Miez miez* kedicik!

ÖZGECAN SİYEZ | İsviçreli şehir modelleme uzmanı Matthias Buehler, Japon fotoğrafçı Masayuki Oki ile Hollandalı fotoğrafçı Marcel Heijnen'i İstanbul'da buluşturan, şehrin kedileri oldu.

·

ÖZGECAN SİYEZ

Pek çok yabancı turist için Türkiye, İstanbul Boğazı, Ayasofya, Kapadokya ya da Antalya'nın plajları demek olabilir. Ama bazı ziyaretçilerin hafızasında bambaşka bir görüntü var: Sokak köşelerinde uyuyan, camilerin içine kadar giren, hatta bazen vapura kadar insanlara eşlik eden bir kedi.

İsviçreli şehir modelleme uzmanı Matthias Buehler, Japon fotoğrafçı Masayuki Oki ve Hollandalı fotoğrafçı Marcel Heijnen'in Türkiye'yle kurdukları bağın ortak noktası işte bu kediler. Biri Türkiye'ye özellikle kedileri görmek için gelecek, biri 2018'de bir kedi fotoğrafçılığı turuna katıldı, diğeri ise Türkiye'nin kedilerini yıllardır fotoğraflıyor.

Onların hikâyeleri, Türkiye'deki kedilerin ülkenin kent kültürünü, insan-hayvan ilişkisini ve gündelik yaşamını dünyaya taşıyan beklenmedik bir kültür unsuruna dönüştüğünü gösteriyor.

fotograf-marcel-heijnen-4

Matthias Buehler, kedilerin bir kentin kimliğinin parçası olup olamayacağı sorusuna “kesinlikle evet” yanıtını veriyor. Ona göre bir şehirde hayvanların nasıl yaşadığı, toplumun hayvanlarla kurduğu tarihsel ve kültürel ilişkinin göstergesi.

Türkiye'deki kediler Buehler için henüz ziyaret etmediği bir ülkeye gitmenin motivasyonu haline gelmiş durumda. İstanbul ile kediler arasında zihninde güçlü bir bağ oluştuğunu söyleyen Buehler, çok sık tatil yapmadığını ancak İstanbul'da çok sayıda kedi görme fikrinin kendisine şimdiden rahatlatıcı geldiğini anlatıyor.

Türkiye'deki sokak kedilerinin “her yerde tolere edilmesini” de dikkat çekici buluyor. Tren istasyonları gibi kamusal alanlarda kedilerin varlığının olağan karşılanmasını, başka ülkelerdeki evcil hayvan-sokak hayvanı ayrımından farklı bir ilişki biçimi olarak değerlendiriyor.

Buehler'e göre bu ilişki turizme dönüşebilir. Hatta kedilerin tarihini öğrenmek isteyenler, kedilerden korkanlar ya da hayvan refahına katkıda bulunmak isteyenler için özel seyahat rotalarının oluşturulabileceğini düşünüyor.

Ancak burada önemli bir uyarısı var. Türkiye'yi ziyaret edenlere yalnızca sağlıklı, sevimli ve “Instagram'lık” kedilerin gösterilmemesi gerektiğini düşünüyor. Daha az şanslı kedilerin de görünür olması gerektiğini ve turizmin hayvanların yaşam koşullarına katkı sağlaması gerektiğini savunuyor:

“Sevimli, sağlıklı ve mutlu hayvanları ne kadar sevsek de, öncelik vermemiz gerekenler daha az şanslı olanlar.”

fotograf-marcel-heijnen-1

Bir fotoğrafçı için Türkiye'nin kedileri başka

Masajuki Oki'nin Türkiye deneyimi 2018'de katıldığı bir kedi fotoğrafçılığı turuyla başladı. Oki'nin hafızasında Türkiye'yi diğer ülkelerden ayıran ilk görüntülerden biri, UNESCO Dünya Mirası listesindeki Ayasofya'nın içinde karşılaştığı kedi oldu. Ayasofya'nın sembolü haline gelen meşhur kedi Gli, Oki'nin ziyaretinden iki yıl sonra, 16 yaşında, yaşlılığa bağlı sebeplerle ölmüştü.

Ancak onu asıl şaşırtan yalnızca kedilerin tarihi yapıların içinde bulunması değil, kedi topluluğu bulunan her yerde özel barınaklar görmesi. Bu, ona hayvanların toplum tarafından ne kadar önemsendiğini gösteriyor. Oki, Türkiye'deki kedilerin insanlara duyduğu güvenin fotoğraflara da yansıdığını düşünüyor:

“Kediler insanlara güvendikleri için, onlarda görülen ifadeler ve davranışlar dünyanın her yerindeki insanlara ulaşıyor. İstanbul'da yürürken dinlenen kedilerle karşılaşabiliyorsunuz; güzel şehir dokusu ve insanların neşesi de fotoğrafa giriyor.”

Bu açıdan onun fotoğraflarında kedi yalnızca fotoğrafın konusu değil; Türkiye'nin şehir hayatının bir karakteri.

fotograf-marcel-heijnen-5

"Ne ev ne sokak kedisi"

Hollandalı fotoğrafçı Marcel Heijnen ise Türkiye'deki kedileri başka ülkelerdeki kedilerle karşılaştırıyor. Hong Kong ve Çin'deki “shop cats” çalışmalarından sonra İstanbul'da karşılaştığı kedilerin farklı bir yerde durduğunu söylüyor. Çin'de kedilerin kimi zaman dükkânlarda farelerden korunmak için daha işlevsel bir rol üstlendiğini, dünyanın pek çok yerinde ise kedilerin ya evcil hayvan ya da zor koşullarda yaşayan sokak hayvanları olarak görüldüğünü anlatıyor.

“İstanbul'daki kediler ne evcil hayvan ne de sokak kedisi. Onları bir çeşit ‘hibrit’ olarak görüyorum. Kendi hayatlarını sürdürüyorlar ama toplum onları besliyor ve koruyor. Bu karşılıklı bağımlılığı çok güzel buluyorum,” diyen Heijnen'e göre bu karşılıklı bağımlılık, İstanbul'un kedi kültürünü özgün kılan unsurlardan biri.

Üstelik İstanbul'da kedileri bulmak da zor değil. Çin'de fotoğraf çekmek için kilometrelerce yürümek zorunda kaldığını söyleyen Heijnen, İstanbul'da neredeyse her yerde kediyle karşılaşılabildiğini belirtiyor. Zorluğun bu kez başka bir yerde başladığını anlatıyor: "Kediyi bulmak değil, kediyi İstanbul'un mimarisi ve şehir dokusuyla birlikte anlatabilecek doğru kadrajı bulmak."

Heijnen'in İstanbul'daki çalışmaları yalnızca kitap sayfalarında kalmıyor, fotoğraf serileri İstanbul'da sergileniyor. Onun için fotoğrafladığı kediler arasında Madame Caki'nin özel bir yeri var. Bir caminin sakinlerinden olan Madame Caki, kalbini fethetmiş. Bu nedenle fotoğrafını kitabının kapağına taşımış. Kitapta ona ait çok sayıda fotoğrafa yer veriliyor.

“Zarif ve tatlı, aynı zamanda da hırçın. Muhteşem bir binanın içindeki muhteşem bir hayvan.”

Onun için Madame Caki, İstanbul'un kedilerinin yalnızca şehir manzarasının bir parçası olmadığını gösteren özel örneklerden biri. Bu yaklaşımı, Türkiye'nin kedilerinin neden uluslararası fotoğrafçılığın da konusu haline geldiğini açıklıyor: Kedi tek başına değil, şehirle birlikte fotoğraflanıyor.

fotograf-marcel-heijnen-7

Sahnede, statta, metroda, uluslararası arenada

Türkiye'deki kedi kültürünün uluslararası görünürlüğü fotoğraflarla sınırlı değil. Kediler zaman zaman sahneye, stadyuma, ulaşım araçlarına ve uluslararası toplantıların yapıldığı alanlara girerek görünürlüklerini artırıyor. Bir konser sırasında sahneye çıkan kedi, futbol maçında oyunu durduran kedi, metro istasyonunda gişenin üzerinde uyuyan kedi ya da uluslararası bir zirvenin güvenlik alanını aşan sokak kedisi... Türkiye'de kediler hayatın içinde...

Cat Museum İstanbul'un kurucusu ve yaratıcı yönetmeni Fatih Dağlı, Türkiye'deki kedi kültürünün tarihini tarım ve yerleşik hayatla başlayan karşılıklı ilişkiye bağlıyor.

Dağlı'nın İstanbul'daki kedi kültürüyle kişisel bağı ise Galata'daki mağazasında tanıştığı Lucy ile başlıyor. Sokak kedisiyken sahiplenilmiş ve sahiplerinin yurtdışına dönmesiyle yeniden sokakta kalmış Lucy. Dağlı'nın mağazasında yaklaşık 10 yıl yaşamış. Dağlı, Lucy'nin yalnızca kendileriyle değil, dükkânın çevresindeki diğer mahalle kedileriyle de kurduğu ilişkinin zamanla işyerinin gündelik hayatının parçasına dönüştüğünü anlatıyor.

2018'den itibaren İstanbul temalı grafik çalışmalarında kedileri baş figür olarak kullanmaya başlayan Dağlı, Lucy'nin fotoğrafından ürettiği kartpostal ve magnetlerin gelirinden "kedi payını” yaş mama olarak ayırdığını söylüyor.

Bu ilişkinin yalnızca bugünün sosyal medya kültürüne ait olmadığına dair izler ise yüzyıllar öncesine uzanıyor. Dağlı'nın aktardığı 1589 tarihli bir seyahat albümünde, İstanbul'da sokak kedilerini besleyen bir mancacı tasvir ediliyor. Görselin altında hayvanları besleyen “yardımsever Türkler” ifadesinin yer aldığı belirtiliyor.

Osmanlı döneminde kedi ve köpekler için et satan mancacıların bulunması, sokak hayvanlarının şehir yaşamındaki varlığının yalnızca bireysel bir alışkanlık olmadığını; hayvanların beslenmesi ve korunmasının zaman içinde İstanbul'un kent kültürünün de bir parçasına dönüştüğünü gösteriyor.

fotograf-marcel-heijnen-8

Bazı turistler artık yalnızca kedi görmeye geliyor

Fatih Dağlı, yalnızca sokak kedilerini görmek amacıyla İstanbul'a geldiğini söyleyen turistlerle artık daha sık karşılaştığını belirtiyor. Marcel Heijnen'in fotoğrafları, Masayuki Oki'nin Türkiye ziyaretindeki deneyimleri ve Matthias Buehler'in kurduğu bağ aynı noktada birleşiyor:

Türkiye'nin kedileri artık Türkiye'yi ziyaret etme nedenlerinden biri olabiliyor.

Sokak kedilerini uzun yıllardır fotoğraflayan Sami Uçan, kedilerin Türkiye'nin gündelik yaşamındaki yerinin yalnızca hayvan sevgisiyle açıklanamayacağını düşünüyor. Ona göre Türkiye'nin kedilerini özel kılan şey, onların şehrin karmaşası içinde görünmez olmamaları.

Fotoğrafçı, kedileri otobüs duraklarında, kafelerde, kitapçılarda, metro gişelerinde ve cami avlularında görmenin olağan olduğunu söylüyor. Bu durumun insanlara ortak yaşam alanlarının yalnızca insanlara ait olmadığını hatırlattığını düşünüyor.

fotograf-marcel-heijnen-2

Uçan'ın Türkiye'yle ilgili bu gözlemi uluslararası alanda da karşılık bulmuş durumda.

2019 yılında LensCulture'ın sokak fotoğrafçılığı yarışmasında sokak kedileri üzerine yaptığı seçki, Magnum fotoğrafçısı Alex Webb'in de yer aldığı jüri tarafından değerlendirilmişti. Webb, Uçan'ın çalışmalarına ilişkin değerlendirmesinde İstanbul'u “kesinlikle bir kedi şehri” olarak tanımlamış ve Uçan'ın fotoğraflarının yalnızca kedileri değil, şehrin kendisine nüfuz eden melankoliyi de yakaladığını belirtmişti.

Uçan'ın Türkiye'yi hiç görmemiş birine verdiği tavsiye ise basit: Bir caminin avlusuna veya büyük bir parka gitmek, bir banka oturmak ve beklemek. Çünkü ona göre bir süre sonra bir kedi yanınıza gelecek. Ve belki de Türkiye'nin kedilerinin kültür ve turizm elçisi haline gelmesinin nedeni tam olarak bu.

*Almanca'da kedileri çağırmak için pisi pisi yerine miez miez deniyor.

Özgecan Siyez, uluslararası İlişkiler eğitiminin ardından Gazi Üniversitesi’nde Bilgisayar ve Dijital Adli Bilişim alanında yüksek lisans yaptı. ATV ve Show TV'de ekonomi muhabiri olarak görev aldı. Serbest gazetecilik yapıyor.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.