Amedspor’un kitabını yazdı... Vahap Coşkun: Futbolun ötesinde bir hikâye

MELİKE CEYHAN | Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesini normalleşme sınavında bir eşik olarak tanımlayan Akademisyen Vahap Coşkun, bu başarının nefret tortularını temizlemek için tarihi bir fırsat sunduğu görüşünde. Coşkun’a göre toplumsal barışın tesisi için “Saha bir muharebe değil, oyun alanı olmalı.”

·

MELİKE CEYHAN

16 yıl sonra Süper Lig’e yükselen Amedspor’un başarısı, yalnızca sportif bir zafer olarak değil; kimlik, aidiyet ve toplumsal hafızayla iç içe geçmiş güçlü bir sembol olarak yorumlanıyor. Kulübün yarattığı coşku, Türkiye’de futbolun siyaset ve toplumsal barışla kurduğu ilişkiyi yeniden tartışmaya açtı.

Söyleşiyi dinlemek için tıklayınız

Amedspor'un yolculuğunu akademisyen Vahap Coşkun ile konuştuk.

Amedspor’da 16 yıl sonra bir ilk yaşandı ve takım Süper Lig’e çıktı. Bölgede 2 Mayıs Cumartesi akşamı inanılmaz bir coşku vardı. Hatta bu coşku Avrupa’ya da taşındı. Sizce bu kadar büyük bir sevincin sebebi sadece Süper Lig’e çıkmak mıydı? O duyguyu nasıl okudunuz?

Evet, tabii ki bunda 16 yıllık bir hasretin payı var. Ama Amedspor’a gösterilen ilgi ve teveccüh sadece bir spor kulübü olmasıyla ya da bir üst lige çıkmasıyla açıklanamaz. Amedspor burada birçok kimliğe sahip, birçok işlevi yerine getiren bir kulüp olarak karşımıza çıkıyor.

Amedspor, özellikle 2014’ten itibaren bu ismi aldı. Aslında kulübün tarihi daha eskiye gidiyor. Kulüp, 1972 yılında bir semt kulübü olarak kuruluyor. 1990’dan itibaren Diyarbakır Belediyesi’nin bir yapısı haline geliyor. Çeşitli kurumsal isimlerle devam ediyor. 2014’e kadar da yine belediyenin bir takımı ve çok fazla taraftarı olmayan bir kulüp.

Ama 2014’te, ilk çözüm sürecinde “Amed” ismini aldıktan sonra Amedspor’un kaderi tam anlamıyla değişiyor. Bu, kulübe iki yönlü etki yaptı.

Bir taraftan “Amed” isminden ötürü taraftar desteği inanılmaz arttı. Çünkü “Amed” isminin bir tarihselliği var. Ona yüklenen birtakım anlamlar var. Dolayısıyla futbolla doğrudan bağlantısı olmayan kesimler bile bu isimden ötürü kulübe sempati beslemeye başladılar. Daha önce 800-1000 kişiye oynayan takım, birden binlerle ifade edilen bir desteğe ulaştı.

Diğer taraftan ise “Amed” isminden ötürü bazı kesimlerin ve devletin tepkisini de üzerine çekti Amedspor. Siyasi aktörler ve farklı toplumsal kesimlerden insanlar sırf “Amed” ismini kullandığı için Amedspor’a muazzam derecede tepki gösterdiler. Bu da Amedspor etrafındaki kenetlenmeyi artıran unsurlardan biri oldu.

Dolayısıyla Amedspor artık sadece bir futbol kulübü olmaktan çıktı. Aynı zamanda bir kimliğin de ifadesi haline geldi.

Tabii 2015’te çözüm sürecinin bitmesinden sonra siyasal alan daraldı. Sivil toplum alanında muazzam derecede bir kısıtlanma yaşandı. Amedspor ve Amedspor tribünleri bu anlamda hem siyasi hem sosyal bir işlev gördü. Hem siyasi muhalefetin yerine getirildiği bir alan, hem de sosyal olarak bütünleşmeyi sağlayan bir alan olarak işlev gördü.

Amedspor aynı zamanda toplumun başarı ihtiyacının tatmin edildiği bir sembole dönüştü. Mesela 2024 yılında Amedspor, 2. Lig’den 1. Lig’e çıktığında da buna benzer bir coşku yaşanmıştı. Elbette şimdi Süper Lig’e çıkınca bu coşku çok daha büyük hale geldi. Nihayetinde burada başarıya duyulan özlemin telafi edilmesi de söz konusu.

O nedenle burada sadece bir spor kulübünün sportif başarısından kaynaklanan mutluluk yok. Bunun ötesinde, bu başarıya yüklenen siyasi ve sosyal anlamlar var. Bu anlamlar da Amedspor’un çok büyük bir desteğe kavuşmasını ve başarısının kitlesel biçimde kutlanmasını sağlıyor.

Siz de ifade ettiniz; bu sadece Diyarbakır’da yapılan bir kutlama olmadı. Bölgenin tamamında neredeyse kutlamalar yapıldı. Amedspor’un Iğdır ile oynadığı son maç hem bölgede hem bölge dışında birçok yerde dev ekranlardan takip edildi. Neredeyse bütün bölgenin kalbi, maçın oynandığı saatte Amedspor ile birlikte attı.

Bu elbette muazzam derecede birlik ve bütünlük hissi oluşturan bir sembolü de ifade ediyor. Bütün bunlar birleştiğinde bu büyük coşkuyu anlamak mümkün hale geliyor.

Ankara’daki tabloya biraz bakalım. Tebrik mesajları yayınlandı. Bana kalırsa, olması gereken de buydu. Ancak aynı Devlet Bahçeli, sadece üç yıl önce “Amed diye bir yer yoktur, Amedspor diye bir şey olamaz” demişti. Erdoğan’ın da 2015’te benzer açıklamaları olmuştu. Bugün bir süreç var. Bu nezaket biraz da o süreç sayesinde mi ortaya çıktı? Süreç olmasaydı, devletten aynı yaklaşımı görebilir miydik sizce?

Tabii, Amedspor’un özellikle 2015’ten sonra karşılaşmış olduğu gerek fiili gerek hukuki baskılarda devletin ve siyasal aktörlerin Amedspor’a yönelmesinin çok büyük etkisi vardı.

Bahsettiğiniz Erdoğan’ın “Amed diye bir yer mi var?” minvalindeki ifadeleri, Devlet Bahçeli’nin “Amed diye bir yer yoktur” açıklamaları, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “PKK’nin derdi artık Amedspor’u bir yerlere taşımak” şeklindeki sözleri; Amedspor’u özellikle devletin ve bürokrasinin gözünde kriminal bir vaka haline getirdi.

Bu yaklaşım topluma da yansıdı. Amedspor, gittiği neredeyse bütün deplasmanlarda çok sert tablolarla karşı karşıya kaldı. Ciddi baskılar yaşandı.

Üstelik bu sadece Amedspor’a yönelik değildi. Aynı zamanda Kürtlerin hafızasında son derece kötü çağrışımları olan semboller de kullanıldı. Örneğin, “Beyaz Toros” göndermeleri, “Yeşil” göndermeleri bazı deplasmanlarda adeta insanların gözünün içine sokularak sergilendi.

Bu atmosfer ciddi kırılmalara yol açtı. Amedspor hem hukuki hem fiili olarak baskı altına alındı.

Elbette 2024’te Amedspor’un 2. Lig’den 1. Lig’e çıkmasıyla birlikte hava bir miktar değişmişti. Ancak bugün yaşanan çözüm sürecinin de bu tepkilerin yumuşamasında doğrudan etkili olduğunu söylemek gerekiyor.

Aslında Türkiye’deki siyasi hava ile Amedspor’un kaderi arasında doğrudan bir bağlantı var. Bunu söylemek mümkün.

Mesela 2013-2015 çözüm sürecinde “Amed” adını alabildi bu kulüp. Muhtemelen eğer o dönemde böyle bir süreç olmasaydı, “Amedspor” ismi federasyon tarafından tescil edilmeyecekti. Ama o dönemin iklimi bunu mümkün kıldı.

Bugün de bir süreç var ve bu süreç Amedspor’un karşılaştığı muameleyi doğrudan etkiliyor. Yapılan açıklamalar, teşekkürler ve kutlamalar son derece önemli.

Bunlar hem devletin ve bürokrasinin Amedspor’a yaklaşımını etkilemesi açısından önemli, hem de toplumun bazı kesimlerinin Amedspor’a yönelik önyargılarının kırılması açısından etkili.

Bu yaklaşımın yaygınlaşması, Türkiye’nin normalleşmesine de katkı sunabilir. Aynı zamanda çözüm süreci içerisinde Amedspor’un daha olumlu işlevler üstlenmesini de beraberinde getirebilir.

Amedspor artık daha büyük tribünlerde ve daha büyük statlarda oynayacak. Bu siyasi nezaket, Amedspor üzerindeki baskının tamamen kalkmasını sağlayabilir mi? Diyelim ki süreç bir noktada çıkmaza girdi, o zaman ne olur?

Futbolu iki boyutlu düşünmek gerekiyor. Futbola nasıl müracaat ettiğinizle yakından bağlantılı bir mesele bu.

Futbol bir taraftan ayrışmaya sebebiyet verebilir. Ama diğer taraftan bütünleşmeye de hizmet edebilir. Bir taraftan nefret tohumlarının ekilmesine neden olabilir, diğer taraftan kardeşliğin filizlenmesini sağlayabilir.

Amedspor’un şu anda Süper Lig’e çıkmış olması Türkiye için çok ciddi bir avantaj aynı zamanda.

Dolayısıyla hem Amedspor’un kendisine gelecek kulüpleri en iyi şekilde karşılaması, hem de Amedspor’un gideceği deplasmanlarda dostane ve kardeşane bir muamele görmesi; Türkiye’deki birlik ve kardeşlik iklimini besleyecek unsurlardan biri olacaktır.

Bir tehlike barındırıyor mu? Elbette barındırıyor. Daha önce yaşananlardan bunu biliyoruz. Bir takım provokasyonlar Amedspor üzerinden sahnelenmek istenebilir.

O nedenle bu dönemde hem futbol kulüplerinin hem de siyasal aktörlerin çok büyük sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.

Siyasal aktörler, farklı kimlikleri karşı karşıya getirecek ve insanların duygularını birbirine karşı bileyecek söylemlerden kaçınmalı. Aksine, sporun eşitlik, kardeşlik, birlik ve beraberlik yönüne vurgu yapan bir tavır sergilemeliler.

Dolayısıyla Amedspor’un önümüzdeki yıl yaşayacağı sürecin nasıl şekilleneceği; diğer kulüplerin Amedspor’a yaklaşımıyla, Amedspor’un göstereceği performansla ve genel olarak devletin ve toplumun bu meseleye nasıl yaklaşacağıyla doğrudan bağlantılı.

Şu anki hava, Türkiye’nin normalleşmesine katkı sunabileceği yönünde.

Buna rağmen Ümit Özdağ’ın “Amedspor diye bir takım olmayacak” şeklindeki ısrarı sürüyor. Bazı kulüplerin, örneğin Trabzonspor’un, Amedspor’u tebrik etmemesi de dikkat çekti. Bütün bunları üst üste koyduğumuzda bir direnç olduğu da görülüyor. Bu nasıl aşılacak?

Evet, Ümit Özdağ’ın tavrı geçmişteki çizgisiyle aynı şekilde devam ediyor. Ama bu sözlerin ne kadar karşılık bulduğunu görmek için yaşananlara bakmak lazım.

Daha önce de Ümit Özdağ, Amedspor’u bir tehdit ve güvenlik sorunu gibi göstermeye çalışmıştı. Oysa Amedspor 2014’ten beri mücadele ediyor, 1. Lig’de oynadı ve burada herhangi bir problem yaşanmadı.

Dolayısıyla bu klasik bir korku siyaseti. Topluma korku pompalamak, bazı kesimleri günah keçisi haline getirmek ve bunun üzerinden siyaset yürütmek.

Ben bunun toplumda Özdağ’ın beklediği ölçüde bir karşılık bulduğunu düşünmüyorum.

Kulüplerin tebrik etmemesine gelince; bu bence yanlış bir yaklaşım. Nihayetinde burada sportif bir başarı var. Aynı ligde mücadele edeceğiniz bir kulübün başarısını takdir etmek, kendi kimliğinizden taviz vermek anlamına gelmez.

Tam tersine, Amedspor’u tebrik etmemek birtakım önyargılara hapsolmayı ifade eder.

Bazıları “Adı Amedspor değil de Diyarbakırspor olsaydı tebrik ederdik” diyor. Bu da gerçekçi değil. Çünkü 1990’larda Diyarbakırspor’a da benzer ayrımcı yaklaşımlar sergileniyordu.

Dolayısıyla burada geçmişten bugüne taşınan bir önyargı söz konusu.

Asıl soru şu: Bu önyargıları sürdürmeye devam mı edeceğiz, yoksa kıracak mıyız?

Futbolu birlikte yaşamanın alanı mı yapacağız, yoksa kutuplaşmanın alanı mı?

Bahçeli’nin ve Erdoğan’ın son dönemdeki tavrı futbolun bir normalleşme alanı olarak kullanılmasına işaret ediyor. Özdağ’ın yaklaşımı ise futbolu hâlâ bir ötekileştirme aracı olarak görmeye devam ediyor.

Ben toplumun buna çok fazla prim vermeyeceği kanaatindeyim. Yeter ki sporu yönetenler ve siyasal aktörler daha sorumlu bir tavır sergilesinler.

İletişim Yayınları’ndan yakında “Amedspor” adlı kitabınız çıkacak. Okurlar o kitapta neyle karşılaşacak?

Aslında bu kitap, Türkiye’de futbol ile siyaset arasındaki ilişkileri incelemeye çalışan bir çalışma.

Futbolun bu ülkeye ilk girdiği 1900’lü yıllardan Cumhuriyet’in kuruluşuna, çok partili hayata geçişe kadar olan süreçte futbolun siyasal iktidarlar tarafından nasıl ele alındığını inceliyoruz.

Ama özel olarak Amedspor vakasını merkeze alan bir çalışma bu.

Burada Diyarbakırspor’dan Amedspor’a uzanan tarihsel sürekliliği ortaya koymaya çalıştık. Bunun yanında, Amedspor’un taraftarlar açısından ne ifade ettiğini, kulübe hangi anlamların yüklendiğini, taraftarların dünyadaki hangi takımlarla benzerlik kurduğunu araştırdık.

Kitap aynı zamanda bir saha çalışmasını da içeriyor.

Dolayısıyla Amedspor’u hem sosyolojik hem siyasi açıdan ele alan; bu olgunun ne anlama geldiğini anlamaya çalışan bir çalışma.

Elbette, Amedspor çok katmanlı bir konu. Bu meseleye farklı perspektiflerden bakabilirsiniz. Biz daha çok sosyolojik ve siyasi boyutunu anlamaya çalıştık.

Çünkü Türkiye’de futbol ile siyaset arasında tarihsel olarak her zaman yakın bir ilişki oldu. Bu ilişkiyi anlamak, siyasal süreçleri anlamak açısından da önemli veriler sunuyor.

Mandela örneği çok sık veriliyor. Güney Afrika’da toplumsal birlik için rugby kullanılmıştı. Sizce bugün Türkiye’de de benzer bir şey mümkün olabilir mi? Toplumsal barış sahada kurulabilir mi?

Futbol çok eşitlikçi bir alan ve aynı zamanda barış idealinin de yansıtılabileceği bir mecra.

Mandela örneği gerçekten ilham verici.

Rugby, Güney Afrika’daki beyazlar için neredeyse bir kimlikti. Siyahlar açısından ise dışlanmışlığı temsil eden bir spor olarak görülüyordu.

Mandela 1994’te başkan olduğunda önünde önemli bir sınav vardı. 1995’te Güney Afrika’da Rugby Dünya Kupası düzenlenecekti. Mandela bunu siyahlar ile beyazlar arasında iletişim ve birleşme sağlayacak bir alan olarak gördü.

Rugby millî takımının formasını giydi. Bu, siyahlar açısından düşünülemeyecek bir şeydi.

Ama Mandela, “Eğer Güney Afrika bir bütün olacaksa herkesin değerini paylaşmamız gerekir” dedi.

Takım ülkenin dört bir yanında dolaştırıldı. İnsanların takımla özdeşlik kurması sağlandı. Ve bu süreç toplumsal barış açısından önemli sonuçlar doğurdu.

Apartheid rejiminin açtığı yaraları sadece hukuki ve siyasi tedbirlerle kapatamazsınız. Bunun kültürel ve toplumsal alanlara da yayılması gerekir. Spor bunun için çok önemli bir araç olabilir.

O nedenle sporun ayrıştırmayı değil, birleştirmeyi, tansiyonu yükseltmeyi değil, düşürmeyi amaçlayan bir biçimde kullanılması son derece önemli.

Peki topluma düşen nedir? Kürt’üyle Türk’üyle bütün topluma?

Aslında yapılacak şey çok basit. Bu bir oyun. Milyonlarca insan bu oyundan zevk alıyor. Hayatını buna göre planlıyor.

Öncelikle bunun bir savaş ya da çatışma alanı olmadığını görmek gerekiyor. Buradaki her kimliğe saygı duymak gerekiyor.

Futbol herkesin aynı olduğu bir alan değil. Tam tersine, farklı kimliklerin bir arada yaşayabildiği bir alan.

Sahadaki rakibimiz düşmanımız değil, rakibimizdir. Bugün biz kazanırız, yarın onlar kazanır.

Amedspor’un geçmişinde bunun örnekleri de var. Örneğin, Kastamonuspor ile oynanan ve şampiyonluğu belirleyen maç öncesinde tansiyonun çok yüksek olacağı düşünülüyordu.

Ama öyle olmadı. Kastamonu’daki siyasi aktörler Amedspor’u çok iyi karşıladılar. Bunun bir spor mücadelesi olduğunu söylediler. Sahada sert rekabet olacağını, ama tribünde dostluğun hâkim olması gerektiğini ifade ettiler.

Ve maç hiçbir olay yaşanmadan tamamlandı.

Dolayısıyla toplumdaki önyargıları kırmak mümkün. Burada kanaat önderlerine, medyaya ve siyasal aktörlere çok önemli görevler düşüyor.

Eğer onlar insanların duygularını olumlu yönde şekillendirebilirlerse, bu sorunları çok daha kolay aşabiliriz.

Kaynak: Haber merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.