İngiltere'de “Martha Kuralı” 500 hastayı kurtardı... Türkiye’de uygulanabilir mi?

İngiltere’de hastaların ikinci görüş talep etmesini sağlayan “Martha Kuralı”, 12 bini aşkın çağrı ve yüzlerce erken müdahale ile dikkat çekti. Ancak uzmanlara göre aynı modelin Türkiye’de uygulanabilirliği tartışmalı. Türk Tabipleri Birliği yöneticileri, "Ülkede zaten işleyen bir konsültasyon sistemi varken bu tür bir uygulamanın katkısı sınırlı, riski yüksek olabilir. Hastalar istediklerinde her zaman ikinci bir fikir alabilir. Bizim sistemimiz buna zaten izin veriyor” diye konuştu.

·

GÜLSEVEN ÖZKAN

İngiltere’de 2024 yılında yürürlüğe giren “Martha Kuralı”, hasta güvenliğini artırmayı hedefleyen yeni bir uygulama olarak dikkat çekiyor. Bu düzenleme, hastaların ya da yakınlarının mevcut tedavi sürecine dair ciddi bir endişe duymaları halinde hastayı takip eden ekipten bağımsız ikinci bir klinik değerlendirmeyi doğrudan talep edebilmesine olanak tanıyor. Amaç olası risklerin erken fark edilmesi ve kritik durumlarda müdahalenin gecikmeden yapılması.

İngiltere’de 2024 yılında yürürlüğe giren “Martha kuralı”, hastaların ve yakınlarının tedavi sürecine müdahale edebilmesini sağlayarak yüzlerce hayatı kurtardı. NHS England verilerine göre, uygulamanın başladığı Eylül 2024 ile Şubat 2026 arasında en az 524 hasta durumlarının kötüleştiğine dair uyarılar üzerine yoğun bakım veya uzman birimlere sevk edildi.
Guardian’ın haberine göre, Sağlık Bakanı Wes Streeting, verilerin “kuralın halihazırda hayat kurtarıcı bir etki yarattığını” gösterdiğini söyledi.

Nasıl işliyor?

“Martha kuralı”, hastaların, yakınlarının ya da sağlık çalışanlarının hastanın durumundan endişe duyması halinde hastane bünyesindeki özel bir hattı arayarak “acil değerlendirme” talep etmesine olanak tanıyor. Bu çağrı üzerine hastanın tedavisi, mevcut ekipten bağımsız başka bir ekip tarafından hızla yeniden değerlendiriliyor.

18 aylık süreçte bu hatlara toplam 12 bin 301 çağrı yapıldı. Bu çağrıların yaklaşık üçte biri (4 bin 47’si), hastanın durumunun kötüleştiğini ortaya koydu. Çağrıların büyük bölümü hastalar ve yakınları tarafından yapılırken, 1.080 çağrı sağlık personelinden geldi.

Neden “Martha kuralı”?

Uygulama, 2021 yılında Londra’daki King’s College Hospital’da hayatını kaybeden 13 yaşındaki Martha Mills’in adını taşıyor. Martha’nın ailesi, kızlarının durumunun kötüleştiğine dair uyarılarının hastane personeli tarafından dikkate alınmadığını savundu ve bu tür ölümlerin önlenmesi için kampanya başlattı.
Bir yıl sonra yapılan soruşturmada, Martha’nın daha erken yoğun bakıma alınması halinde sepsisten kurtulabileceği sonucuna varıldı. Bu bulgular, hastaların ve yakınlarının tedavi sürecine daha doğrudan müdahil olabilmesini sağlayacak bir sistem kurulması gerektiği tartışmasını başlattı. “Martha kuralı” bu ihtiyacın sonucu olarak hayata geçirildi.
Martha’nın annesi Merope Mills ve babası Paul Laity, uygulamanın sağlık sistemindeki hiyerarşi ve iletişim sorunlarını aşmada kritik rol oynadığını vurguladı:
“Eğer Martha kuralı o zaman yürürlükte olsaydı, bir hemşire doğrudan müdahale talep edebilirdi. Sistem, sağlık çalışanlarına daha fazla inisiyatif veriyor ve hastaların sesini güçlendiriyor.”


Sağlık sisteminde kültür değişimi

Hasta güvenliği alanında çalışan Action against Medical Accidents CEO’su Paul Whiteing, uygulamanın sağlık sistemindeki “savun ve inkâr et” kültürünü kırma potansiyeline dikkat çekti:
“Hâlâ pek çok hasta, soru sorduklarında dirençle karşılaştıklarını söylüyor. Eğer bu kural bu kültürü değiştiriyorsa, kapsamı hızla genişletilmeli.”
Bilinirlik hâlâ sınırlı
Yapılan ara değerlendirmeye göre halkın yalnızca yüzde 32’si Martha kuralından haberdar. Yükseköğretim almış bireylerin bu uygulamayı bilme olasılığı ise diğerlerine göre 4 kat daha fazla.
Sağlık Bakanı Streeting, sistemin NHS içinde köklü bir dönüşümün parçası olduğunu belirterek, “Hasta güvenliğini merkeze alan bir kültür inşa ediyoruz. Martha kuralı bunun mümkün olduğunu gösteriyor” dedi. Uzmanlara göre Martha kuralı, yalnızca teknik bir düzenleme değil; hastaların ve yakınlarının sağlık sisteminde söz sahibi olmasını sağlayan yapısal bir dönüşüm anlamına geliyor.

TTB mesafeli yaklaşıyor

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi 2. Başkanı Dr. Pınar Saip’in Türkiye’de halihazırda işleyen konsültasyon mekanizmaları ve hekimler arası koordinasyona değinerek bu modelin modelin Türkiye sağlık sistemine ne ölçüde uyarlanabileceğine dair bilgi verdi. Saip, uygulamanın hasta güvenliği açısından belirli koşullarda anlamlı olabileceğini kabul etmekle birlikte Türkiye sağlık sistemi açısından ciddi soru işaretleri barındırdığını ifade etti.

Dr. Saip, söz konusu modelin temel mantığını “hastayı takip eden ekipten bağımsız başka bir ekibin hızlı değerlendirme yapması” olarak özetleyerek, “Teorik olarak bakıldığında hasta güvenliğini artırmayı hedefleyen bir yaklaşım. Ancak Türkiye’de zaten hekimler gerekli gördüklerinde konsültasyon ister, farklı branşlardan görüş alır. Bu sistem bizim pratiğimizde halihazırda mevcut” dedi.

“Hasta yakının devreye girmesi risk oluşturabilir”

Uygulamanın en tartışmalı yönünün hasta yakınlarına tanınan doğrudan çağrı hakkı olduğunu belirten Dr. Saip, bu duruma temkinli yaklaştı. Dr. Saip, “Hasta yakınının tıbbi yeterliliği olmadan sürece müdahil olması bazı durumlarda faydadan çok zarar getirebilir. Klinik değerlendirme belirli bir bilgi ve deneyim gerektirir. Her endişe acil bir durum anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.

Dr. Saip’e göre bu tür bir sistem sağlık çalışanları arasındaki işleyişi de olumsuz etkileyebilir. “Zaten ekipler birbirine bağlı çalışıyor. Dışarıdan bir talep üzerine yeni bir ekibin devreye girmesi hastane içi iş barışını ve koordinasyonu bozabilir. Ayrıca bu durum suistimale de açık. Gereksiz çağrılar sistemin yükünü artırabilir” diyen Dr. Saip hastane ortamına vurgu yaptı.

“Konsültasyon mekanizması zaten var"

Türkiye’de hekimlerin zorlandıkları ya da emin olamadıkları durumlarda farklı uzmanlardan görüş alma mekanizmasının yerleşik olduğunu vurgulayan Dr. Saip, “Bir hasta söz konusu olduğunda en doğru kararın verilmesi için zaten ekipler arası iletişim sağlanır. Bu nedenle ‘Martha Kuralı’ gibi bir uygulamanın burada ne kadar ek fayda sağlayacağı be gerekli olduğu tartışmalı” diye konuştu.

“Toplumsal ve eğitsel faktörler de önemli”

Dr. Saip, uygulamanın başarısının yalnızca sistem tasarımıyla değil toplumun sağlık okuryazarlığıyla da ilişkili olduğuna şöyle dikkat çekti:
“Bu tür uygulamalar sağlık sistemine güven, iletişim kültürü ve eğitim düzeyiyle doğrudan bağlantılıdır. Türkiye’de hasta ve hekim ilişkisi zaten hassas bir dengede ilerliyor. Bu dengeyi bozabilecek her yeni düzenleme dikkatle değerlendirilmelidir.”

Dr. Saip, “‘Martha Kuralı’nın Türkiye’de doğrudan uygulanabilir bir model olmadığını belirterek, “Her ülkenin sağlık sistemi kendi dinamikleri içinde değerlendirilmelidir. Bizde zaten işleyen bir konsültasyon sistemi varken bu tür bir uygulamanın katkısı sınırlı, riski ise yüksek olabilir. Hastalar istediklerinde her zaman ikinci bir fikir alabilir. Bizim sistemimiz buna zaten izin veriyor” değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye'deki ekip zaten gerekli desteği alıyor, ülkeye uygun değil"

Türk Tabipleri Birliği Başkanı Alpay Azap şu bilgileri verdi:

"Bizde hekime ulaşmak her zaman çok kolay oluyor. Hele yatan hastalar için hemşire veya doktora ulaşamamak gibi bir sorun yok. Bu olguda olduğu gibi sepsisin erken tanınamaması tüm dünyada önemli bir sorun doğru. Ancak bunun doğru çözüm yolu hasta yakınlarını katmak değil. Hastayı takip eden tıp ekibi zaten ne zaman istese başka ekiplerden danışmanlık alabiliyorlar. Bizim ve pek çok ülkenin koşullarına önerilen bu yöntem uygun değil."

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.