Liselerdeki şiddetin anatomisini çıkaran araştırma: Seni evinden aldıracağım

Liselerdeki şiddetin anatomisini çıkaran araştırma: Seni evinden aldıracağım
Başkent Üniversitesi bünyesinde yapılan araştırmaya göre, liselerde öğretmenlere yönelik şiddetin arkasında aile içi sorunlar, sosyal medya, ekonomik eşitsizlikler, eğitim sistemindeki sorunlar var.

GÜLSEVEN ÖZKAN

İstanbul’da öğretmen Fatma Nur Çelik'in öğrencisi tarafından yapılan saldırı sonucu hayatını kaybetmesi okullarda öğretmenlere yönelik şiddet tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Başkent Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma ise liselerde öğretmenlerin yalnızca sözlü tartışmalarla değil, hakaret, tehdit, psikolojik baskı, siber zorbalık ve bazı durumlarda fiziksel saldırıya kadar uzanan farklı şiddet türleriyle karşı karşıya kaldığını ortaya koydu. Akademik çalışmanın ayrıntıları Türkiye'deki liselerde yaşananları gözler önüne seriyor.

Başkent Üniversitesi Sosyoloji Anabilim Dalı’nda geçtiğimiz yıl Elif Ezgi Torlak tarafından “Ortaöğretim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarının sosyolojik açıdan incelenmesi: Şiddetle mücadelede aktörlerin rolü” başlıklı akademik çalışma yapıldı. Araştırmada Türkiye’de liselerde görev yapan öğretmenlerin öğrencileri tarafından maruz kaldıkları şiddet ve saldırganlık davranışlarını sosyolojik bakış açısı ile incelendi.

Çalışma kapsamında Konya Selçuklu’da dört mesleki ve teknik Anadolu lisesi ile iki Anadolu lisesinde görev yapan 11 öğretmen, dört müdür ve bir müdür yardımcısı olmak üzere toplam 16 eğitimci ile derinlemesine görüşmeler yapıldı. Akademik çalışmada çıkan bazı sonuçlar özetle şöyle:

Öğretmenler meslek yaşamları boyunca sözel, duygusal, fiziksel ve siber/dijital şiddet türlerinden en az bir tanesine maruz kalıyor.

Eğitimcilerin maruz kaldığı şiddet türleri; aile, ebeveyn tutumları, sosyoekonomik ve kültürel eşitsizlikler, mevcut eğitim politikalarındaki aksaklıklar ve dijital ortamın etkileri ile yakından ilişkili.

"Küfür, hakaret, tehdit, saldırı..."

Araştırmaya göre, özel, duygusal ve fiziksel şiddet ağırlıkla sınıf içinde, siber şiddet ise sınıf dışında meydana geliyor. Sınıfta öğrenciler tarafından sözel tahrik etme, hakaret, küfür etme ve bağırma davranışları öne çıkıyor. Kışkırtma, tehdit, manipüle etme, konsantrasyon bozma, tartışma davranışları da sergileniyor. Öğretmenler dijital ortamlardaki görünürlükleri üzerinden de hedef haline getiriliyor, eğitimcilerin itibarına zarar veriliyor.

Ayrıca ders sırasında sakız çiğneme, sırada okul kurallarına uygun olmayacak şekilde oturma, ders için gerekli araç-gereci yanında bulundurmama, okul kıyafeti giymeme gibi yaklaşımlar görülüyor. Öğrenciler sınıf dışında öğretmenin malına zarar vermeye yönelik davranışlarda bulunuyor.

Öğretmenler ve okul müdürleri yaşadıklarını şu sözlerle özetliyor:

“Eğer bu sözlü şiddet bir tartışmaya dönerse, öğretmeni kışkırtmaya ve kavga çıkarmaya çalışabiliyorlar.”

“Tehdit. Ayrıca sen benim kim olduğumu biliyor musun? Benim yüksek yerlerde tanıdığım var. Falanca milletvekilinin tanıdığıyım, ben onun akrabasıyım işte falanca emniyet müdürü benim çok iyi tanıdığım olur. Hata falanca savcı tanıdığım olur seni evinden aldıracağım gibi tehditlerle karşılaştım.”

“…ancak öğrenci son derece saygısız konuşarak hakaret etmeye başladı ve benim uyarılarıma karşılık vererek saldırmaya başladı.”

“…hakaret, küfür, dersin akışını ve öğretmenin motivasyonunu bozmaya çalışma noktasında sözlü ve psikolojik şiddete başvurabiliyorlar.”

“…öğretmenine hakaretler, küfürler, seninle dışarıda görüşeceğiz gibi…”

“…ve nasıl yoklamada yok yazarsınız diye bağırdı bana.”

“Bunların dışında öğrencilerin öğretmenlerine uyguladıkları şiddetleri şu şekilde sıralayabilirim: ders dinlememe, öğretmen ile dalga geçme, öğretmenin ders içinde motivasyonunu ve saygınlığını azaltmaya çalışma, saygısızlık ve benzeri…”

“… öğretmenlere hakaretler, alaylar ve benzeri şeylerin yapılıyor olması...”

“…sonrasında öğretmen ile sözlü tartışmaya girip sırayı öğretmenin üstüne fırlattı.”

“…öğretmenin üstüne yürüme... Okul bahçesinde bir öğretmeni dövmeye kalkma ve öğretmene saldırma olaylarına şahit oldum."

İnternet ortamında da öğretmene şiddet var

“Sevdiğimiz öğrencilerden bir tanesi kendi aralarında WhatsApp gruplarında benim fotoğraflarımı editleyip, düzenleyip altına da farklı ifadeler kullanıp paylaşmış… Yabancı uyruklu Ermeni bir öğrencimiz vardı bu okulda. Aynı şekilde sosyal medyada fotoğrafımı bulmuş, altına garip ifadeler yazıp arkadaşlarıyla paylaşmış.”

“…sanal ortamda bu şiddeti daha fazla uyguluyorlar. İnternette okul, öğretmenler, idare hakkında söylemlerde, alaylarda, dedikodularda, iftiralarda bulunuyorlar.”

“Benim arkamdan öyle bir konuşmuş, öyle bir mesajlaşmışlar ki… Şu anda dile getirmek istemiyorum ama mesajlarda kişiliğimle alakalı, dersimle, her şeyimle alakalı korkunç mesajlar vardı.”

Şiddete başvuran çocuk aile içinde şiddete uğruyor

Araştırmaya göre, öğrencilerde özellikle liselerde şiddetin tekrarlayan bir davranış olarak meydana çıkması, öğrencinin içinde bulunduğu aile, sosyal çevresi ve eğitim sistemi noktasında şekilleniyor. Dijital platformlar aracılığıyla kurulan ilişkiler tarafından belirleniyor. Öğretmen ve müdürlerin söylemleri, şiddete başvuran öğrencilerin aile içinde şiddet gördüğünü de ortaya koydu. Ayrıca ailede madde veya alkol bağımlılığı gibi sakıncalı yaşam koşullarının bulunması, sorunlu aileler, çocuk üzerinde baskı yoluyla otorite kurmaya çalışan anne babalar da öğrenci davranışlarında etkili oluyor.

Çalışmaya göre, özellikle bazı ailelerin aşırı koruyucu, eleştiriye kapalı veya aşırı ilgisiz, çekingen tavırları öğrencilerin okul ortamında kendi sınırlarını çizememelerine neden oluyor ve otorite ilişkilerini kurmalarını zorlaştırıyor. Eğitimciler deneyimlerini araştırma kapsamında şu sözlerle özetiyor:

“Genelde bu öğrenciler aile içi şiddete maruz kalmış, anne baba ayrı, sorunlu ailenin çocukları veya uyuşturucu kullanan, ailesi uyuşturucu kullanan öğrencilerdir. Bu tarz öğrenciler genelde şiddete meyilli oluyorlar. …Ama kesinlikle aileden geliyor. Baba eğer şiddete eğimli ise, yani çocuğunu da bir şekilde şiddetle eğitti ise, öğrenci de bunu bir şekilde yine şiddetle gösteriyor…”

“…aile içi şiddete maruz kalmaları, şiddete tanık olmaları bu problemi ortaya çıkarıyor.”

“Anne baba arasında oluşan şiddetin çocuklara yansıması...”

“Ebeveynlerini kaybetmiş öğrencilerde de şiddet davranışı gözlemliyoruz.”

“Sorunlu aile çocukları veya yetiştirme tarzı sorunlu veya uyuşturucu kullanan, ailesi uyuşturucu kullanan öğrencilerdir.”

"Çocuklar sevgiliz büyüyor"

“…Sınıf içerisinde öğretmen 'Neden ders çalışmıyorsun?' dedi. 'Sen beni sınıf içerisinde rencide ettin. Benim ders çalışma isteğim yok. Ben okula gelmek istemiyorum. Aslında ailem beni zorla okula gönderiyor. Ben bu dersi dinlemek istemiyorum. Aslında ben bu okulda okumak değil de işte çalışmak istiyorum,' dedi. Hatta hiç okumak istemiyorum diyen öğrenciler okula geliyor. Bu öğrencilerle öğretmenlerimiz arasında bu tür sıkıntılar ve şiddet davranışları zaman zaman yaşanıyor.”

“Okulda öğretmenine şiddet uygulayan öğrenciler genelde sevgi noktasında noksanlık yaşayan bireylerdir. Bazı çocuklar duygu ve sevgi anlamında boşlukta olabiliyorlar. Davranışlarını doğru sergilemeyip farklı şekilde tepki verebiliyorlar. Eğer öğretmen arkadaşlarımız bu durumu tespit edip öğrenciyi anlayamazsa, kıvılcım büyüyüp farklı olaylara dönüşebilir. Şiddet davranışı gösteren öğrencilerin en büyük ortak noktası sevgi eksikliği oluyor.”

“Öğretmenine şiddet uygulayan öğrenciler genellikle duygusal olarak ihmal edilmiş, ilgi ve sevgi eksikliği yaşayan çocuklardır. Bu öğrenciler çoğunlukla evde sınır konulmamış ya da tam tersi, aşırı baskı görmüş bireylerdir. Sınır tanımayı, saygıyı ya da empatiyi öğrenememişlerdir. Davranışları öfke olarak görünse de, altında çoğu zaman görülme isteği, değersizlik duygusu ya da bastırılmış yalnızlık yatar. Şiddeti bir iletişim biçimi olarak kullanırlar çünkü başka türlü kendilerini ifade edemezler.”

"Bazı aileler 'başımızdan gitsin' düşüncesiyle okula gönderiyor"

“Bazı aileler çocuklarını sadece iyi bir eğitim alsın diye değil de başımızdan gitsin, lise mezunu olsun yeter diye öylesine okula gönderiyor.”

“…Velisinin kullandığı ifade şu: 'Siz bir şey yapmışsınızdır ki karşılığında da benim çocuğum size bunu yapmıştır.'' Diyorum, ben herhangi bir şey yapmadım. Varsa buyurun, öğrencilerin ifadeleri alınsın. Ortaya konulsun. Ona göre bir suçum varsa belirlensin. Benim bir suçum yok. Sizin çocuğunuz neden böyle bir şey yapıyor dediğimde herhangi bir sonuç alamadık… Ek olarak, ailelerin burada çok büyük etkisi var. Çünkü aileler okula şöyle bir tavırla geliyorlar. Bir şey olduysa, okulda öğrencinin ifadesi veliye karşı neyse muhakkak veli onu doğru kabul ediyor. “Benim çocuğum yalan söylemez,benim çocuğum doğrudur, benim çocuğum asla yapmaz.”

Yoksulluk, ailenin kültür seviyesi de davranışta etkili

Çalışmaya göre, ailelerin maddi olarak güçsüz olmaları sonucu çocukların temel istek ve ihtiyaçlarında yetersizliklere yol açıyor. Bu durum çocuğun okul ortamındaki davranışlarını olumsuz etkiliyor. Eğitim seviyesinin düşük ve iletişim becerilerinin zayıf olduğu ailelerin çocuklarında öğretmenlerin statüsü ve rolüne yönelik bilincin yetersiz olması, bu sebeple öğrencinin öğretmenine karşı sergilediği tavrın aile kurumu ile şekillenen toplumsal ve kültürel dinamiklerle son derece ilişkili. Eğitimciler bu durum yönelik şöyle konuşuyor:

“...İkincisi, ailenin ekonomik durumunun zayıf olması da öğrencilerimizin şiddete yönelmesine sebep oluyor.”

“…Biraz da eğitim seviyesinin düşük olduğu aile gruplarında bu davranışların ortaya çıktığını görüyoruz.”

Öğrencilerin içinde olduğu sosyal çevre saldırıda etkili

Öğretmenlere göre öğrencilerin şiddete yönelmesinde içinde bulundukları sosyal çevre önemli rol oynuyor. Eğitimciler, bazı çevrelerde saldırganlığın ve şiddetin giderek normalleştiğini, bunun da öğrenciler tarafından bir iletişim biçimi olarak görülmesine yol açabildiğini belirtiyor. Aile içinde şiddete tanıklık eden öğrencilerin ise suç eğilimli akran gruplarıyla daha yakın ilişki kurabildiği ve alkol veya madde kullanımı bulunan çevrelerle temas edebildiği ifade ediliyor. Eğitimcilerin bazı görüşleri şöyle:

“Birçok eksiklik var özellikle suçlu akran çevresinde yetişmiş olmaları, aile içi şiddete maruz kalmaları, şiddete tanık olmaları ve biraz da ruh sağlığıyla ilgili koşulların farklı olması bu problemi ortaya çıkarıyor... veya alkol veya uyuşturucu bağımlısı olması... öfke ve hoşgörüsüzlüklerini artırıyor.”

“…Evleri tabiri caizse kötü mahallelerde olan öğrenciler genelde şiddet olaylarında oluyorlar.”

“Bir öğrencinin öğretmenine gösterdiği davranış noktasında çocuklarda müthiş bir boşvermişlik var. Yani tamamıyla değersizlik hissi. Bir kere ahlaki yozlaşma, bir değersizlik hissi mevcut.”

Eğitim sisteminde de sorunlar var

Çalışma, mevcut eğitim politikalarının uygulanmasındaki aksaklıkların, disiplin kuralları sürecindeki yetersizliklerin, nitelikli-niteliksiz okul türlerinin ve zorunlu eğitimin okul içi şiddet tutumlarında önemli bir faktör olduğu ortaya koyuyor. Öğretmenler bu konuda düşüncelerini şöyle paylaşıyor:

“…Öğretmenin etkinliğinin zayıfladığı noktada elin kolunu bağlayanlar var. Dolayısıyla bizdeki o sistemin çalışmaması. Yani ortaöğretime geçerken ayrıştırılamayan okulların azlığı. Örnek veriyorum: şu anda LGS sisteminde en fazla 5-6-7 yanlıştan sonra zaten ölüm hattı. Ha, sizin sekiz yanlışınız var, ha, yirmi sekiz yanlışınız var. Artık çorbanın içindesiniz yani. Herhangi bir yerde. Niteliksiz okullarda okumak zorundasınız. Nitelikli okul sayısının az olması diyebiliriz aslında.280 puan almış çocukla 400 puan almış çocuğu aynı okula koyduğumuzda, aynı yere bakmıyorlar.Mecburen ya yanındakini dürtüyor, ya öteki tarafı, ya da anlatılanı anlamıyor. Otomatik olarak öğretmeniyle zıt düşüyor, ona bağırıyor, motivasyonunu da düşürüyor. Nitelikli okulların azlığı da bu şiddet konusu bağlamında önemli.”

“Eğitim sistemimiz. Eğitim sistemimiz öğrencilerdeki bu başarısızlığı, öğrencilere kazandırmamız gereken davranışı için eğitim politikalarımızı planlamıyor. Kazandırmadığı için de bunlar bu davranışı kazanmadan bir üst mertebeye geçiyor, bir üst sınıfa geçiyor. Oturmamış bir kişilik, oturmamış bir davranış biçimi zamanla bu tür şiddete evrilebiliyor.”

“Şiddetin oluşum sebeplerinden biri, nasıl olsa ceza almıyorum, nasıl olsa okuldan atılmam çok zor düşüncesi. Çocuklarımız okuldan atılmasını istemiyoruz ama yani yaptırımın yetersiz kalması şiddete yöneltiyor. Öğretmenime şiddet uyguladığında bana caydırıcı ceza verilmiyorsa, yeniden yaparım güvenine ve düşüncesine sahip olabiliyorlar.”

Gelecek endişesi de, akademik başasızlık da şiddette etkili

Araştırmaya göre, öğretmenlerine yönelen şiddet davranışlarının arka planında akademik başarısızlık, hedefsizlik ve mevcut eğitim sisteminden kaynaklı geleceğe karşı endişe de var. Öğretmenler yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“…Yaşadığım deneyimden yola çıkarak, öğretmenine karşı şiddet eğiliminde olan öğrenci denetimsiz bir özgürlüğe sahiptir. Kendisine olan dikkat çekme özelliği ve akademik başarısının olmaması, hedefin olmaması ve o güne kadar anne babaların hiçbir şekilde yaptıklarından dolayı çocuklarını eleştirmemeleri… Akademik olarak son derece yetersiz öğrencilerdir. Hedefi olmayan…”

“Bana şiddet uygulayan öğrenci, zaten disiplin problemleri olan bir öğrenciydi. Kılık kıyafet kurallarına uymayan, okulda tütün ve tütün mamulleri kullanan, bütün öğretmenlerinin söylediği şekliyle ifade ediyorum. Dersin akışını bozan, ders dinlemeyen, envanter getirmeyen. Akademik başarısı da düşüktü…”

Sistem öğretmeni yalnızlaştırıyor

Çalışmaya göre, eğitim sistemindeki yapısal sorunlar sınıf içi otoriteyi de doğrudan etkiliyor. Görüşmelerde yer alan öğretmenler, sistemin işleyişinin öğretmeni giderek daha yalnız ve güçsüz bir konuma ittiğini ifade ediyor. Bu durumun öğrencilerin öğretmeni daha sık test etmesine, tepkilerini ölçmeye çalışmasına, kurallara karşı gelmesine ya da hak etmedikleri notları talep etmesine yol açtığı belirtiliyor. Katılımcılara göre bu davranışlar bireysel tutumlardan çok eğitim sisteminin öğretmeni konumlandırma biçimiyle yakından ilişkili. Eğitimciler bu durumu şöyle ifade ediyor:

“Bana göre kuralların uygulamadaki gevşekliğinden kaynaklanıyor. Artık öğrencilerin bir suç işlediklerinde alabilecekleri disiplin cezaları o kadar minimum seviyeye indirildi ve öğretmenlerin üstüne çıktı ki hakları öğrenci öğretmenine şiddet uyguladığında olayın kapanabileceğini biliyor.”

“Öğrenciler bazen öğretmenlerini kendilerine karşıt bir görüş olarak görüp öğretmenlerini ders içerisinde küçük düşürmeye çalışıyorlar; bunu yaparken de arkadaşlarına bir üstünlük gösterdiklerini hayal ediyorlar.”

Sosyal medya ve dijital platformların etkisi nasıl?

Araştırmaya göre, öğrenciler arasındaki şiddetin arka planında sosyal medya ve dijital platformların etkisi de önemli bir yer tutuyor. Katılımcılar, sosyal medyanın kontrolsüz kullanımının sadece bir eğlence aracı olmadığını, aynı zamanda saldırgan davranışları besleyebildiğini belirtiyor. Okul ve sosyal çevrede karşılık bulamayan bazı öğrencilerin dijital ortamda yeni kimlikler ve aidiyet alanları oluşturarak güç arayışına girdikleri ifade ediliyor. Şiddet içeriklerinin, argo ve zorbalığın normalleşmesi ile mafya ve silah gibi unsurların cazip biçimde sunulması da öğrencilerin davranışlarını olumsuz etkileyen faktörler arasında gösteriliyor. Ayrıca dijital dünyadaki yaşam ile gerçek hayat arasındaki farkın bazı öğrencilerde yetersizlik hissini ve öfkeyi artırabildiği vurgulanıyor. Araştırmaya katılan öğretmenlerin bu konudaki ifadeleri şöyle:

“Sosyal medyanın bilinçsizce kullanılmasını ilk sıraya koyarım. Ailelerin çocuklarını kontrol edememesini ise ikinci sıraya koyarım. Sosyal medyada şiddete ve gayri ahlaki durumlara yönelik aşırı kontrolsüz bir yayılımın olması, ayrıca çocukların telefonlarında şifrenin bulunması, ailelerin onları kontrol edememesi, renkli zengin diziler, genç erkek ve bayanların özendirilen imkânsız hayatları, şirketler, evin içinde ayakkabılarla dolaşılması, aşırı para harcamaları, lüks hayatlar, yatlar, katlar, bunları gören çocukların içinde bulundukları duruma uyum sağlayamıyorlar.”

Öğretmenler şiddet karşısında hangi yollara başvuruyor?

Öte yandan öğretmenler, öğrencilerden gördükleri şiddet karşısında hem bireysel tutumları hem de kurumsal sorumlulukları arasında denge kurmaya çalışıyor. Öğretmenlerin en sık başvurduğu yöntemlerin başında disiplin süreci başlatmak geliyor. Bunun yanında, öğrencilerle birebir iletişim kurma, nasihat ederek sorunu çözmeye çalışma, veliyi okula çağırma ve öğrenciyi rehberlik servisine yönlendirme de sık kullanılan yöntemler arasında yer alıyor.

Bazı öğretmenler ise kriz anında duygusal kontrolü korumanın önemine dikkat çekerken, okullarda güvenlik personeli eksikliğinin de önemli bir sorun olduğunu vurguluyor. Bulgular, öğretmenlerin şiddet durumlarında yalnızca eğitim veren kişiler değil, aynı zamanda kriz yöneten ve öğrencilere rehberlik eden aktörler olarak da rol üstlendiğini gösteriyor. Bu konuda eğitimcilerin görüşlerinden bazıları şöyle:

“Eski sistemde bundan seneler önce öğrencinin şiddet davranışına öğretmenler karşılık verebiliyordu. Ama yeni sistemde artık öğretmenin elinden her hak alındığı ve öğrenciye asla karşılık veremediği için öğrenciyi direkt disipline gönderiyoruz.”

“Çocuğu sakinleştiririm. Dinlerim. Başka bir öğretmene yönelik bir şiddet ise, öğretmeni dinlerim. Yasal yollara başvurmadan önce çocuğun güvenilir bir hakem olduğuma inanmasını sağlarım. Hemen cezalandırmam, onu anlamaya çalışırım. Çünkü o şiddetin altında belki çocuk evden aç geldi, belki uyumadan geldi, belki annesi ve babası kavga etti, belki sokakta yattı, belki gece 12'ye kadar bir yerde çalıştı, sonra okula geldi…”

Öğretmenler kriz yönetimi de üstleniyor

Çalışmaya göre öğretmenler okulda şiddetle mücadelede yalnızca eğitim veren kişiler değil, aynı zamanda rehberlik ve kriz yönetimi rolünü de üstleniyor. Katılımcıların çoğunluğu, öğrencilerle empati kurma, değerler eğitimi verme ve nasihat yoluyla şiddeti önlemeye çalıştıklarını belirtiyor. Bunun yanında öğretmenler, öğrencilerle ilişkilerinde mesafeyi koruyarak sakin kalmayı da bir strateji olarak benimsiyor.

Öğretmenler ayrıca rehberlik servisiyle iş birliği yapmanın ve okul-aile-veli koordinasyonunun önemine dikkat çekiyor. Disiplin yönetmeliklerinin uygulanması ve öğrencileri olumsuz davranışlardan uzak tutmak için sosyal etkinliklerin artırılması da şiddetle mücadelede öne çıkan yöntemler arasında gösteriliyor.

“Benim için öğretmenlik sadece ders anlatmak değil, aynı zamanda bir rehberlik ve model olma görevidir. Şiddetle mücadelede öğretmen, öğrenciye sınırları öğretmekle kalmaz, aynı zamanda ona saygıyı, empatiyi ve çözüm yollarını da gösterir…”

Öğretmenler, tiyatro gösterileri, okul dergisi çalışmaları, sanayi gezileri, bilgi yarışmaları ve atölye etkinlikleri gibi faaliyetlerin öğrencilerin kendilerini değerli hissetmelerini sağladığını belirtiyor.

“Şiddet davranışında bulunmuş veya gönüllü olan öğrenciler değer görsün, kendi farkındalıklarına varsınlar” niyetiyle onları sosyalleştirmek için tiyatro gösterisi hazırlıyoruz. Her sene devlet tiyatrosunda gösterim oluyor. Okul yazarlık dergisi çıkarıyoruz. Ancak bunlar yetersiz; daha farklı programlar uygulamalıyız.”

“Sanayi gezileri, tiyatro, bilgi yarışmaları gibi etkinlikler yapıyoruz”

Okul- aile birliği etkinliği yetersiz, veli toplantıya gelmiyor

Araştırmaya katılan öğretmenlerin tamamı, ortaöğretimde okul-aile birliklerinin yeterince etkili çalışmadığını belirtiyor. Öğretmenlere göre bu yapı çoğu zaman yalnızca ekonomik işlevle sınırlı kalıyor ve velilerin şiddetle mücadelede aktif rol almasını sağlayamıyor.Eğitimciler, veli toplantılarına katılımın da oldukça düşük olduğunu ve bu nedenle okul-aile birliklerinin çoğu zaman kağıt üzerinde kaldığını ifade ediyor. Öğretmenler, öğrencilerin şiddet davranışlarının büyük ölçüde ailede öğrenilen değerlerle şekillendiğini vurgulayarak, okul-aile birliklerinin daha aktif hale getirilmesi ve çeşitli etkinliklerle güçlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Bu konuda bazı görüşler şöyle:

“Neredeyse hiçbir okulda hiçbir okul-aile birliğinin hükmü yok. İlkokulda öğrenciyle çok yakından ilgileniyor mesela. Sonra yavaş yavaş azalarak liseye geliyor öğrenci. Okul-aile birliği bir yana, 20 öğrencili sınıfta iki veli geliyor toplantıya. Toplantı oluyor; bazı sınıfların velisi gelmiyor. 4 yıl boyunca öğrenci burada okuyor, mezun oluyor ama biz hiç veli görmemişiz.”

“Sendikaların siyasallaşması mücadeleyi zorlaştırıyor”

Araştırmaya katılan öğretmenler, eğitim sendikalarının öğretmenlere yönelik şiddet olaylarında yeterince etkili rol oynamadığını düşünüyor. Katılımcılara göre sendikalar öğretmen haklarını savunmada yetersiz kalıyor ve çoğu zaman olaylardan sonra sınırlı tepkiler veriyor.

Öğretmenler ayrıca sendikaların siyasallaşmasının ve görevlerinden uzaklaşmasının etkili bir mücadeleyi zorlaştırdığını ifade ediyor. Sendikaların çoğunlukla sınırlı hukuki destek sunduğu ve yasal süreçlerde güçlü bir tutum sergilemediği belirtilirken, bu durumun öğretmenlerin kendilerini yeterince korunmuş hissetmemesine yol açtığı vurgulanıyor.

“Herhangi bir sendikanın şiddetle mücadele ettiğini düşünmüyorum ve bu durumda rolleri de yoktur. Sendikalar, öğretmen bir olay yaşarsa ve öğretmen sendikasına başvurursa, avukat gönderirler ve şiddet yaşanan okul önünde basın açıklaması yaparlar. Bu bir mücadele değildir, öğretmenin haklarını korumak veya engelleyici bir davranış biçimi değildir.”

“Devlet kurumlarının yaklaşımı daha çok olaya dayalı”

Öğretmenlerin büyük bölümü öğretmenlere yönelik şiddetle mücadelede kurumlar arasında yeterli koordinasyon olmadığını belirtiyor. Öğretmenlere göre, Milli Eğitim Bakanlığı, il, ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri, yerel yönetimler, emniyet, sosyal hizmetler ve dernekler, diğer kurumlar, çoğu zaman koordinesiz, parçalı ve olay sonrası müdahalelere dayalı bir yaklaşım izliyor.

Eğitimciler, önleyici mekanizmaların yeterince işletilmediğini ve bazı disiplin düzenlemelerinin öğretmen otoritesini zayıflattığını ifade ediyor. Öğretmenlere göre şiddetle mücadelede yalnızca eğitim kurumlarının değil, farklı bakanlık ve kamu kurumlarının da sürece daha etkin şekilde dahil olması gerekiyor. Eğitimcilerin görüşleri şöyle dile getiriyor:

“Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrenci suçlarına karşı cezaları giderek hafifliyor özellikle öğretmenlere yönelik şiddet, öğretmenlere yönelik hakaret, saygısızlık noktasında cezaların hem az olması hem de bazı noktalarda ilçe Millî Eğitimin disiplin kurulundan ya da il milli eğitimin disiplin kurulundan okul yönetiminin verdiği cezanın iptal edilmesi yönünde uygulamalar oluyor.”

“Okulda şiddetle mücadelede ilgili kurum ve kuruluşların mevcut durumunu maalesef yetersiz buluyorum. Millî Eğitim Bakanlığı, rehberlik servisleri, sosyal hizmetler, emniyet ve sağlık kuruluşları arasındaki işbirliği ne yazık ki istenilen düzeyde değil. Her kurum kendi sınırları içinde hareket ediyor ve bu da sorunların çözümünü zorlaştırıyor. Bu alanda daha aktif, hızlı müdahaleler gerekiyor. Özellikle sosyal hizmetler ve rehberlik birimleri, risk altındaki öğrencilerle daha yakın çalışmalı; emniyet birimleri ise okul çevresinde güvenliği sağlamak için daha görünür ve etkili olmalı.”

“Bizde eğitimin sorunlarının yüzde 99'u sistem kaynaklı. Bu sistemin değişmesi lazım. Akıllı, bilimsel, laik, çağdaş bir sistem getirilecek.”

“Bakanlık öğretmeni yalnız bırakıyor”

Eğitimciler, Millî Eğitim Bakanlığı’nın şiddet olaylarında öğretmene destek olmadığını ve gerek hukuki gerek psikolojik olarak kurumsal yalnızlığa bırakıldığını söylüyor. Çalışmaya göre, öğretmenler şiddet ve saldırganlık davranışları karşısında belirli stratejiler geliştirse de, mevcut kurumsal ve hukuki düzenlemelerin eksik veya yetersiz desteği bu stratejilerin etkisini sınırlıyor.

Öğretmenler, müdürler ne istiyor? Öneriler neler?

Eğitimcilere göre bu sorun, Millî Eğitim Bakanlığı, emniyet, aile, sosyal hizmetler ve yerel yönetimler gibi kurumların birlikte hareket ettiği bütüncül bir politika ile ele alınmalı.

Öğretmenler özellikle rehberlik hizmetlerinin ve Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nin (RAM) daha aktif çalışması gerektiğini vurgularken, şiddet eğiliminin kriz anından önce tespit edilmesi için erken müdahale mekanizmalarının güçlendirilmesini öneriyor. Okullarda güvenlik görevlisi ve okul polisi gibi uygulamaların artırılması da öğretmenler tarafından önleyici bir adım olarak görülüyor.

Katılımcılar ayrıca öğrencilerdeki şiddet davranışlarının çoğu zaman aile yapısıyla bağlantılı olduğunu belirterek Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın aile odaklı önleyici programlar geliştirmesi gerektiğini ifade ediyor. Öğretmenlere göre aile içi sorunların erken tespiti ve ailelerle kurulacak güçlü iletişim şiddetin azaltılmasında önemli rol oynayabilir.

Millî Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere ilgili paydaş kurumların koordinasyon içinde politikalar geliştirmesi, rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, disiplin süreçlerinin adaletli biçimde işletilmesi, ailelerin bilinçlendirilerek ailelere yönelik uygulamalar yürütülmesi, dijital kültürün düzenlenmesi ve okullardaki güvenlik açıklarının kapatılması gerekiyor.

Araştırmaya katılan öğretmenlerin çoğu, okul yönetiminin şiddet olaylarında öğretmeni yalnız bırakmaması ve süreci etkin şekilde koordine etmesi gerektiğini vurguluyor. Öğretmenler yönetimin desteğinin mesleki güvenlik ve otoritenin korunması açısından önemli olduğunu belirtiyor.

Katılımcılara göre okul yönetiminin daha etkili disiplin süreçleri yürütmesi ve caydırıcı yaptırımlar uygulaması, okul iklimini olumlu yönde etkileyebilir. Ancak bazı öğretmenler, yöneticilerin yetkilerinin sistem tarafından sınırlı olduğunu ve sorunun yalnızca okul içinde değil, eğitim sistemindeki yapısal sorunlarla birlikte ele alınması gerektiğini ifade ediyor.

Öğretmenler ayrıca disiplin süreçlerinin öğrencinin sosyal koşulları ve geleceği de gözetilerek pedagojik bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini belirtiyor.

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.