Adı var, kendisi yok: Silivri’de absürd bir ‘casusluk’ davası
MELİKE CEYHAN | Gazeteci Merdan Yanardağ’ın 197 gündür tutuklu yargılandığı “siyasal casusluk” davasının ilk duruşması, absürtlüklerle hukuk tarihine geçti. Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan’ın da sanık sandalyesinde olduğu dosyada, casusluk suçlamasına dayanak olarak 112’ye gelen isimsiz bir ihbarın gösterilmesi, kamuya açık internet verilerinin “gizli bilgi” sayılması ve davanın asıl amacının Tele1’e el koymak olduğu savunmaları duruşmaya damga vurdu.
MELİKE CEYHAN
Podcasti dinlemek için tıklayınız
Gazeteci Merdan Yanardağ’ın tutukluluğunun üzerinden 197 gün geçtikten sonra görülen "siyasal casusluk" davasının ilk duruşması, hukuk tarihine geçecek nitelikteki iddialarla Silivri’de yapıldı. Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Hüseyin Gün’ün de sanık olduğu dosyada somut delil eksikliği ve iddianamedeki absürtlükler damga vurdu.
Bundan tam 197 gün önce gazeteci Merdan Yanardağ gözaltına alınarak tutuklandı… O günden bu yana Silivri’de, cezaevinde. Gerekçesi ise siyasal casusluk. Aynı dosyada İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, kampanya direktörü Necati Özkan ve Hüseyin Gün de var… 4 isme 15’er yıldan 20 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Davanın ilk duruşması Silivri’de 25. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Duruşmayı yerinde takip eden gazetecilere sorduk…
Murat Taylan: "Casusluğun adı var, bilgisi yok"
Görüşüne başvurduğumuz ilk isim Murat Taylan… Zira kendisi uzun yıllar Merdan Yanardağ’la birlikte çalıştı… Aynı zamanda Tele1’in kurucularından biri… Taylan’a göre; 162 sayfalık iddianamede casusluk iddiasına dair tek bir somut delil yok. Murat Taylan davadaki durumu şöyle aktarıyor:
"Merdan Yanardağ'dan da, Ekrem İmamoğlu'ndan da, Necati Özkan'dan da ve gördüğüm kadarıyla asıl casus diye tanımladıkları Hüseyin Gün'den de casus çıkarabilirler mi? Mümkün değil. Ortadaki iddianamede bu anlamda herhangi bir bilgi ya da belge yok. Casusluk iddiası da yok aslında. Casusluğun adı var. Çünkü bu iddianamede Türk Ceza Kanunu'na göre casuslukla suçlayacağınız kişinin hangi devletin hangi gizli bilgisini ele geçirdiğini de tanımlamanız lazım. Dolayısıyla hangi bilgi belli değil. Ne zaman elde edilmiş, kim elde etmiş, kime vermiş, hangi devlete servis etmiş belli değil. Dolayısıyla ortada casusluk yok aslında. Yani, olmayan bir casusluğa iddianame casusluk demiş. Aslında hikâyemiz bu."
"Askıda ekmek alan hırsız olur mu?"
"Onu Hüseyin Gün’ün bu askıda ekmek örneği çok güzel anlatıyor aslında. Diyor ki askıda ekmek olan bir fırına girip orada askıdan ekmek alan, dolayısıyla ücretsiz halka dağıtılan ekmeklerden alan birine hırsız diyebilir misiniz? Şimdi internette açık herkesin erişebileceği bilgilerin toparlanması, bununla bir analiz, sosyal medya analizi yapılması sonrasında devletin gizli bilgileri yok diyor. Devletin gizli bilgileri yok yani. Bunlar herkese açık bilgiler. İnternet kullanan ve interneti kullanmayı bilen herkesin erişebileceği bilgilerden bahsediyoruz. 8-9 yıldır birlikte çalıştığım Merdan Yanardağ, öncesinde de yani Tele 1'de birlikte çalıştığımız ve öncesinde de tanıdığım Merdan Yanardağ'dan bu davada değil, herhangi bir davada casus çıkartamazsınız."
MİT’in tespit edemediğini savcı mı tespit etti?
"Ekrem İmamoğlu az önce, çok net, ‘Burada bir suç işleniyor, yani bu ülkenin Milli İstihbarat Teşkilatı'nın tespit edemediği casusları, savcılar mı tespit etmiş?’ dedi. Yani savcı neye dayanarak bu tespiti yapmış? Savcının bu bilgisi nereden geliyor? Müktesebatı buna yetiyor mu bir casus olduğunu tespit etmeye? Hangi bilginin devlet bilgisi olduğunu, gizli bilgi olduğunu ayırt etmeye? Savcı yetiyor mu? Ve Milli İstihbarat Teşkilatı gibi bir teşkilatın casusluğa karşı koyma anlamında yürüttüğü faaliyetlerin ötesinde, 112'ye gelen bir telefonla siz casus yakalayacaksınız."
"Seçimleri kazanınca casus olduğu mu akla geldi?"
"Ve üstelik yakaladığınız casus da, bu arada dikkatinizi çekerim, biz 'Merdan Yanardağ gazeteci, sosyalist olarak asla casuslukla bağdaştıramayız, yan yana adlarını anamayız' diyoruz da, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, yani adam devletin en önemli kamu kurumlarından birinde belediye başkanı. Ve siz ona casus diyorsunuz. Yani Milli İstihbarat Teşkilatı demiyor. Bu ülkenin herhangi bir millî güvenlik şeyinde böyle bir kayıt geçmiyor. Bunun üzerinden bir tedbir söz konusu değil. Nitekim girdiği seçimleri kazanıyor. 2019'da casusluk faaliyetiyle suçlanıyor ya, 2019'dan sonra seçimleri iptal ettirmek üzere, seçimleri bir zarfa giren dört oydan birini iptal ederken, oyları çaldılar diyorlar ama mesela casus demiyorlar. Daha sonrasında 800 bin oy fark oluyor. Sonra bir daha seçim oluyor ve Ekrem İmamoğlu bir kez daha kazanıyor. Yani Türkiye'de Ekrem İmamoğlu'na karşı en keskin ve en sert siyasetin yapıldığı dönemde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde, işte kaçtı 500 müydü, 5000 miydi PKK'lı çalıştırıyor diye İçişleri Bakanlığı tarafından toplum önünde hedef edildiği zamanlarda bile kimsenin aklına casusluk gelmedi. Casus demediler, demedi kimse Ekrem İmamoğlu'na. Şimdi bir anda, yani belediye başkanlığı seçiminden sonra ve Cumhurbaşkanı adayı olduktan sonra, kala kala anladığım kadarıyla tek bir casusluk kalmış."
"İddianame değil çöp: Siyaset yapmak suç sayılıyor"
"Bunu yandaş medya üzerinden şey yapacakları, nedir o? Toplum önünde provoke edebilecekleri, büyütebilecekleri, bir algı operasyonu olarak yürütebileceklerini düşündükleri bir dosya haline getirmişler ama dosyada bir şey yok. Bari bir şey koyun da. Hani olmadığını ispatlasınlar. Yani bir şey yok ki. Hakikaten ben şimdi, bu dava 2-3 gün sürecek, 4 gün sürecek bilmiyorum. Mahkeme 5 gün planlamış. Niye bir günden fazla sürsün anlamadım. Aslında bir günden fazla sürmemeli ama doğal olarak Hüseyin Gün 313 gündür; Merdan Yanardağ ise 210 güne yakın cezaevinde. Hüseyin Gün daha önce alınmıştı; Haziran'da alınmıştı. Söylemek istedikleri var tabii. Doğal olarak savunmalar uzuyor. Ama bu iddianameye ilişkin söylenecek bir şey yok. Ekrem İmamoğlu 2 saat savunma yaptı. Yani ifade verdi. Ama iddianame ilişkinin konuştukları bölüm 5 dakikayla sınırlıydı. Yani, onun dışındaki çünkü iddianameye dair söylenecek bir şey yok, dedi. Salladı ve bu çöp dedi. Buna dair söyleyeceğim hiçbir şey yok. Çünkü bu iddianame 159. sayfası son sayfasında siyaset yapmayı suç sayan, İstanbul'da seçimleri kazanma faaliyetini suç olarak gören bir iddianame. Yani, esas olarak bununla suçlanıyorum, diyor. Hani bunun için casusluk yaptığım söyleniyor. Amacım İstanbul seçimlerini kazanmak. Türkiye'de siyaset yapmanın ve seçim kazanmanın suç olarak tanımlandığı bir iddianameyi konuşuyoruz. Dolayısıyla dediğim gibi casusluk üzerine savunmalarla bitse, eğer 4 kişi bunun üzerine savunma yapsalar, bu davanın bana göre 1-2 saat sürüp bitmesi lazım."
Musa Özuğurlu: "Soruşturmanın dayanağı 112 ihbarı"
İddianamede ne bir istihbarat raporu var ne de teknik bir takip. Kamuya açık verilerin yorumlanması suç olarak kabul edilmiş. Peki soruşturma nasıl başladı, nasıl davaya dönüştü… Hangi konu iddianameye dayanak yapıldı? O detayları Gazeteci Musa Özuğurlu anlattı:
"Merdan Yanardağ'ın casuslukla suçlanmasının dayanağı Merdan Yanardağ'la ilişkisi olduğu düşünülen Hüseyin Gün'ün, manevi annem dediği bir hanımefendinin öz oğlunun Hüseyin Gün hakkında iddiada bulunması. Yani 112'yi arıyor ve diyor ki bu kişi casusluk yapmaktadır. Hüseyin Gün bunun üzerine başlatılan incelemesi arasında bakılıyor ve Hüseyin Gün'ün bir şekilde bir zaman Merdan Yanardağ'la yazıştığı; ikincisi yine bir zaman Ekrem İmamoğlu'nu, yine bahsedilen hanımefendi Seher ismiyle onunla birlikte Ekrem İmamoğlu'nu ziyaret ettiği, dolayısıyla görüştüğü; ve yine bir kez Necati Özkan'ın medya yöneticisiydi, Necati Özkan'ı da ziyaret ettiği... Şimdi bu görüşmelerden bir ilişki ağı olduğu iddia ediliyor. Tabii, kendisine yönelik olarak yapılan ihbar casusluk olduğu için casusluk soruşturması yapılıyor. Ve bu kişiye casus olduğu iddiası yöneltiliyor. Keza, Merdan Yanardağ'a, Necati Özkan'a ve Ekrem İmamoğlu'na da aynı iddia yöneltiliyor."
Savcının kanaati: "Devlet yok ama casusluk Var"
"Fakat ortada somut bir şey var mı? Somut bir şey yok. Şöyle savcının iddianamesine baktığımız zaman her ne kadar diyor ortada kendisi adına casusluk yapıldığı iddia edilecek bir devlet ortada yoksa da casusluk suçunun işlendiğine kanaat getirilmiştir diyor. İkincisi ise yine Hüseyin Gün'ün tabii savcılığa verdiği birtakım ifadeler var. Önce Hüseyin Gün'ün itirafçı olduğu iddia edilmişti. Ben de o konuda yanılmışım. Fakat Hüseyin Gün aslında bir itirafçı değil. Ve savcılık ifadelerinde de casusluk suçu işlediğine yönelik olarak kendisine yöneltilen tüm iddiaları reddediyor. Dolayısıyla Hüseyin Gün böyle bir suçu işlediğine dair kendisine yöneltilen iddiaları kesinlikle reddediyor. Böylece savcının kendisine başvurduğu kişi aslında savcıyı doğrulamıyor. Yani savcının casusluk suçu işlenmiştir kanaatini oluşturmasına yönelik bir ifadesi yok. Savcı böylece bir taraftan hem iddianın kendisine yöneltildiği kişi hem de diğerlerinin de tabi verdikleri ifadeler var. Yani Merdan Yenardağ'ın da Necati Özkan'ın da verdiği ifadeler var. Bunları da reddetmesine rağmen ortada bir suç vardır diyerek bu davayı mahkemeye sunuyor. Mahkeme de savcının bu kanaatini yeterli bularak bu davayı açıyor. Ve dolayısıyla şu anda hakim karşısındalar. Şimdi burada yapılması gereken tespit bence şu. Bütün bu dava sadece Hüseyin Gün'ün ifadeleri üzerine kurulan bir dava. Çatısı bunun üzerine kurulmuş durumda. Yoksa Merdan Yanardağ'ın, Ekrem İmamoğlu'nun ya da Necati Özkan'ın herhangi bir ifadeleri ya da bir itirafları söz konusu değil. Kaldı ki Hüseyin Gün'ün de itirafı söz konusu değil ama savcının bütün iddiası Hüseyin Gün'ün söyledikleri üzerine. Dolayısıyla bir kişinin bir iddiası üzerinden ve aynı zamanda yapmış olduğu görüşmelerden yola çıkılarak açılmış olan bir davadan bahsediyoruz."
Tele 1 neden hedefte?
Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınmasından hemen sonra kanala kayyum atanmıştı. Kanal şimdi de 28 milyona TMSF tarafından satışa çıkarıldı. 17 Haziran’da ihalesi yapılacak… Gazeteci Musa Özuğurlu, Merdan Yanardağ ve Tele1’in neden hedefe konulduğu sorusunun cevabını da veriyor:
"Merdan Yenardağ uzun zamandır zaten hedefte olan birisiydi. Ve bir şekilde Merdan Yenardağ ve Türkiye'de çok önemli muhalefet odaklarından birisi olan, platformlarından birisi olan kanalını bir şekilde susturmak istediler. Çünkü Tele 1'e baktığımız zaman belli bir kesime hitap eden ve belli bir etki oluşturan bir kanal olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Merdan Yenardağ'ın böyle bir şeyle suçlanması gerekirdi ki Tele 1 susturulabilsin. Şuna baktığımız zaman mesela MASAK mesela devreye girmeliydi böyle bir takım şeylerde. Çünkü ya susuk suçlamasından bahsediyorsak ya da herhangi bir suçlamadan bahsediyorsak, bunun maddi temellerinin ve maddi ilişkisinin de olması gerekir. Ama biz aynı zamanda şunu da biliyoruz: Tele 1'e defalarca maliyeciler gitti. Yani, maliye açısından Tele 1 defalarca incelemeye alındı, ancak herhangi bir şey bulunamadı. Dolayısıyla ne yapmaları gerekiyordu? Yani Tele 1'e mali bir suç isnat edemezlerdi."
"Casusluktan daha uygun suçlama yok"
"Bu nedenle çok geçerliliği olan ve uzun bir süre Merdan Yenardağ'ı içeride tutabilecekleri ve kamuoyunda önemli bir şey yaratacak, tartışma yaratacak bir suçlama yöneltmeleri gerekiyordu. Casusluktan daha uygun bir şey de yok. Üstelik biraz da soyut bir şeyden bahsediyoruz biz. Yani herhangi birinin yaptığı bir faaliyet casusluğa sokulabilir. Yani sizin yaptığınız bir faaliyetle yarın x bir yabancı gazeteciyle görüştüğünüz anda, karşıdakinin casus olduğu iddiasıyla sizin de bu suça bilerek ya da bilmeyerek iştirak ettiğiniz iddia edilebilir. Bu çok basit ve çok kolay aynı zamanda. Dolayısıyla böyle bir suçlamayla ilgili de yani üst perdeden bir suçlama olmalıydı ki Tele1’e el konulabilsin. Merdan Yenardağ beraat ettiği zaman zaten böyle bir şeyin olmadığı ortaya çıkacak. Ama olan yıllar içerisinde bin bir zorlukla geliştirip büyüttüğü kendi kanalına olacak. Türkiye çok önemli bir tartışma platformunu kaybetmiş olacak. Yani bunun da geriye dönüşü yok maalesef. Elbette yeni birtakım girişimler olabilir. Ama geri dönüşü çok zor çünkü önemli bir maddi kaynak gerektiriyor. Ve tam da suçladıkları bu cansusluk vesaire faaliyetleri olmadığı için de Merdan Yenardağ'ın herhangi bir maddi kaynağı da yok. Dolayısıyla çok büyük zarar verdiler, evet. Ama Merdan Yenardağ'ın isminin kirlenmesi bence mümkün değil. Çünkü zaten kamuoyu Merdan Yenardağ'ı tanıyor. Kaldı ki, Merdan Yenardağ herhangi bir iş insanı falan değil, bir gazeteci. Ve doğal olarak da bunu başka televizyonlarda olabilirdi, ama sahibi olduğu bir kanal ya da işte oğlunun adına kanal ama yöneticisi olduğu, yayın yönetmeni olduğu bir kanal üzerinden yapıyordu. Ve her akşam bunu çok açık bir şekilde canlı yayında milyonlara hitap ederek yapıyordu. Dolayısıyla Merdan Yenardağ'ın halk vicdanında herhangi bir şekilde mahkûm olacağını ya da imajının zedeleneceğini düşünmüyorum. Kaldı ki şu ana kadar bu davanın kamuoyunda çok da inandırıcı bulunmaması da bunun bir göstergesi."
Timur Soykan: "İddianame tel tel dökülüyor"
Merdan Yanardağ savunmasında iddianameyi sert sözlerle eleştirdi. "Bu iddianamenin kafası soğuk savaş kafasıdır" dedi. Dosyada yer alan suçlamaların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savundu… Davayı takip eden gazeteciler de benzer görüşleri paylaşıyor… Timur Soykan’a göre; iddianame tel tel dökülüyor:
"Bir mücadeleye adamış, bunun için kitaplar yazmış. Bütün gazetecilik mesleğinde bunun üzerine kurgulamış bir kişiyi casusla suçlarsanız, buna kimse inanmaz. Kargalar bile güler gerçekten. Duruşması olanı da o halde. Bugün yargılaması başladı. O davada görüyoruz ki ne bir tanık var bu anlamda. İtirafçı Hüseyin Gün de itirafçı olmadığını, casus olmadığını, kendisine ve hiç kimseye casus diye iftira atmadığını, bu üç insanın da davada diğer yargılanan üç insanın da casus olduğunu yönelik bir beyanı olmadığını çok açık bir şekilde ifade ediyor. Yani, bu çok kasıtlı bir siyasi dava. Kasıtlı siyasi davada da Ekrem İmamoğlu'na, Necati Özkan'a, Merdan Yanardağ'a ağır bir suç bulalım demişler. Ağır bir suç bulmak için de casus diye bir iddianame yazmışlar. Bu çok net görünüyor ki. Bunun sonuçları da şu oluyor. Bunu hiçbir şekilde delillendiremiyorsunuz. Hiçbir şekilde buna bir dayanak bulamıyorsunuz. Duruşmada da bu iddialar ve bu iddianame tel tel dökülüyor."
Hüseyin Gün'ün Fuat Oktay imzalı belgesi
"Bunun örnekleri ne? Hüseyin Gün demişti ki bana belli veriler verildi. O verileri de yurt dışındaki şirketime gönderdim demişti. Bu bir casus faaliyeti gibi adlandırılmıştı. Bu diyor ki ben sosyal medya analizi yapan bir algoritma geliştirdim. Bu algoritmayı kullanıyordum. Bunu seçime 12 gün kadar onlara teklif ettim. Onunla da ilgili bir rapor hazırladım. O raporu da gönderiyordum Necati Özkan'a ama bir casus faaliyetinden falan bahsetmiyor. Aksine diyor ki ben devlete çalışıyorum yurt dışında diyor. Bir yetki belgesini ortaya koyuyor. O dönemki başbakanlık müsteşarı Fuat Oktay'ın kendisine verdiği bir yetki belgesi var. Fethullahçıların tespit edilmesine dair yurt dışında. Şimdi bunlar ortaya konuluyor. Yani baktığınızda hiçbir yerden hiçbir kanıt yok. Hiçbir somut delil yok. Ama 16 milyonluk bir kentin belediye başkanını casus diye suçlayamayacağınız bir absürtlük söz konusu. Onun için şimdi Necati Özkan da Hüseyin Gün'e sorular sordu. Ekrem İmamoğlu'un avukatları da sordu."
"İtibarsızlaştırma operasyonu ve absürtlük"
"Görüyoruz ki yani iddianamedeki hiçbir iddianın temeli yok. Aksine, Hüseyin Gün'ün ilk ifadesi alınan ve bu davada itkin pişmanlık olarak adlandırılan Hüseyin Gün'ün bu konuda bir iddiası bile yok. İşte şimdi duruşmada Ekrem İmamoğlu da bu savunmaya yakın bir kopuş savunması yaptı. Yani bu suçlamanın ne kadar saçma olduğunu anlatan, bunu asla kabul etmediğini, aslında bu yargılamayı da o anlamıyla tanımadığını ortaya koyan, yani buna tepki gösteren bir savunma yaptı. Davanın tamamen siyasi bir dava olduğunu ifade etti. Hüseyin Gün de aynı şekilde göz önünde dediğim gibi herhangi bir verinin kendisine verilmediğini, bu verinin bir casus verisi olmadığını, açık kaynak verisi olduğunu ifade etti. Ama işte buradaki mesele şu: İnsanları böyle itibarsızlaştırıyorsunuz, böyle karalıyorsunuz, bu kadar ağır ithamlar yöneltiyorsunuz. Ama ortada ne bir casus faaliyeti tanımlayabiliyorsunuz, ne bir casus tanımlayabiliyorsunuz, ne bir istihbarat örgütü ortaya koyabiliyorsunuz, ne de o istihbarat örgütüne giden bir veri ortaya koyabiliyorsunuz. Ve bütün bunları ortaya koymadığınızda da işte böyle bir absürtlük yaşanıyor."
Tele 1'i yok etme taarruzu
"Tele 1’e el koymak için yaptılar. Sonuçta Merdan Yanardağ gözaltındayken, ifadesi bile alınmamışken geldiler kanala; ana haber bülteni sırasında kayyum atadılar. Yani, ifade bile ortada yoktu. Aynı şekilde baktığınızda, süreci incelediğinizde şimdi kelepir fiyata satışı da çıkarttılar. Tele 1’i, yani bir medyayı, nasıl yok edebileceklerinin hareketini yaptılar, taarruzunu yaptılar yani. Bu çok net. Merdan Yanardağ da o kanalın bel kemiğiydi. Onu da içeri atmaları, susturmaları gerekiyordu. Bir gazeteciyi susturmak onlar için çok önemli. Merdan Yanardağ'ı da bu nedenle içeri attılar. Hatta Hüseyin Gün ifadesinde, duruşmanın sonunda, "Merdan Yanardağ'ı yönlendirmek mümkün değil. Böyle bir şey olması mümkün değil. Benim o bağış yaptığım para, Tele1'e bağışla dönen bir kanal. Tele1’e yaptığım bağış, elektrik faturasını bile ödemez o kanalın, ödemez" dedi. Sanki Merdan Yanardağ'dan bir casus var etmiş, ona bir talimat veriyormuş, onu yönlendiriyormuş. Bu iddiaların hiçbirini kabul etmedi. Sonra saçmalık olduğunu da ifade etti duruşmada. Ama Merdan abi de aylardır cezaevinde. Bin bir emek verdiği Tele 1 şu an satışa çıkartılmış. Kayyum tarafından yönetiliyor. Yani hukuksuzluğun bir röntgeni çekiliyor duruşmada. Bu da hepimizin gözleri önünde oluyor."
İlhan Cihaner: "Karikatürize edilmiş bir kumpas davası"
CHP eski vekillerinden Parti Meclis Üyesi İlhan Cihaner Silivri’de duruşmayı takip eden isimlerden biriydi… Mahkeme salonundan ayrılırken bu davayı Türkiye tarihinin en karikatürize edilmiş davalarından biri olarak tanımladı…. Cihaner’e göre; amaç hem İmamoğlu’na yedek bir tutuklama hem de Tele1’e el koymak, Merdan Yanardağ’ı susturmak:
"Ben gazeteci olsaydım, bu davanın bugünle ilişkin manşeti, 'İşler karıştı' diye atardım. Çünkü casusluk iddiasının üzerine kurulduğu kişi Hüseyin Gün, bir numaralı iddianamedeki şüpheli sanık. Çok ilginç bir ifadede bulundu. Birkaç suçlamayı reddetti. Kamuoyuna yansıdığı gibi bir etkin pişmanlık ifadesinin olmadığı aslında bu suçla ilgili açığa çıkmış oldu. Daha da ilginç yanı, niçin işler karıştı? Bu şahıs kendisinin aslında bir çeşit devlet adına çalıştığını iddia ederek buna dair bir de belge sundu. Fuat Oktay imzalı, orijinali İngilizce olan yemenli tercümanla tercüme edilmiş. Devlet adına her türlü şirkette, şurada burada inceleme yapacağına dair, yetkilendirildiğine dair çok sıra dışı bir belge. Bu belgenin önemi şurada. Bu şahıs aynı zamanda iddianamede Fethullahçılıkla da suçlanıyor. Fetullahçı isimlerle bağlantısı yönünden de suçlanıyor. Topyekûn bir torba yapmışlar askeri ve siyasi casusluk diye. Ama eylem olarak suçlandığı şeylerden biri de Fetullah'la, Fetullahçı yapıyla ilişkisi. O şahıs tam tersi işte Fuat Avne ve ekibini kendisinin, o şirketinin aslında tespit ettiğini, bir sürü Fetullahçının mal varlığını, kendi çalışmaları sayesinde devlete bildirildiğini falan iddia etti. Savunmasında şunu vurguladı, 'Ben bu kadar yakın çalışıyorum devletle, devlet benim casus olduğumu nasıl iddia edebilir?' Bu çok çok ilginçti."
"Asıl amaç Tele1'e el koymak ve İmamoğlu'na yedek suçlama"
"Ama tabii bu bir kısmını okuyarak, inceleyerek, bir kısmını bizzat yaşayarak, bir kısmını izleyerek gördüğüm, Türkiye tarihindeki belli başlı en karikatürüze kumpas davalarından biri diyebilirim. Çünkü çok bir kez daha açığa çıktı ki bu soruşturmanın birinci amacı Tele1'e el koymak, Tele1 çünkü bir yükseliş trendindeydi. Merdan Yanardağ'ı susturmak, o amaçlarına ulaştılar. Bir diğer amacın da İmamoğlu için ve İmamoğlu'nun yakın çalışma arkadaşları için iddianamede yer alan bir yedek tutuklama, yedek bir suçlama, onların kimliğinin örselenmesi. Çok net bu soruşturmanın amacının bu olduğu ortaya çıkıyor. Bu tarz davalarla ilgili olarak suç şudur, kanuni tanımı budur, unsurları budur falan gibi ona girmek istemiyorum. Çünkü hiçbirisi yok. Yani oraya takılmamak lazım. Onun için tekrar vurgulamak istiyorum. Bu davanın asıl amacı, Tele 1'i susturmak; Merdan Yanardağ üzerine baskı yaparak hem bir yandan diğer gazetecilere gözdağı verip hem de onu susturmak. Çok açık."
"Merdan'ın geçmişi antiemperyalist ve sosyalisttir"
"Çok ilginç bir şey daha oldu. Duruşma başlarken bizim milletvekilimiz Mahmut Tanal bir çelişkiye dikkat çekmek için şu anda bakanlar içerisinde üç kişinin kraliçeye sadakat yemin ettiğini sanırım İngiliz vatandaşlarını vurdu. Ama Merdan'ın casusluktan yargılanması arasındaki çelişkiye dikkat çekti. Bu tarz davalarda casuslukta bir de bir şey olur. Bu insan kimdir, nedir, geçmişi nedir, pratiği nedir? Oradan da gidilir. Bu dava tek başına Hüseyin Gün'le ilgili olsaydı, biz belki bu tartışmayı başka bir zeminde yapardık. Çünkü yaptığı iş gereği olduğunu iddia ediyor ama geçmişte istihbarat örgütleriyle çalışmış kişilerle diyaloğu olmuş. Bunu kendisi de söylüyor. Buna dair bilgiler, belgeler de var dosyada. Ama baktığımız zaman Merdan'ın geçmişi bir kere antiemperyalist, sosyalist bir dünya görüşüne ait ve bunun aksini ima edebilecek en küçük bir ne diyelim ima bile yapamayacağımız bir geçmişi var Merdan'ın. Biliyorsunuz, Merdan aynı zamanda bu Ergenekon Kumpas davalarında da bir takım haksız suçlamalarla karşı karşıya kalmıştı. Bunların hepsini bir araya getirince tekrar başa dönüyorum. Gördüğüm en karikatürize kumpas davalarından biri. Üzerine laf söyleme zahmetini göstereceğiniz bir ciddiyeti bile göremiyorsunuz dosyaya baktığınız zaman suçlamalarla birlikte. Hele hele oraya o iddiaların içerisine Necati Özkan'ı, Merdan Yanardağ'ı, Ekrem İmamoğlu'nu sokuşturmuş olmaları da bunun bir taşta iki kuş vurmak için yapılan bir kumpas olduğunu gösteriyor."
Kaynak: Haber merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.
