‘Sinema festivali’ krize derman olur mu?
ŞENAY AYDEMİR | Sinema biletini iki günlüğüne 90 TL’ye indiren kampanya seyirciyi yeniden salonlara çekmeyi hedefliyor. Ancak 'Türkiye Sinema Festivali'nde yerli yapımların kapsam dışında bırakılması, dağıtım ve gösterim pazarındaki yapısal sorunları yeniden gündeme taşıdı. İki günlük indirim gişeyi hareketlendirse de sektörün asıl sorunu olan seyirci kaybına kalıcı çözüm sunmuyor.
ŞENAY AYDEMİR
Türkiye sinema pazarı 2019 yılından itibaren ciddi bir daralma yaşıyor. Bir dönem Avrupa’nın yükselen yıldızı olan yerli sinemamız, 70 milyondan fazla biletin satıldığı 2018’den 2019’a geçerken yaklaşık 11 milyon seyirci kaybetmişti. Üzerine pandemi de gelince salonlardaki seyirci kaybı dramatik bir boyut kazandı. 2022-2024 yılları arasında 30 milyon bandının üzerinde seyreden toplam bilet adedi 2025’te dramatik bir düşüşle yaklaşık 28 milyon civarına geriledi.
Geçen yıl bu düşüşün geldiğini fark eden Sinema Genel Müdürlüğü ve Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği (SİSAY), “Biz Buradayız” sloganıyla 27-28 Eylül tarihlerinde büyük indirim kampanyası yapmış ve biletler 80 TL’den seyirciye sunulmuştu. 74 ilde 240 sinemanın katılımıyla gerçekleşen bu kampanyanın ‘sayısal’ etkisi olmuştu kuşkusuz. Türkiye’nin gişe verilerini derleyen boxofficeturkiye.com sitesine göre, bir önceki hafta sonunda 136 bin olan bilet adedi söz konusu indirimle hafta sonunda 786 bine çıkmıştı. Ancak bu durum sonraki haftalara yansımadı ve ilerleyen dönemde hafta sonu rakamları 150-160 bin adet seviyelerine geriledi. Kampanya haftasında yaklaşık 70 milyon TL’lik ciro gerçekleşirken, bir sonraki hafta hasılat 40 milyon TL civarındaydı.
Yerli yapımlar kapsam dışı
Şimdi aynı kurumlar bir kez daha 'GNÇ Türkiye Sinema Festivali' adı altında 26-27 Eylül tarihlerinde, 75 ilde 1500 salonda benzer bir projeyi hayata geçiriyor. Bu yıl sinema bileti 90 TL. Bunun seyirciler için son derece olumlu olduğunu söylemek gerek. Ancak tıpkı geçen yıl olduğu gibi yerli yapımcıların kapsam dışında tutulduğu, Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteklediği filmlerin yer almadığı bir ‘program’ söz konusu. Bu indirim kampanyasına toplam 17 film dahil edilmiş. 11 adedi hali hazırda bu hafta vizyona girecek yapımlar. Ama geçen yıldan farklı olarak dikkat çekici bir yenilik söz konusu. Çoğu daha önce vizyona girmiş, bir kısmı dijital platformlara bile gelmiş ve zaten çok izlenmiş yapımlar arasından altı film de programa dahil edilmiş.
Örneğin, 2019 yılında vizyona giren ve 2 milyon 480 bin kişi tarafından izlenen “Avengers: Endgame”, bu yıl 2 milyon 686 binlik gişe rakamına ulaşan “Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün”, yine 1 milyon 839 biletin satıldığı “The Odyssey”, yaklaşık bir milyon kişi tarafından izlenen “Oyuncak Hikayesi 5” ve 558 bin bilet satılan “Minyonlar ve Canavarlar” bu filmler arasında. Dikkat edilirse içlerinde hiç yerli yapım yok. İlk kez sinemalarda gösterilecek filmler içinde sadece ikisi, “Üç Harfliler: Mühür” ve “Damat Mektebi” yerli yapım. Yani ‘Türkiye Sinema Festivali’nde Türkiye’den film bulmak zor!

Dağıtım pazarı 3 şirketin elinde
Bu seçkide seyircilerin taleplerinin mi yoksa dağıtımcı ve salon sahiplerinin önceliklerinin mi dikkate alındığı ise tartışmalı. Türkiye’de dağıtım pazarının yüzde 70’den fazlası 3 şirket tarafından paylaşılıyor. Dolayısıyla hasılatın da büyük kısmı bu şirketlere ait. Örneğin geçen yılki kampanyada gerçekleşen yaklaşık 70 milyon TL’lik cironun 60 milyon lirasına yakını üç büyük şirket tarafından elde edildi.
Ayrıca Türkiye’de sinema salonları konusunda da benzer bir merkezileşme söz konusu. Türkiye’nin en büyük sinema salonu zinciri CGV Mars Media’nın hem dağıtım hem de salon işletmeciliğindeki varlığı Rekabet Kurulu tarafından da incelendi ve bazı kararlar alındı. Yani böylesi bir kampanyada sinema salonları sürümden kazanırken, en fazla kimin kârlı çıkacağı da ortada. (Türkiye’de dağıtım ve sinema salonu tekelleşmesine dair daha ayrıntılı bilgi için “Kapalı Gişe” belgeseline bakılabilir.)
Kalıcı çözüm değil
Peki bu iki günlük doping sorunu çözebilir mi? Bu yıl 23 Eylül itibariyle gişe rakamları geçen yılın aynı dönemine göre beş milyon daha fazla. Bunda çarşambaları hayata geçirilen halk günü uygulamasının da etkisi büyük. Yılın başında 140 lira olan halk günü bilet fiyatları şimdilerde 160 TL’ye çıktı. Bu hafta sonu gerçekleşecek büyük indirime katılacak 1500 salon halk günü uygulamasının da paydaşı aynı zamanda. Geçen yıla oranla yüzde 25’in üzerindeki bu artışta halk günü uygulamasının etkisi açıkça görülüyor. Üzerine bu hafta yapılacak ‘dopingin’ de etkisiyle 2025’e oranla dikkate değer bir artışla yılın bitme ihtimali yüksek. İyimser bir tahminle 35 milyonun üzerinde bir bilet satış rakamı ortaya çıkacak. Ancak bu pandemi öncesinin 70 milyonlu rakamlarının yarısı demek. Bu tür indirim kampanyaları seyirciyi iki günlüğüne salonlara çekse de kalıcı bir çözüm olmadığı tecrübeyle sabit. Yine de seyirci açısından bilet fiyatlarının belirleyici olduğu su götürmez. Örneğin 2025'in ilk yarısında 1,7 milyon olan çarşamba günü seyircisi, 2026'nın aynı döneminde yüzde 93,7'lik devasa artışla 3,3 milyonun üzerine çıktı. Yine ilk altı aylara bakıldığında toplam seyirci içindeki çarşamba payı yüzde 12,2'den yüzde 22,6'ya fırlayarak, hafta sonunun en yoğun günleri olan cumartesi ve pazar günlerini tek başına geride bıraktı.
Boxoffice Türkiye verilerine göre bilet ortalaması şu anda 250 TL’nin biraz üzerinde ancak bu yanıltıcı olabilir. Halk günü uygulaması salonlardaki ‘normal’ fiyatlandırma ortalamasını aşağı çekiyor. Bilet fiyatları büyük şehirlerdeki bazı AVM’lerde 500 TL’nin üzerine çıkıyor. Bir hafta sonu bilet fiyatlarını 90 TL’ye indirerek ya da gişede rüştünü ispatlamış filmleri bir kez daha dolaşıma sokarak ancak yapay bir büyüme sağlansa da, seyircinin salonlara dönüşünü istikrarlı bir biçimde sağlamaya tek başına yetmeyeceği geçmiş deneyimlerden biliniyor.
Yerli yapımlar salon bulmakta zorlanıyor
Öte yandan böyle bir kampanyanın yerli film üreticileri dahil edilmeden gerçekleştirilmesi de eleştiri konusu. Salonlara ilginin artması için ‘gişe garantili’ filmlerin yeniden vizyona sokulması bir seçenek gibi görünse de, toplam seyirciyi artırmak ancak her türden film için seyirci yaratmakla mümkün. Sinema Genel Müdürlüğü her yıl onlarca yerli filme yapım desteği sağlıyor. Bu filmler uluslararası festivallerde ülke sinemasını temsil ediyor, ulusal sinemanın yüzü oluyor. Ancak Türkiye’de yaygın dağıtım ve gösterim ağına girmekte, seyirciyle buluşmakta zorluk çekiyorlar. Bu yıl sınırlı sayıda salonda gösterim şansı bulabilen “Aldığımız Nefes”, “Tavşan İmparatorluğu” ve “Uçan Köfteci” gibi yapımların bu tür kampanyalara dahil edilmeleri ve seyirciyle buluşmaları önemli bir adım olabilirdi. Bu tür kampanyalar uzun vadeli bir planın parçası olarak yeni seyirci oluşturmak ve film beğenilerini çeşitlendirmek yerine hali hazırda var olan seyirciyi bir kez daha salonlara çekmek ve gişe rakamlarında anlık bir doping etkisi yaratmak için araca dönüştürülüyor.
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.

