Kürt sokağı artık "söz" ile yetinmiyor
KADİR CESUR
Kuzey ve Doğu Suriye (Rojava) hattındaki askeri ve siyasi hareketlilik, Türkiye'deki Kürt kamuoyunda uzun süredir devam eden o sessiz ve derin bekleyişin yerini, ucu açık bir sorgulamaya bıraktı. Bölgede yapılan gözlemler Rojava'daki her gelişmenin, Türkiye'deki "yeni süreç" tartışmalarının doğrudan bir parçası ve hatta kader belirleyicisi olarak okunduğunu gösteriyor.
Rojava'daki kazanımların baskı altına alınması, Türkiye'deki Kürtlerde bir "hayal kırıklığından" ziyade, tarihsel bir savunma refleksini harekete geçirmiş durumda. Bölge insanı, gelişmeleri izlerken geçmişten gelen o bildik "yalnız bırakılma" duygusunu yeniden hissediyor. Ancak bu defaki tablo bir moral bozukluğu değil; aksine, sınırların ötesindeki akrabalık bağlarının ve siyasi hakların etrafında şekillenen toplumsal bir bütünleşmeye evrilmiş durumda.
Rojava'daki gelişmelerin bölgeye etkisine ilişkin gazetecilerin gözlemleri de bu kanıyı destekliyor.
"Kürtlerin en büyük kazanımı bu kenetlenme hali oldu"
Diyarbakır'dan gazeteci Vecdi Erbay, sahadaki "aldatılmışlık" duygusuna dikkat çekerek şu tespiti yapıyor:
"Türkiye'deki Kürtler, bir hayal kırıklığından ziyade bir 'yine aldatıldık' duygusu yaşadı. Aldatılmanın tarihi var. Lozan'dan önce 'Cumhuriyet Türklerin ve Kürtlerin ortak cumhuriyeti olacak' deniliyordu; sonra Cumhuriyet 'Kürt yok' söylemi üzerine inşa edildi. Rojava'da Kürtlerin yaşadıkları bu hafızayı canlandırdı. İşte bu aşamada beklenmedik bir durum gerçekleşti: Dünyanın her yerindeki Kürtler kenetlendi ve Rojava'daki kazanımlarına sahip çıktılar. Kürtlerin en büyük kazanımı da bu süreçte bu kenetlenme hali oldu."

"Suriye’de de Kürt varlığı tanındı resmen ama süreç devam ediyor"
Demokratik Birlik İnisiyatifi Eş Sözcüsü ve DEM Parti Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, tarihi bir perspektifle konuyu ele alıyor:
"Yüzyıllardır iniş ve çıkışlarla dolu bir tarih var karşımızda. Çünkü Kürtler için tarih hiçbir zaman statik olmamıştır, daima dinamik bir şekilde ilerlemiştir. Bugün de bölgenin tamamında dinamik bir süreç söz konusu. Yani hiçbir konuda bir ‘son’ yok, sürekli kendini tekrarlayan bir ‘başlangıç’ var burada. Ortadoğu da başlangıçların en karakteristik coğrafyası. Bu sebeple filmi geriye sarıp son 80 yıla baktığımızda hayal kırıklığı yaşamayı gerektiren bir durum yok. Suriye’de de Kürt varlığı tanındı resmen ama süreç devam ediyor. Mücadele yeni bir formatta örgütleniyor.”

Rojava'nın Kürtler için özel bir anlam taşıdığının altını çizen Sayyiğit, "Rojava'nın Kürtlerin kalbinde özel bir yeri var. Belki de Kürdistan'ın en küçük parçası olmasından dolayıdır. Dört parça ve diasporanın Rojava için nasıl mobilize olduğunu gördük. Dolayısıyla Rojava, tüm Kürdistanlılara ulusal birliği hatırlattı yeniden. Bu süreçte meydanlarda de fakto bir Kürt birliği açığa çıktı" diyor.
"Kürtler açısından henüz kazanılmış ya da kaybedilmiş bir olgu yok"
Van'da süreci yakından takip eden gazeteci Ruşen Takva bu kenetlenmeyi tarihi bir kırılma noktası olarak değerlendiriyor. Takva, Rojava'ya yönelik saldırıların ardından ortaya çıkan durumu ve önümüzdeki çetin süreci şu sözlerle aktarıyor:
"Rojava'ya Halep ile başlatılan saldırıların ardından Kürtler ilk üç gün bir şok yaşadı. Tabiri caizse toplumsal refleksleri sekteye uğradı. Ancak ilk şok dalgasını atlattıktan sonra çok hızlı bir şekilde konsolide oldular ve tarihte ilk defa tüm dünyadaki Kürtler, bir fikir etrafında kenetlenmeyi başardı. Bu, Kürtler açısından tarihi bir eşiğin aşılmasıydı. Aşılan bu eşiğin önemini önümüzdeki süreçte hem siyasi hem sosyolojik olarak çok daha derin bir şekilde hissedeceğiz. Fakat unutulmamalı sadece Kürtler kendi aralarında kenetlenmiyor onlara karşı olan konjonktür de Sünni kuşağı altında çok güçlü bir örgütlenme ile birleşiyor. Bu husus ıskalanmamalı. Yani Kürtler açısından henüz kazanılmış ya da kaybedilmiş bir olgu yok. Duygusal hülyalara kapılmadan uzun erimli ve çetin bir mücadele hala orta yerde duruyor. Kürtlerin yeni düzende var olup olmamasını belirleyecek olan da bu mücadelenin başarısı veya başarısızlığıdır."

"Kürtleri sözler değil, pratikte atılacak adımlar ikna edecek"
İktidar kanadının "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı ve Kürt kamuoyunda ciddi eleştirilerle karşılanan "yeni süreç", bugün Rojava sınavından geçiyor. Sokaktaki insanların barışa dair bir itirazı yok, ancak barışın sadece bir "silah bırakma" meselesine indirgenmesine karşı çok güçlü bir temkini var. Halk artık geçmişteki gibi sadece niyet beyanlarına dayalı bir sürece ikna olmuyor.
Gazeteci Vecdi Erbay, bu kuşkunun kaynağını şu sözlerle özetliyor: "Meclis'teki tokalaşmadan bugüne süreçle ilgili hep bir kuşku var. Pazarlıkların kamuoyuna yeterli yansımaması, medyanın tutumu ve Rojava ile ilgili manipülasyon amaçlı bilgiler sürece inancı zayıflatıyor. Kürtler, Barış ve Demokratik Toplum sürecine inanmak istiyor ancak Rojava'nın bu denli baskı altında tutulması, siyasal ve duygusal güçlü bir bariyer oluşturuyor. Kürtleri sözler değil, pratikte atılacak adımlar ikna edecek."
Sayyiğit de sürecin devam ettiğini vurgulayarak şöyle konuşuyor:
"Sayın Öcalan, bir yıl önce tarihi bir manifesto yayınladı. PKK de dört aşamalı olacak şekilde birçok adım attı. Fakat devlet cenahında buna denk düşecek ciddi adımlar atılmadığı herkesin malumu."
Sayyiğit, Meclis'teki komisyon raporuna dair ise önemli bir uyarıda bulunuyor: "Özellikle Kürt halkı ciddi bir duygusal kopuşun eşiğindeyken raporun Kürt'ün onurunu gözetmesi gerekiyor."
Öte yandan, Kürt siyasetinin ana aktörlerine yönelik eleştiriler de bu dönemde daha fazla görünür oldu. Gazeteci Ruşen Takva, gelinen noktada bu sürecin Kürt siyasal bilinci açısından bir "milat" olarak görüleceği değerlendirmesini yapıyor. Takva, bu dönüşüme ayak uydurmayanların siyaseten tarih olacağını söylüyor: "Tarih bu dönemi yazdığında Kürtlerin siyasi pozisyonlarını Rojava 'öncesi' ve 'sonrası' diye mutlaka ayıracaktır. Rojava öncesine kadar hala 16'ncı yüzyıl örgütlenme biçimi olan kabilecilik-aşiretçilik olgusuyla hemhal olan Kürtler, Rojava sonrası çağın örgütlenme biçimine daha uygun olan 'millet olma' veya 'ulus bilinci' olgusuna adım atmış oldu. Bu durum Kürtlerin rönesansı, toplumsal aydınlanmasının miladıdır. Açıkçası yaşanan bu siyasi dönüşümü ıskalayan ve ayak uydurmayan tüm siyasi aktörler ve politikacılar siyaseten tarih olacaktır. Özellikle Kürt siyasal hareketinin önündeki en büyük sınavlardan biri de bu!"
"Direnci ve umudu kıran dilden arınmak lazım"
Sayyiğit, eleştirilere karşı yapıcı bir yaklaşım sergilerken şu uyarıyı yapıyor: "Direnci ve umudu kıran dilden arınmak lazım. Çünkü Kürtlerin ayrışmaya değil, birleşmeye ihtiyacı var. DEM Parti olarak bir yılda binlerce halk toplantısı yaptık, yurtsever halkımızla yüz yüze süreci tartıştık. Son bir ayda da Rojava için on binlerce yurtseverin katıldığı yürüyüşler örgütlendi. Kesintisiz bir mücadele var, ağır bedeller verildi. Rojava’da mücadele edenler de 14 yılda önemli kazanımlar elde ettiler. Sayın Öcalan’ın paradigması, orada kültürel ve politik açıdan ciddi bir karşılık buldu. Ama sahada dengeler değişiyor, uluslararası güçler kurallara ve hukuka dayalı eski dünyayı terk ediyor. Bu sebeple kapitalist modernitenin ilk hedefi, demokratik ulus perspektifi oluyor maalesef.”
Vecdi Erbay da bu siyasal zeminde, Kürt siyasi aktörlere duyulan güvenin halen sürdüğünü şu sözlerle ifade ediyor: "Kürt hareketi eleştiri adı altında yapılan saldırılar karşısında yalpaladı belki ama güveni kaybetmedi. DEM Parti'nin Rojava çağrısının bölge kentlerinde karşılık bulması, aktörlere hâlâ güven duyulduğunu göstermesi açısından önemlidir."
Sayyiğit, Rojava'daki son gelişmeleri uluslararası komplo bağlamında değerlendirerek, Öcalan'ın İmralı görüşmesine atıfta bulunuyor: "Sayın Öcalan'ın da son İmralı görüşmesinde belirttiği üzere Rojava'da 15 Şubat komplosunu aşan uluslararası bir komplo devreye girdi. Böyle bir tablo karşısında 'her şey bitti' diyenler de oldu. Oysaki mücadele edenler için her şey daha yeni başlıyordu. Ki Münih Güvenlik Konferansı'na Rojava yönetiminin davet edilmesi, dünya liderleri tarafından muhatap alınmaları yeni bir durum yarattı."
Sürecin Kürtler arası ilişkilere olan etkisini de vurgulayan Sayyiğit, şu tespiti yapıyor: "Sayın Öcalan'ın süreçle birlikte Kürtler için geniş bir hareket alanı açtığını unutmamak lazım. Çünkü süreçle birlikte Kürtler arası ilişkiler hiçbir dönemde olmadığı kadar umut verici. Tam da Rojava'ya yönelik risklerin arttığı bir süreçte Kürtler arası birlik ve diplomasi devreye girdi. Sayın Mazlum Abdi ile Sayın Neçirvan Barzani'nin bir araya gelmesi, bizim heyet olarak Rojava'yı ziyaretimiz bunun bir yansımasıdır."
Gelinen noktada Rojava, Türkiye'deki Kürt meselesinin çözümünde bir "turnusol kâğıdı" işlevi görüyor. Kürt toplumu artık belirsiz vaatlerle, ucu açık takvimlerle vakit kaybetmek istemiyor. Çözüm masasının bir "can simidi" olabilmesi için, Rojava'nın bir tehdit algısından çıkarılması ve Türkiye'de yasal adımların eş zamanlı olarak atılması kaçınılmaz bir zorunluluk olarak duruyor.
Sayyiğit, sürecin dinamik yapısını vurgulayarak şöyle bitiriyor: "Gelinen aşamada, sevinmek için de, umutsuz olmak için de çok erken. İniş ve çıkışlar arasında yapılması gereken en önemli şey, demokratik ulusal birliği büyütmektir. Bir diğer önemli nokta ise diplomasi kanalını kullanarak mümkün olduğunca siyasi arenada dost çoğaltmaktır. Çünkü ortada henüz bir sonuç yok, işleyen dinamik bir süreç var."
Kısacası; Kürt sokağı artık sadece "söz" ile yetinmiyor. Somut bir yasal statü, demokratik bir güvence ve her şeyden önemlisi gerçek bir samimiyet arıyor.
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.