Sinema Genel Müdürlüğü belgeseli “politik” bulduğu için desteği geri istedi
SUZAN DEMİR | Bingöl Elmas’ın, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nden belgesel projesi için aldığı yapım desteği, faiziyle birlikte geri isteniyor. Bingöl Elmas, destek mekanizmasının giderek sinemacıları otosansüre zorlayan bir gözdağına ve bir çeşit cezalandırma yöntemine dönüştüğünü söylüyor.
SUZAN DEMİR
Belgesel film yönetmeni Bingöl Elmas’ın, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nden Şiirli Oda'nın İzinde adlı belgesel projesi için aldığı yapım desteği, filmin başvuru dosyasındaki senaryoyla “uyumlu” olmadığı ve teknik şartları karşılamadığı gerekçesiyle faiziyle birlikte geri isteniyor. Ancak yönetmen, Bakanlık yetkilileriyle yaptığı telefon görüşmelerinde kendisine filmin “politik olduğu ve Bakanlığın Kapadokya’daki uygulamalarını eleştirdiği için kabul edilmediğinin” ifade edildiğini aktarıyor.
Bu, Sinema Genel Müdürlüğü destekleriyle ilgili ilk tartışma değil. Daha önce de yönetmen Emin Alper’in Kurak Günler filmi için verilen desteğin geri istenmesi kamuoyunda uzun süre tartışılmıştı. Elmas’ın yaşadığı süreç ise bu tartışmayı bu kez belgesel sinema alanına taşıyor.
"Filminiz reddedildi"
Bingöl Elmas’ın destek aldığı Şiirli Oda’nın İzinde adlı belgesel, Kapadokya'da yaşayan yerel tarihçi ve çevre aktivisti Mükremin Tokmak’ı konu alıyor. Tokmak, yıllardır bölgenin kültürel hafızasını korumak için çalışan, tarihi belgeleri toplayan ve Kapadokya’daki tahribata karşı mücadele eden bir isim. Belgeselde mübadele, kültürel hafıza ve yerel tarihin yanı sıra, son yıllarda turizm baskısı ve ekonomik faaliyetlerle birlikte Kapadokya'da artan tahribat da ele alınıyor. Elmas'a göre Bakanlığın "politik” bularak kabul etmediği bölüm de tam olarak bu.
Yönetmen, Kapadokya Alan Başkanlığı’nın kurulmasının ardından bölgede hız kazandığını öne sürdüğü tahribatı ve Mükremin Tokmak’ın buna karşı yürüttüğü mücadeleyi filmin önemli eksenlerinden biri olarak anlattığını söylüyor.

Elmas, bu içeriğin Bakanlığa sunduğu sinopsis ve senaryoda açık biçimde yer aldığını vurgulayarak şunları anlatıyor: “Senaryomda Mükremin Tokmak’ın yerel tarihçi olduğu, çevre mücadelesi yürüttüğü, yıkılmak istenen peri bacalarının önünde nöbet tuttuğu açıkça yazıyordu. Başvurum bu haliyle kabul edildi ve destek aldım.”
Yönetmen, teslim için iki yıllık süresi bulunmasına rağmen filmi bir yıldan kısa sürede tamamladığını ve 25 Nisan’da Bakanlığa teslim ettiğini belirtiyor. Yaklaşık iki buçuk ay sonra gelen yazıyla filmin kabul edilmediğini öğrendiğini anlatıyor: “İlk söyledikleri şey, 'Filminiz reddedildi’ oldu. Nedenini sorduğumda 'Senaryonuzla uyumlu değil’ dediler. Belgesel sinemada böyle bir gerekçe kabul edilemez. Çünkü belgesel yaşayan bir süreçtir. Karakterinizin başına yeni olaylar gelir, hikâye gelişir.”
Evrakta ayrı, telefonda ayrı gerekçe
Elmas, Bakanlığın resmi yazısında yer alan gerekçelerle telefon görüşmelerinde kendisine aktarılan gerekçelerin birbirini tutmadığını öne sürüyor: “Telefon görüşmelerinde bana açıkça ‘Filminiz politik’ denildi. Daha sonra ulaştığım bir yetkili ise 'Filminiz bize uygun değil. Bakanlığımızı Kapadokya'daki tahribattan sorumlu tutuyor. Bunu kabul edemeyiz’ dedi. Bu nedenle resmi yazıyla sözlü açıklamalar arasındaki çelişkinin açıklanmasını bekliyorum.”
Elmas, görüşmeler sırasında filmde kısa süreliğine görünen Solfasol adlı dergisinin de konu edildiğini belirtiyor: “Filmde görünen Solfasol dergisi üzerinden Cumhurbaşkanı’na yönelik eleştiri bulunduğu söylendi. Oysa söz konusu dergi kadrajda duran sıradan bir nesneden ibaretti.”
Yönetmen Elmas, Bakanlığın resmi yazısında ayrıca teknik gerekçelerin de öne sürüldüğünü belirtiyor: “Bana gönderilen yazıda ses, renk ve teknik standartlardan söz ediliyor. Oysa verilen destek filmin toplam bütçesinin yalnızca çok küçük bir kısmını karşılıyor. Nitekim film, bu hâliyle ulusal ve uluslararası festivallere başvurabilecek teknik standartlarda hazırlandı. Dolayısıyla ne teknik gerekçelerin ne de senaryoya uyumsuzluk iddiasının gerçeği yansıttığını düşünüyorum.”
Belgesel sinemanın toplumsal olayları, kamu politikalarını ve kamusal kurumların uygulamalarını farklı bakış açılarıyla ele alan; anayasal güvence altındaki sanat ve ifade özgürlüğünün önemli araçlarından biri olduğunu vurgulayan Elmas, kamu kurumlarının eleştirilebilmesinin demokratik bir hak olduğunu söylüyor: “Ben bu ülkenin yurttaşıyım. Kapadokya da bu ülkenin bir parçası. Burada yaşananları eleştiremez miyim? Kamu kurumları kendi açıklamalarını yapabiliyor ama ben bir yönetmen olarak eleştiri yapamayacak mıyım? O zaman hangi filmleri çekebileceğimizi açıkça yazsınlar. Yasaklı konular nedir, onu bilelim.”
"Destek, cezalandırmaya dönüştü"
Bingöl Elmas, destek mekanizmasının giderek sinemacıları otosansüre zorlayan bir gözdağına, bu otosansürü yapmayana yönelik de bir çeşit cezalandırma yöntemine dönüştüğünü düşünüyor.
Sinema Genel Müdürlüğü’nden ilk kez destek almadığını belirten Elmas, geçmişte uygulamanın farklı işlediğini ifade ediyor:
“Ben daha önce de aynı kurumdan destek aldım. Daha önce içerikle ilgili hiçbir değerlendirme yapılmazken bu süreçte farklı bir uygulamayla karşılaştım. O dönem filmler yalnızca teknik standartlar açısından incelenirdi; içerikleri hakkında herhangi bir yorum yapılmaz, tasarrufta bulunulmazdı. Geçen zaman içinde gördük ki Bakanlık filmleri sansür anlayışıyla değerlendirmeye başlamış. Bunu kabul etmeyenleri ise verdiği desteği faiziyle birlikte geri isteyerek cezalandırıyor. Böyle bir uygulama kabul edilemez. Sektörün de buna sessiz kalması ve uzlaşması ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu.”
Elmas, sinema destekleme kurulu ve yasasının oluşması için meslek örgütlerinin büyük çabası olduğunu böylece bu fonun sinemacılar açısından erişilebilir olduğunu ancak zamanla hem sektörün hem bakanlığın uygulamalarıyla tartışmalı hale geldiğini dile getiriyor: “Sinema Destekleme Kurulu’nun dağıtığı bu paralar aslında sinema sektörünün kendi kaynaklarından oluşuyor. Uzun mücadeleler sonucunda kurullar oluşturuldu, bir mekanizma kuruldu. Ama zaman içinde bu mekanizma aşındırıldı. Benim gözlemime göre Bakanlık zaman içinde destek mekanizmasını iktidarın kültür politikalarının bir parçası hâline getirdi. Bir noktaya kadar aksayarak da olsa işliyordu. Sonrasında ise kültür savaşlarının bir parçası hâline geldi ve gerçek bir sansür mekanizmasına dönüştü. Filmleri proje aşamasında sektör temsilcilerinin de yer aldığı Sinema Destekleme Kurulu değerlendiriyor. Ancak filmin kabul sürecinde kimlerin görev aldığına, hangi ölçütlerle karar verdiklerine ve mesleki yetkinliklerine ilişkin hiçbir bilgimiz yok.”
Elmas, yaşadığı süreçte yaptığı görüşmelerden edindiği izlenime göre yaşananların yalnızca kendi filmiyle sınırlı olmadığını belirtiyor. Yönetmen, Bakanlığın sık sık filmleri “revizyon” talebiyle yönetmenlere geri gönderdiği, istenmeyen sahneler çıkarıldıktan sonra onay verdiği ve bazı sinemacılardan senaryolarını önceden Bakanlığa gösterdiklerine ilişkin duyumlar aldığını söylüyor.

"Yaşananlar münferit değil"
Elmas’a göre yaşanan süreçte yalnızca Bakanlığın değil, sinema sektörünün de sorumluluğu bulunuyor. Sinema çevrelerinin zaman içinde baskılar karşısında sessizleştiğini savunan yönetmen, bunun otosansürü de beraberinde getirdiğini düşünüyor: “Bizim mahallenin de bunda payı var. Bakanlık sıkıştırdıkça sektör giderek hizalandı. Şimdi festivaller dikensiz gül bahçesine dönüşüyor. Kürt meselesini, LGBTİ+’ları, kadın hareketini ya da çevre mücadelelerini anlatan filmleri görene aşk olsun. Bu benim kişisel meselem değil; bütün sektörün meselesi. Böyle giderse hepimiz aynı dili konuşan, aynı filmleri üreten bir yapının içine sıkışacağız.”
Elmas, benzer biçimde desteklerin geri istenmesiyle karşılaşan başka sinemacıların da bulunduğunu ancak henüz kamuoyu önünde konuşmayı tercih etmediklerini öne sürüyor. İlk ret kararını duyduğunda kendisinden de filmden bazı bölümlerin çıkarılmasının istenebileceğini düşündüğünü anlatan yönetmen, buna hiçbir zaman sıcak bakmadığını ifade ediyor: "Yıllardır sansüre karşı mücadele etmiş biriyim. Filmimi teslim ederken kesip biçerek değil, olması gerektiği hâliyle teslim ettim. Çünkü o filmin gerçeği buydu. Zaten filmi tümden reddettiler.”
Cevap bekleyen sorular
Yönetmen Elmas, cevap beklediği soruları ise şöyle sıralıyor: “Filmin kabul edilmemesine ilişkin karar hangi mevzuat hükmüne dayanmaktadır? Destek şartnamesinde veya ilgili mevzuatta, filmin “politik” bulunmasının ret sebebi olacağını düzenleyen açık bir hüküm bulunmakta mıdır? Belgesel filmlerde yer alan kişilerin kamu kurumlarına ilişkin eleştiri, değerlendirme veya görüş bildirmeleri tek başına filmin kabul edilmemesi sonucunu doğurabilecek bir ölçüt müdür? Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteklediği yapımlarda kabul edilmeyecek içeriklere ilişkin önceden ilan edilmiş yazılı ilke veya kriterler bulunmakta mıdır? Destek sonrasında tamamlanan bir filmin içeriği nedeniyle kabul edilmemesi ve verilen desteğin faiziyle birlikte geri talep edilmesi uygulamasının, belgesel sinemacılar üzerinde sansür veya otosansür etkisi doğurabileceği konusunda Bakanlığın herhangi bir değerlendirmesi bulunmakta mıdır? Sanat ve ifade özgürlüğü ile kamu destek mekanizması arasındaki denge hangi ilke ve ölçütlere göre kurulmaktadır?”
Sinema Genel Müdürlüğü: Yanıt verme yetkimiz yok
Yönetmen Bingöl Elmas’ın yaşadığı sürece dair sorularımızı yönelttiğimiz Sinema Genel Müdürlüğü’nden yetkililer basına konuşma yetkilerinin olmadığını ifade ederek bizi Kültür Bakanlığı Basın Müşavirliğine yönlendirdi. Basın Müsavirliği ise sorularımızı maille iletmemizi isterken haber yayına hazırlanırken tarafımıza bir geri dönüş sağlanmadı.
Destek sistemi nasıl tartışmalı hale geldi?
Türkiye’de sinema sektörüne yönelik kamu destekleri, 2004 yılında yürürlüğe giren 5224 sayılı Sinema Kanunu ile kurumsal bir çerçeveye kavuştu. Amaç, sinemadan elde edilen kamusal kaynakların bağımsız kurullar aracılığıyla sektöre aktarılmasıydı. Sektör temsilcilerinin uzun yıllar savunduğu bu model, siyasi müdahaleden uzak, öngörülebilir ve şeffaf bir destek mekanizması oluşturmayı hedefliyordu.
Ancak 2019 yılında yürürlüğe giren 7163 sayılı Kanun ve ardından çıkarılan Sinema Sektörünün Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik, destek sisteminde önemli değişiklikler getirdi. Mevzuat değişiklikleri teknik bir güncelleme olarak sunulsa da sonraki yıllarda bağımsız sinemacılar, yönetmenler ve meslek örgütleri uygulamanın farklı bir yöne evrildiğini savundu.
Özellikle destek alan bazı yapımların içerikleri üzerinden yaşanan tartışmalar, filmlerden sahne çıkarılmasının istendiği iddiaları, verilen desteklerin geri talep edilmesi ve festival sansürleri; kamu desteklerinin, kültür politikalarının bir parçası olarak içerik üzerinde baskı kuran bir denetim mekanizmasına dönüştüğü yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
Son yıllarda Emin Alper'in Kurak Günler filmi için verilen desteğin geri istenmesi ve Kazım Öz’ün Zer filminde yaşanan sansür tartışmaları bu eleştirilerin en çok konuşulan örnekleri arasında yer aldı.
Bingöl Elmas’ın yaşadığı süreç ise kamu destekleri ile sanat ve ifade özgürlüğü arasındaki sınırların nasıl çizildiğine ilişkin tartışmaları bu kez belgesel sinema alanına taşıyor.
Suzan Demir, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okudu. Hayat TV, ardından Evrensel Gazetesi’nde çalışmaya başladı. Taraf Gazetesi kültür sanat servisinde muhabir ve editör olarak çalıştı. Evrensel Kültür Dergisi'nde röportaj ve yazıları yayınlandı. Arka Pencere (www.arkapencere.com) online dergide haftalık sinema eleştirileri kaleme aldı. Ataşehir Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde reklam metin yazarlığı yaptı. Ayrıca BİR+BİR Express dergisinde, www.sabirfikir.com ve Kritik 24 (K24) sitelerinde de haber ve yazıları yayınlandı. Artı Gerçek’te dizi eleştirileri kaleme aldı. Yeni E Dergisi’nde kültür, sanat ve sinema röportajları yapıyor. Hala çeşitli ajanslara politika, ekonomi ve kültür sanat dalında haberler üretiyor. Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) üyesi.
Kaynak: Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.

