Şikayet hattından ihbar hattına CİMER: “Doktor yüzüme bakmadı” , “Öğretmen gece telefonunu açmadı”
GÜLSEVEN ÖZKAN
Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) yapılan başvurular geçtiğimiz yıl 5.5 milyona kadar çıkarken sistemin kamu hizmetleri üzerindeki etkisi tartışılmaya devam ediyor. Eğitimden sağlığa birçok alanda çalışan kamu görevlileri, temelsiz ya da kişisel olduğu gerekçesiyle birçok şikâyetin iş yükünü artırdığını, “ihbar aracı” olarak kullanıldığını, kurumlarda çekingen bir yönetim anlayışı yarattığını, korkuya neden olduğunu ve çalışma motivasyonunu düşürdüğünü belirtiyor.
Bir doktorun hastanın yüzüne bakmadan konuştuğu iddiası CİMER’e taşınabiliyor; tıbbi olarak düşüklüğü olumlu kabul edilen bir değer için “CRP vermiyorlar” şeklinde şikâyet yapılabiliyor. Eğitim alanında gece geç saatte telefonu açmayan öğretmen, sınavda düşük not veren ya da derste “sert baktığı” öne sürülen eğitimci başvuru konusu olabiliyor. Üniversitelerde ise bir profesörün sosyal medyada yaptığı akademik bir konuşma “kaynak göstermedi” iddiasıyla şikâyet edilirken, asistan bir hekimin hastayla konuşurken eli cebinde durması dahi başvuruya konu edilebiliyor.
Hukukçular ve akademisyenler bu durumun adalet algısı ve ifade özgürlüğü üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Buna karşın CİMER’in şeffaflık, denetim ve vatandaş katılımı açısından önemli bir mekanizma olduğu da vurgulanırken şikayetlerin süzgeçten geçirilmesi gerektiği savunuluyor. Uzmanlara göre, denetim ve katılım açısından önemli bir araç olan CİMER’in, ön eleme ve süzgeç mekanizmaları güçlendirilmeden ilerlemesi ihbar kültürünü besliyor. Tartışma, sistemin etkinliğinin nasıl korunacağı ve suistimallerin nasıl önleneceği sorusuna odaklanıyor.
Uygulamanın kurumlar ve toplum üzerindeki etkilerine yönelik farklı görüşler mevcut. Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu, hak arama yollarının yargı ve idari mekanizmalar olması gerektiğini anlatarak CİMER’in daha hızlı sonuç alınan bir yol gibi görülmesinin alternatif beklentiler doğurduğunu ve adalet bilincini zayıflattığını ifade etti. Sistemin pratikte “şikâyet silahına” dönüşebildiğini, kurumları çözüm odaklı değil risk odaklı davranmaya ittiğini söyleyen Köroğlu, bunun ifade özgürlüğünü ve masumiyet karinesini de zedeleyebileceğini dile getirdi. Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap ise, çözüm olarak başvuruların ön elemeden geçirilmesi ve sağlık ekiplerinin gereksiz süreçlerle muhatap edilmemesi gerektiğini ifade etti. Akademik çalışmalarda da benzer görüşler ortaya konuldu. CİMER’in kurumların üzerine etkisi ve yapısına yönelik hazırlanan dosyanın ilk bölümünde okul müdürlerinden üniversitelerdeki profesörlere, doktorlardan eğitimcilere kadar CİMER'in uygulamadaki etkisini araştırdık.
Sistemin kamu hizmetleri üzerindeki bu çift yönlü etkisi özellikle eğitim alanında daha görünür hale gelmiş durumda. Okul yöneticileri CİMER başvurularının kurum içi işleyişi nasıl etkilediğini farklı örneklerle dile getirdi.
DÜŞÜK NOT ALAN ÖĞRENCİ CİMER'E BAŞVURUYOR
İstanbul’da bir lisede görev yapan ve adının açıklanmasını istemeyen bir okul müdürü eğitim alanına yönelik çok fazla şikayet olduğunu ancak bunların birçoğunun amacının dışına çıktığını söyledi. Yönetici, “Şikayet; Bakanlık ardından il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri ardından okula ulaşıyor. İçlerinde okula gelmemesi gereken, gereksiz, anlamsız şikayetler oluyor ama yanıt vermek zorunda kalıyoruz. Bu durum iş yükünü artırıyor. Örneğin sınavda düşük not almış öğrenci ‘kağıdım 20’lik değil 70 puan almam gerekiyordu, düşük not verildi’ gibi itirazı şikayet konusu oluyor. Öğretmenlerin yetersiz olduğuna dair çok fazla şikayetler yapılıyor. Sınıfın donanımı gibi konularda da şikayetler oluyor. Ancak bunları gelip yönetime söylemek, konuşmak yerine doğrudan CİMER’e bildiren veliler var” dedi.

“Gece telefonunu açmayan öğretmen CİMER’e ihbar ediliyor”
Ankara’daki bir lisede görev yapan başka bir okul müdürü ise, “'Okul soğuk, kalorifer peteği çalışmıyor' diye şikayetler yapılıyor. ‘Öğretmen konuşurken telefona bakmış, çok ödev vermiş veya hiç ödev vermemiş’ şeklinde şikayetler var. Bir veli gece saat 23:00’da öğretmeni arıyor, öğretmen telefonu açmıyor, ‘öğretmene ulaşamıyoruz’ denilerek bu durum şikayet konusu haline getiriliyor. Çocuklar sokakta kavga ediyor, okulun neden çocuklara sahip çıkmadığı soruluyor. Okulda arkadaşı olmayan, yalnız kalan öğrenci için “hiç arkadaşı yok” yönünde şikayetler duyuyoruz. Sınıfta öğretmenin öğrenci ile konuşması benzer biçimde şikayet konusu oluyor” diye konuştu.
Müdürlere bu şekilde çok sayıda şikayet geldiğini anlatan yönetici, “İş çığrından çıkmış durumda. Okul müdürleri olarak uygun cevap veriyoruz. Taciz, şiddet gibi ihbarlarda gerekli süreç başlatılıyor, disiplin soruşturmaları açılıyor, gerekli yerlere bildirim yapılıyor. Ancak bu uygulama sert biçimde suistimal edilebiliyor” ifadelerini kullandı. Öğretmenlerin de meslektaşlarına yönelik CİMER üzeriden özellikle mobbing iddiasıyla da benzer şikayetlerde bulunduğunu dile getiren müdür, “Eşinden ayrılan adam, öğretmene yönelik özel yaşamını paylaşarak ‘ahlaksız’ olduğunu iddia edip şikayette bulunuyor” diye konuştu.
“Sokaktan geçen vatandaş öğretmenin kıyafetini bildirdi”
Farklı okullardan da örnek veren müdür, “Veli olmayan bir vatandaş öğretmenin kıyafetinden rahatsız oluyor ve ‘devlet elden gidiyor, ne olacak bu ülkenin hali’ düşüncesiyle CİMER’e ulaşıyor” dedi.
Profesörler de şikayet edildi
Hitit Üniversitesi’nde ilahiyat profesörü olarak görev yapan Mehmet Azimli de yaşadığı tecrübeyi paylaştı. Prof. Dr. Azimli, “Sosyal medyada Hz. Ali ile ilgili konuşma yaptım. Vatandaş yayını tam olarak dinlememiş ve söyledim kaynağı dikkate almadan,'kaynak yok' diyerek CİMER’e başvurmuş. Gerekli açıklamayı yaparak rektörlük üzerinden yanıt verdik. İyi niyet üzerine kurulu bir sitem ancak şu an çok fazla suistimal ediliyor” dedi. Prof. Dr. Azimli birçok üniversitede öğrencilerin akademisyenlere yönelik şikayette bulunduğuna dair bilgiler aldıklarını dile getirdi.

“CİMER şikayeti korkuya neden oluyor”
İstanbul Üniversitesi’nde görevli olan ve daha önce yönetici olduğu için adının yazılmasını istemeyen bir profesör de dikkat çeken ifadeler kullandı. Profesör, “CİMER şikayeti korkuya neden oluyor, yönetimler temelsiz şikayetler için ‘cevap vermeyelim’ gibi düşünce içine girse de üst birimlerden çekinildiği için yanıt veriliyor. Çok sayıda şikayet geliyor, belgeyi bile öğrenci işlerinden, ilgili birimden değil, CİMER’den talep edenler çıkıyor. Örneğin asistan bir hekim için ‘eli cebinde karşımdaydı, öyle konuşuyordu’ denilerek şikayet konusu yapıldı. Sonucunda bir şey çıkmadı ama bunlar suistimal edilen durumlar. Böyle olduğunda gerçekten araştırılması gereken çok önemli iddialar, ihbarlar arada kaynayabiliyor ve yeterince incelenmeyebiliyor. İdarenin iş yükü çokken bir de bu tür içi dolu olmayan şikayetlerle iş yetiştirmeye çalışıyoruz” dedi.
Öğrenci siyaset bilimi profesörünü CİMER’e şikayet etti
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atakan Hatipoğlu geçtiğimiz yıllarda derste kullandığı ifadeler nedeniyle öğrencisi tarafından CİMER’e şikayet edilme ve hakkında açılan soruşturma sürecini anlattı. Prof. Dr. Hatipoğlu soruşturmaya neden olan şikayetin anlamsız ve gereksiz olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:
“Bir öğrenci derste siyaset yaptığımı iddia etmişti. Oysa ben siyaset sosyoloğuyum ve siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümü öğretim üyesiyim. Yani çağdaş siyaset kuramları gibi siyasi tarih gibi, siyaset teorisi gibi bütün adı siyasetle başlayan dersler anlatıyorum. Dolayısıyla öğrenci eğer anlattıklarımı idrak edebilecek yeterli donanımla gelmiyorsa, ki böyle öğrenciler olur her zaman, kendisi de biraz politik duyarlılıklara sahipse, söz gelimi bir siyasi partiye taraftarsa benim derste verdiğim bir örneği kolaylıkla bir propaganda olarak yani kendi ön yargılarını desteklemeyen bir şeyse bir tür karşı propaganda olarak anlayabilir.”
Prof.Dr. Hatipoğlu, liderlik teorilerini anlatırken güncel ve öğrencilerin yakından tanıdığı isimlerden örnek vermesinin tek başına anlam ifade etmediğine değinerek sözlerine şöyle devam etti:
“Söz gelimi karizmatik liderlik anlatıyorsam yani karizma kavramı anlatıyorsam, Tayyip Erdoğan'ın karizmatik bir lider olduğunu, Devlet Bahçeli'nin karizmatik bir lider profiline tam uymadığını söyleyebilirim. Yaşayan ve halen gözleyebilecekleri liderlerden örnek veririm ki kolay anlayabilsinler. Ama bir öğrenci bunu bir tür Tayyip Erdoğan övgüsü olarak, çünkü Tayyip Erdoğan'a karizmatik lider demişim ya da MHP eğilimli bir çocuksa, Devlet Bahçeli'ye karizmatik lider profiline uymaz dedim diye bunu bir tür MHP eleştirisi olarak da anlayabilir. Bunların önüne geçemezsiniz. Bu kendi başına çok anlamlı bir şey değildir.”
“CİMER şikayetleri haksız bir ihbar kültürünü teşvik edebiliyor”
CİMER’e yapılan başvurular ve üniversitelerde başlatılan idari süreçlere ilişkin değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Atakan Hatipoğlu, özellikle üniversite idarelerinin soruşturma süreçlerinde daha temkinli davranması gerektiğini söyledi. Prof.Dr. Hatipoğlu, “İdarenin buralarda, yani üniversite idarelerinin soruşturma açmaya çok istekli davranmaması, öncesinde bu tür şikâyetlerin konusu olan hocalarla diyalog kurarak meselenin aslını astarını öğrenmeye çalışması gerekir” dedi. CİMER’in iki farklı yönüne değinen Prof. Dr. Hatipoğlu şöyle konuştu:
“CİMER şikâyetleri bir yönüyle idare ile doğrudan temas kurmayı kolaylaştıran yani şikâyetleri, eleştirileri doğrudan çözüm mercine ulaştırma kanalını açık tutan faydalı bir kurum iken bir taraftan da vatandaşlar arasında yersiz, haksız bir ihbar kültürünü teşvik edebiliyor. Bugün yaşadığımız absürt örneklerin çoğu bunun örneği. Aslında ortada gerçek mağduriyetler olmadığı halde gerçek sonuçlar doğuracak ve düzeltilecek türden hatalar, kusurlar olmadığı halde şikayet etmek son derece kolay olduğu için kendiliğinden bir davranış doğuruyor. Bu ihbar kültürü son derece tehlikeli bir şeydir. Neden? Her şeyden önce insanların birbirlerine karşı mertçe yüz yüze eleştiri ifade etmelerini, kanaatlerini açıkça ortaya koymalarını teşvik etmeyen aksine bir tür pusu kültürünü, arkadan vurma kültürünü kolaylaştıran yani insanların karakterlerini bozan bir şeye kapı açabiliyor.”
“Şikâyet ile sonuçları arasına bariyerler koyalım”
CİMER’in tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini savunmadığını da belirten Hatipoğlu, mekanizmanın korunması ancak sürecin filtrelenmesi gerektiğini ifade etti. “CİMER olsun, insanlar şikâyet edebilsinler. Ancak şikâyet ile şikâyetin sonuçları arasına bazı bariyerler koyalım. Yani her şikayetin sonuç doğurmamasını gerçekçi, işe yarar, temellendirilmiş ve mantıklı olup olmadığını süzen bariyerlerden geçtikten sonra sonuç doğurmasını sağlamamız lazım” dedi.
Prof. Dr. Hatipoğlu, CİMER üzerinden yapılan başvuruların üniversitelerde hoca-öğrenci ve hoca-idare arasındaki güvene dayalı ilişkileri zedeleyebileceğini söyledi. İdarelerin soruşturma açma konusunda aceleci davranmasının ve öğrencilerin akademisyenlerin uzmanlıklarını göz ardı ederek kolayca ihbarda bulunmasının saygı ve güven ilişkisini aşındırdığını belirtti. Hatipoğlu, bunun tek taraflı olmadığını bazı akademisyenlerin de öğrencilerle iletişimde pedagojik sınırları aşabildiğini ifade etti.
İhbarların siyasal bir zemine oturduğunda kutuplaşmış ortamın gerilimini artırdığını kaydeden Hatipoğlu, yıllarını mesleğine vermiş kişilerin kolaylıkla hedef haline gelebildiğini dile getirdi. Kendisinin de bir soruşturma geçirdiğini aktaran Hatipoğlu, soruşturma süreçlerinin hem akademisyen hem soruşturmacı açısından ciddi zaman, emek ve psikolojik yük oluşturduğunu vurguladı.
Yoğun şikayetler eğitim ortamını nasıl etkiliyor?
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, uzun süredir eğitimcilerin başvurularla “sürekli sıkıştırıldığını” belirterek geçmişte kaldırılan “147 Alo Öğretmen Şikâyet Hattı” yerine CİMER üzerinden çok daha geniş bir şikâyet mekanizmasının işletildiğini söyledi.

Irmak, “İnsanların aklına ne geliyorsa açıp bunu CİMER’e yazabiliyorlar” diyerek, sürecin herhangi bir süzgeçten geçirilmeden doğrudan soruşturma baskısına dönüştüğünü ifade etti. Okul yöneticilerinin de bu durumdan rahatsız olduğunu aktaran Irmak, “CİMER’e yapılmışsa şikâyet ilgili idareye gönderiliyor ve deniliyor ki mutlaka bir soruşturma yapın” sözleriyle uygulamanın öğretmenler üzerinde yarattığı baskıyı vurguladı. Şikayet konularının çoğu zaman “akla ziyan” nitelikte olduğunu belirten Irmak, örnek olarak “Öğretmen sert bakmış, çocuğumun psikolojisi bozuldu”, “Öğretmen okulda çocuğuma söz vermedi”, “Gece saat 11’de aradım, açmadı” gibi içerikleri gösterdi.
Irmak, öğretmenin çalışma saatlerinin ve mesleki sınırlarının göz ardı edildiğini söyleyerek velilerin sorumluluk alanlarını bilmemesinin sorunu büyüttüğünü dile getirdi. “Sürekli şikayet meselesi öğrenci-öğretmen barışını ortadan kaldıran bir şeye dönüşüyor. Bu da eğitimin niteliğini etkileyen bir hal alıyor maalesef” diyen Irmak, eğitim sürecinin yalnızca okulda değil veliyle kurulan sağlıklı iletişimle mümkün olduğunu vurguladı.
“CRP’si düşük, ‘CRP vermiyorlar’ diye şikayet var”
Eğitim dışında sağlık alanında da benzer sorunlar yaşanıyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap, sağlık çalışanlarının CİMER üzerinden yapılan şikayetler nedeniyle ciddi bir iş yükü ve motivasyon kaybı yaşadığını söyledi. Azap, bazı başvuruların “gereksiz” olduğunu belirterek bu durumun hekimlerin çalışma biçimini de etkilediğini vurguladı.

Prof. Dr. Azap, polikliniklerde sıra bekleme ya da hekimin yerinde olmaması gibi nedenlerle şikayetlerin yapılabildiğini ifade ederek “Hekim o sırada hastayı başka bir doktora danışıyor olabilir ya da tuvalete gitmiş olabilir. ‘CRP’si düşük, CRP vermiyorlar’ diye şikayet var. CRP dışarıdan verilen bir madde değil, düşmesi iyi olan bir değer” dedi.
Hasta ve hasta yakınlarının e-Nabız üzerinden tetkik sonuçlarını görerek tedavi ekibine hesap sorabildiğini belirten Prof. Dr. Azap, “Bu kadar tedavi ekibinin bilgisini ve iradesini yok sayan bir şey işlemez” diye konuştu. Şikayetlerin çoğunun subjektif gerekçelere dayandığını dile getiren Prof. Dr. Azap, “Bana kötü davrandı, yüzüme bakmadı, benden önceki hastaya daha çok zaman ayırdı gibi konular CİMER’e taşınabiliyor” ifadelerini kullandı. Doktorların çoğu zaman sekretersiz çalıştığını ve bilgisayara bakmak zorunda olduğunu hatırlattı.
“Gereksiz şikayetler doktorun tedavi sürecini etkiliyor”
Bu tür başvuruların sağlık çalışanlarının motivasyonunu düşürdüğünü söyleyen Prof. Dr. Azap, “Zaten hastalara ayıracak yeterli zaman yokken bir de bunlara yanıt yazmak gerekiyor. Bu kadar saçma bir şey için hastanın söylediğinin ciddiye alınması sağlık çalışanlarını son derece mutsuz ediyor” dedi.

Şikayetlerin “defansif tıp” uygulamalarını artırabileceğine de dikkat çeken Prof. Dr. Azap, “Hasta bakışınızdan şikayetçi olmuşken yapacağınız işlemden de şikayetçi olabilir. O zaman ‘yapmayayım’ düşüncesi oluşuyor” değerlendirmesinde bulundu. Süreçte kamu kurumlarının mutlaka savunma yazmak zorunda kaldığını belirten Azap, çözüm önerisi olarak şikayetlerin ön elemeden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Azap, “CİMER’in ya da ilgili kurum yöneticilerinin ayıklama yapması, sağlık ekibini hiç muhatap etmeden yanıtlaması gerekir” diye konuştu.
Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu: “CİMER süreçleri adalet bilincini zayıflatıyor”
Bir diğer taraftan yargı süreçleri de CİMER’e taşınıyor. Vatandaşlar, yargılamaların gecikmesi, cezaların yetersiz kalması, adli mercilerin etkin işlemediği iddiasıyla yaşadıkları mağduriyetleri ve sorunları CİMER üzerinden yetkililere iletiyor.
Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu, CİMER üzerinden yapılan başvuruların hukuk sistemi ve adalet algısı üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Köroğlu, hak arama yollarının yargı ve idari başvuru mekanizmaları olması gerektiğini vurgulayarak son yıllarda CİMER’in “daha etkin sonuç alınan” bir yol gibi görülmesinin adalet duygusunu olumsuz etkilediğini söyledi.

Köroğlu, “İnsanların herhangi bir haksızlık ve hukuka aykırılık karşısında gitmesi gereken yol yargı makamları veya idari makamlardaki disiplin şikayet süreçleri olmalıdır. Ama son yıllarda bu CİMER sistemi yüzünden her şeyin buraya iletilmesi sanki daha etkin sonuç alındığı gibi bir algı oluşturdu. Bu da adaletin sağlanması noktasında alternatif beklentilere itiyor insanı” dedi.
"İnsanlar CİMER'i hak arama mekanizmasından çok ‘şikayet silahına’ dönüştürdü"
CİMER’in teoride katılımcılık ve hesap verebilirlik görüntüsü sunduğunu ancak pratikte farklı sonuçlar doğurduğunu belirten Köroğlu, “İnsanlar orayı bir hak arama mekanizmasından çok ‘şikayet silahına’ dönüştürdü. ‘Şimdi CİMER’e yazacağım’ söylemi yaygınlaştı. Kurumlar da çözüm odaklı değil, risk odaklı davranmaya başlıyor. Doğru mu adil mi diye değil, ‘üstümüze yazı gelir mi’ diye düşünüyor” ifadelerini kullandı.
"İfade özgürlüğü zarar görüyor"
Bu durumun kurumlar üzerinde bir “panik devleti” etkisi yarattığını söyleyen Köroğlu, ifade özgürlüğünün de zarar gördüğünü dile getirdi. Köroğlu, “Hukuk devleti konuşmayla yaşar; şikayet korkusuyla susan bir topluma dönüştürüyor kurumları. CİMER süreçlerinin siyasal ve toplumsal bir baskı aracına dönüşme riski var” diye konuştu. Dilekçe hakkının anayasal bir hak olduğunu hatırlatan Köroğlu, denetimsiz kullanımın ihbar kültürünü beslediğini belirterek şunları söyledi:
“Bu mekanizma denetimsiz kaldığında hak arama yolu olmaktan çıkar, ihbar kültürü oluşturur, kurumların çözüm üretme reflekslerini zayıflatır, ifade özgürlüğünü etkiler, masumiyet karinesini zedeler. Herkes herkes hakkında yazabilir ve bu süreçler insanların huzurunu bozan sonuçlar doğurur.”
Köroğlu, hukuk devletinin şikayetle değil adaletle güçleneceğini vurgulayarak, “Yurttaşın devletle ilişkisini korkuyla değil hakla sağlamalısınız. Mahkemelerle kurumların kendi çözüm üretme refleksleriyle sağlamalısınız” dedi. Toplumda yargıya ve hukuk devletine olan inancın zayıfladığına dikkat çeken Köroğlu, “İnsanlar ‘Savcılığa gitsem ne olacak’ diyerek CİMER’i bir hak arama yolu gibi görmeye başlıyor. Bu da korku kültürü yaratıyor ve adalet bilincini ortadan kaldırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Akademideyi de etkiliyor
Eğitim Sen Ankara 5 No’lu Üniversiteler Şubesi Başkanı Özlem Ergüven Okay, CİMER mekanizmasının akademi üzerinde yarattığı psikolojik ve idari baskıya dikkat çekti. CİMER başvurularının doğrudan idarecilere ve yöneticilere iletildiğini ifade eden Okay, sürecin yalnızca teknik bir yanıt mekanizmasından ibaret olmadığını vurguladı. Okay, “CİMER’e şikâyet edilmek insanların motivasyonunu tabii ki düşürüyor. Çünkü şikâyet edenin kim olduğunu bilmiyorsunuz. Bu gerçek bir kişi de olmayabilir” dedi.
Okay, kimlik bilgilerinin saklı kalması durumunda başvurunun gerçek bir mağduriyet mi yoksa kişisel husumet sonucu mu yapıldığının anlaşılamadığını söyledi. “Sizi sevmeyen biri, olayla ilgisi olmasa bile çalıştığınız kurumu bilerek şikâyet edebilir. Bu durum belirsizlik yaratıyor” dedi.
Akademik çalışmalar ne diyor?
Şikayetler okul yöneticileri üzerinde psikolojik baskı yaratıyor
Hitit Üniversitesi’nde Elif Demir tarafından “Kamu yönetiminde hesap verilebilirlik ve denetim mekanizmaları: Türkiye’de eğitim kurumları üzerinde CİMER uygulaması” başlıklı akademik çalışma yapıldı. Çalışmada, başvuru konuları arasındaki okul taşınması, okullardaki temizlik sorunu, okul müdürünün etik olmayan davranışları gibi basına yansıyan haberlere değinildi. Eğitim kurumları özelinde yapılan araştırma, CİMER başvurularının yönetime katılımı güçlendirdiğini ve kamu hizmetlerinin denetimini artırdığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, başvuruların büyük bölümünün şikâyet niteliğinde olması okul yöneticileri üzerinde psikolojik baskı ve idari çekingenlik gibi olumsuz sonuçlara da yol açabiliyor. Bu nedenle araştırmada, CİMER’in yalnızca şikâyet iletim aracı değil, öğretmen-öğrenci-veli-idare arasında etkili bir geri bildirim ve iletişim mekanizması olarak kullanılması gerektiği vurguladı. Çalışmada, eğitim denetiminde şeffaflığın artırılması, paydaş katılımının güçlendirilmesi ve CİMER verilerinin denetim süreçlerine entegre edilmesi yönünde politika önerileri yer aldı. CİMER’in eğitim alanında etkin kullanımı, hesap verebilirlik, şeffaflık ve hizmet kalitesini artırma potansiyeli taşıdığı belirtilen çalışmada bu etkinin sürdürülebilmesi için sistemin yapısal olarak geliştirilmesi ve katılımcı bir iletişim kültürüyle desteklenmesi gerektiği ifade edildi.
“İş yükü dengesiz dağılıyor”
İstanbul Aydın Üniversitesi’nde İhsan Emre Erol tarafından “Kamusal halkla ilişkilerin dijitalleşmesi: CİMER üzerine yeni nesil araştırma” başlıklı doktora tezi yazıldı. Araştırmanın veri toplama sürecine; il ve ilçe belediyeleri, bazı bakanlıkların taşra teşkilatları, valilikler ve bazı kamu iktisadi kuruluşlarında görev yapan CİMER yetkilileri dâhil edildi. Araştırmada yer alan bir katılımcılar, “En sık karşılaştığımız sorun, eksik veya ilgisiz bilgiyle yapılan başvurular. Teknik sorunlar daha az yaşanıyor”, “Pandemi, aşılama programları ya da sağlıkla ilgili sosyal medya gündemleri başvuru sayısını ciddi ölçüde etkiliyor. Mevsimsel artışlar da gözlemleniyor”, “…devletten bize gelen bir mesaj olarak algılandığı için doğrudan en üst önemli seviyesiyle ele alıyoruz” gibi ifadelerle görüşlerini paylaştı.
Araştırma, CİMER’in Türkiye’de devlet-vatandaş iletişimini dijital ortama taşıyan önemli ve işlevsel bir kamu iletişim aracı olduğunu ortaya koydu. Çalışmaya göre, sistem, başvuruların toplanması, izlenmesi ve kurumsal yanıt süreçlerinin yürütülmesi açısından kamu yönetimine kurumsal düzen, erişilebilirlik ve denetlenebilirlik kazandırıyor. Buna karşın bulgular, CİMER’in mevcut merkeziyetçi yapısının karar alma süreçlerini yavaşlattığını, yerel birimlerin inisiyatifini sınırladığını ve şeffaflık ile katılımcılık açısından bazı eksiklikler barındırdığını gösteriyor. Özellikle mesaj akışının merkezden yerele işlemesi; sorun çözme sürelerinin uzamasına, iş yükünün dengesiz dağılmasına ve verimlilik kaybına yol açabiliyor. Araştırmanın sonucunda kamu iletişiminde merkezden yönetilen yapıdan yerel odaklı, daha şeffaf, katılımcı ve iki yönlü bir modele geçişin hem mümkün hem de gerekli olduğuna yönünde tespit yapıldı.
Gülseven Özkan, İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden başarı bursuyla 2011’de mezun oldu. Gazeteciliğe Hürriyet Daily News’ta stajyer olarak başladı. Hürriyet , Independent Kürtçe ve Medyascope'da çalıştı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde İnsan Hakları Hukuku yüksek lisans eğitimi aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği 2017 Röportaj Ödülü, 2025 Avrupa Birliği Araştırmacı Gazetecilik Jüri Özel Ödülü sahibidir. Haberlerinde kadınlar, çocuklar gibi toplumda yer alan dezavantajlı gruplara öncelik veriyor. Ocak 2026’dan beri Kısa Dalga'da çalışıyor.
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.