Anneler günü reklamından toplumsal ruh haline Prof. Dr. Çukur: “Sağ siyaset korku, muhalefet öfke üretiyor”

Sosyal psikoloji uzmanı Prof. Dr. Cem Şafak Çukur, Bosch'un Anneler Günü reklamı üzerinden başlayan tartışmaların Türkiye’de aile, kimlik ve kutuplaşmanın giderek daha fazla siyasallaştığını gösterdiğini söyledi. Prof. Dr. Çukur, “Sağ partiler genelde korku üretmek üzerine politikalar üretiyorlar, muhalefet ise öfke üretmek üzerine bir sistem oluşturmuş" dedi.

·

GÜLSEVEN ÖZKAN

Sosyal psikoloji alanı uzmanlarından Eski Türk Psikologlar Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Şafak Çukur, Türkiye’de son günlerde tartışma yaratan Bosch firmasının Anneler Günü temalı reklam filminde geçen ve hayvanların “evlat” olarak ifade edildiği söylem üzerinden aile politikaları, toplumsal değişim, yalnızlık, kutuplaşma, sosyal medya ve hukuk sistemi üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Podcasti dinlemek için tıklayınız

“Aileyi aşağılayan içerik yok”

Prof. Dr. Çukur, reklama yönelik tepkilerin “reklamın kendisinden daha sert” olduğunu belirtirken Türkiye’de sevgi dili yerine giderek daha fazla öfke ve dışlayıcı söylemin hakim olduğunu vurguladı. Reklamla ilgili konuşan Prof. Dr. Çukur, kişisel olarak reklamı beğenmediğini dile getirerek kamusal alanda verilen tepkilerin sert olduğunu vurgulayarak, “Ortada aile değerlerine yönelik bir aşağılama yok. Bırakın izleyici karar versin. Ticari sonuçlarını da firma kendi görsün” dedi.

“Aile söylemi sevgi üretmiyor, siyasallaşıyor”

Prof. Dr. Çukur’a göre Türkiye’de aile kavramı giderek daha fazla siyasal söylemin merkezine yerleşiyor. Ancak bu söylemin gerçek anlamda aileyi güçlendirmediğini savunan Prof. Dr. Çukur boşanma oranları ve aile içi sorunların mevcut politikaların başarısızlığını gösterdiğini söyledi. “Eğer gerçekten amaç aileyi korumaksa sonuçlara bakarsınız. Boşanma oranları azalmıyor, evlilik oranları düşüyor. Demek ki uygulanan yöntem işe yaramıyor” diyen Prof. Dr. Çukur, aile değerleri etrafında oluşan sert söylemlerin toplumu birleştirmek yerine dışlayıcı bir çizgiye sürüklendiğini ifade etti. Prof. Dr. Çukur, “Sevgiyle başlaması gereken meseleler nefrete dönüşüyor” diye konuştu.

“Türkiye modernleşme ile postmodernliği aynı anda yaşıyor”

Program boyunca Türkiye’deki hızlı toplumsal dönüşüme dikkat çeken Prof. Dr. Çukur, yaşanan değişimin yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını, Batı ve Asya toplumlarında da benzer süreçlerin yaşandığını söyledi. Türkiye’nin aynı anda hem modernleşmeyi hem de postmodern dönüşümü yaşadığını ifade eden Prof. Dr. Çukur, devlet kurumlarının bu dönüşüme uyum sağlayamadığını belirtti. Uzman akademisyen, “Artık bilgi kaynakları değişti. Bir fenomenin açıklaması bazen bir siyasetçiden daha etkili olabiliyor. Eski yöntemlerle toplumu yönetemezsiniz” dedi. Muhafazakarlığın geçmişi birebir korumak anlamına gelmediğini söyleyen Prof. Dr. Çukur, günümüz koşullarına uyum sağlayamayan siyasal dilin toplumsal gerçeklikten uzaklaştığını ifade etti. Kuşaklar arasında farklılıklara değinen Prof. Dr. Çukur, “Bizdeki aile içindeki kuşaklararası fark daha da fazla ve bu gerçekten bir kaygı yaratıyor. Bence sağ partilerin yapmaya çalıştığı şey bu oluşan belirsizliği, bu kaygıyı oya devşirmeye çalışıyorlar. Yani aslında bu bazı ailelerin hoşuna gidebiliyor" diye konuştu.

“Yalnızlık modern toplumun en büyük sorunlarından biri”

Yalnızlık konusuna da değinen Prof. Dr. Çukur, Batı toplumlarında olduğu gibi Türkiye’de de yalnızlığın hızla yayıldığını söyledi. “Bugün yalnızlık modern toplumun en önemli çıktılarından biri gibi” diyen Prof. Dr. Çukur, yalnız yaşamanın mutsuzluk anlamına gelmediğini ve tercih meselesi olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Çukur toplumsal dönüşüm aile yapısını da kökten değiştirdiğini, geleneksel geniş aile yapılarının çözülmesiyle çocuk bakımından yaşlı desteğine kadar birçok sosyal dayanışma mekanizması zayıfladığını anlattı.

“Geçmişe özlem çözüm değil”

Toplumda giderek büyüyen “eskiye özlem” duygusunu da değerlendiren Prof. Dr. Çukur geçmişin romantize edildiğini söyledi. Prof. Dr. Çukur, “Eski komşuluk güzeldi ama insanların özel hayatına müdahale eden yönleri de vardı” diyerek toplumsal değişimin geri döndürülemeyeceğini belirtti. Ayrıca önemli olanın değişime uyum sağlayacak yeni sosyal politikalar geliştirmek olduğunu ifade etti. Özellikle belediyelerin açtığı yaşlı ve gençlik merkezleri gibi projelerin önemli olduğunu ancak sürdürülebilirlik sorunu yaşandığını söyledi.

“Türkiye’de korku siyaseti ile öfke siyaseti karşı karşıya”

Toplumun ruh haline ilişkin değinen Prof. Dr. Çukur, Türkiye’de ciddi bir belirsizlik atmosferi olduğunu anlatarak, “Korku kabulleniş getirir, öfke ise değişim talebi üretir” ifadeleriyle şöyle konuştu:

“Bir toplumun korku yaşaması ile öfke yaşaması çok farklıdır, yani ikisi de negatiftir. Çünkü öfke değişime kapı açar, korku kabullenişi getirir. Bence özellikle sağ partiler genelde korku üretmek üzerine politikalar üretiyorlar. Muhalefet ise öfke üretmek üzerine bir sistem oluşturmuş. Ama burada bu değişim her zaman belirsizlik getirir. Gerçekten kişiye göre, ortama göre çok farklı duyguların aynı anda veya farklı zamanlarda yaşandığı anlamına da gelebilir. Gerçekten Türkiye'de ciddi bir belirsizlik var.”

“Kutuplaşmanın kendisi değil, nefret diline dönüşmesi tehlikeli”

Ekonomik belirsizliklerin toplumsal psikolojiyi derinden etkilediğini belirten Prof. Dr. Çukur, toplumda giderek artan kutuplaşma iklimine vurgu yaptı. Kutuplaşmanın tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını belirten Prof. Dr. Çukur şöyle devam etti:

“Siyaset hem üretiyor hem olanın üzerinden manevra yapıyor. Yani ikisini aynı anda yapıyor. Kutuplaşmanın zıttı ne? Bence bu soruyu sormamız lazım kendimize. Herkes bir kutuplaşma diyor. Şimdi kutuplaşmayı istemiyorsak onun karşısına neyi koyacağız? Yani birlik beraberlik mi, herkesin aynı düşüncede olduğu? Şimdi aslında bu otoriter rejimin talebidir. Bazı körfez ülkelerinde örneğin “baba lider” vardır. Sınıfsız, sorunsuz bir toplum. Öfkenin adı çıkmış, aslında öfke kötü bir şey değildir. Aslında öfke, sınır ihlaline karşı gösterilen bir tepkidir. Yani sınırlar yalnızca ülkeler arasında olmaz. Bireyin de sınırı vardır. Ait olduğu grupların da sınırı vardır. Şimdi eğer biri benim kimliğime, benim değer verdiğim bir kimliğe saldırıyorsa, öfke sınırları tekrar inşa eder, çatışmaları çözer. Yeni bir denge durumu getirir, ama kime, hangi şiddetle nasıl öfkelendiğimiz önemli. Öfkenin kendisi değil, aslında öfkenin nasıl yansıtıldığı önemli. Kutuplaşmada belli bir düzeyde insanlar arasında farklı kimliklerin olması, farklı fikirlerin olması bence çok sağlıklı bir şey. Bence demokrasinin gereği. Öfkeye, bunun nefret söylemine dönmesi, işte bunun linçe dönmesi, fiziksel şiddete dönmesi zararlıdır. Kutuplaşmanın nasıl yönetileceği önemli.”

“Sosyal medyada ilk ölen şey gerçeklik oluyor, bazıları ait olduğu gruba sadakatini gösteriyor”

Sosyal medya tartışmalarına da değinen Prof. Dr. Cem Şafak Çukur, kutuplaşmanın yoğun olduğu ortamlarda gerçekliğin geri plana itildiğini söyledi.

Prof. Dr. Çukur, “Çatışmanın olduğu yerde ilk ölen gerçekliktir. Yani aslında kutuplaşmanın çok negatif boyutları yapıp çatışmaya dönüştüğü zaman gerçekten ilk ölen gerçeklik” dedi. Sosyal medyada birçok kişinin aidiyet göstermek amacıyla paylaşım yaptığını belirten Prof. Dr. Çukur sözlerine şöyle devam etti:

“İngilizce bir kelime geliştirdiler. Türkçe çevirisi “öfke oltası” diyebiliriz. Şimdi bazıları da gerçekten sosyal medyayı insanları öfkelendirmek için kasıtlı yapıyor. Bazıları da nereye ait olduğunu, hangi gruba ait olduğunu göstermek için kullanıyor. Bazıları gerçekten fikrini değil, ait olduğu gruba sadakatini gösteriyor. Sizin ait olduğunuz kimlik aslında sizin benliğinizin bir parçası haline geliyor. Siz kendinizin değerli olmasını istiyorsanız, grubunuzun da değerli olmasını istiyorsunuz. Kimlik üzerinde bir politika inşa edelim gibi bir şey demek istemiyorum. Ama bu gerçekten doğamızın bir parçası.”

Linç kültürünün de bu süreçte büyüdüğünü ifade eden Prof. Dr. Çukur, sosyal medyanın hem gerçek toplumsal duyguları yansıttığını hem de manipülasyona açık bir alan olduğunu söyledi.

“Türkiye’de en büyük sorunlardan biri güven eksikliği ve hukuk”

Programın son bölümünde hukuk sistemi ve toplumsal güven ilişkisine değinen Prof. Dr. Çukur, Türkiye’de insanların kurumlara güven duymadığını söyledi. Aynı olaylara farklı kişilere göre farklı hukuki uygulamalar yapılmasının toplumdaki güvensizliği büyüttüğünü belirten Prof. Dr. Çukur, hukuk devletinin yalnızca siyasi özgürlüklerden ibaret olmadığını ifade etti. Prof. Dr. Çukur şöyle dedi:

“Belirsizliğin olduğu yerde kaygı olur. Kaygının olduğu yerde gerçekten karşı tarafı düşmanlaştırmak olur. Kendi içine çekilmek olur. Güven duygusu yoksa o zaman herkes kendi önceliğine odaklanır. Güven duygusunun bir numaralı şeyi hukuk düzenidir. Haklarınızın çiğnememesi de bir demokrasidir, bir hukuktur. Bazıları hukuk devleti deyince yanlış anlıyor, ancak hukuk da aslında ekmek su gibidir. Benim o toplumda nerede durduğumu, durduğum yerin önemi ve başıma kötü bir şey gelmeyeceğinin bir göstergesidir. 'Ben devletime güvenirim, cezasını o verir' düşüncesi. Bunların olması lazım. Eğer bunlar olmazsa herkes kendi yoluna gider. O zaman da kaos ortaya çıkar. Sosyal bilimlerin en kötü şey, klasik bir neden-sonuç ilişkisi yoktur. Yani belirsizlik, bir kaosa neden olur, o kaos yeniden bir belirsizliğe neden olur, o belirsizlik o kaosu büyütür.”

Gözaltılar ve baskı tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Prof. Dr. Çukur, bu tür süreçlerin toplumda otosansürü artırdığını söyleyerek, “Bir gazeteciye yönelik işlem yalnızca o kişiye verilmiş mesaj değildir. Herkes o mesajı alır” diye konuştu. Prof. Dr. Çukur, insanların ekonomik ve sosyal kaygılar nedeniyle sessiz kalmasının “korkaklık” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini de vurguladı.

“Çıkış yolu şeffaflık ve bilimsel politika üretimi”

Çözüm önerilerini de paylaşan Prof. Dr. Çukur, siyaset kurumunun bilimsel verilerle daha fazla temas kurması gerektiğini söyledi. “Bir politika uygulanıyorsa sonucuna bakılmalı. İşe yaradı mı, yaramadı mı ölçülmeli” diyen Prof. Dr. Çukur, Türkiye’de kurumların sürekli değişen politikalar nedeniyle istikrarsızlaştığını belirtti. Prof. Dr. Çukur, şeffaflık ve hesap verebilirliğin önemine dikkat çekerek, “Kurumların işlemesi lazım. İnsanların güvenebileceği bir düzen kurulmadan toplumsal huzur sağlanamaz” diye konuştu.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.