Önce fabrikalar, sonra termik santraller, en son madenler: Kocabaş Çayı kuruyor

MERVE ARISOY | Çanakkale’nin Çan ilçesindeki termik santraller yıllardır hava kirliliği tartışmalarıyla gündemdeydi. Ancak köylüler bugün yalnızca temiz havalarını değil, Kocabaş Çayı’nı da kaybettiklerini söylüyor. Çay kurudu, toprak verimsizleşti, tarlalar boşaldı.

·

MERVE ARISOY

Akademik çalışmalar ve çevre örgütleri yaklaşık 20 yıldır Kocabaş Çayı’ndaki ağır metal kirliliğine dikkat çekiyor. Köylüler bugün suyun azaldığını, toprağın verimsizleştiğini ve tarımın çöktüğünü söylüyor. Bir zamanlar sebzesiyle bilinen ovada bugün birçok köylü üretimi bırakıyor, gençler ise köylerden göç ediyor.

Büyük İskender’in milattan önce 334 yılında geçtiği Granikos, şimdiki adıyla Kocabaş Çayı, bugün artık neredeyse kurumuş bir havza…

Köylüler ve çevre örgütleri, 20 yıldan uzun süredir çalışan termik santraller ve büyüyen madencilik faaliyetleri nedeniyle çayın her geçen yıl biraz daha kuruduğunu söylüyor.

"Biz yüzmeyi Kocabaş'ta öğrendik"

Çan’da yaşayan gazeteci, Çandan Haber imtiyaz sahibi ve Çan Çevre Derneği 2. Başkanı Muhammed Yavaş, Kocabaş Çayı’nın değişimini çocukluk hafızası üzerinden anlatıyor:

“Biz Kocabaş Çayı’nda yüzmeyi öğrenmiş gençleriz. Hepimiz o çayda yüzdük. Şu anda o miktarda su yok.”

Yavaş’a göre bugün bölgede en çok konuşulan konulardan biri Kocabaş Çayı üzerindeki yoğun su kullanımı.

“Kale Grubu tesisleri, termik santraller, beton firmaları, fabrikalar… Herkes bu suyu kullanıyor. Sadece suyun çekilmesi değil, atık suların çaya karıştığı yönünde endişeler de var.”

kocabas-cayi-haberi-ilyasmuhtar3

Yine Cengiz

Yavaş’a göre bölgede son dönemde en çok konuşulan başlıklardan biri de Bayramiç tarafındaki madencilik faaliyetleri.

“Şu anda gündemimizde olan konulardan biri de Bayramiç tarafında faaliyet gösteren Cengiz Holding’e bağlı maden projelerinin Kocabaş Çayı’nın suyunu kullanması.”

Bu yıl yağışların artmasıyla birlikte bölgede kısa süreli bir rahatlama yaşandığını söyleyen Yavaş, köylülerin suyu artık eskiye göre çok daha farklı bir gözle takip ettiğini anlatıyor.

“Biz bu sene çok mutlu olduk. Çok yağmur yağdı ve sularımız doldu. Sevinçten ne yapacağımızı bilemedik.”

Yavaş’a göre Çan’da yalnızca su değil, üretim kültürü de değişiyor.

“Burası bir tarım kasabasıydı. İnsanlar artık tarım yapmıyor. Şirketlerde çalışmayı tercih ediyor.”

İDA Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu üyesi Ekrem Akgül ise Çan’daki iki termik santralin günlük toplam linyit tüketiminin yaklaşık 13 bin tonu bulduğunu söylüyor.

“Biga Yarımadası’nın hidrojeolojik yapısı çok zayıf. Suyu çektikleri gibi, kömür sahalarında oluşan asidik maden drenajı da ağır metallerin yüzey ve yeraltı sularına karışmasına neden olabiliyor.”

Akgül’e göre bölgede 22 yıldır süren kömürlü enerji üretiminin çevresel etkileri yeterince izlenmiyor.

2007’den beri aynı uyarı

Kocabaş Çayı üzerine çalışmalar yürüten Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Özlem Yayıntaş ve ekibinin 2007 yılında yayımladığı araştırma, çayın bazı noktalarında ölçülen krom seviyelerinin sınır değerlerin çok üzerine çıktığını ortaya koydu. Sonraki yıllarda yayımlanan çalışmalar da benzer biçimde Kocabaş Çayı’nı endüstriyel, evsel ve tarımsal baskı altındaki bir sistem olarak tanımlamayı sürdürdü.

2014 yılında yayımlanan başka bir araştırmada ise çaydaki kirlilik, sucul canlılar üzerindeki biyolojik stres göstergeleri üzerinden incelendi. 2025’te yayımlanan güncel çalışmalarda da havzadaki çevresel baskının sürdüğü vurgulandı.

Ancak akademisyenlere göre asıl sorun, bu bilimsel birikimin yıllardır somut bir çevre politikası ya da düzenli izleme mekanizmasına dönüşmemesi.

Özlem Yayıntaş’a göre mesele yalnızca “suda ağır metal var mı?” sorusundan ibaret değil:

“Kirlenmiş su, sulamada kullanıldığında ağır metaller toprağa taşınabilir. Toprakta biriken metaller zamanla bitki kökleri tarafından alınabilir. Böylece kirlilik yalnızca çay suyunda kalmaz; tarlaya, ürüne, hayvanlara ve dolaylı olarak insan sofrasına kadar uzanabilecek bir zincirin parçası haline gelebilir.”

Yayıntaş, mevcut tabloyu “kesin sonuç” değil, güçlü bir risk göstergesi olarak değerlendirmek gerektiğini söylüyor. Bunun için yalnızca su değil; sediment, tarım toprağı, ürünler, balıklar ve hayvansal ürünlerin birlikte incelenmesi gerektiğini vurguluyor.

Bugün bölgede bu ölçekte sistematik ve güncel bir izleme programı yok.

kocabas-cayi-haberi-ilyasmuhtar2

“Resmen kurudu”

Çan Çevre Derneği Başkanı Mehmet Öz, Kocabaş Çayı’nın yıllar içinde göz göre göre değiştiğini söylüyor.

“İlk önce fabrikalar geldi. Sonra termik santraller. Şimdi de madenler.”

Öz’e göre yıllardır bölgede hava kirliliği tartışılırken, su meselesi ikinci planda kaldı.

“Yıllarca hava kirliliğiyle uğraştık. Ama suyumuz da elimizden gitti. Bahçeler boş, tarlalar kuru tarıma döndü.”

Öz, yaz aylarında çayın tamamen kuruduğu dönemlerde bazı barajlardan su bırakıldığını öne sürüyor.

“Halkta tepki oluşmasın diye bazı barajlardan su salındı. Resmen kurudu, halk ayakta uyutuldu.”

Çevre örgütlerine göre yakın dönemde bölgede faaliyete başlayan yeni maden projeleriyle birlikte su baskısının daha da büyümesinden endişe ediliyor.

Çan Çevre Derneği ve bölgedeki çevre örgütleri, yıllardır termik santraller ve madencilik faaliyetlerine karşı çeşitli itiraz süreçleri yürütüyor. Dernek üyeleri, ÇED süreçlerine yapılan itirazlara rağmen bölgedeki sanayi baskısının giderek arttığını söylüyor.

“Toprak verimsizleşti”

Kocabaş Çayı’na yakın Hurma Köyü Muhtarı ve çiftçi İlyas Güney ise son yıllarda yaşanan değişimin en net biçimde tarımda hissedildiğini söylüyor.

“Biz iki yıldan beri susuzluk çekiyoruz. Çoğu mahsulümüz kurudu. Pahadırlı Ovası’ndan Çan Ovası’na kadar her yer sebzeydi. Şimdi ilaç atmadan ürün alamıyorsun. Toprak verimsizleşti.”

Güney, geçmişte köylerde üretilen birçok ürünün artık eskisi kadar yetişmediğini söylüyor.

“Sütünüzü, domatesinizi, salçanızı, soğanınızı, biberinizi, Ayşekadın fasulyenizi artık eskisi gibi bahçelerden değil, market raflarından alıyorsunuz.”

Köylüler, geçmişte bölgenin önemli sebze üretim merkezlerinden biri olan ovanın son yıllarda giderek küçüldüğünü, bazı tarlaların ise tamamen boş kaldığını söylüyor.

Köylüler yalnızca üretimdeki düşüşten değil, çayın yapısındaki değişimden de söz ediyor.

“Çayın suyunu elimize temas ettirdiğimizde sıcak ve temiz suyla tekrar durulamak gerekiyor. Önceden böyle bir şey yoktu.”

kocabas-cayi-haberi-2

Veriler nerede?

Bölgedeki çevresel etkilerin boyutunu ortaya koyacak güncel verilere ulaşmak ise kolay değil.

Ekrem Akgül, sağlık verilerine resmi yollarla erişmenin oldukça zor olduğunu söylüyor. Çan ve çevresinde özellikle solunum yolu ve akciğer hastalıkları nedeniyle yapılan hastane başvurularında artış gözlemlediklerini belirten Akgül, ancak bu verilerin kamuoyuyla paylaşılmadığını ifade ediyor.

Çan’daki tablo, Türkiye genelindeki kömür kaynaklı sağlık risklerinden bağımsız değil. HEAL raporlarına göre ise Türkiye’de kömür kaynaklı hava kirliliği her yıl 5 binden fazla erken ölüme neden oluyor.

Çan’daki tabloya ilişkin en temel soru ise hâlâ yanıtsız:

Yaklaşık 20 yıldır yayımlanan akademik çalışmalar aynı havzaya dikkat çekerken, neden hâlâ kapsamlı bir çevresel izleme sistemi kurulmadı?

Beyond Fossil Fuels Kampanyacısı Duygu Kutluay ise Türkiye’nin kömür politikalarının yalnızca çevresel değil, ekonomik ve toplumsal sonuçları olduğuna dikkat çekiyor.

“Türkiye’nin kömür şirketlerini teşviklerle ayakta tutmaya çalışmak yerine kömür bölgelerinde planlı bir adil geçişle işçileri ve yöre halkını koruması gerekiyor. Kömürden çıkış aynı zamanda daha dayanıklı ve demokratik bir enerji sistemine geçiş anlamına geliyor.”

Kutluay’a göre Türkiye’nin kömür politikaları yalnızca iklim krizini değil, su ve tarım krizlerini de derinleştiriyor.

kocabas-cayi-haberi-4

Sofranıza da geldi mi?

Köylüler ve çevre örgütleri, asıl riskin yalnızca çayın kirlenmesi olmadığını söylüyor. Endişe, bu suyun tarım yoluyla gıda zincirine karışma ihtimali.

Hurma Köyü muhtarı ve çiftçi İlyas Güney ise sulama suyuna ilişkin endişeleri şöyle anlatıyor:

“Köylü yoncasını suluyor, mısırını suluyor. Onu hayvana veriyor. Hayvan size süt olarak geri veriyor. Tüm Türkiye’ye yayılıyor.”

Akademisyen Özlem Yayıntaş’a göre de asıl mesele yalnızca sudaki ağır metal seviyeleri değil.

“Asıl soru şu: Bu metaller toprağa, tarım ürünlerine, balıklara, hayvanlara ve sonuçta insana taşınıyor mu?”

Bu sorunun yanıtı için ise kapsamlı ve düzenli analizler gerekiyor. Ancak bölgede bugün hâlâ bütüncül bir izleme sistemi bulunmuyor.

Muhtarlar ve köylüler yıllardır seslerini duyurmaya çalıştıklarını ama bir yerde tıkandıklarını söylüyor. Çan Çevre Derneği yıllardır çeşitli itiraz süreçleri yürütüyor. Ancak köylülerin anlattığına göre çay her geçen yıl biraz daha azalıyor.

Hurma Köyü Muhtarı İlyas Güney’in sözleri bölgede hissedilen kaygıyı özetliyor:

“Çocuklarımıza bırakacağımız miras kalmadı.”

Merve Arısoy, 10 yıldır sivil toplum ve iletişim alanında içerik üretimi ve araştırma temelli çalışmalar yürütüyor. Greenpeace Akdeniz ve farklı sivil toplum kuruluşlarında çevre, iklim ve sosyal konular üzerine rapor, veri ve saha bilgisine dayalı haber ve içerikler hazırladı. Bağımsız olarak içerik ve haber üretimi çalışmalarını sürdürüyor.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.