Sıcak yazdan daha fazlası: Türkiye, El Nino'ya hazır mı?

SİNEM UĞURLU | El Nino’no kapıda. Uzmanlara göre aşırı sıcaklar, kuraklık, orman yangınları ve iş yaşamındaki riskler artık birbirinden bağımsız değil. Türkiye bu doğa olayına karşı kısmi bir hazırlık içinde ancak Türkiye'nin kaç ilinde sıcaklık eylem planı var? Erken uyarı sistemleri ne kadar yaygın? Bu soruların yanıtlarında hala belirsizlik hakim.

·

SİNEM UĞURLU

Dünyada bu yaz, suya daha zor ulaşılabilir, tarımsal üretimde dalgalanmalar geçen yıla oranla daha çok olabilir, orman yangınları daha hızlı yayılabilir, çalışma hayatı ve halk sağlığı derinden etkilenebilir… Çünkü kapıda El Nino var.

BM Genel Sekreteri António Guterres ve Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), olası El Nino’ya ilişkin ortak açıklamalarında “Dünya bunu acil bir iklim uyarısı olarak değerlendirmelidir” diyerek küresel alarm verdi.

Peki olası bir El Nino süreci Türkiye'yi nasıl etkileyebilir, Türkiye bu sınava ne kadar hazır?

Pasifik Okyanusu’nda deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalin üzerine çıkmasıyla oluşan El Nino’nun 2026’nın ikinci yarısında etkili olabileceği tahmin ediliyor. Bu iklim olayı, küresel atmosfer dolaşımını değiştirerek bazı bölgelerde kuraklık, bazı bölgelerde ise aşırı yağış ve sel riskini artırabiliyor.

Uzmanlar iklim kriziyle birleşen bu sürecin, Türkiye'de orman yangınlarından su kaynaklarına, halk sağlığından çalışma yaşamına kadar birçok alanda mevcut sorunları derinleştirebileceğini belirtiyor.

Orman yangınları artar mı?

2025 yılının Haziran–Eylül döneminde Türkiye’de orman yangınları, önemli bir tahribata yol açtı. Orman Bakanlığı verilerine göre ülke genelinde yaklaşık 81 bin hektar (110–115 bin futbol sahası büyüklüğünde bir alan) ormanlık alanın yangınlardan etkilendiği tahmin ediliyor. En büyük kayıp ise İzmir’de yaşandı.

Peki bu yıl görülmesi olası olan El Nino’nun orman yangılarına ilişkin etkisi ne olabilir? Geçtiğimiz yıllarda yaşanan felaketler bu yıl El Nino’nun da etkisiyle nükseder mi?

aa-20240619-34916006-34916001-usakta-cikan-orman-yanginina-mudahale-suruyor

Uzmanlar olası bir El Nino sürecinin yangın riskini artırabileceği uyarısında bulunurken, sorularımıza yanıt veren Orman Genel Müdürlüğü ise hem önleyici çalışmaların hem de hava ve kara müdahale kapasitesinin geçtiğimiz yıllara göre güçlendirildiğini belirtiyor. Ancak uzmanlara göre yangınlarla mücadelede belirleyici olan yalnızca söndürme kapasitesi değil; kuraklık, sıcaklık artışı ve insan kaynaklı riskleri azaltacak önleyici politikaların hayata geçirilmesi.

İstanbul Üniversitesi - Cerrahpaşa Orman Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cihan Erdönmez, El Nino ile orman yangınları arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurulamayacağını ancak El Nino’nun özellikle iklim kriziyle birleştiğinde yangının çıkma olasılığını, yayılma hızını ve söndürülme güçlüğünü artıran bir arka plan koşulu yaratabildiğini ifade ediyor.

Erdönmez'e göre yangınların temel nedeni insan faaliyetleri: “Yanan her 100 birim ormanın 99 birimi insan faaliyetleri sonucu çıkan yangınlarda zarar görüyor.”

Doç. Dr. Erdönmez, uzun süren sıcak ve yağışsız dönemlerde bitki örtüsünün kuruduğunu, yakıt neminin düştüğünü ve yangınların daha hızlı yayıldığını belirterek, özellikle gece sıcaklıklarının yüksek seyretmesinin söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını ifade ediyor.

Nasıl önlemler alınmalı?

Türkiye'de son yıllarda yangınla mücadelede hava araçları ve söndürme kapasitesinin öne çıktığını belirten Erdönmez, asıl eksikliğin önleyici çalışmalarda olduğunu söylüyor. Bunun için öncelikle insan-orman etkileşimini azaltacak tedbirlere ihtiyaç olduğunu söyleyen Erdönmez, orman içindeki maden sahaları, enerji tesisleri, turizm işletmeleri ve yoğun araç hareketliliğinin yangın riskini artırdığına dikkat çekiyor:

“Bunların hepsi ormanın içinde bulunan patlamaya hazır bombalar. Hiç değilse yangınların zirve yaptığı Temmuz-Ağustos aylarında bu işletmelerin faaliyetleri sınırlandırılmalı. Yanıcı madde yönetimi, enerji hatlarının bakımı, erken uyarı sistemleri ve halk eğitimi en az uçak ve helikopter kadar önemlidir.”

Erdönmez; merkezi yönetim, yerel yönetimler ve vatandaşların ortak bir "dirençli toplum" yaklaşımıyla hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak alınması gereken önlemleri şöyle özetliyor: “Merkezi idare için önerilerim; riskli günlerde ormanlara giriş kısıtlamalarının zamanında uygulanması, işletme faaliyetlerinin durdurulması; enerji nakil hatları, çöplükler, yol kenarları ve turizm tesisleri çevresinde denetimlerin artırılması; yangın riski haritalarının kamuoyuyla paylaşılması; köyler, belediyeler ve AFAD ile ortak tatbikatların yapılması; meteorolojik erken uyarıların günlük karar mekanizmasına bağlanması ve önleyici tedbirler ve söndürme çalışmalarıyla ilgili sorunlar konusunda çalışmaların yapılması. Yerel yönetimler ise orman-kent sınırlarında yol kenarı temizliği yapmalı, mahalle ölçeğinde gönüllü ekipler eğitmeli ve su kaynaklarını önceden planlamalı. Vatandaş düzeyinde ise en temel tedbir; riskli dönemlerde ormanlık alanlarda ateş, mangal, anız yakmaktan ve izmarit atmaktan kesinlikle uzak durmaktır.”

Yangın söndürmede ilerleme var, yangını önlemede eksik var

Bu kapsamda Orman Genel Müdürlüğüne (OGM) 2026 yangın sezonuna ilişkin risk değerlendirmelerini, hazırlık ve planlamalarını ve OGM'nin mevcut hava-kara müdahale kapasitesini ve bu yıl envantere eklenen yeni ekipman olup olmadığına dair sorular yönelttik.

OGM Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen yazılı yanıtlarda yangın öncesi dönemde orman yolları, yangın emniyet şeritleri, yol kenarı bakımları, yangın havuzları ve göletler gibi önleyici altyapı çalışmalarının yürütüldüğü aktarıldı.

Orman Genel Müdürlüğü tarafından El Nino’nun sıcaklık artışı, kuraklık, düşük nem ve rüzgar gibi yangın riskini artıran hava koşullarını güçlendirebileceği dikkate alınarak, 2026 yangın sezonu için meteorolojik veriler, kuraklık ve sıcaklık anomalileri ile geçmiş yangın verilerine dayalı risk analizleri hazırlanmış.

Bu çerçevede yüksek riskli dönemlerde ekiplerin hassas bölgelere önceden konuşlandırılması, devriye ve denetimlerin artırılması, yangın gözetleme ve erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi gibi tedbirler uygulanacağı belirtiliyor.

Envanterde kaç uçak var?

OGM'nin paylaştığı verilere göre;

  • Yangınla mücadelede 2026 yılı itibariyle 28 uçak, 119 helikopter ve 14 insansız hava aracı görev yapıyor.

  • Toplam su atma kapasitesi 73 tondan 462 tona çıkarıldı.
  • Arazöz sayısı 650'den 1.953'e, iş makinesi sayısı ise 140'tan 878'e yükseldi. İlk müdahale aracı sayısı 2.766’ya ulaştı, son olarak 165 arazöz ve 39 iş makinesinin daha filoya katıldı.
  • Yangınla mücadelede 28 bin personelin yanı sıra 139 bin gönüllünün görev yaptığı, yangına hassas bölgelerde yaklaşık 1.600 noktada ilk müdahale ekiplerinin hazır bulunduğu kaydedildi.,
  • Ayrıca 4 ton su atma kapasitesine sahip 8 su atar helikopterin 2028-2029 yıllarında filoya katılması hedefleniyor.

Yine OGM verilerine göre; bu rakamlar önceki yıllarda şöyleydi;

  • 2022 yılında 86 adet helikopter, 20 adet uçak ve 10 adet İHA'dan oluşan toplam 116 adet,
  • 2023 yılında 100 adet helikopter, 24 adet uçak ve 10 adet İHA'dan oluşan toplam 134 adet,
  • 2024 yılında 105 adet helikopter, 27 adet uçak ve 14 adet İHA'dan oluşan toplam 146 adet,
  • 2025 yılında 105 adet helikopter, 27 adet uçak ve 14 adet İHA'dan oluşan toplam 146 adet
Esas çözüm insan faaliyetlerinin kısıtlanmasında

OGM verilerini ve alınan önlemleri de değerlendiren Cihan Erdönmez, envanter artışının önemli olduğunu ancak yanan alan miktarındaki artışa çare olmadığını söyleyerek şunları ifade ediyor:

“OGM'de araç-gereç istatistiği sürekli artıyor. Sayılan önlemler hep alınıyor ama yangın başına yanan alan miktarı da artıyor. 2025 yılında da benzer önlemler alınmıştı ama 3b in 224 yangında 81bin 473 hektar orman yandı. Yani yangın başına yanan orman alanı miktarı 25 hektarın üstüne çıktı. Oysa bu rakam 1996-2005 ortalaması olarak 4 bin 76, 2006-2015 ortalaması olarak 3 bin 80'di. 2016-2024 arasında 11bin 52'ye yükseldi ve 2025'te de 25'i geçti. Yani, araç-gereç elbette önemli ama söndürme konusunda artan başarısızlık bununla ilişkili değil.”

Erdönmez, yangın önlemedeki en önemli konunun orman içi ve yakınındaki insan faaliyetlerinin kısıtlanması olduğunun altını çizerek, “Orman Kanunu'nun 74'üncü maddesi bu konuda mülki amirlere çok geniş bir yetki vermesine rağmen bu yetki oldukça sınırlı kullanılıyor” diyor.

Su yönetiminde tablo daha kaygı verici

El Nino'nun Türkiye açısından yaratabileceği en önemli risk başlıklarından biri su kaynakları ve kuraklık.

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı su Bilimci Dr. Erol Kesici'ye göre olası bir sıcak ve kurak dönem, zaten uzun süredir baskı altında bulunan göller, sulak alanlar ve su havzaları üzerindeki yükü daha da artırabilir.

Özellikle yağışlara ve yüzey sularına bağımlı ülkelerin sıcaklık değişimlerine karşı daha savunmasız olduğunu söyleyen Kesici, “Doğal göllerden barajlara kadar kullanıma hazır tüm su kaynaklarında seviye, kalite ve biyoçeşitlilik kayıpları yaşanacaktır” diyor.

Kurak bölgelerde su yoğun tarımın sürdürülmesi, yeraltı sularının kontrolsüz kullanımı ve doğal su kaynaklarının korunamamasını eleştiren Kesici, son yıllarda artan obruklara da dikkat çekiyor:

“Son 20 yılda obruk sayısı 70'lerden 700'lere çıktı. Buna rağmen su yönetimi konusunda gerekli önlemlerin alındığını söylemek mümkün değil.”

8 Haziran 2026 itibarıyla İstanbul'da barajların ortalama doluluk oranı yaklaşık yüzde 71 seviyesinde bulunurken, İzmir'in ana içme suyu kaynağı olan Tahtalı Barajı'nda doluluk oranı yüzde 54,07 olarak ölçüldü. Ancak su bilimci Erol Kesici, barajlardaki doluluk oranlarının tek başına yeterli bir gösterge olmadığını belirtiyor.

Su kaynaklarının sürdürülebilirliğini anlamak için “su bilançosu” kavramına dikkat çeken Kesici, bir havzaya giren ve çıkan su miktarı arasındaki dengenin esas alınması gerektiğini söylüyor: “Doğal su kaynaklarımızın bilançosu yıllardır zarar gösteriyor. Son 60 yılda 186 göl ve sulak alanımız kurudu. Asıl tabloya buradan bakmalıyız.”

Kesici'ye göre Türkiye'de su kaynakları üzerindeki baskının temel nedeni yalnızca iklim değişikliği değil.

UNESCO'nun “küresel su krizinde, iklim değişikliğinin etkisinin yaklaşık yüzde 20 düzeyinde görüldüğü” tespitine atıfta bulunan Kesici, asıl belirleyici unsurun suyun yanlış kullanımı ve yönetilememesi olduğunu söylüyor.

Kuraklığın tarımsal verimi düşürdüğünü, üretim azaldıkça fiyatların yükseldiğini belirten Kesici, tarımsal üretimde yaşanacak düşüşün gıda fiyatlarını da doğrudan etkileyeceğini söylüyor.

Çalışma yaşamı açısından hazırlık oldukça zayıf

Sıcak hava dalgaları günlük hayatın her alanına etki ediyor. Bunlardan bir diğeri de çalışma yaşamı. Doç. Dr. Ceyhun Güler, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) verilerine göre dünya genelinde 2,41 milyar işçinin, yani çalışanların yüzde 70'inden fazlasının aşırı sıcağa maruz kaldığını hatırlatıyor.

En büyük riskin açık havada çalışan işçiler açısından ortaya çıktığını belirten Güler, tarım işçileri, inşaat çalışanları, belediyelerin dış ortam bakım ve temizlik işçileri, turizm emekçileri, taşımacılık çalışanları, kuryeler ve lojistik sektöründeki işçilerin sıcak hava dalgalarından en fazla etkilenen gruplar arasında yer aldığını söylüyor.

Riskin yalnızca açık havada çalışanlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Güler, havalandırma altyapısı yetersiz fabrika ve atölyelerde çalışan işçilerin de ciddi bir sıcaklık baskısıyla karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Güvencesiz çalışma koşulları, uzun çalışma saatleri ve yoğun iş baskısının da maruziyeti artırdığını ifade ediyor.

Güler'e göre sıcaklık artışlarının çalışma yaşamındaki en görünür sonuçlarından biri iş kazaları ve iş cinayetlerindeki artış.

ILO verilerine göre aşırı sıcaklar nedeniyle dünyada her yıl yaklaşık 23 milyon iş kazası yaşanıyor ve 20 bine yakın işçi yaşamını yitiriyor.

Türkiye'de de benzer bir tablo bulunduğunu belirten Güler, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin verilerinin iş cinayetlerinin özellikle yaz aylarında yoğunlaştığını gösterdiğini söylüyor.

Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında iş cinayetlerinin arttığını belirten Güler, ölümlerin özellikle tarım, inşaat ve taşımacılık sektörlerinde yoğunlaştığına dikkat çekiyor.

Bu sektörlerin hem yüksek sıcaklığa maruziyetin hem de güvencesiz çalışma koşullarının en belirgin olduğu alanlar olduğunu vurgulayan Güler, araştırmaların sıcaklıktaki her 1 derecelik artışın iş kazası riskini yüzde 1, sıcak hava dalgalarının ise yüzde 17 artırdığını ortaya koyduğunu belirtiyor.

"Çalışma kısıtlaması, yeterli mola ve gölgelik alan gerekli"

Türkiye'deki mevcut iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı aşırı sıcakların yarattığı risklere karşı yeterli koruma sağlamadığını söyleyen Güler, Türkiye’de sıcak saatlerde çalışma kısıtlaması, yeterli mola ve gölgelik alan, düzenli su erişimi ve ısı stresi eğitimi gibi etkili önlemler alınması gerektiğini söylüyor. Güler, bu önlemlerin yasal güvence altına alınmasının önemine dikkat çekerek özellikle tarım, turizm, lojistik ve inşaat sektörlerinde denetimlerin artırılmasına vurgu yapıyor.

El Nino ile gündeme gelen sıcak hava dalgaları giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu da olarak değerlendiriliyor. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cavit Işık Yavuz’a göre sıcaklık artışlarıyla birlikte en önemli sağlık sorunlarından biri "ısı stresi" olarak adlandırılan tablo. Vücudun sıcaklık karşısında kendini dengeleme kapasitesinin zorlanması, doğrudan ölümlerden kronik hastalıkların ağırlaşmasına kadar birçok sonucu beraberinde getiriyor.

Kalp-damar hastalıkları, diyabet, astım ve ruh sağlığı sorunları bulunan kişilerde risklerin arttığını belirten Yavuz, aşırı sıcakların kaza riskini ve bazı bulaşıcı hastalıkların yayılma olasılığını da yükselttiğini ifade ediyor. Sıcak çarpmasının ise ölümcül sonuçlar doğurabileceğini belirten Yavuz, Türkiye’nin artan yaşlı nüfus yapısıyla bu riske karşı oldukça kırılgan bir döneme girdiğini vurguluyor.

Üstelik bu kriz toplumun tüm kesimlerini aynı şekilde etkilemiyor. İklim krizinin yoksulluk ve eşitsizliği derinleştiren etkiler ortaya çıkardığını söyleyen Yavuz, çocuklar, gebeler ve yoksulların yanı sıra açık alanda çalışan tarım ve inşaat işçilerinin daha kırılgan olduğunu belirtiyor. Aşırı sıcaklarda klimaya erişimi olmayanların daha riskli durumda olduğunu vurgulayan halk sağlığı uzmanı Yavuz, bu gruplara yönelik kamusal koruma stratejileri, Sıcak-Sağlık Eylem Planları ve erken uyarı sistemleri geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

"Her yıl yaklaşık 489 bin kişi sıcaktan ölüyor"

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre aşırı sıcaklar her yıl yaklaşık 489 bin kişinin ölümüne neden oluyor. Ölümlerin özellikle 65 yaş üstü nüfusta yoğunlaştığı belirtiliyor. Öte yandan dünya genelinde ülkelerin yalnızca yüzde 35'inde sıcaklığa bağlı hastalıklar için erken uyarı sistemi bulunuyor. Ruh sağlığı ve psikososyal etkiler konusunda hazırlıklı ülkelerin oranı ise yüzde 10 düzeyinde kalıyor.

Aşırı sıcakların etkisinin kentlerde daha ağır hissedildiğini belirten Yavuz, betonarme yapılaşma, asfalt yüzeyler, yeşil alan eksikliği ve hava akışını engelleyen kent planlamalarının şehirlerin çok daha sıcak hale gelmesine neden olduğunu ifade ediyor.

Sorunun çözümünün kentleşme dinamiklerinde yattığını vurgulayan Yavuz; yeşil koridorlar oluşturmak, bitki örtüsünü artırmak ve hava akımlarını kesmeyecek planlamalar yapmak gibi sistemsel tercihlerin şart olduğunu ifade ediyor.

Vatandaşların bireysel düzeyde alabileceği önlemlere de değinen Prof. Dr. Yavuz, aşırı sıcak günlerde yapılması gerekenleri şöyle özetliyor:

"En sıcak saatlerde dışarı çıkılmamalı, saatte bir bardak olmak üzere günde en az 2-3 litre su tüketilmeli, hafif giysiler ve nemli bezler kullanılmalı. Evlerde ise gün boyu perdeler ve panjurlar kapalı tutularak gün ışığının içeri girmesi engellenmeli, pencereler ancak hava karardıktan sonra açılmalıdır."

*DSİ, Sağlık Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı sorularımıza geri dönüş yapmadı.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.