PISA 2025 Türkiye Raporu: Puanlar yükseldi ama eğitimdeki sorunlar da kayda geçti
GÜLSEVEN ÖZKAN | Türkiye, PISA 2025’te üç temel alanda puanlarını artırarak OECD ülkeleri arasında en yüksek artışı kaydetti. Ancak rapor; dijital öğrenmedeki eksikliği, okul türleri arasındaki 206 puanlık matematik farkını, yüzde 53’lük devamsızlık oranını ve aile desteğindeki gerilemeyi de ortaya koydu. Uzmanlar ise yükselişe dikkat çekerken “Henüz istediğimiz yerde değiliz” diyerek iyileştirilmesi gereken alanlara değindi.
GÜLSEVEN ÖZKAN
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) 91 ülkenin katılımıyla gerçekleştirdiği Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın (PISA) 2025 sonuçları açıklandı. Türkiye, PISA 2025’te fen bilimleri, okuma becerileri ve matematik alanlarında puanını en fazla artıran OECD ülkesi oldu. Ancak sonuçlar yalnızca yükselen puanları değil; dijital öğrenmeden okul türleri arasındaki başarı farklarına, devamsızlıktan aile desteğine ve öğrencilerin okul deneyimine kadar eğitim sistemindeki farklı sorun alanlarını da ortaya koydu.
Puan artışının yanı sıra Türkiye’nin sıralaması da yükseldi. Fen bilimleri ve okuma becerileri alanında OECD ortalamasının üzerinde yer aldı. Fen bilimlerinde 15 sıra yükselerek 19’uncu, okuma becerilerinde 18 sıra yükselerek 18’inci, matematikte ise 11 sıra yükselerek 28’inci oldu.
Türkiye’nin üç alandaki puanları da uzun vadede belirgin biçimde yükseldi. Fen bilimlerinde 2003’te 434 olan Türkiye’nin puanı 2025’te 494’e, okuma becerilerinde 441’den 472’ye, matematikte ise 423’ten 462’ye çıktı. Böylece 2003’ten 2025’e fen bilimlerinde 60, okuma becerilerinde 31, matematikte 39 puanlık artış kaydedildi.
Fen bilimlerinde Türkiye, 494 puanla 482 olan OECD ortalamasının 12 puan üzerinde yer aldı. Okuma becerilerinde de 472 puanla 461 olan OECD ortalamasını 11 puan geçti. Matematikte ise Türkiye’nin 462 puanı, 463 olan OECD ortalamasının 1 puan altında kaldı ancak 429 olan tüm ülkeler ortalamasının üzerinde yer aldı.
Başarı yalnızca ortalama puanlarda değil, üst düzey performans gösteren öğrencilerin oranında da arttı. Fen bilimlerinde üst düzey performans gösteren öğrencilerin oranı 2022’de yüzde 4,0 iken 2025’te yüzde 7,4’e yükseldi ve yüzde 7,2 olan OECD ortalamasını geçti. Okumada bu oran yüzde 1,9’dan yüzde 4,2’ye, matematikte ise yüzde 5,4’ten yüzde 7,9’a çıktı.
Türkiye bazı Avrupa ülkelerini geride bıraktı
Türkiye, fen bilimlerinde 494 puanla Almanya’nın 485, Fransa’nın ise 484 puanının üzerinde yer aldı. Türkiye ayrıca İtalya, İspanya, Danimarka, Hollanda, Belçika ve Çekya’nın da üzerinde puan aldı. Okuma becerilerinde Türkiye’nin 472 puanı Almanya’nın yanı sıra İsveç, Belçika ve Avusturya’nın puanlarını geride bıraktı. Matematikte ise Türkiye; Slovenya, Macaristan, Fransa, İspanya, Norveç ve İzlanda’nın üzerinde yer aldı.
Ancak Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından hazırlanan PISA 2025 Türkiye Raporu, Türkiye’nin fen bilimleri, okuma becerileri ve matematikte önceki uygulamaya göre puanlarını artırdığını ortaya koyarken, eğitim sistemindeki önemli sorunları da gösterdi. Özellikle dijital dünyada öğrenme, okul türleri arasındaki başarı farkı, ekonomik ve sosyal eşitsizlik, okulda güvenlik, aile desteği ve sınıf içi dikkat başlıklarında Türkiye’nin OECD ortalamasının gerisinde kaldığı göstergeler olarak dikkat çekti.
Dijital öğrenmede Türkiye OECD’nin gerisinde
Türkiye’nin en belirgin geride kaldığı alanlardan biri PISA 2025’in yenilikçi alanı olan Dijital Dünyada Öğrenme oldu. Türkiye bu alanda 473 puan alırken OECD ortalaması 500 puan oldu. Türkiye, 38 OECD ülkesi arasında 32. sırada, 85 ülke arasında ise 42. sırada yer aldı. Türkiye’nin puanı tüm ülkelerin ortalaması olan 464 puanın üzerinde olsa da OECD ortalamasının 27 puan altında kaldı.
Bilgi işlemsel problem çözmede (dijital ortamlarda problem çözme) de benzer bir tablo var. Türkiye’de öğrencilerin yalnızca yüzde 13,2’si üst performans düzeyine ulaşırken bu oran OECD ülkelerinde yüzde 26,1. Asgari performans düzeyine ulaşanların oranı da Türkiye’de yüzde 71,4, OECD’de yüzde 77,3. Tüm ülkeler için de bu oran yüzde 64,2 olarak kaydedildi. Yani Türkiye’de dijital problem çözmede hem temel yeterliliğe ulaşamayanların oranı OECD’den yüksek, hem de üst düzey performans gösterebilen öğrencilerin oranı OECD’nin yaklaşık yarısı düzeyinde.

Okulların dijital hazırlığı OECD’nin altında
Dijital öğrenmeye hazırlık indeksi başlığında Türkiye’nin indeksi -0,18, OECD ortalaması ise -0,03 olarak kayda geçti. Yani Türkiye okullarının dijital öğrenmeye hazırlığı OECD ortalamasının gerisinde kaldı.
Üstelik bilgisayar sayısındaki artışa rağmen fark devam etti. Türkiye’de 2015’te her 10 öğrenciye yaklaşık 2 bilgisayar düşerken, 2025’te bu sayı 4’e yükseldi. OECD ülkelerinde ise 2025’te 10 öğrenci başına yaklaşık 9 bilgisayar bulunuyor.
Dijital kaynak eksikliği genelinde Türkiye ile OECD birbirine yakın olsa da dijital imkanların okullar arasında eşit dağılmadığı görüldü. Dijital kaynak eksikliği yaşayan okullardaki öğrenci oranı Türkiye’de yüzde 23 olurken, OECD’de yüzde 22,1 olarak tespit edildi.
Ekonomik eşitsizlik özellikle matematikte başarıya yansıyor
Rapora göre, Türkiye’de öğrencilerin ekonomik, sosyal ve kültürel durumları ile matematik başarısı arasındaki fark OECD ortalamasından daha yüksek. Ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan en dezavantajlı yüzde 25’lik dilimdeki öğrencilerin matematik puanı 424, en avantajlı yüzde 25’lik dilimdeki öğrencilerin puanı ise 520. İki grup arasındaki fark 96 puan. OECD ülkelerinde aynı fark 83 puan olaya kaydedildi.
Fen bilimleri ve okuma alanlarında ise durum daha farklı. Bu iki alanda avantajlı ve dezavantajlı öğrenciler arasındaki puan farkı OECD’ye kıyasla Türkiye’de daha düşük. Fen bilimlerinde dördüncü ve birinci çeyrekte yer alan öğrenciler arasındaki performans farkı 81 puan iken bu fark OECD ülkeleri ortalamasında 85 puan oldu. Okuma becerileri alanında dördüncü ve birinci çeyrekte yer alan öğrenciler arasındaki performans farkı 73 puan iken bu fark OECD ülkeleri ortalamasında 77 puan olarak kaydedildi.
Ancak raporda, Türkiye’de 2022-2025 arasında avantajlı ve dezavantajlı öğrencilerin fen bilimleri performansı artarken ekonomik, sosyal ve kültürel farklılıklara dayalı performans farkının değişmediği belirtildi. MEB raporda bu sonucu, “Okullarda verilen eğitimin farklı ekonomik, sosyal ve kültürel duruma sahip öğrencileri geliştirecek şekilde sunulduğunu ve dolayısıyla fırsat eşitliğinin sağlanmasına yönelik yapılan çalışmaların olumlu sonuç verdiğini göstermektedir” ifadeleriyle yorumladı.
Okul türleri arasında 206 puanlık matematik farkı
PISA sonuçlarında okul türleri arasındaki farklar da görüldü. Matematikte en yüksek performans 606 puanla fen liselerinde, en düşük performans ise 400 puanla mesleki ve teknik Anadolu liselerinde görüldü. İki okul türü arasındaki fark 206 puan oldu. Rapora göre fen lisesi, sosyal bilimler lisesi, Anadolu lisesi ve çok programlı Anadolu liselerinde eğitim alan öğrenciler matematik alanında OECD ortalaması olan 463 puanın üzerinde performans gösterdi.
Okul türlerinde matematik alanı performans puanları şöyle:
- Fen lisesi: 606
- Sosyal bilimler lisesi: 549
- Anadolu lisesi: 479
- Çok programlı Anadolu lisesi: 468
- Anadolu imam hatip lisesi: 458
- Anadolu güzel sanatlar/spor lisesi: 420
- Mesleki ve teknik Anadolu lisesi: 400
- OECD ortalaması: 463

Fen bilimlerinde de benzer durum geçerli. Fen liseleri 617, mesleki ve teknik Anadolu liseleri 435 puanda kaldı. Aradaki fark 182 puan oldu.
Fen, sosyal bilimler, Anadolu, çok programlı Anadolu ve Anadolu imam hatip liselerinde öğrencilerin fen bilimleri puanları, OECD ortalaması olan 482 puanın üzerinde kaldı.
Okul türlerine göre fen bilimleri puanları şöyle:
- Fen liseleri: 617
- Sosyal bilimler liseleri: 578
- Anadolu liseleri: 513
- Çok programlı Anadolu liseleri: 504
- Anadolu imam hatip liseleri: 493
- Anadolu güzel sanatlar/spor liseleri: 453
- Mesleki ve teknik Anadolu liseleri: 435
- OECD ortalaması: 482 puan
Okul türlerine göre okuma becerileri puanları şöyle:
- Fen liseleri: 579
- Sosyal bilimler liseleri: 549
- Anadolu liseleri: 492
- Çok programlı Anadolu liseleri: 485
- Anadolu imam hatip liseleri: 470
- Anadolu güzel sanatlar/spor liseleri: 447
- Mesleki ve teknik Anadolu liseleri: 414
- OECD ortalaması: 461 puan
PISA 2025’te okuma becerilerinde en yüksek puan fen liselerinde, en düşük puan ise mesleki ve teknik Anadolu liselerinde görüldü. Fen, sosyal bilimler, Anadolu, çok programlı Anadolu ve imam hatip liselerinin puanları OECD ortalaması olan 461’in üzerinde kaldı.
Mesleki ve teknik liselerde üç alanda da düşük performans
Mesleki ve teknik Anadolu liselerindeki öğrencilerin ortalama puanı şöyle oldu:
- Fen bilimleri: 435
- Okuma becerileri: 414
- Matematik: 400
Devlet okulları matematikte özel okulları geçti
PISA 2025’te devlet okullarının matematik puanı 464 olurken özel okulların puanı 444’te kaldı. Devlet okullar OECD ortalamasının bir puan üzerinde, özel okullar ise devlet okullarından 20 puan daha düşük performans gösterdi.
Üst düzey öğrencilerin oranı artsa da sınırlı
Fen bilimlerinde üst düzey performans gösteren öğrencilerin oranı OECD ülkelerinde ve tüm katılımcı ülkeler genelinde yıllar içinde gerilerken, Türkiye’de tam tersine yükseldi. OECD ülkelerinde bu oran 2006’da yüzde 9 iken 2025’te yüzde 7,2’ye, tüm ülkeler genelinde ise yüzde 8,8’den yüzde 4,7’ye düştü. Türkiye’de ise üst performans gösteren öğrencilerin oranı 2006’da yüzde 0,9’dan 2022’de yüzde 4’e, 2025’te ise yüzde 7,4’e yükseldi.
Türkiye matematikte OECD ortalamasının bir puan altında kalmasına rağmen, öğrencilerin önemli bir bölümü temel yeterlik düzeyinin altında. Türkiye’de matematikte asgari performans düzeyine ulaşanların oranı yüzde 64,3. Buna göre öğrencilerin yüzde 35,7’si asgari performans düzeyine ulaşamıyor. Üst performans düzeyine ulaşan öğrencilerin oranı ise yüzde 7,9.
Okumada öğrencilerin dörtte biri temel düzeyin altında
Okuma becerilerinde Türkiye’nin ortalama puanı 472 ile OECD ülkeleri ortalaması olan 461’in üzerinde. Ancak Türkiye’de öğrencilerin yalnızca yüzde 75,9’u asgari performans düzeyine ulaşabiliyor. Başka bir ifadeyle öğrencilerin yüzde 24,1’i temel performans düzeyine ulaşamıyor. Üst performans düzeyine ulaşanların oranı ise yüzde 4,2. OECD’de bu oran yüzde 5,5. Ancak 2003-2025 döneminde OECD ülkeleri ve tüm ülkeler ortalamasında okuma becerileri alanındaki asgari performans ve üst performans düzeyi göstergelerinde gerileme yaşanırken Türkiye hem asgari hem de üst performans düzeyine ulaşan öğrenci oranlarının arttığı görüldü.
Devamsızlık Türkiye’de dikkat çekti
Türkiye’de son yıllarda devamsızlık oranlarında da değişim görüldü. En az bir gün okula gitmeyen öğrencilerin oranı 2018’de yüzde 52, 2022’de yüzde 53 ve 2025’te yine yüzde 53 oldu. PISA 2025 sonuçlarına göre Türkiye’de öğrencilerin yüzde 53’ü, sınavdan önceki iki hafta içinde en az bir tam gün okula gitmediğini söyledi. En az bir derse katılmadığını belirten öğrencilerin oranı yüzde 41, okula geç kaldığını söyleyenlerin oranı ise yüzde 49 oldu. OECD ortalamasında bu oranlar sırasıyla yüzde 22, yüzde 24 ve yüzde 50 olarak kaydedildi.

Okulda kendini güvende hissetme OECD’nin altında
Türkiye’de öğrencilerin okulda güvende hissetme indeks değeri -0,10. OECD ülkeleri ortalaması ise 0,18 olarak ölçüldü. Öte yandan 2022’de -0,42 olan bu oran 2025’te -0,10’a yükseldi. Rapora göre, Türkiye’de öğrencilerin yüzde 87’si okula giderken, yüzde 87’si okuldan eve dönerken kendisini güvende hissettiğini bildirdi. Sınıflarda kendisini güvende hissedenlerin oranı yaklaşık yüzde 91, okulun koridor, kafeterya ve tuvalet gibi diğer alanlarında ise bu oran yaklaşık yüzde 87.
Bazı zorbalık göstergelerinde Türkiye OECD’nin üzerinde
Rapora göre, Türkiye’de öğrencilerin en sık karşılaştığı zorbalık türünün “diğer öğrenciler benimle alay etti” şeklinde olduğu görüldü. Bu davranışı sık yaşadığını belirten öğrencilerin oranı Türkiye’de yüzde 15,7, OECD ülkelerinde yüzde 13,8 oldu.
“Diğer öğrenciler hakkımda çirkin dedikodular çıkardı” diyenlerin oranı da Türkiye’de yüzde 9,5, OECD ülkelerinde yüzde 8,6. Buna karşılık tehdit edilme ve fiziksel şiddete maruz kalma oranları Türkiye’de OECD ortalamasının altında. “Diğer öğrenciler tarafından tehdit edildim” diyen öğrencilerin oranı OECD ülkelerinde daha fazla oldu.
Hem zorbalığa hem de siber zorbalığa maruz kaldığını bildiren öğrencilerin oranı Türkiye’de yüzde 2,6, OECD ülkeleri ortalamasında ise yüzde 2,9. Türkiye’deki öğrencilerin yüzde 8,1’i zorbalığa maruz kalma indeksinde ilk yüzde 10’luk dilimde yer alıyor.
Aidiyet artarken yalnızlık göstergesi OECD’nin üzerinde
Okula aidiyet indeksi Türkiye’de 2022’de -0,30 iken 2025’te 0,05’e yükseldi. OECD ülkeleri ortalaması 0,09 olarak kayda geçti. Öğrencilerin kendilerini yalnız, aykırı veya dışlanmış hissettiklerini bildirme oranları da 2022’ye göre geriledi.
Türkiye’de öğrencilerin kendilerini okulun parçası olarak hissetme ve diğer öğrencilerle kolaylıkla arkadaşlık kurma oranları OECD’nin üzerinde. Ancak okulda kendini yalnız hisseden öğrencilerin oranı OECD ortalamasının üzerinde. “Okulda kendimi yalnız hissediyorum” oranı Türkiye’de yüzde 17,2, OECD ülkelerinde yüzde 13,3 oldu. Ayrıca diğer öğrencilerin kendisini sevdiğini düşünen öğrencilerin oranı da OECD ortalamasının altında kaldı.

Aile desteğinde Türkiye OECD’nin altında
Türkiye’de öğrencilerin aile desteğine ilişkin göstergelerde genel olarak OECD ortalamasının gerisinde kaldığı görüldü. Türkiye’nin aile desteği indeks değeri -0,39, OECD ülkeleri ortalaması -0,19.
Öğrencilerin okul başarıları hakkında aileleriyle konuşma oranı Türkiye’de yüzde 46,7, OECD ülkelerinde yüzde 60,3. Ailelerin okulda öğrenilenlerle ilgilenme oranı Türkiye’de yüzde 45,2, OECD ülkelerinde yüzde 57,9. Ailelerin öğrenciye “o gün okulda ne yaptığını” sorma oranı Türkiye’de yüzde 62,7 iken OECD ülkelerinde yüzde 71,2.
Türkiye’nin OECD’yi geçtiği başlıklardan biri gelecek eğitimi hakkında oldu. PISA 2025’te öğrencilere yöneltilen “Gelecek eğitiminiz hakkında sizinle konuşma” ifadesine Türkiye’de öğrencilerin yüzde 53,6’sı, OECD ülkelerinde ise yüzde 52’si olumlu yanıt verdi. Bu gösterge, Türkiye’de aile desteğinin OECD ortalamasının üzerinde olduğu başlık oldu.
Raporda dikkat çeken bir diğer bulgu ise öğrencilerin okula yönelik yaklaşımı oldu. Türkiye’de öğrencilerin yüzde 28’i okulun zaman kaybı olduğunu düşünürken, OECD ülkelerinde bu oran yüzde 24 olarak ölçüldü.
Sınıfta derse odaklanma sorunu öne çıkıyor
Türkiye’nin disiplin iklimi indeksi 0,12 iken OECD ülke ortalaması 0,14 ile Türkiye’nin biraz üzerinde yer aldı.
Özellikle “öğrenciler derse iyi odaklanamazlar” göstergesinde Türkiye’deki oran yüzde 31,7, OECD ülkelerinde bu oran yüzde 19,4 olarak tespit edildi.
“Ders başladıktan sonra öğrenciler uzun süre dersi dinlemezler” durumunun çoğu derste veya her derste yaşandığını bildiren öğrencilerin oranı Türkiye’de yüzde 26,8, iken OECD ülkeleri ortalamasında yüzde 23,6 oldu.
“Öğretmen öğrencilerin susması için uzun süre beklemek zorunda kalır” diyenlerin oranı da Türkiye’de yüzde 24,5, OECD ülke ortalamasında yüzde 24,4 oldu.
Rapora göre, disiplin iklimi ile fen bilimleri başarısı arasında pozitif bir ilişki bulunuyor. Ekonomik, sosyal ve kültürel durum hesaba katıldığında, disiplin iklimi indeksindeki 1 birimlik artış fen bilimleri performansında yaklaşık 10 puanlık artışla ilişkili.
Buna karşılık “Öğrencilerin dikkatleri dijital kaynaklar kullandıkları için dağılır” durumunun çoğu derste veya her derste yaşandığını bildiren öğrencilerin oranı Türkiye’de yüzde 18, OECD ülkeleri ortalamasında ise yüzde 28 olarak kayda geçti.
Öğretmen desteğinde genel tablo iyi, ancak ek yardım göstergesi düşük
Türkiye’de öğretmen desteği indeksi 0,16 iken OECD ülke ortalaması 0,03 olarak kayıt altına alındı. Böylece “konuyu öğrencinin anlamasını sağlayana kadar anlatmak” gibi içerikler dahil genel öğretmen desteği göstergesinde Türkiye’nin avantajlı olduğu görülürken, “öğretmen öğrencilere ihtiyaç duyduklarında ek yardım sağlar” diyen öğrencilerin oranı Türkiye’de yüzde 66,6’da kaldı. Bu oran OECD ülkelerinde yüzde 72,8 oldu.
Öğretmen eksikliğinden etkilenen öğrenci oranı daha düşük
Eğitim personeli eksikliğinden olumsuz etkilenen öğrenci oranı Türkiye’de yüzde 7,6, OECD ülkelerinde ise yüzde 39,0 oldu. Yetersiz veya düşük nitelikli eğitim personelinden etkilenenlerin oranı Türkiye’de yüzde 7,1, OECD ülkelerinde yüzde 24,5 olarak kayda geçti.
Uzmanlar raporu nasıl değerlendirdi?
PISA 2025 sonuçlarını yorumlayan Başkent Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burhanettin Dönmez ise Türkiye’nin sıralamadaki yükselişini olumlu bulmakla birlikte başarının hangi noktaya göre değerlendirildiğine dikkat çekti. “Mutlu olabilir miyiz? Sıralamamızın yükselmesi hoşumuza gidiyor. Ama hâlâ istediğimiz yerde değiliz” diyen Prof. Dr. Dönmez, Türkiye’nin Singapur, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin gerisinde kalmaya devam ettiğini vurguladı.

Prof. Dr. Dönmez’e göre bundan sonraki aşamada yalnızca puanı yükselten alanlara değil, düşük performans gösterilen alanlara yoğunlaşılması gerekiyor. Özellikle matematik eğitimine dikkat çeken Prof. Dr. Dönmez, “Matematiği sevdirmemiz lazım mesela. Ya da öğretimi, öğretim yöntemlerini zenginleştirmemiz lazım. Örneği oyunlaştırma gibi” dedi.
“Öğretmen ve altyapı ihtiyacı hâlâ yeterli değil”
Türkiye’de öğretmen ihtiyacının tamamen karşılanmadığını ve fiziki altyapı olanaklarının hala yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Dönmez, devamsızlığı da kronikleşen sorunlardan biri olarak değerlendirdi. Okul türleri arasındaki dengesizliğin ve sosyoekonomik farkların da başarı üzerinde etkili olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Dönmez ayrıca zorbalık göstergelerindeki tabloya dikkat çekerek, öğrencilerin yüzde 21’inin ayda birkaç kez veya daha sık zorbalığa maruz kaldığını bildirmesinin önemli olduğunu belirtti.
“Bu bizim gelişmemiz mi, onların gelişmesinin durması mı?”
Türkiye’nin yükselişinin OECD ülkelerindeki genel tabloyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunan Prof. Dr. Dönmez, özellikle pandemi sonrasında bazı gelişmiş ülkelerdeki gerilemenin Türkiye’nin sıralamasındaki yükselişi etkilemiş olabileceğine dikkat çekti.
Prof. Dr. Dönmez, bu nedenle şu sorunun sorulması gerektiğini söyledi: “Bu bizim gelişmemiz mi? Onların gelişmesinin durması mı? O şekilde de bakılabilir.”
Prof. Dr. Dönmez’e göre Türkiye açısından puanların ve sıralamanın yükselmesi sevindirici olsa da bu sonuç, eğitim sistemindeki sorunların geride kaldığı anlamına gelmiyor. Türkiye’nin bundan sonraki süreçte özellikle matematik, devamsızlık, okul türleri arasındaki farklar, sosyoekonomik eşitsizlikler ve okul ortamındaki sorunlara odaklanması gerekiyor.
“Ezbercilikten uzaklaşmak başarıyı olumlu etkiliyor olabilir”
Eğitim Reformu Girişimi (ERG) Politika Analisti Kayıhan Kesbiç, Türkiye’nin üç alandaki puan artışının önemli olduğunu ancak sonuçların yalnızca ortalama puanlar üzerinden okunmaması gerektiğini söyledi. Kesbiç’e göre özellikle puanların alt kırılımlarına ve başarı farklarına bakmak gerekiyor.

Türkiye’nin 2018’den bu yana olumlu bir eğilim gösterdiğini belirten Kesbiç, merkezi sınavlarda soru tiplerinin son yıllarda ezberden ziyade bilgiyi kullanma ve yorumlamaya yönelmesinin PISA sonuçlarına katkı sağlamış olabileceğini söyledi.
Kesbiç, “Liseye ve üniversiteye girişi sınavlarında düzenlemeler oldu. Oradaki soru tiplerinin ezbercilikten ziyade oradaki bilgiyi nasıl kullanacağına dair dönüşmesi bu tip sınavlardaki başarımızı da olumlu anlamda etkiliyor olabilir" dedi.
Kesbiç, düşük performans gösteren öğrencilerin oranındaki gerilemeyi de olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi. Türkiye’nin bu açıdan OECD ortalamasından daha iyi bir noktaya geldiğini söyledi.
“Kızlar neden okumada daha yüksek puan alıyor?”
Sonuçların cinsiyet kırılımının da sorgulanması gerektiğini belirten Kesbiç, kız öğrencilerin okuma becerilerinde erkek öğrencilerden 22 puan daha yüksek sonuç almasına dikkat çekti. “Kızlar okumaya daha fazla zaman ayırıyorlar. Belki de böyle bir yorum yapabiliriz” diyen Kesbiç, bu farkın nedeninin kesin biçimde açıklanamayacağını belirtti.
“Okul türleri arasındaki fark devam ediyor”
Okul türleri arasındaki başarı farkının sürdüğünü belirten Kesbiç, burada bir başka önemli noktanın ise tüm okul türlerinde puanların artmış olması olduğunu söyledi. “Okul türleri arasında puan farkı var diyoruz, o puan farkı devam ediyor ama burada ikisinin de puanlarını arttırdığını görüyoruz” dedi.
Bu nedenle farkın varlığının tek başına önceki döneme göre kötüleşme anlamına gelmediğini belirten Kesbiç, farkın kapanması için sosyoekonomik koşulların da dikkate alınması gerektiğini söyledi. “Ailelerin eğitim durumu, ailelerin çocuktan ayırabildikleri maddi imkanlar, bunlar çok fazla etkiler" diye konuştu.
Devamsızlığın ise eğitim sisteminin önemli sorunlarından biri olmaya devam ettiğini belirten Kesbiç, bu durumun Türkiye’nin kendi eğitim verilerinde de görüldüğünü belirtti.
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.

