babalık rollerini nasıl inşa ettiklerini, yaşadıkları zorlukları gözler önüne serdi.
Araştırma, geçtiğimiz yıl Van’da 18 yaş altındayken evlenen ve en az bir çocuğa sahip 20 erkekle yapılan yüz yüze görüşmelere dayanıyor. Katılımcıların evlilik yaşı 14-17 arasında değişirken, bugün 25-50 yaş aralığında ve meslekleri muhtar, marangoz, memur, akademisyen, oto tamircisi, inşaat işçisi, esnaf, tesisatçı, müteahhit, öğretmen, işsiz, aşçı, işçi, teknisyen olan kişilerden oluştu. Araştırmada yer alanların eğitim düzeyleri ilkokuldan doktora seviyesine kadar çeşitlilik gösterdi. Çalışmaya göre erken evlenen erkekler çocukluk ile yetişkinlik arasında sıkışıyor, eğitimden kopuyor ve ekonomik bağımsızlık kazanmadan ağır sorumluluklar üstleniyor.
“Annem, baban aşiret istedi mi iş biter”
Çocuk yaşta evlenmek zorunda kalan erkekler o döneme yönelik yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“…Bizim buraların adeti, geleneğidir. Benim etrafımdakiler de daha okul çağındayken evlendiler. Hele kızlar okula da gitmez, evlenirler. Erkekler yine biraz daha şanslılar. Adet bu olunca şaşırmıyorsun. Zaten şaşırsan, kabul etmesen ne olurdu? Mecbursun atanın sözünü dinlemeye. Anan, baban, aşiret istedi mi, biter. Bir de aileler baskı yapıyorlar. Kız olunca da erkek olunca da hemen evlendiriyorlar. Ben de zorla evlendim işte. Yani çocuksun demiyorlar...” (17, İnşaat İşçisi)
“Eşim yemek, iş yapsın diye evlendirdiler”
“…Babam da annem de çok isterdi çocukları hemen evlensin. Benim ailem çok kalabalıktı. Dört abem de evliydi. Çocuklarıyla hep beraber yaşıyorduk. Evin işleri çok ağırdı. Yengeler genç gelin isteyince evlendirdiler. Yani eşimi onlara yardım etsinler diye aldılar. Yeni gelin gelince, en eski gelin evden ayrılır. Onun için de gelinler erkek bekâr kalsın istemezler. Biz evlendikten sonra eşim küçüktü ama yine de yemek işlerini ona verdiler. 25 kişiye yemek yapıyordu, düşünün. Biraz büyüdüğünüzde hemen sorumluluk veriyorlar. Evlenmek de bir sorumluluk gibiydi zaten...” (15, Aşçı)
“Görücü usulü evlendim
“Annem yapamayınca hasta olunca işler kalıyordu. Ev işlerini ben yapıyordum. Hamur bile yoğurmuşumdur. Bir taraftan da annem ile babam beni evlendirmek istiyorlardı. Neticede tek çocuktum ve erkek çocuktum. Torun da istiyorlardı (…). Vicdan yaptım, evlenmek zorunda hissettim kendimi. Annem hasta olduğu için eş, dost, akraba konuşuyordu. Babamın ikinci kez evlenmesi için baskı yapıyorlardı. Ben de bunlar olunca doğal olarak da etkilendim. Evlenmeyi kabul ettim. Zorunluluktan oldu. Görücü usulü evlendim ben de. Akrabalık yok ama ailelerin tanışıklığı vardı...” (17, Akademisyen)
Evlilik bir tercih değil, zorunluluk
Araştırmaya göre anlatımlar, erken yaşta evliliğin bireysel bir karar değil, aile baskısı, gelenekler ve aşiret yapısı tarafından belirlendiğini ortaya koyuyor. Erkek çocuklar daha küçük yaşta aile iş gücünün parçası haline gelirken, evlilik de bu sürecin bir uzantısı olarak görülüyor. Çalışmada, bireylerin evlilik kararına katılımının sınırlı olduğu, hatta çoğu durumda hiç söz hakkı bulunmadığı görülüyor. Bu durum, erkek çocukların duygusal olarak hazır olmadan “yetişkinliğe zorlandığını” ve erken yaşta sorumluluk yükü altında kaldığını gösteriyor.
“Evlenince adam oldun” baskısı
“...Bizim buralarda evlilik adamlığa, erkekliğe geçiş gibidir. Onun için yetişkin bir erkek olarak kabul edilmek için de erkekler evlenebiliyor. Yani hani bir statü gibidir. Evlenince “evlendi, adam oldu” derler. Böyle olunca da erkekler bir baskı hissediyorlar. O zaman yaşın da bir önemi kalmıyor. Erkekliğinize zeval gelmesini istemezsiniz. Yani toplum erkeğe bence fazla sorumluluk yüklüyor. Ha, erkek olduğunuz için bu toplumda avantajlısınız. Ama aslında benim fikrime göre bu bizim için eksi. Fazla yükler erkeğin de boynunu büküyor...” (17, İşsiz)
Çalışma, erken evliliğin erkekler için yalnızca aile kurma değil, “erkekliğin kanıtı” ve sosyal statü aracı olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. “Evlenince adam oldu” söylemi erkekler üzerinde güçlü bir toplumsal baskı yaratırken yaş faktörünü ikinci plana itiyor.
Berdel, ekonomik zorunluluk ve “planlanan çocukluk”
“…Biz daha küçükken on iki, on üç yaşlarındayken benim babam bunun babasına demiş, sen kızını vereceksin benim oğluma. Amcamın kızıdır. O da demiş ki, ablam büyüktü ya, onun oğlu da büyüktü. O zaman senin kızın da büyüktür; benim oğluma ver. Bunlar da büyüdükleri zaman kızımı oğluna vereceğim. Yani berdel yaptılar. Berdel olunca hani nasıl desem, evlendirme daha ucuz da oluyor. On altı yaşına girdikten sonra biraz bir şeyler anladık hani böyle. Yani demek ki bir aile yuva kuracağız. Yani biz evliliğin ne olduğunu bilmiyorduk ki. Ama babam söz verdikten sonra biraz bekledik...” (16, İşsiz)
“…Berdel yaptılar beni. Ablamı verince, o da 16 yaşındaydı. Karşı taraftan da kız aldılar. Berdel olunca düğün masrafları çok olmuyor. Diğer türlü evlendirmek de masraf oluyor. Kızı verirken aldıkları başlık parasını genelde baba alır; ya kendisi kullanır ya da varsa bekar çocuğu onu evlendirir. İşte bizimki de öyle oldu. Amca çocuklarıyız biz (16, Tesisatçı)
“Vallahi o zaman hiçbir şey anlamıyordum”
“…Vallahi o zaman hiçbir şey anlamıyordum. Kaçırdım. Çocuktuk. Eee, başkasına veriyordular. Gönlümüz vardı, birbirimizi seviyorduk. Öncesinde isteme durumu oldu. Vermediler. Bir başkasına veriyordular, ben de kaçırdım. Evlendikten sonra biraz küs kaldık ama sonra barıştık. Bizim zamanımızda kaçırmak da bir gelenekti. Millet düğün masraflarından kurtulmak için de kaçırırdı. Onun için aileler kaçırdıktan sonra barışır. Ailesinin vermemesi benim de işime geldi...” (17, Muhtar)
Araştırmaya göre, berdel evlilikleri ekonomik kaygılarla şekillenen ve çocuk yaşta planlanan bir sistem olarak öne çıkıyor. Berdel evliliği, evlenme çağına gelmiş bir oğlu ve kızı bulunan iki ailenin kızlarını karşılıklı olarak birbirlerinin oğullarıyla evlendirmesi şeklinde gerçekleştiği bilinirken, tesisatçının anlatımları berdel evliliklerinin çoğunlukla ekonomik kaygılardan kaynaklandığını ve başlık parasını karşılayamayan aileler için bir çözüm olduğunu gösteriyor. Evlilik kararları aileler arasında yapılan anlaşmalarla belirlenirken, çocuklar bu sürecin dışında kalıyor. Çalışma, berdelin yalnızca kültürel değil, aynı zamanda maliyetleri azaltan ekonomik bir yol olarak görülüyor. Kaçırma yoluyla evliliklerin de benzer şekilde masraflardan kaçınma yöntemi olarak normalleştiği vurgulanıyor.
“Çocuktum, çocuklarıma baba olamadım”
“…Bir çocuğu evlendirseniz nasıl olur? Hiçbir şey bilmiyorum, evliliğin sorumluluğu nasıldır falan. Lisede okurken hayallerim vardı. Avukat olmak istiyordum. Olmadı. O zamandan sonra kendime özgüvenim kalmamıştı. Dördüncü çocuğum olunca ben lisans okumaya başladım. Evi, aileni geçindirme görevi her şeyin önüne geçiyor. E, bi de mesleğin yoksa stresi oluyor. Bunalıma girdiğim zamanlarım oldu...” ( 17, Memur)
“…Evlilik sorumluluk ister. Bunu da bir çocuğun omuzlarına yüklendiğini düşünün. Bunun yüküyle geçirdiğim yıllarıma yazık oldu. İnsanın evine ekmek götürememesi nasıl bir çaresizliktir, bilir misin? Hele bir erkek için ölsen daha iyi...” ( 16, Esnaf)
Akademisyene göre, erken yaşta evlenen erkeklerin özgüven kaybı, stres, depresyon ve yoğun kaygı yaşadığını ortaya koyuyor. Katılımcılar, eğitimlerini yarıda bıraktıklarını, meslek sahibi olamadan aile geçindirme sorumluluğu üstlendiklerini ve bu durumun psikolojik yıpranmaya yol açtığını ifade ediyor.
“Çocuk olmayı çok isterdim, baba oldum”
“...Çocuk olduğunuzda kimse sizden bir şey beklemez ama evlendiğinizde hemen herkes çalışmanı, eve para getirmeni bekler. Bir de benim gibi çocukken evlenenlere bakın, onların işi daha da zor. Aile, akraba, arkadaş çevresi bile sana ‘adam ol da evini geçindir’ diyor. Kimse bunu nasıl yapacağını anlatmıyor, yol göstermiyor. Evlenince çocukluğun da bitiyor, sosyal hayatın da kalmıyor. Bir de çocuklar olunca hayat daha da zor oluyor. Kendim çocukken çocuklarıma nasıl baba olacaktım? Ailede nasıl bir otoritem olacaktı? Baba demek otorite demek...” (14, Kaynak Ustası)
“…Çocuk yaşta evlenince artık çocuk olamıyorsunuz. Herkes sizden olgun davranmanızı, yetişkin olmanızı bekliyor. Ama evlendirdiler diye insan bir anda büyümüyor ki. Birden bire genç, sonra da yetişkin oldum. Oysa ben daha 14’ünde bir çocuktum. Okuluma devam etmek istiyordum. Ailem boşver, artık gitme, ayıp, dedi. Ama ben direttim; liseye kadar okuyabildim. O arada da çalışıyordum sanayide. Ailemle yaşıyorduk ama benim de evin geçimine yardım etmem gerekiyordu. Kimseden yardım da alamıyorsun. Benim gibi olanların psikolojik desteğe ihtiyaçları var, inanın. Çocuk olmayı çok isterdim...” (15, Marangoz)
Çalışmaya göre, katılımcılar anlattıkları erkek çocukların ekonomik bağımsızlık kazanmadan “aile reisi” rolünü üstlenmek zorunda kaldığını ve bunun güçlü bir toplumsal beklentiye dönüştüğünü ortaya koyuyor. Erken evlilikle birlikte çocukluk aniden sona ererken, bireyler yaşıtlarından koparak yetişkin sorumluluklarına zorlanıyor. “Evini geçindir” baskısı, gençleri erken yaşta çalışma ve gelir sağlama yüküyle karşı karşıya bırakırken bu süreç onların hem gelişimini hem de toplumsal hareketliliğini sınırlayan belirleyici bir etken haline geliyor.
Yalnızlık, bastırılmış duygular ve uyuşturucu
“…Erkek adamın düzenli bir işi olmadığında sağlığı da olmuyor bana göre. İşsiz olduğum için sürekli bir baskı altındayım. Baş ağrısı ve stres hissetmeye başladım. Uyku düzensizliğim arttı, geceleri sık sık uyanıyorum, ama bunu kimseye anlatamıyorum. Doktora da gitmiyorum, gidemiyorum. Erkek adam doktora gitmez, ayıp gibi geliyor (16, İşsiz)
“…Evlendikten sonra belki kadınlar gibi görünen bir hastalığı olmuyor erkeklerin, ama bence bizim de psikolojik hastalıklarımız oluyor. Kimseyle çok paylaşmıyorum ama çok sıkıntı yaşıyorum. Evlendikten sonra sigara içmeye başladım. Yirmi yaşında uyuşturucu madde kullandım. Dört-beş yıl kullandım, sonra bıraktım. Ama sigaraya devam. Stres çok. Kafamı boşaltmak için içiyorum sigarayı. Arada alkol da alıyorum...” (16, Terzi)
“...Eşimden beklediği ilgiyi göremeyince içime kapandım. Depresyona girdim. Sigara, uyuşturucu ve arada alkol kullandım. Hiç doktora da gitmedim. Erkek adam psikoloğa mı gider?...” ( 17, Teknisyen)
Çalışmaya göre, erkekler toplumsal normlar nedeniyle duygularını ifade edemiyor ve psikolojik destek aramaktan kaçınıyor. Bu durum yalnızlaşmayı derinleştirirken, sigara, alkol ve madde kullanımına yönelimi artırıyor. Çalışma erken evliliğin erkeklerde “görünmeyen ruhsal krizler” yarattığını ortaya koyuyor.
Babalık: Zorunluluk, baskı ve hazırlıksızlık
“…Çocuk yaşta evlendirildiğiniz yetmiyor, bir de evlenir evlenmez hemen çocuk yapmanızı bekliyor aile, toplum baskısı. Daha aile nedir bilmiyorsunuz, nasıl çocuk yapılır, ne zaman yapılması gerekir, bunun zararları var mı bilmiyorsunuz. Ama çevre istedi diye çocuk yapıyorsunuz. Eşim hastanede doğum yaptı. Çocuğu hastaneye götürüyorduk. Yani sonuçta bir kimliği olmalı bu çocuğun. Onun için de kaydını annemin ve babamın adlarına yaptırdık. Düşünün, çocuğum benim adıma bile kayıtlı olamıyor. Beş çocuğum var. Ben babalık nedir, ilk 3 çocuğumda anlamadım. Ha, onları çok seviyordum ama onlara iyi bir baba olamadım. Şimdi telafisini yapmaya çalışıyorum...” (16, Memur)
“…Çocuk sahibi olmak, erkekliğin şanındandır,” derler. Benim ilk iki çocuğum kız oldu. Ailem sürekli erkek olsun diye baskı yaptı. Neyse ki üç ve dört numara erkek oldu da laflarından kurtulduk. Ha, nasıl bir babaydınız derseniz, ben babamdan babalık görmemiştim ki çocuğuma baba olayım. Babayı biz hep evin direği, otoritesi, eve ekmek getiren kişi olarak bildik. Babalar çocuklarını sevemezlerdi eskiden, kendi babalarından utanırlardı; ayıptı zaten. Şimdi biraz değişti. Babalığa da insanın kendisini hazırlaması gerekiyormuş; bunu anladım. Belli bir olgunluk lazım. Ben son çocuğumu diğerlerinden farklı seviyorum. Çünkü onunla baba olduğumu anladım. Baba olunca liseden sonra okuyamadım da...” ( 15, Şoför)
“Çocuklarımla baba çocuk ilişkimiz olmadı”
“…Bizim toplumumuzda evlenir evlenmez çocuk istiyorlar. Erkek adamın çocuğu olur, hatta erkek çocuğu olur. Kız çocukları olan erkekler, erkek çocuk olana kadar yapıyor. Aile ve çevre baskısından biz de hiç konuşmadan, önlem falan almadan çocuk yaptık. Baba olduğumda ne yapmam gerekiyor bilmiyordum. Çevrenizdekiler mutlu olunca, herhalde iyi bir şey oldu deyip ben de sevindim o kadar. Bir babadan ziyade erkek olduğum için evi geçindirmek zorundaydım. Eee çocuk olunca daha fazla sorumluluğum arttı. Yani ben çocuktum, daha çocuğum oldu. Çocuk nasıl sevilir, onu bile bilmiyordum. Onun için çocuklarımla baba çocuk ilişkimiz olmadı...” (17, Esnaf)
“…Evliliğin yükünü çocuk yaşta omzunuza yükledikleri yetmezmiş gibi bir de çocuk yapma baskısıyla baba oldum. Hiçbir hazırlığımız yoktu. Bu benim belimi daha da büktü. Mesleği olan biri değildim. Düzenli gelirim yoktu. Bu çocuğun, eşimin ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaktım? Haa, ailemle yaşıyordum ama insan istiyor ki kimseye muhtaç olmadan yaşayalım. Baba olunca liseden sonra da okuyamadım. Oysa okuluma devam etmeyi çok istiyordum. Baba dediğinizde herkesin aklında bir resim beliriyor. Güçlü, ailesini koruyan, kimseye muhtaç etmeyen. Bunları kendiniz çocukken nasıl yapacaksınız? Yapamayınca da psikolojiniz bozuluyor...” (14, Oto tamircisi)
Araştırmacı, babalığın çoğu durumda bireysel tercih değil, toplumsal baskı sonucu ortaya çıkan bir zorunluluk olduğunu söylüyor.
Çalışmaya göre, erken yaşta baba olan erkekler hem duygusal hem ekonomik açıdan hazırlıksız yakalanıyor. Çalışma babalığın çoğu zaman “öğrenilmeden yaşanan bir rol” olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca çocukların dedeleri adına kaydedilmesi gibi uygulamalar erken yaşta ebeveynliğin yasal boşluklar içinde sürdürülebildiğini gösteriyor.
Sonuç: Erkek çocuklar da erken evliliğin görünmeyen mağduru
Araştırmanın bulgularına göre, erken yaşta baba olan erkekler çocukluk ile yetişkinlik arasında sıkışıyor; eğitim ve mesleki gelişim süreçleri yarıda kalıyor. Ekonomik bağımsızlık kazanmadan aile sorumluluğu üstlenen bu bireyler toplumsal beklentiler doğrultusunda “baba” ve “erkek” rollerini erken yaşta benimsemeye zorlanıyor.
Çalışma erken evliliğin yalnızca kız çocuklarını değil, erkek çocuklarını da derinden etkilediğini ortaya koyuyor. Babalık deneyiminin ekonomik baskı, psikolojik yük ve toplumsal cinsiyet rolleriyle iç içe geçtiği, duygusal hazırlıksızlıkla birleşen bu sürecin ruh sağlığını olumsuz etkilediği ve riskli davranışlara yönelimi artırdığı vurgulanıyor.
Araştırma ayrıca erken yaşta babalığın erkekler üzerindeki bireysel ve psikososyal etkilerine ilişkin literatürde önemli bir boşluk bulunduğuna dikkat çekiyor. Erkeklerin yaşadığı deneyimlerin daha derinlikli incelenmesi gerektiği belirtiliyor.
Van’da erken evlilik
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2001-2024 dönemini kapsayan “Evlenme ve Boşanma İstatistikleri 2025” verilerine göre Van’da erken yaşta evlilik oranlarında uzun vadede düşüş yaşansa da il Türkiye genelinde hâlâ üst sıralardaki yerini koruyor.
Verilere göre 16-17 yaş grubunda erken evlilik oranları özellikle 2001-2009 yılları arasında zirve yaptı. 2008’de yüzde 15,7, 2009’da ise yüzde 15,37 ile en yüksek seviyelere ulaşan oranlar, Van’ı o dönemde Türkiye’de ilk sıralara taşıdı. 2006-2008 yılları arasında oranların yüzde 13-15 bandında seyretmesi de ilin uzun süre en yüksek oranlara sahip iller arasında yer aldığını gösterdi. 2015’te yüzde 11,95’e gerileyen oran, 2022 itibarıyla yüzde 4,66’ya kadar düştü. 2023’te yüzde 4,80 ile sınırlı bir artış görülse de 2024’te oran yeniden yüzde 4,66 seviyesine indi. Ancak veriler sorunun ortadan kalkmadığını ortaya koyuyor. Araştırmalara göre, kayıt dışı evliliklerin yaygınlığı resmi istatistiklerin gerçek tabloyu tam yansıtmamasına neden oluyor. Ayrıca aşiret yapısı ve geleneksel normlar erken evlilik kararlarında belirleyici olmayı sürdürüyor.
Çözüm için neler yapılabilir?
Araştırmada erken yaşta evliliklerin önlenmesi ve etkilerinin azaltılması için öneriler de sıralanıyor:
Sosyal politikalar yalnızca kız çocuklarına değil, erkek çocuklara da odaklanacak şekilde genişletilmeli.
Erkek çocukların eğitim, sağlık ve psikososyal destek hizmetlerine erişimi güçlendirilmeli.
Van gibi bölgelerde eğitim ve ekonomik destek programları artırılmalı.
Velilere yönelik bilinçlendirme çalışmaları yaygınlaştırılmalı.
Yerel yönetimler, okullar, sağlık merkezleri ve sivil toplum kuruluşları iş birliğiyle anışmanlık hizmetleri, okul temelli farkındalık programları, baba destek grupları, psikososyal danışmanlık hatları oluşturulmalı.
Okullarda erken evlilik ve ebeveynlik konulu rehberlik programları geliştirilmeli.
Aile hekimleri üzerinden yönlendirme ve destek mekanizmaları kurulmalı.
Araştırmada, erken yaşta evliliğin uzun vadeli etkilerini anlamak için özellikle erkeklerin ruh sağlığı, madde kullanımı ve aile içi ilişkilerine odaklanan daha kapsamlı ve uzun süreli çalışmalara ihtiyaç olduğu da vurgulanıyor.
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.