Hüda-Par'dan yasa teklifi: Hizbullahçılar da süreç yasasından yararlansın!
HALE GÖNÜLTAŞ | Hüda Par'ın çözüm süreci kapsamında TBMM’ye sunduğu kanun teklifi, yalnızca silah bırakan örgütleri değil, fesih kararı almamış olsa bile 10 yıldır eylem yapmadığı veya örgütsel vasfını yitirdiği ilan edilen yapıları da kapsıyor. Teklif yasalaşırsa, Hizbullah üyeleri, yöneticileri, yardım edenleri ve propaganda suçlamasıyla yargılananları hakkında soruşturma ve kovuşturmalar durabilecek; bazı mahkûmiyetlerin sonuçları ortadan kalkabilecek.
Hale GÖNÜLTAŞ
Kısa Dalga - Hüda Par Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Zekeriya Yapıcıoğlu ile Hüda Par milletvekilleri Şahzade Demir, Faruk Dinç ve Serkan Ramanlı’nın imzasıyla TBMM’ye sunulan “Feshedilen veya Münfesih Sayılan Terör Örgütleri Hakkında Kanun Teklifi”, yeni çözüm sürecinin kapsamına Hizbullah davalarını almayı hedefliyor.
Teklifin gerekçesinde, TBMM bünyesinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’yla resmiyet kazanan “Terörsüz Türkiye” sürecinin hukuki zemine kavuşturulması gerektiği belirtiliyor. Metinde, silahsızlanma ve örgütlerin tasfiyesi için “gerçekçi ve denetlenebilir” bir yasal çerçeve oluşturulmasının amaçlandığı ifade ediliyor.
Ancak teklifin en kritik yönü, yalnızca fesih kararı alan ve silah bırakan örgütleri değil, fesih kararı almamış olsa bile uzun süredir eylem yapmadığı veya örgütsel kapasitesini kaybettiği değerlendirilen örgütleri de kapsaması. Bu hüküm, düzenlemenin yalnızca PKK’nin silah bırakması ihtimaline yönelik olmadığını, geçmişte şiddet eylemleriyle gündeme gelen ancak son yıllarda aktif silahlı faaliyeti kamuoyuna yansımayan örgütler bakımından da sonuç doğurabileceğini gösteriyor.
“Münfesih sayılan örgüt” tanımı ne getiriyor?
Teklifte iki ayrı kategori oluşturuluyor: “Feshedilen terör örgütü” ve “münfesih sayılan terör örgütü”.
“Feshedilen terör örgütü”, fesih kararı alarak silah bıraktığı, cebir ve şiddet yöntemini terk ettiği ve terör eylemlerine başvurmadığı tespit ve ilan edilen örgüt olarak tanımlanıyor.
“Münfesih sayılan terör örgütü” ise daha geniş bir kapı açıyor. Buna göre bir örgüt, resmi olarak fesih kararı almamış olsa bile kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 10 yıldır terör eylemlerine başvurmamışsa ya da üye sayısı ve örgütsel teşkilatlanması bakımından örgütsel vasfını ve eylem kabiliyetini yitirmişse “münfesih sayılan terör örgütü” kabul edilebilecek.
Bu tanım, yasa teklifinin Hizbullah açısından tartışılmasının ana nedenini oluşturuyor. Çünkü Türkiye Hizbullahı, 1990’lar ve 2000’lerin başında çok sayıda cinayet, kaçırma, işkence ve silahlı eylemle anılan; 2000 Beykoz operasyonu ve sonrasındaki yargılamalarla büyük ölçüde tasfiye edildiği kabul edilen bir örgüt. Buna karşın devletin resmi kayıtlarında “Hizbullah Terör Örgütü” ibaresi kullanılmaya devam ediyor.
Dolayısıyla teklif yasalaşırsa, Hizbullah’ın “fesih kararı almış” bir örgüt olarak değil, “münfesih sayılan terör örgütü” kategorisi üzerinden gündeme gelmesi ihtimali doğabilir.
Kararı kim verecek?
Teklif, bu tespitin yargı organları tarafından değil, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulacak “Gözlem ve Tespit Kurulu” tarafından yapılmasını öngörüyor.
Kurul; Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında İçişleri, Adalet, Milli Savunma ve Dışişleri bakanlıklarının belirleyeceği bakan yardımcıları ile MİT Başkanlığı’nın belirleyeceği başkan yardımcısından oluşacak.
Kurul, feshedilen örgütleri takip edecek; münfesih sayılan örgütler bakımından ise resen, ilgililerin talebi üzerine ya da mahkemelerin başvurusu üzerine tespit yapabilecek. Kurulun olumlu raporu Cumhurbaşkanı’na sunulacak; konu Milli Güvenlik Kurulu’nda görüşülecek ve MGK tavsiye kararı üzerine Cumhurbaşkanı uygun görürse örgüt “feshedilmiş” veya “münfesih sayılmış” olarak ilan edilecek.
Bu model, belirleyici yetkiyi büyük ölçüde yürütme organına bırakıyor. Bir örgütün bu kanun kapsamına girip girmeyeceği konusunda mahkemelerin değil, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulacak kurulun, MGK’nın ve nihai olarak Cumhurbaşkanı’nın kararı esas alınacak.
Üyelik, yöneticilik, yardım ve propaganda dosyaları duracak
Teklifin 7. maddesi, kapsam içine alınan örgütlerle ilgili en geniş hukuki sonucu doğuruyor.
Buna göre, feshedilen veya münfesih sayılan örgütlerin üyeleri, kurucuları ve yöneticileri hakkında TCK 314. madde kapsamında başlatılmış soruşturma ve kovuşturmalarda durma kararı verilecek. Aynı şekilde bu örgütlere bilerek ve isteyerek yardım ettiği iddia edilen kişiler ile örgüt propagandası yapmakla suçlananlar hakkında da soruşturma ve kovuşturmalar duracak.
Kesinleşmiş mahkûmiyetlerde ise infaz henüz başlamamışsa infaza başlanmayacak; infaz devam ediyorsa durdurulacak.
Bu kişiler üç yıl denetimli serbestliğe tabi tutulacak. Üç yıllık süre içinde üst sınırı beş yıldan fazla olan kasıtlı bir suç işlemezlerse haklarında soruşturma yürütülenler için kovuşturmaya yer olmadığı kararı, dava açılmış olanlar için düşme kararı verilecek. Mahkûmiyet kararı bulunanların cezaları infaz edilmiş sayılacak ve mahkûmiyet kararları bütün hüküm ve sonuçlarıyla ortadan kalkacak.
Bu hüküm, Hizbullah bakımından özellikle örgüt üyeliği, yöneticiliği, yardım ve propaganda suçlamalarıyla açılmış veya sonuçlanmış dosyalar açısından doğrudan sonuç doğurabilir.
Ağır suçlar için de infaz indirimi kapısı
Teklifin asıl tartışma yaratacak bölümü ise 8. madde. Bu madde, 7. madde kapsamı dışında kalan terör suçları nedeniyle verilen cezaların infazını düzenliyor.
Metne göre, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra teslim olan kişiler hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında 10 yıl, müebbet hapis cezalarında 7 yıl, süreli hapis cezalarında ise cezanın üçte biri cezaevinde geçirilmişse salıverilme mümkün olacak.
Daha önce hükmü kesinleşmiş olanlar veya yargılaması devam edenler bakımından ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında 15 yıl, müebbet hapis cezalarında 10 yıl, süreli hapis cezalarında ise cezanın yarısı cezaevinde geçirilmişse salıverilme öngörülüyor. Üstelik metinde, bu salıverilme için “iyi halli olup olmadıklarına bakılmaksızın” ifadesi yer alıyor.
Bu kişiler beş yıl denetimli serbestlik altında tutulacak. Bu süre içinde üst sınırı beş yıldan fazla olan kasıtlı bir suç işlemezlerse cezaları infaz edilmiş sayılacak ve mahkûmiyet kararları bütün hüküm ve sonuçlarıyla ortadan kaldırılacak.
Bu düzenleme, yalnızca örgüt üyeliği suçlarını değil, örgüt kapsamında işlendiği kabul edilen daha ağır terör suçlarını da etkileyebilir. Metinde insan öldürme, kaçırma, işkence, ağır yaralama gibi suçlar için açık bir istisna getirilmemesi, Hizbullah dosyaları açısından en kritik hukuki tartışmayı doğuruyor.
Çünkü Hizbullah yargılamalarının bir bölümü yalnızca örgüt üyeliğiyle sınırlı değil; öldürme, kaçırma, işkence ve silahlı saldırı gibi ağır suçlamaları da içeriyor. Teklif bu haliyle yasalaşır ve Hizbullah “münfesih sayılan örgüt” kapsamına alınırsa, bu dosyalarda ağırlaştırılmış müebbet dahil infaz indirimi tartışması gündeme gelebilir.
Hizbullah açısından neden kritik?
Türkiye Hizbullahı, 1990’lı yıllarda özellikle Güneydoğu’da PKK ve Kürt siyasi hareketiyle çatışmaları, faili meçhul cinayetler, kaçırmalar ve işkenceyle öldürme olaylarıyla gündeme geldi. 17 Ocak 2000’de İstanbul Beykoz’da yapılan operasyonda örgüt lideri Hüseyin Velioğlu öldürüldü; örgütün üst düzey isimleri yakalandı. Operasyonlar sonrası çok sayıda “mezar ev” ortaya çıkarıldı.
24 Ocak 2001’de Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ile beş polis memurunun öldürülmesi de kamuoyunda Hizbullah dosyasının en ağır başlıklarından biri olarak hafızaya kazındı.
Hizbullah’ın daha sonraki yıllarda silahlı eylem kapasitesini büyük ölçüde kaybettiği, örgütün çevresindeki bazı yapıların sivil toplum ve siyaset alanına yöneldiği yönünde değerlendirmeler yapıldı. Mustazaflar Derneği’nin kapatılmasının ardından 2012’de Hüda Par'ın kurulması da bu tartışmaların merkezinde yer aldı. Hüda Par ise kendisinin herhangi bir yasa dışı örgütle bağlantısı olmadığını savundu.
Bu nedenle Hüda Par tarafından sunulan teklifin, “münfesih sayılan örgüt” hükmüyle Hizbullah bakımından sonuç doğurup doğurmayacağı kritik bir soru haline geliyor.
Hüda Par'ın TBMM’ye sunduğu yasa teklifinde örgütün adı yazmıyor. Ancak teklif incelendiğinde Türkiye'nin yakın tarihinde bu tanıma en çok uyan dosyalardan biri Hizbullah davaları.
2000 yılındaki Beykoz operasyonundan sonra açılan ana davada örgütün üst düzey isimleri yargılandı. 188 cinayet suçlamasıyla açılan dosyada çok sayıda sanık ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Sanıklar arasında Edip Gümüş, Cemal Tutar, Fuat Balca, Mahmut Demir, Kemal Gülşen, Abdülkerim Kaya, Mehmet Varol, Mustafa İpek, Sinan Yakut ve Şehmus Kınay gibi isimler bulunuyordu. Bu isimlerin önemli bir bölümü 2011 yılında uzun tutukluluk süreleri nedeniyle tahliye edildi. Tahliyeler Türkiye'de büyük tartışma yarattı. Çünkü cezaevinden çıkanlar sıradan örgüt üyeleri değil, Hizbullah'ın üst düzey isimleri olarak bilinen kişilerdi.
Tahliye edilenlerin büyük bölümünün ortadan kaybolduğu, haklarında yeniden yakalama kararları çıkarılmasıyla ortaya çıktı. Özellikle Edip Gümüş ve Cemal Tutar yıllarca Türkiye'nin en çok aranan Hizbullah yöneticileri arasında yer aldı. Edip Gümüş ve Cemal Tutar hakkında verilmiş bir beraat kararı bulunmuyor. Ancak kamuoyunda bu iki ismin beraat ettiği yönünde yanlış bir algı var. Oysa durum böyle değil.
Edip Gümüş ve Cemal Tutar hakkında Hizbullah ana davasında verilen mahkûmiyet kararları ortadan kalkmadı. 2011 yılında yaşanan tahliyeler beraat nedeniyle değil, uzun tutukluluk sürelerine ilişkin yasal değişiklik nedeniyle gerçekleşti. Edip Gümüş ve Cemal Tutar halen firari. Irak'ta veya Suriye'de bulundukları yönünde iddialar var. Sahte kimlikle Türkiye'de yaşadıkları da öne sürülen iddialar arasında. Haklarında geçmişte yakalama kararları çıkarılan Edip Gümüş ve Cemal Tutar'ın bugün İçişleri Bakanlığı'nın Terörden Arananlar sisteminde yer almaması ise dikkat çekiyor.
Terörden arananlar listesi
İçişleri Bakanlığı'nın Terörden Arananlar sisteminde kırmızı, turuncu ve gri kategorilerde aranan 16 Hizbullah mensubu bulunuyor.
Bunlar arasında ana dava sanıkları Fuat Balca, Mahmut Demir ve Kemal Gülşen'in yanı sıra Haşim Alabalık, Necmettin Şanlı, Şener Dünük, Emin Ekici, Kemal Şanlı, Ramazan Elmas, Ahmet Bozkır, Ahmet Yeşil, Burhan Kılıç, Ejder Arpa, Hakkı Aslan, Hamit Kaya ve Lokman Pirizade de yer alıyor.
Arananlar listesinde bulunan isimlerin önemli bir bölümü, Hizbullah ana davasında, Ali Gaffar Okkan ve beş polis memurunun öldürüldüğü suikast dosyasında, Gonca Kuriş cinayetinde, mezar ev soruşturmalarında ve çok sayıda işkence ile infaz dosyasında adı geçen kişilerden oluşuyor.
Hizbullah cinayetleri ve davaları
1990-1995 Hizbullah'ın özellikle Diyarbakır, Batman, Mardin ve çevre illerde etkisini artırdığı dönem. Örgüt, başta PKK sempatizanları olmak üzere çok sayıda kişiyi kaçırmak, işkence yapmak ve infaz etmekle suçlandı.Bu yıllarda çok sayıda kişi kayboldu, faili meçhul cinayet dosyaları birikti.
1996-1999 Mezar evler ve infazlar: Güvenlik güçlerinin operasyonları sırasında örgüte ait çok sayıda hücre evi ortaya çıkarıldı. Kaçırılan kişilerin günlerce sorgulandığı, işkence gördüğü ve öldürüldüğü iddiaları kamuoyuna yansıdı. Örgütün adı "domuz bağı" yöntemiyle gerçekleştirilen infazlarla anılmaya başladı.
Temmuz 1998 Gonca Kuriş kaçırıldı: İlahiyatçı ve kadın hakları savunucusu Gonca Kuriş Mersin'de kaçırıldı. Aylarca kendisinden haber alınamadı.Daha sonra ortaya çıkan örgüt kayıtları ve soruşturma dosyaları, Kuriş'in Hizbullah tarafından kaçırıldığını, sorgulandığını ve öldürüldüğünü ortaya koydu.
17 Ocak 2000: Beykoz Operasyonu: İstanbul Beykoz'da Hizbullah'ın merkez yapılanmasına yönelik operasyon düzenlendi. Örgüt lideri Hüseyin Velioğlu operasyon sırasında öldürüldü. Edip Gümüş ve Cemal Tutar yakalandı. Ele geçirilen arşivler, Türkiye'nin en büyük terör soruşturmalarından birinin başlamasına yol açtı.
Ocak 2000 Gonca Kuriş'in cenazesi bulundu: Beykoz operasyonunda ele geçirilen bilgiler doğrultusunda yürütülen soruşturmada Gonca Kuriş'in cesedi bulundu. Cinayet, Hizbullah dosyasının en sembolik olaylarından biri olarak kayıtlara geçti.
24 Ocak 2001 Ali Gaffar Okkan suikastı: Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan ve koruma polisleri silahlı saldırıda öldürüldü. Saldırıda Okkan ile birlikte beş polis memuru yaşamını yitirdi. Suikast, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde devlet görevlilerine yönelik en ses getiren terör saldırılarından biri olarak kayıtlara geçti. Soruşturma ve yargılama süreçlerinde saldırı Hizbullah dosyalarıyla ilişkilendirildi.
2000-2009 Hizbullah ana davası: Beykoz operasyonundan sonra açılan ana davalarda örgütün üst düzey isimleri yargılandı. İddianamelerde 188 cinayet suçlaması yer aldı. Çok sayıda sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları verildi.
2011 Tartışmalı tahliyeler: Uzun tutukluluk sürelerine ilişkin düzenleme nedeniyle Hizbullah ana davasının çok sayıda sanığı tahliye edildi. Tahliyeler Türkiye'de büyük tartışma yarattı. Edip Gümüş ve Cemal Tutar'ın da aralarında bulunduğu bazı isimler daha sonra kayıplara karıştı.
2018 sonrası yeniden yargılamalar ve tahliyeler:AYM ve adil yargılanma hakkına ilişkin tartışmaların ardından bazı Hizbullah hükümlüleri yeniden yargılama süreçlerinden yararlandı. Çok sayıda hükümlü cezaevinden çıktı.
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.
