İranlı kadın: Nefes almak için müdahaleye razı olmaya itiliyoruz
Filiz Gazi
Yakın zamanda Washington ile Tahran arasındaki gerilim, ABD Başkanı Donald Trump’ın tehditkâr açıklamaları ve İran’daki nükleer tesislere yönelik hava saldırılarıyla yeniden tırmanmıştı.
ABD, 21–22 Haziran 2025 tarihlerinde İran’daki bazı nükleer tesislere hava saldırıları düzenlemişti. Bu saldırılara yanıt olarak İran, Katar’da ABD güçlerinin kullandığı El-Udeyd Hava Üssü’nü füze saldırısıyla hedef aldı.
Trump, saldırıdan önce ABD tarafına bilgi verildiğini, bu sayede hava savunma sistemlerinin füzelerin büyük bölümünü etkisiz hâle getirdiğini ve herhangi bir can kaybı yaşanmadığını öne sürdü.
İran’ın Katar’daki El-Udeyd Üssü’nü hedef alan sınırlı misillemesi ise, doğrudan bir savaştan çok “kontrollü bir mesaj, denge siyaseti” olarak okundu.
28 Aralık 2025’te Tahran’da esnafın başlattığı ekonomik kaynaklı protestolar kısa sürede ülke geneline yayıldı. Ocak ayına kadar süren protestolar, güvenlik güçlerinin sert müdahaleleriyle bastırılmaya çalışıldı. İnsan hakları örgütleri ve sağlık çevreleri, müdahaleler sırasında çok sayıda kişinin yaşamını yitirdiğini, yaralandığını ya da gözaltına alındığını bildirdi. Ancak internet kesintileri ve iletişim kısıtlamaları nedeniyle kesin rakamlar ve kimi bilgiler doğrulanamadı. Haber kaynaklarının politikasına göre haberlerin filtrelendiği de söylenebilir.
90 milyondan fazla nüfusa sahip İran’da, Şubat ayı itibarıyla protestoların görünürlüğü azalsa da tamamen sona ermedi. Ancak bu sessizlik, rızadan çok yorgunluğa işaret ediyor. İnternet kesintileri, gözaltılar, ölümler ve belirsizlik içinde yaşayan milyonlarca insan için mesele artık rejimin değişip değişmeyeceğinden önce, hayatta kalmak.
Diğer taraftan yakın zamanda ABD’nin muhtemel müdahalesine tüm bu sürecin bahane olabileceği düşünüldü. Zira Trump, İranlı yetkilileri protestoculara karşı şiddet kullanmamaları konusunda defalarca uyardı ve olayların en yoğun olduğu dönemde İran halkına hitaben “Yardım geliyor” ifadelerini kullandı.
Olası bir iç karışıklık mezhep çatışmalarına yol açabilir ve bu sürecin kontrol altına alınması yıllar alabilir. Ancak görünen o ki, halk ile siyasi iktidar arasındaki mesafe uzun süredir olmadığı kadar şimdilerde açılmış durumda.
***
Bu tabloyu, İran’dan sağlıklı bilgi akışının neredeyse imkânsız hâle geldiği bir dönemde, kendi hayatı üzerinden anlatan bir kadınla konuştuk. Güvenlik gerekçesiyle kimliğini paylaşmayacağımız İranlı kadının annesi ve iki kardeşi hâlâ İran’da.
Ulaştığımız kişi 1991 doğumlu, 2018’e kadar Tebriz’de yaşamış, 2019’dan bu yana İstanbul’da yüksek lisans yapıyor. Konuşmasında İran’daki teokratik rejimin gündelik hayatta nasıl işlediğini; kadınların çocukluktan itibaren maruz kaldığı baskıyı, mollaların gündelik hayata nasıl nüfuz ettiğini, devletin parçalı yapısını, baskının işten adalete, sokaktan bedene kadar nasıl örgütlendiğini kendi yaşamından örneklerle anlattı.
"İran’da kanunlar, insan haklarına aykırı"
İran’daki ailen nasıl? Konuşabildiniz mi?
Annem ve iki kardeşim orada. İyiler ama açıkçası hayatta kalmanın vicdan azabını yaşıyorum.
İnternet bağlantısı mevcut ve VPN üzerinden erişim sağlanabiliyor. Günlük hayat yüzeyde “normal” gibi görünse de olayların başlamasının üzerinden yaklaşık 40 gün geçti ve bu sürede her şeyin fiyatı ciddi şekilde arttı. İran’da yaşayan insanların ruh hali artık iyi değil. İdamlar, işkenceler ve cinsel saldırılar devam ediyor. Sisteme 34 yıl tanıklık etmiş biri olarak bile bunun yeni ve daha sert bir seviye olduğunu söyleyebilirim. Yani İran aynı İran; ancak daha gaddar, daha fazla kana bulanmış bir hâlde.
Rahat konuşabiliyor musunuz?
Hayır, rahat konuşamıyorum. Muhtemelen dinleniyoruz. Savaş döneminde de böyleydi. Annemi ifadeye çağırmışlardı: “Yurtdışından seni kim aradı?” diye. O yüzden onları düşündüğüm için soru soramıyorum. “Biz rehineyiz ama iyiyiz. Ne duyarsan duy, sakın dönme” diyorlar.
Orada bulunduğun süre boyunca hayat nasıldı?
Ben ailem açısından şanslıydım. Hiç baskıcı değillerdi. Bizde başörtüsü zaten zorunlu ama ailemden bu yönde bir baskı görmedim. Anne tarafım solcuydu. Devrimden sonra idam edilen akrabalarım vardı.
İran’da altı yaşında propaganda başlıyor. Başka ülkelerde, başka mezheplerde nasıldır bilmiyorum ama bizde dokuz yaşından itibaren Müslüman bir kadın olarak namaz kılmak, başını örtmek gibi tüm farzları yerine getirmen beklenir.
Daha detaylı anlatır mısın?
Beş yaşından itibaren, eline mahrem olmayan bir erkek eli değerse, öbür dünyada nerene dokunduysa oranın bir ömür dağlanacağı söylenir. Saçın dışarıdaysa oradan asılacaksın denir. Eğitim sistemi de üniversiteye tamamen kız- erkek ayrıdır. 15 yaşındayken okulda saçım biraz dışarı çıktı diye müdür beni okuldan atmakla tehdit etti. Özür dilerim, bana ‘o…’ demişti.
Dolmuş gibi çalışan sarı taksilerde defalarca tacize uğradım. Yanımda oturan adam bana eliyle dokundu. Okulum şehirden biraz uzaktı. Takside bağırdım, “Ne yapıyorsun?” diye. Herkes beni suçladı. Sokağın ortasında beni indirdiler. “Çok cazgırsın”, “Zaten kendin kaşınmışsın”, “Zaten sen istiyorsun” gibi şeyler söylediler. Sadece rujum vardı, ojeliyim diye.
‘Baba izin veriyorsa çocuklarla muta nikahı yapılır’
Peki kanunlar?
İran’da, kanunlar insan haklarına aykırı. Bir arkadaşımı içki içti diye yakaladılar. Oysa aslında İran’da içki içmek o kadar alelade bir şey ki… Bunu iyi ya da kötü diye söylemiyorum; yani evlerde herkes içer. Kızın kırbaç cezası var. Haftalardır cezasını almak için gidiyor, her hafta saatlerce bekletiliyor, sonra “önümüzdeki hafta gel” deniyor. İçki içenin cezası 80 kırbaç. Ama çoğu zaman rüşvet verince bırakılıyorlar veya karakolda tanıdık varsa kırbaç uygulanmıyor. Ben hiç yakalanmadım.
Başörtüsüyle ilgili kırbaç cezası bazen paraya çevrilebiliyordu. Alkol cezası ise kanunen paraya çevrilemiyor.
İdama mahkûm kadınlar evli değilse, bakireler cennete gider diye tecavüz ederler. Qom ve Mashhad’te genelevler var. (Qom, Şii dünyasının en önemli dini eğitim merkezlerinden biri. Ayetullahların, medreselerin, dini otoritenin kalbi sayılır. Meşhed, İran’ın en büyük hac şehirlerinden biridir. F.G.)
İlişkiye girmeden muta nikahı yapılır. Bir saatlik nikahlar… Ve bunun için bir uygulamada var. 18 yaş altında kız çocukları da o uygulamalarda var. Ama zaten çocuk gelin olayı legal. Baba izin veriyorsa çocuklarla muta nikahı yapılıyor.
Uygulamada 18 yaş altında çocuklar var dedin. Gördüğün somut bir örnek var mı?
Size bir bağlantı göndereyim. Sitede küçük yaşta evliliği yücelten bir klip yer alıyor ve bu içerik devlet televizyonunda yayınlanmış durumda. İlgili site, İran devletinin YouTube benzeri olarak oluşturduğu bir platform.
Çocukların söylediği sözleri tercüme eder misin?
Şöyle diyorlar:
“Evlilik huzurdur, evlilik umuttur.
Evlilik, tereddütlerin kırılgan köprülerinden geçmektir.
Benim için hayra vesile olan, kavuşmamın elçisidir;
Yol arkadaşımı benimle birlikte gönder, elini benim elime bırak.”
"İş alınırken mollaların onayı gerekiyor"
Devlet yapısı nasıl? Dışarıdan bakınca oligarşik bir yapı, parçalanmış bir devlet mekanizması, gücü gücü yetene bir sistem var gibi görünüyor.
Ben önce kendi yaşadıklarımı anlatıyım. Büyük resmi zaten tekil hikâyelerden de görebilirsiniz. Okulu bitirdikten sonra Tebriz’de yazılım işi yoktu. Daha çok fabrikaların olduğu bir şehir. Bir internet sağlayıcı şirkete başvurdum. Teknik mülakatı geçtikten sonra, eğer devletle bağlantılı bir işse sizi bir mollayla görüştürüyorlar.
Sorular da şöyle: İran’da Cuma namazı her şehirde büyük bir meydanda kılınır. Daha çok dindar kesimler gider; ben hayatımda hiç gitmedim. Zaten oranın ibadetle alakası yok, tamamen propaganda alanı. Molla bana, “Geçen haftaki cuma namazındaki halılar ne renkti?”, “Kefen kaç metredir?” diye sordu. Halıların ya mavi ya yeşil olduğunu biliyordum; çünkü daha önce mülakata girenlerden öğrenmiştim. Ama zaten tipimden elendim. Çarşaf zaten bende olmadığı için.
Başka bir şirkette veri analizi yapıyordum. Bana bir çıktı verdiler ve “Veriyi öyle bir işle ki sonuç bu çıksın” dediler. Bunlar zaten kalburüstü insanlar; sorumluluk bana kalacaktı. “İmzayı ben atmam” dedim. “O zaman seni ahlak maddesinden işten çıkarıyoruz” dediler. Burada da öyle bir şey var, hangi maddedir diye hatırlamıyorum.
Kod 29…
Evet. Dava açtım. Delil olarak şirket içi kameradan görüntü çıkardılar: Saçlarım önden dışarda, makyajım var. Savcı, “Zaten sen böyle giyiniyorsan hakkındır. Başına gelen normal, işveren haklı” dedi.
“Türiye’ye ‘Biz de özgür bir ülke olabilirdik’ duygusuyla bakılıyor”
Oysa görece eğitimini alabilmiş, şanslı kesimdensin. Buna rağmen…
Evet, düşünün… Ben 90’larda doğdum. Tebriz’de gerçek bir orta sınıf vardı. Doktorlar, esnaflar, mühendisler, hemşireler, öğretmenler… Bir refah vardı. Sonra yavaş yavaş orta sınıf yok edildi. Mesela bir AVM yapılıyor; mağazaların satış bilgileri önceden belli kişilere sızdırılıyor. Trendyol’a benzeyen bir şirket var. Sahibinin kime bağlı olduğu belli değil. Kur her gün değişiyor. İki ay ürün gelmiyor, sonunda “stok yok” deniyor, dört ay sonra para iade ediliyor. Artık kurum diye bir şey kalmadı. Her şeyin bir mafyası var. İnternetin bile.
İnternet yasak, herkes VPN kullanıyor. Peki bu VPN’leri kim sağlıyor? Yine devrim muhafızlarından biri. Çocukluğumdan beri evimizde uydu vardı. Modeller eskimeye yaklaşınca polis gelir, uyduları toplardı.
Küçükken Türkiye televizyonlarını izlerdim; çünkü bizim kanallar propaganda makinesiydi. Çılgın Bediş’i, Ruhsar’ı izlemek için anneme yalvarırdım. Ülke güzel, insanlar güzel, yemekler güzel ama yaşamak güzel değildi. Özellikle başka bir dünyanın olduğunu bildiğinde insan şunu soruyor: “Ben bunu niye çekiyorum?”
Mesela sorum şuydu: “Türkiye Müslüman değil mi? Onlar Hristiyan mı?” Çünkü bize göre Müslüman kapalıdır, açık olan Hristiyan’dır. Annem “Hayır, onlar da Müslüman” demişti. Atatürk’ü, laikliği anlatmıştı. Küçük yaşta bunları dinlemek iyi miydi kötü müydü bilmiyorum.
Laikliği, Mustafa Kemal’i olumlu anlamda mı anlatıyordu?
Evet. “Orada 100 sene önce bir devrim oldu. Türklerin daha rahat olmasının sebebi Atatürk diye” anlatıyordu. Bizde böyle bir naratif var: Atatürk’le Rıza Şah sık sık kıyaslanır, birbirine benzetilir. (İran'ın son şahı 1979'daki İslam Devrimi'yle tahtından oldu. Sürgündeki oğlu hanedanın hayattaki üyesi 65 yaşındaki Rıza Pehlevi, 2026'nın ilk günlerine damga vuran eylemlerde sokağa çıkma çağrıları yapıyor ve eylemcilerin bir kısmı tarafından destek görüyor. F. G.)
İranlıların Türkiye’yi bu kadar sevme sebebi biraz da buradan geliyor. “Eskiden çok iyiydi, o kalsaydı belki biz de Türkiye gibi olurduk” duygusu var. Tabi yapısal farklar vardır, bunları inkâr edemem ama insanlar bir bağ kuruyor. “Biz de olabilirdik” diye düşünüyorlar. Ben şahsen eski şahın oğlunu tasvip etmiyorum, mümkün olduğunu da zannetmiyorum. Taraftarları da zaten bir acayip. Ama insanları da yargılayamıyorum; çünkü en son ne zaman mutluyduk? İnsanlar referans olarak o dönemi alıyor; çoğu belki o zamanda yaşamamıştır bile.
“İran’da rantı yiyenlerin hepsi yurtdışında”
Bizdeki İran yorumlarını nasıl görüyorsun? Şunu yanlış söylüyorlar, bunu duyunca çok şaşırıyorum dediğin şeyler var mı?
Ben kendimi solda tanımladığım için burada da takip ettiğim, izlediğim insanlar da genelde solda. Saygı duyduğum pek çok kişi elmayla armudu karıştırıyor. Haddim değil ama şunu söyleyebilirim: Şah hakkında çok sert konuşuluyor. Ben Şah’ı aklamıyorum ama İran’da Rıza Şah’a karşı bir saygı var. Oğluna değil. Çünkü bu hükümet insanlara öyle bir şey yaşattı ki, o dönem özleniyor. Bazıları hatta o zaman yaşadıklarına rağmen, o kadar iyi olmadığını bile bile şimdiye kıyasla çok iyi olduğunu düşünüyor. Hayali bir dekadans gibi olmuş o zaman. Yorumcular bunu yanlış okuyor.
Hatta yurtdışına çıkanlar hep şunu anlatır: Devrim uzun bir süreçti ama son aşaması 12 günde oldu. Şah “Sizi duydum, değişiklik yapacağım” dedi ama insanlar kabul etmedi ve devam etti protestoya. Bugün ön saflarda olan bazıları, “Keşke nefretimize rağmen onu dinleseydik, sistemi içeriden reform etmeye çalışsaydık” diyor. Bu rejimin kemik bir inanan kitlesi de var, çoğu rant sofrasında değiller. Rantı yiyenlerin hepsi Kanada’da, yurtdışında. İstanbul’da Vadi İstanbul’da; orada kaç daireleri var.

Devletin içindeki aileleri, sermayedarları mı kastediyorsun?
Devlete iş yapanları. Gerçekten bunların Müslüman olması da gerekmiyor. Mesela bizim bir akrabamız vardı. İhale almak için Kerbela’ya, Mekke’ye gidiyorlar ama gündelik hayatları hiç değişmiyor.
“75 yaşında çarşafını çıkarttı, başörtüsüne geçti”
Tanıdık bir şey söylüyorsun.
Evet tanıdık geliyor ama şöyle büyük bir fark var: Burada da tutuklamalar var ama en azından protesto ettikleri için insanları öldürmüyorlar.
“Bunlar Kur’an yakıyor, cami yakıyor” deniyor. 2009’da Ahmedinejad döneminde Yeşil Hareket protestoları vardı. Çok insan oy vermişti, desteklemişti. İnsanlar aylarca “Benim oyum nerede?” diye protesto etti. İran’da eski bir protesto geleneği vardır: Bağdaş kurup sessizce oturursun. Slogan yok, şiddet yok. Biz o dönem derslere girmiyoruz, oturuyoruz. Bir gün devrim muhafızları, Besiciler geldi. (Farsçada “seferberlik” anlamına gelen Besic, gönüllü bir paramiliter güç olarak biliniyor. Besic, doğrudan İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (IRGC) bağlı yardımcı bir yapı niteliği taşıyor. Besic, 1979 İslam Devrimi’nin hemen sonrasında, Ruhullah Humeyni tarafından kuruldu. F. G.) Biraz ileride Kur’an yaktılar; kendileri yaktı. O zamanlar kameralar yeni yaygınlaşıyordu. Akıllı telefon daha yoktu, tuşlu telefonların kameraları vardı. Sonra bizi ablukaya aldılar, gaz sıktılar, copladılar. Benim mesela sağ dizimin ön çapraz bağı o zaman koptu. Ben nispeten az zarar gördüm; ölenler oldu.
“Camiler yakıldı” deniyor. Olay öyle değil. O camilerde zaten namaz kılınmıyor. Dindar bir insanın gidip orda namaz kıldığı yoktur. Gitmiyorlar, bilhassa son yıllarda. İnsanlar şunu diyor: “Biz bu rejime ses çıkaramasak bile iş de yapmayacağız. Fakir kalırız ama milletin kanına ekmeğimizi banmayız.” Çünkü İran’da zengin olmak o kadar kolay ki… Şimdi konsolosluğa gidip “Buradaki protestocular teröristtir” desem bana para verirler. Başımı kapatmamı bile istemezler; hatta açık olmamı tercih ederler.
Sistem o kadar yobaz ki insanları dinden, her şeyden nefret ettiriyor. İnsanlar da tersini yapıyor. Tanıdığımız 75 yaşında, çarşaflı bir kadın vardı. Mahsa Amini olaylarından sonra çarşafını çıkardı, normal başörtüsüne geçti. “Bu çarşaf insanların öldürülmesine gerekçe oldu” dedi. Namazında niyazında bir kadındı. (22 yaşındaki Mahsa Amini, 13 Eylül 2022'de memleketi Sakkız kentinden ziyaret için geldiği başkent Tahran'da "ahlak polisi" olarak bilinen irşad devriyeleri tarafından "başörtüsü kurallarına uymadığı" gerekçesiyle polis nezaretine alınarak karakola götürüldü. Karakoldan hastaneye kaldırılan Amini, üç gün sonra 16 Eylül'de hayatını kaybetti. F.G.).
İran’da başörtüsü yasağı kaldırılmadı; sadece fiilen ceza verilmiyor. İstedikleri an ceza verebilirler. Başörtüsüzlük bizde protesto hâline geldi. Araba kullanırken özellikle takmıyordum. Kitlesel hareketlerde hep ölenler oluyor. Biz yıllardır ölüyoruz.
“Amerika gelsin, biraz nefes alalım düşüncesi var”
“ABD müdahale etmeli” fikrine, sempatisine nasıl bakıyorsun?
O kadar karışık duygular içindeyim ki… Yakıp yıkmak istemiyorum, itidalli olmaya çalışıyorum. Öfkem büyük. İnsanlar neden Amerikalıları istiyorlar? Zaten Çin fiilen bizi sömürüyor. Mesela Basra Körfezi’ndeki balıkları Çin alıyor ve İranlı işçileri çok az maaşla çalışıyor. (İran’ın Basra Körfezi ve güney kıyılarında Çin’e ait bazı ticari ve büyük balıkçı gemileri faal olduğuna dair yerel ve bölgesel raporlar mevcut. F. G.) Rusya Hazar’da güçlü. Biz Çin’e petrol satıyoruz. Ambargo petrol satışlarını durdurmadı, sadece resmi kanalları sınırladı.
Ruhani döneminde, yaklaşık on yıl önce bir bölgede büyük bir deprem oldu. Kışın ortasında insanlar yapayalnız kaldı. İran’da felaket olunca halk birbirine yardım eder ama o zaman yardımları askeri bölgeymiş gibi geri çevirdiler. (Ruhani başkanlığındaki dönemde en büyük deprem Kasım 2017’de Kermanshah’ta meydana gelen 7.3 büyüklüğündeki deprem. F. G.)
“Suriye olacaksınız, Irak olacaksınız” deniyor. Biliyorum. En kötü barış, en iyi savaştan iyidir. Trump’ın müdahale dediği şeyden en çok halk zarar görür. Altyapıyı vurduklarında elektrikler gidecek, insanlar müşkül durumda kalacak. İnsanlar “Amerika gelsin de biraz nefes alalım, ölmeyelim” diye düşünüyor. Çözüm değil, biliyoruz ama mental olarak bu duyguyu anlıyorum.
“Dağıldık, dünyanın her yerinde arkadaşlarım var”
Oradaki medya olayları nasıl yansıtıyor? İran’dan gelen haberlerin bir filtreden geçirildiğini, maniple edildiğini düşünüyor musun?
Sosyal medyada—özellikle İngilizce içeriklerde—hem hükümet kaynaklı hem de muhtemelen Batı’nın olası bir savaşı meşrulaştırma çabasıyla yayılan manipülatif iddialar ve videolar dolaşıyor.
Yangını çıkaranların rejimden olma ihtimali çok yüksek. “Mümkün değil” diyemem. Şah’ın fonladığı Manoto TV var. Iran International’ın Suudiler tarafından fonlandığı söyleniyor. Farsça BBC’yi insanlar sevmez; ona “Ayeteluh” derler.
Mesela “Diktatöre ölüm” diye bağırılan videolara sonradan ses eklendi; “Cavid Şah” (Farsça: Şah sonsuza kadar yaşasın) deniyormuş gibi servis edildi. Yani anlamı: “Padişahım çok yaşa!”
Dünyaya hangi siyasi pencereden bakılırsa bakılsın, İran halkına yapılanlar insan hakları sınırları çok ötesinde. “Bana ne İran’dan” diyenler olabilir; ancak ABD’nin İran’a olası bir müdahalesinin faturasını maalesef Türkiye halkı da dolaylı yollardan ödeyecektir.
İran diasporasında ve muhalif gruplar arasında güven veren, bağımsız bir aday yok, bu makus talihin ve kısır döngünün asıl sebebi de bu. Birçoğunun farklı ajandalarla—kimi zaman rejim, kimi zaman Batı ya da İsrail tarafından—doğrudan ya da dolaylı biçimde fonlandığını görüyorum. 8–9 Ocak arasındaki olayların büyük ölçüde organik olduğuna inanıyorum; provokatörlerin varlığını ise inkâr etmiyorum. Ancak 1979’daki gibi “gitsin de kim gelirse gelsin” diyemiyoruz. Bu yüzden İran meselesi insanlar için bir ikileme dönüştü. Rejim, sanki anti-İsrail duruşun son kalesiymiş gibi sunuluyor; oysa ne Suriye’de, ne Gazze’de, ne de kendi ülkesinde bunu başarabildi.
İran’dan kalan hayatında kimler var? Sosyal ilişkiler devam edebiliyor mu?
Hayır. O kadar çok insan göç etti ki… Minnesota’da, Miami’de, Amsterdam’da, Sydney’de, Kopenhag’da, Stockholm’de arkadaşlarım var. Çocukluk arkadaşıydık; böyle dağıldık.
“Dış müdahale olursa İran parçalanır”
İran’da etnik yapıya dair endişelerin var mı?
Türkiye’de Kürt–Türk meselesi var. Nasıl anlatılır bilmiyorum, doğru cümleyi kuramayabilirim. Evet, İran çok etnikli bir ülke. Ayrılıkçı gruplar var. Azerbaycan bayrağını taşıyan, Turancılar var. Kürdistan bayrağı taşıyanlar var. Dış müdahale olursa İran’ın parçalanmasından korkuyorum.
Tebriz’de Türkiye çok sevilir. “Biz de böyle olabilirdik” duygusu var, anlatmıştım. Ben Türk olduğum için hiç ırkçılığa maruz kalmadım. Hükümet insanları birbirine kışkırtıyor; özellikle futbol üzerinden. Kadınlar stadyuma giremiyor. Eskiden bu kadar eril, ırkçı bir hat yoktu.
Dünyaya “Bakın, insanları öldürüyoruz ve kimse bir şey yapamıyor” mesajı veriliyor. Müdahale edilmeli anlamında söylemiyorum; uluslararası baskı, diplomatik hamleler olabilirdi. Avrupa, kınamak dışında bir şey yapmıyor. Totaliter rejimler “Biz her bahaneyle insan öldürebiliriz, kimse de bir şey yapamaz” diyorlar.
Şimdiki hükümet, halkın büyük bir kısmı için artık meşru bir hükümet değil. Ancak 1979’daki hatanın tekrarlanmaması için insanlar beklemeyi tercih ediyor. İsrail’in gerçekleştirdiği katliamlardan sonra uluslararası kamuoyundaki meşruiyeti ne kadarsa, İran hükümetinin meşruiyeti de bana göre o kadardır. Bu, ABD’nin kapalı kapılar ardında ülkemin geleceğine bir kez daha müdahale etme hakkı olduğu anlamına gelmez. Bu yüzden yaşasın özgür bir İran; ne şah, ne de şeyh.
Filiz Gazi, Gazete Duvar internet sitesi ve BirGün gazetesi basta olmak üzere pek çok yerde çalıştı. 2016 yılından 2020’ye kadar Hakikat Adalet Hafıza Merkezi için Türkiye’nin yakın geçmişindeki ağır insan hakları ihlallerine dair yürütülen ceza yargılaması süreçlerini izledi. 1990’larda devlet görevlilerinin dahliyle yaygın ve sistematik olarak işlenen hukuk dışı infazlar ve zorla kaybetmelere ilişkin izlediği davalardan birkaçı Lice davası, Ankara JiTEM davası, Dargeçit JİTEM davası, Kulp davası, Kızıltepe JİTEM davası.
Tarikatları konu alan “Kızıl Goncalar” adli dizide danışmanlık yaptı.
Gazi, ayrıca Yer Çekiminden Çok Şey Kaybettik adlı öykü kitabı ve Görünmeyen Cemaat Mürideler (İsmailağa, Menzil, Süleymancılar) araştırma kitaplarını yazdı.
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.