Ramazan etkinliklerine katılmayan öğretmenler hedefte: Bu baskıya kaç kişi direnebilir??
AYÇA ONURALMIŞ
Milli Eğitim Bakanlığı’nın Bakan Yusuf Tekin’in imzasıyla 81 ile gönderdiği “Ramazan Ayı Etkinlikleri” yazısına tepkiler devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” kapsamında hazırlanan etkinliklerde, “milli ve manevi değerlerin güçlendirilmesi”nin hedeflendiği kaydedildi. Program, okul öncesinden liseye kadar tüm eğitim kademelerini kapsıyor.
Eğitim-İş ve Eğitim Sen, genelgenin “laiklik ve eğitim mevzuatına aykırı olduğu” gerekçesiyle dava açtı. Sendikalar, üyelerine etkinliklere katılmama çağrısı yaptı. Ancak öğrencilerin yanı sıra uygulamaya katılmayan öğretmenler de okul idarecilerinin yanı sıra hem çocuğunun etkinliklere katılmasını isteyen hem de istemeyen velilerin baskısına maruz kalıyor.
“Öğretmenin tercih alanı kalmıyor, ‘din düşmanlığı’ ile fişleniyor”
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, Kısa Dalga’ya yaptığı açıklamada, okullarda “Ramazan etkinlikleri” adı altındaki uygulamaların öğrencinin yanı sıra öğretmenin de etiketlenmesine, dışlanmasına yol açtığını söyledi.
Ramazan etkinliklerinin, öğretmeni mesleğinin sınırlarının dışına çıkarttığına dikkat çeken Özbay, şöyle konuştu:
“Öğretmene mesleki olarak yapması gerekenlerin dışında ilave görevler yüklemek olduğu gibi, pedagojik açıdan da öğretmenin doğru bulmadığı bir şeyi yapmak zorunda bırakılması mesleki etik açısından bir sorun oluşturuyor. Bakan her yerde sürekli ‘gönüllülük esası’ diyor ama şunu çok iyi biliyoruz ki, il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri, okul müdürlerini arıyorlar, yapılan bütün etkinliklerin fotoğraflandırılmasını istiyorlar, süslemelerin, ziyaretlerin hepsinin somutlaştırılıp sunulmasını istiyorlar. Dolayısıyla okul ortamında bu görev öğretmenin üzerine yükleniyor. Yani öğretmenin tercih alanı kalmıyor. Yapmadığında, yapmak istemediğinde, sendikamızın kararı doğrultusunda buna itiraz ettiğinde ‘din düşmanlığı’ ile fişleniyor. Yani öğrencinin yaşadığı dışlanmanın bir benzerini de öğretmen işini yaparken yaşıyor. Yapan öğretmen-yapmayan öğretmen ayrımı oluyor. Yapmıyorsa ‘Acaba hangi inançtan, Alevi mi, Yahudi mi?’ soruları geliyor. Bizim sendikamıza bile ‘Siz Yahudi misiniz? Yüzde 99’u Müslüman olan ülkede buna nasıl cüret edersiniz?’ gibi telefonlar geliyor. Bir de düşünün öğretmenler nelere maruz kalıyor…”

“Öğretmenler hem okul idarecilerinin hem velilerin baskısına maruz kalıyor”
Özbay, öğretmenlerin hem okul idarecilerinin hem velilerin baskısına maruz kaldığına dikkat çekerek, “Bazı veliler de öğretmenin çocuğunu zorlayamayacağını, bunun gönüllülük esasıyla yapılacağını söylüyor. Yani sınıfta çocuğuna oruç tutan-tutmayan, çetele veya iftar sofrası gibi şeylerin sorulmasını istemeyen veliler var haklı olarak. Bir de öğretmene bunu neden yapmadığını soran veliler var. Yani bu açıdan da okul ortamında yeni bir kaos oluşturdu. Bakanlığın genelgesinin dışında bir de bazı okul müdürlerinin daha da ileriye giderek tarikatların sloganlarının atıldığı, çetele tablolarının hazırlandığı daha olumsuz örnekler de görüyoruz. Öğretmenler bunlara da fiili olarak maruz kalıyor” dedi.
Özbay, şöyle devam etti:
“Ülkede hukukun adaletin çok keyfi hale geldiği bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla öğretmen arkadaşlarımız ‘Bunu yapmadığımda bir bahaneyle başka şekilde üstüme gelirler mi?’ kaygısını yaşıyor. Öğretmenin iki sorunu var burada; Cumhurbaşkanı dahil buna karşı çıkanları ‘İslam düşmanı’ olarak nitelendiriyor. Gönüllülük deniyor ama öğretmen açısından artık bunu uygulamadığında karşılaşacağı fiili durumu Bakanlık hepimizden çok daha iyi biliyor. Milli Eğitim Bakanı bu genelgeyi yayımlarken, atanan okul ve milli eğitim yöneticilerinin çoğu tarikat-cemaat referanslı olduğu için bu genelgeden daha fazlasını yapacaklarını da biliyordu. Öğretmen uygulamadığında orada en az 1-2 velinin, iktidarın seçmen kitlesinden olabilir, tarikatla bağlantılı olabilir ya da gerçekten samimi dindar olan ama iktidar tarafından dini duygularının manipüle edilebildiği kişiler olabilir, bunların tepkisine maruz kalıyor. ‘Neden şu sınıfta uygulanıyor da sen uygulamıyorsun, niye benim çocuğuma bunu anlatmıyorsun?’ diyebiliyor. Yani öğretmen hem böyle bir baskıya açık durumda bırakılıyor hem de bunu uygulamadığında okul yöneticileri eliyle başına başka şeyler gelebileceği kaygısını da yaşıyor, ülkenin bu hukuksuz, adaletsiz düzeni içerisinde.”
“Kurye öğretmen, tebliğci öğretmen istiyorlar”
“Mesela bir ilkokulda ikinci saatte şu sınıflar koridorda davul çalacak, üçüncü saatte güllaç yapılacak, dördüncü saatte şurada maniler okunacak gibi program yapılmış. Bu programlarla derslerin dışına çıkılıyor, işlenmesi gereken derslere zaman kalmıyor” diyen Özbay, şu ifadeleri kullandı:
“Yani okul, okul değil artık, öğretmen de öğretmen değil bunlar için. Kurye öğretmen istiyorlar, tebliğci öğretmen istiyorlar. Öğretmenin işine artık herkes karışıyor. Kazanımı belli, konuları belli, anlatması gerekenler belli ama sürekli genelgelerle, protokollerle, projelerle öğretmene şu etkinliği de yap, şunu da uygula diye talimat veriyorlar. Öğretmen kendi planlamasını yerine getiremiyor. Öğretmen, Bakanlığın kağıt üzerinde ‘Şu kadar proje yaptık, şu kadar protokol yaptık, şu kadar etkinlik yaptık’ şovuna kurban ediliyor, dersini işleyemez hale geldi. Öğretmenin özerkliği, mesleki hakları yok sayılarak tebliğci, yani söyleneni öbür tarafa ileten, sorgulamayan, pedagojik yönden yanlış olduğunu bilse bile buna itaat etmesi istenen bir meslek haline dönüştü.”
“Bu bir talimattır, kaç öğretmen direnebilir?
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bu etkinliklerin “gönüllülük esasına” dayandığını, okullarda hiç kimsenin buna zorlanmadığını söylemişti.
“Eğer ortada Bakanlığın bir yazısı varsa, Bakanlık öğretmeni atama, yer değiştirme, soruşturmasını yürütmeyle yetkiyle ve sonrasında il milli eğitim müdürlükleri okullardan yapılan çalışmaların raporlanmasını istiyorsa bu gönüllülük olur mu? Bu bir talimattır. Buna kaç öğretmen direnebilir?” diyen Özbay, şöyle devam etti:
“Öğrenci için de gönüllü deniliyor da 3. sınıftaki bir öğrencinin çıkıp ‘Öğretmenim ben buna katılmıyorum’ demesi mümkün mü? Ya da bir öğretmen yan sınıfta uygulatılıyor, okul müdürü her tarafı çevrelemiş, tarikat mensubunu okula sokmuş, davullar zurnalar… Okul böyle bir ortama dönüşmüş, öğretmen nasıl ‘Ben uygulamıyorum’ diyecek? Öğrenciler için diyorlar ya, ‘Çocukların gözlerindeki ışık…’ Çocuk müzikle zıplıyor, eğleniyor. Metal müzik çal, rock müzik çal, rap çal bak bakalım çocuklar zıplıyor mu zıplamıyor mu? Böyle bir cehaletle karşı karşıyayız. Özellikle soyut düşünce aşamasına ulaşmamış çocuklar, tam anlamlandıramadıkları için pedagojiye en aykırı uygulama bile bir eğlenceye dönüşebilir. Oradaki bazı kavramlar, o an anlayamadığı ama sonrasında zihninde önemli travmalar oluşturacak, takıntılar oluşturacak temelleri atabilir. O nedenle çok tehlikeli diyoruz.”
“Başımıza bir şey gelirse sorumlusu Tekin’dir, Erdoğan’dır, Bahçeli’dir”
Okulda Ramazan ayının bilgi olarak anlatılmasında bir sorun olmadığını kaydeden Özbay, şunları ekledi:
“Sorunumuz bununla değil. Ama devlet dini pratiği uygulatacak ve bunu takip edecek, ölçecek kurum değildir ve okul hiç değildir. Biz bunun altını çiziyoruz. Ramazan’ın bilgi olarak aktarılması başka bir şeydir; oruç tutan-tutmayan, etkinlik yapan yapmayan diye ölçülmesi ayrı bir şeydir. Buna karşı çıkanları ‘din düşmanı’ ilan etmek toplumun bir kesimini kin ve nefrete teşvik etmektir. Anayasal ihlal de yapıyorlar.
Biz ‘din düşmanı’ değiliz ama Yusuf Tekin dürüst olmalı, Cumhuriyet karşıtı mı, laiklik karşıtı mı, bunu söylemelidir. Yusuf Tekin anlatsın, laiklik nedir? O değildir, bu değildir diyor. Çocuğun iftar sofrasında oturup oturmadığını etiketliyorsun, öğretmenin de bunu takip etmesini istiyorsun. Ortaçağ zihniyeti… Anayasayı ihlal etmelerinin yanında toplumun bir kesimini kin ve nefrete teşvik etme suçunu da işliyorlar. Okullarda bir çocuğun başına bir şey gelirse, taşrada bir öğretmenin başına bir şey gelirse, bizlerin başına bir şey gelirse bunun sorumlusu Yusuf Tekin’dir, Recep Tayyip Erdoğan’dır, Devlet Bahçeli’dir.”
“Bize gelen bilgiler okullarda çok sıkıntılı süreçler yaşandığı yönünde”
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak da yaptığı değerlendirmede, öğretmenlerin bu etkinliklere zorlandığını vurgulayarak, “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bu meseleye ‘gönüllülük esası’ diyor ama bütün okul idarecilerinden aylık raporlar isteniyor. Okul idarecileri bunu öğretmenlerden istiyor. İdarecilerin konuyla ilgili bütün öğretmenleri toplantıya çağırdığını duyuyoruz, ‘İsteyen gelsin’ demiyor” dedi.

Ankara Çankaya Balgat Ömer Seyfettin Lisesi’nde teneffüslerde din kültürü öğretmenleri eşliğinde deflerle ilahiler söylendiğini ve kapının birine “Cennette Reyyân adlı bir kapı vardır oradan sadece oruçlular girer” yazıldığını anlatan Irmak, şöyle konuştu:
“Bu hem çocuklara hem öğretmene baskıdır, oruç tutmaya zorlamanın bir ifadesidir. Bize gelen bilgiler okullarda çok sıkıntılı süreçler yaşandığı yönünde. Kutuplaştırma tetikleniyor. Bu çok tehlikeli bir durum. Bu ülkede her zaman etnik milliyetçilik ve dinci gericilik üzerinden bir kutuplaştırma yapılıyor. Eğitim emekçileri de okullarda yaşananlardan kendi paylarına düşeni alıyorlar.

Bazı okullarda bizim 1-2 üyemiz bulunuyor ve okuldaki öğretmen profili farklı oluyor. Orada üyelerimiz ya bütün olup bitenlere dahil olacak, etkinliklere katılacak ya da yapmaması durumunda dışlanmış olacak, mahalle baskısı hissedecek, belki idareciler tarafından fişlenecek. Fişlenmenin birçok boyutu var. Öğrenciler için de birtakım formlar dolduruluyor, katılmayan öğrenciler de benzer baskıyı yaşıyor. Bütün bunlar uygulanış açısından ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı olmasına rağmen, laiklik ilkesine kesinlikle aykırı olmasına rağmen bunların yanlış olduğunu söyleyenler hedefe konuluyor ve suçluymuş gibi gösteriliyor. Bu da farklı bir baskı mekanizması olarak karşımıza çıkıyor.
Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen, bizim sendikamızın yaptığı açıklamaları ‘İslam düşmanlığı’ olarak gösteriyor. Ama bizim üyelerimizle bu sendikaların üyeleri aynı okullarda birlikte çalışıyor. Üyelerimiz böyle bir hedef göstermeyle de karşı karşıya kalıyorlar. Bunun getirdiği bir baskı ve korkutma var.”
Ayça Onuralmış Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünden mezun oldu. ANKA Haber Ajansı, Refleks, Dünya gazetesi, dokuz8 haber, Medyaport’ta çalıştı. Gazeteciler Platformu (um:ag) ve Journo'da haberleri, Hafıza Merkezi/Faili Belli'de dava izleme raporları yayımlandı.
MEB'in Ramazan genelgesi: Çocuklar oruç tuttu mu tutmadı mı diye fişlenemez
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.
