Stand-up sahnesinden adliyeye: Bir komedyenin diğerine 'Bu şakayı yapma' dediği dönemdeyiz

Komedyenlere yönelik gözaltılar, davalar ve tutuklamalar mizah dünyasında yeni bir dönemin kapısını araladı. Yeni nesil komedyenler Özlem Akbudak ve Berk Türkmani, sahneden mahkeme koridorlarına uzanan deneyimlerini Semra Pelek’e anlattı.

·

SEMRA PELEK

Son dönemde arda arda gözaltı ve tutuklamalar geldi. Örneğin komedyen Deniz Göktaş, ‘Ölü Deniz’ adlı gösterisi nedeniyle tutuklandı. Komedyen Tuğba Ulu, Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan şakası yüzünden 5 ay hapis cezası aldı. Soğuk Savaş sunucusu Boğaç Soydemir ve konuğu YouTube'daki programda şaka yaptıkları için tutuklandılar. Hatta konuğu sadece güldüğü için tutuklandı. Leman dergisinde de yayınlanan bir karikatür üzerine açılan soruşturmada çizer ve derginin üç çalışanı tutuklandı. Onların davası da hâlâ sürüyor. Yani mizah, aslında kahkaha, son dönemde tek başına risk unsuru haline geldi.

Yeni nesil komedyenler Özlem Akbudak ve Berk Türkmani, sahneden mahkeme koridorlarına uzanan deneyimlerini anlattı.

Özlem'i gazeteci olduğu için daha önce tanışıyorduk ama Çağlayan Adliyesi'nde daha uzun sohbet etme imkanımız oldu. Berk senle de Çağlayan Adliyesi'nde tanıştık. Aslında bu bile ironik değil mi? Komediyenlerin son dönemde yolu sık sık Çağlayan'a düşüyor. Nasıl beğendiniz mi Çağlayan'ı?

Özlem Akbudak: Biz de Çağlayan Adliyesi'nde tanıştık zaten. Berk'le. Bir komedi kulüpte veya bir sahnede denk gelmedik. Çağlayan Adliyesi'nde dava sonucu beklerken tanışmıştık.

Berk Türkmani: Valla tesisi çok beğendim. Öncelikle onu söyleyeyim. Ben ilk kez Çağlayan Adliyesi'nde bulunmuş oldum bu vesileyle. Gerçekten çok böyle büyük, güzel bir betonarme bir yapı. Bütün imkânlar var. Tiramisu bile satın aldık arkadaşımız tutuklanırken, öyle söyleyeyim. Yani her şeyi düşünülmüş. Tutuklanacak herhangi bir arkadaşınızı bile desteklemeye gittiğinizde çok amaçlı bir kompleks gibi gerçekten.

Adliye içinden mi aldınız tiramisuyu?

Berk Türkmani: Ben hiç böyle bir imkân olabileceğini düşünmemiştim. O anki gerginlikte yanımdaki arkadaşıma bir baktım; tiramisu yiyip su içiyordu. "Satılıyor, şekerim düştü," dedi. Yani bir yandan önümüzden Kemal Kılıçdaroğlu geçerken, arka tarafta birinin tiramisu satın alabildiği nadir yerlerden biri olabilir.

“Metrobüs’te Kılıçdaroğlu destekçisinin saldırısına uğradım”

Sürekli Çağlayan'dasınız. Bu aralar korkuyor musunuz? "Başıma bir şey gelir" diye endişeleniyor musunuz?

Berk Türkmani: İki hafta önce, Deniz'in gösterisi yayınlanmadan bir iki gün önce metrobüste bir saldırıya uğradım mesela. Yayınladığım bir şakadan ötürü. Bu, sosyal hayatta da başımıza gelebiliyor. Sahnede de, fiziksel olarak da ya da daha sonra hukuki bir süreç olarak, bir sosyal medya linçinin ardından toplumsal bir baskı olarak da... O kaygı ve endişe sürekli bizimle geliyor. Artık böyle bir dönemdeyiz diye düşünüyorum.

Metrobüste hangi şaka yüzünden saldırıya uğradınız?

Berk Türkmani: Ben gerçekten niş bir komedyen olduğumu fark ettim. Galiba Kemal Kılıçdaroğlu'nun ailesi dışında beni destekleyen ilk kişiyi Acıbadem Metrobüs'te buldum ve saldırıya uğradım.

Gerçekten Kemal Kılıçdaroğlu destekçisi mi saldırdı?

Berk Türkmani: Evet, gerçekten. Buna Kemal Kılıçdaroğlu'nun bile şaşıracağına eminim. Şakayı yayınladım. O şaka izlendi, güzel bir reaksiyon aldı. Ben de metrobüsteydim. Bir anda adam, "Sen Kemal Kılıçdaroğlu'na laf mı ediyorsun?" diye üstüme yürüdü. Ben de gereken cevabı verdim. Böyle bir süreç yaşıyoruz. Aslında her yerde başınıza bir şey gelebiliyor.

Özlem, senin başına böyle şeyler geliyor mu?

Özlem Akbudak: Ben genelde komedyen davalarını takip ettiğim için linçleniyorum. Yaptığım röportajlar nedeniyle... Ben bu süreçte sosyal medyada çok fazla espri yayımlamamaya özen gösterdim. Esprilerimi daha çok gösterilerde yaptım. Ama son zamanlarda komedyen arkadaşlarımızın başına gelen süreçlerde ben de hem gazeteci hem komedyen olarak orada bulunup takipteydim. Bununla ilgili çok fazla yorum ve mesaj geliyor. Hakaret etmenin, bana küfretmenin düşünce özgürlüğü olduğunu düşünen bir kesimle karşılaşıyorum. Oluyor böyle şeyler. Alıştık. Bağışıklık kazandık diyelim.

“Sansür artık içimize işlemiş durumda”

Korkmuyor musunuz?

Berk Türkmani: Ben korkuyorum bu arada.

Özlem Akbudak: Ben de korkuyorum abi.

Berk Türkmani: Metrobüste gereken cevabı verdim falan ama bir gün veremeyebilirim. Daha ciddi bir şey yaşayabilirim. O hiç belli olmaz. Bunun için komedyen olmaya da gerek yok gerçi. Türkiye'de herkes, her an, her şeyi yaşayabiliyor.

Meslektaşlarınızdan biri bir şaka yüzünden gözaltına alındığında ya da tutuklandığında sahneye çıkarken bir şey değişiyor mu? Yani kafanızda otomatik bir sansür makası devreye giriyor mu?

Berk Türkmani: Tabii ki etkiliyor. Bir komedyen gözaltına alındığında ya da tutuklandığında sahneye çıktığınız anda bunun etkisini hissediyorsunuz. Ama aslında geldiğimiz nokta şu: Otosansür artık sadece komedyenlerin sorunu değil. Bir arkadaşımızın tutuklanmasını beklemeye de gerek kalmadı. Bu olaylar başlamadan önce de toplumun genelinde böyle bir iklim oluşmuştu. Ben bu işe ilk başladığım zamanı hatırlıyorum. O taze, özgür düşünceyi... Şimdi ise Açık Mikrofon’da yeni başlayan komedyenler gelip fikir sorduğunda bazen kendimi, "Sen deli misin, bunu yapma, başın derde girer," derken buluyorum. Sonra eve gidip düşünüyorum: Ben neden böyle söyledim? Aslında onu korumaya çalışıyorum ama fark ediyorum ki sansür artık dışarıdan dayatılan bir şey olmaktan çıktı; içimize kadar işlemiş durumda. Biz bununla yaşamaya başladık.

Özlem Akbudak: Biraz laf cambazına dönüştük. Bir şeyi doğrudan söylemek yerine, nasıl ima edebiliriz, nasıl farklı bir yoldan anlatabiliriz diye düşünüyoruz. Reklamcılıktaki "anlatma, göster" mantığı gibi... Bazen sessiz sinema oynar gibi, kelimeleri dolandırarak aynı şeyi anlatmaya çalışıyoruz. Sanırım bu otosansür bizi, istemeden de olsa, daha yaratıcı olmaya zorladı.

“Umarım annem bunu izlemez dediğim oluyor”

Aileniz ya da yakın çevreniz "Kendine düzgün bir iş bul" diyor mu? Gazetecilikte bunu çok yaşadım. Annem 25 yıldır öğretmen ya da memur olmamı istiyor. Sizde de "Sahneden in, başka bir iş yap" diyenler oluyor mu?

Berk Türkmani: Bugün öğleden sadece birkaç saat önce babamla tam da bu konuyu konuştuk. Bu tartışma hiç bitmiyor. Bir yandan güvenlik kaygısından, bir yandan da hayata farklı yerlerden baktığımız için sürüyor. Ben 30 yaşıma geldim, "Artık alışırlar" diye düşünüyordum ama öyle olmuyormuş. Sanırım bunun yaşı yok.

Özlem Akbudak: Ben o kadar çok adliyeye gitmeye başladım ki bir aile dostumuz, "Sen aslında avukat olabilirmişsin ama olmamışsın" dedi. "Madem bu kadar adliyedesin, bari avukat olup insanlara hukuki destek verseydin" diye takıldı. Ailemde sanatla uğraşan tek kişi benim. Üstelik ne yaptığımı da çok anlatmıyorum. O yüzden bazen "Umarım annem bunu izlemez" dediğim oluyor.

Sahneye ilk kez ne zaman ve nerede çıktınız?

Berk Türkmani: Stand-up'tan bahsediyorsak, ben Kadir Has Üniversitesi Konservatuvarı Oyunculuk Bölümü mezunuyum. Zaten tiyatro yapıyordum, sahneye yabancı değildim. Stand-up ise pandemi sonrasında başladı. Uzun zamandır çevremdekiler, "Bunu sadece arkadaş ortamında yapma, sahneye çık" diyordu. Pandemi de bana o cesareti verdi. "Artık kabuğunu kır" dedim kendime. İlk kez 2021'in sonunda, 2022'nin başında BKM Mutfak'ta sahneye çıktım. Sonrası da bizi bugünlere getirdi.

Özlem Akbudak: Benim hikâyem biraz farklı. Stand-up hiç aklımda yoktu. Çizerdim; hayalim de bir mizah dergisinde çizer olmaktı. Mizahçılarla tanışmaya başlayınca herkes, "Sen de çok komiksin, neden sahneye çıkmıyorsun?" demeye başladı. Ben de denemeye karar verdim. Aslında Görsel İletişim Tasarımı mezunuyum, reklamcılık ve metin yazarlığı geçmişim var. İlk gösterilerimi de kadınların gündelik hayatta yaşadıkları deneyimler üzerine kurdum. Bence yeni nesil komedyenleri ayıran en önemli özellik de bu. Sahneye kusursuz görünmeye çalışarak çıkmıyoruz. Travmalarımızı, eksikliklerimizi, kusurlarımızı anlatıyoruz. Kusurlu olmaktan korkmuyoruz. Bizi seyirciye yakınlaştıran da bu. İlk günden beri tek kişilik gösteriler yapıyorum ve hâlâ o çizgide devam ediyorum.

Gösterilerinizin adı neydi? Zaman içinde değişti mi, yoksa ilk başladığınız isimlerle mi devam ediyorsunuz?

Berk Türkmani: Aslında gösterimin bir adı var ama henüz tam olarak yayımlamadığım için o isimle anmıyorum. Şimdilik ‘Berk Türkmani Tek Kişilik Stand-up Gösterisi’ diye duyuruyorum. Asıl adı ise ‘Mükemmel Rezalet.’

Özlem Akbudak: Benim ilk tek kişilik gösterimin adı ‘Dua Et Kadınsın’dı. İsmi, kadınların gündelik hayatta sıkça duyduğu "Doğuştan kadınsın da dövmedim" gibi cümlelere gönderme yapıyordu. Gösteri de tamamen kadın olmanın gündelik hayattaki deneyimleri üzerine kuruluydu. Aslında bu süreçte Bayan Yanı dergisinin benim için çok önemli bir yeri var. Ramize Erer'in kurduğu dergi ve oradaki kadın çizerler bana çok destek oldu. Gösteride Bayan Yanı'na gönderme yapan espriler de vardı. İlk gösterim de Leman Kültür Beyoğlu'nda sahnelendi. Onların desteğini her zaman çok kıymetli buluyorum.

“Dar bir alanda paslaşıyoruz”

İlk sahneye çıktığınız günden bugüne sizde en çok ne değişti? Türkiye de değişti, mizah da değişti. Siz kendi dönüşümünüzü nasıl anlatırsınız?

Berk Türkmani: Şöyle bir şey söyleyebilirim. Dediğiniz gibi Türkiye değiştiği için, o günkü Türkiye'den baktığımız şeylerle bugünkü arasında büyük bir fark var. Üç-dört yıl insan ömründe çok yakın tarihler gibi görünse de, o zamanki alanımızın bugünkünden ne kadar geniş olduğunu görünce sanki 20-30 yıl öncesini hatırlıyormuş gibi hissediyor insan. İlk başladığımızda bazı şeyleri gerçekten tahayyül edemiyorduk. Bugün Açık Mikrofon komedyenlerine yaptığımız uyarıları bize yapan kimse yoktu. Çünkü böyle bir şeyin yaşanması mümkün görünmüyordu. Bir mizahçının başka bir mizahçıya, "Bunu yapma, bunun yüzünden kuyu tipi cezaevine girersin" demesi 2022'de bile hayal edilebilecek bir şey değildi. En büyük değişimin zihinlerimizde, kalemlerimizde, sahne performanslarımızda ve sahnedeki varoluşumuzda olduğunu düşünüyorum. Kendimize, korku demeyeyim ama, bir fanus yarattık. Şu an 40-50 komedyen, bize kalan dar bir alanın içinde tepiniyoruz. O zaman çok fazla konu vardı; çok fazla şey dinleyebiliyor ve söyleyebiliyorduk. Şimdi ise...

Özlem Akbudak: Birbirimize "Bunu nereden bulmuş?" diye şaşırıyor, ilham alıyorduk. Açık mikrofonlara gittiğimizde, "Ben de böyle bir konu bulayım" diye birbirimize farklı alanlar açıyorduk. Ama şu an daha çok belli yerlerde, dar bir alanda paslaşıyoruz.

“Mizahçı kendi zayıflıklarını ortaya koyabilendir”

Madem dar bir alana sıkıştık diyorsunuz... Dışarıdan bakanlar komedyenleri "Bütün gün oturup şaka yapıyorlar" diye düşünüyor olabilir. Bir gününüz nasıl geçiyor? Çok yazarak mı çalışıyorsunuz? Metroda ya da kuyrukta bir tartışma görünce "Buradan malzeme çıkar" mı diyorsunuz? Espriler size nasıl geliyor?

Berk Türkmani: Herkesin öyküsü münferit tabii. Ama genel olarak şunu söyleyebilirim: Eğer yazarsanız, oyuncuysanız, sahne insanıysanız, üretenseniz günün sonunda zihniniz o jimnastikle gelişiyor. Hayatı da öyle yaşamaya, her olaya öyle bakmaya başlıyorsunuz. Haldun Tener, Münir Özkul anlatıyor. Münir Özkul da TRT'de bir programda anlatıyor. Diyor ki, "Hiçbir şey yazmayacaksan bile oturacaksın, kâğıdını kalemini açacaksın. Moda'da bir banka oturup belki sadece bugün bir gemi geçti diyeceksin." O gün fikir gelmese bile dükkânını açmış oluyorsun. Hiç siftah yapmayan esnaf gibi düşünün ama dükkânını açıyorsun. Günler böyle geçiyor. Oturuyorsun ve yaşadığın, hayatın akışında olan her şey üzerine düşünmeye başlıyorsun. Aslında herkesin yaptığını yapıyorsun. Sadece soyutlarken, ayıklarken bizde farklı bir taraf devreye giriyor. Onu başka bir yerden ele alıp insanların güleceği bir yere yontabiliyoruz. Bizim de tırnak içerisinde “yetenek” diyebileceğimiz şey, orada başlıyor zaten. "Bu benim de başıma geldi", "Evet, bu bana da oldu" dedirten şey aslında mizahçının yaptığı tespit. Sana aynalama yapıyor, sendeki kodu gösteriyor. Hepimiz aynı hayatın akışı içindeyiz.

Özlem Akbudak: Bence mesele dünyaya farklı bir bakış açısından bakabilmek. Bir de mizahçı en çok kendini ortaya koyabilendir. Kendi zayıflıklarını da ortaya koyabildiğin için dünyaya biraz o gözle bakıyorsun. "Bende olan onda da var, ondaki bende de var" diyorsun. Espriler de gün içinde oradan çıkıyor.

Berk'in anlattıklarından aklıma şöyle bir şey geldi. Tamam, bakkal dükkânını açıyor, biz de işe gidip geliyoruz ama çoğunlukla ciddiyiz. Siz ise her olaydan mizah çıkarmaya çalışıyorsunuz. Aileniz ya da sevgilinizle bir tartışmanın ortasında "İki dakika ciddi ol" dedikleri oluyor mu?

Berk Türkmani: Benim en büyük yaralarımdan birine parmak bastınız. Sizi birinci dereceden tanıyan insanlar hangi frekansta olduğunuzu biliyor elbette, şaka mı yapıyorsunuz, ciddi misiniz, onu anlıyorlar. Ama özellikle ilişkim sırasında çok oluyordu. "Şaka yapmayı bırak artık. Şu an bir şey tartışıyoruz" deniyordu. Ben de oradan bir şakayla çıkabileceğime, meseleyi çözebileceğime inanıyorum. Onu güldürebileceğimi de biliyorum. Ama güldürdüğüm her an daha çok sinirlendiğini de biliyorum. Sonunda iş, "Lütfen eve iş getirme" noktasına geliyor.

Özlem Akbudak: Benimkisi de tam tersiydi. "Bunu lütfen sahnede anlatma" diyorlardı. Mesela çok ilginç bir olay yaşıyorsunuz, sonra hemen "Bunu sahnede anlatmazsın değil mi?" diye soruyorlar. Bir paranoya oluşuyor. Arkadaşlarımda da aynı durum var. Komedyen olmayan arkadaşlarım başlarına absürt bir şey geldiğinde, anlatmadan önce iki kez düşünüyorlar. "Bunu bize anlatmazsın değil mi?" diyorlar.

Peki anlatıyor musunuz?

Berk Türkmani: Bazen. Bu kişiden kişiye değişir. Kimisi yaşadıklarını daha doğrudan sahneye taşır, kimisi tespit komedisi yapar. Ama bir olay bende bir şey uyandırıyorsa, kusura bakmasınlar, anlatıyorum.

Özlem Akbudak: Ben de anlatıyorum. Eski sevgililer bazen çıkıveriyor öyle. Bir de artık "eski" oldukları için o rahatlıkla anlatabiliyorum.

“Başka işlerle ayakta durmaya çalışıyoruz”

Mizah geçiminizi sağlıyor mu, yoksa hâlâ başka işlerle de ayakta durmaya çalışıyor musunuz?

Berk Türkmani: Tabii ki başka işlerle de ayakta durmaya çalışıyoruz. Ben mesela aynı zamanda Instagram'a komik videolar çekiyorum. Oradan da gelir elde etmem gerekiyor. Daha yeni yeni tek kişilik gösteriler yapmaya başladım. Ama o noktaya gelene kadar sadece stand-up'la geçinme şansınız yok. Bu yüzden, her sahne sanatında olduğu gibi, başka işler yapmak bu mesleğin önemli aşamalarından biri. Ben bu konuda şanslıydım. Yine komedinin içinde kalarak çalıştım. Çok Güzel Hareketler'de oynadım, skeç yazarlığı yaptım, Instagram'a içerik ürettim, reklam ve metin yazarlığı yaptım, oyuncu koçluğu yaptım. Yani sektörün içinde kaldım. Ama özellikle ilk etapta geçinebilmek için mutlaka başka işler yapmak zorunda kalıyorsunuz. Bu Türkiye'nin gerçeği.

Özlem Akbudak: Ben de aynı şekilde reklam ajansında art direktör olarak çalışıyorum. Aynı zamanda komedyenlik ve gazeteciliği birlikte yürütmeye çalışıyorum.

“38 yaşındaki kadınlar ölmek yerine stand-up yapmaya başladı”

Yeni nesil komedyenlerde toplumsal cinsiyet konusunda da bir hassasiyet var. Özlem, sen hem gazetecilik hem de stand-up yapıyorsun. Kadın olarak sahnede durmak erkek meslektaşlarından daha farklı zorluklar taşıyor mu?

Özlem Akbudak: Risk demeyelim ama bu alanda da biraz geriden başlamak var ne yazık ki. Bir Açık Mikrofon’a gidiyorsunuz; örneğin 15 komedyen çıkıyor, iki tanesi kadın. Siz sahneye çıktığınızda insanların bakışlarında "Şimdi ne anlatacak da güldürecek?" duygusunu hissediyorsunuz. O yargıyı gözlerde okuyorsunuz. Ama bir süre sonra insanları güldürüp sahneden indiğinizde de kendinizi çok tatmin olmuş hissediyorsunuz. Bence kadınlar bu alanda çok farklı bir şey yapıyor. Çok fazla kadın komedyen arkadaşımız var ve çok aktifler. Birbirimize alan açtığımızı düşünüyorum. 38 yaşındaki kadınlar ölmek yerine stand-up yapmaya başladı, 40 yaşında stand-up yapan arkadaşlarımız var, 62 yaşında stand-up yapan kadın arkadaşlarımız var. Yeni haber: Kadınlar biraz kaderlerini reddedip ölmek yerine stand-up yapmayı seçtiler. Kadın olmanın burada da geriden başlamak gibi bir zorluğu var. Bunu bir yük ya da tehlike olarak görmüyorum ama bir algı var. İnsanlar sahneye çıkan kadına, "Bu bizi güldürebilecek mi?" diye bakıyor. Türkiye'de "komik kadın" algısı da böyle. Mesela Perran Kutman komik biri olarak anılır ama çok güzel kadınlarla komiklik hep ayrı düşünülür. "Çok güzel kadın komik olmaz", "Çok komik kadın da güzel olmaz" gibi eskiden gelen bir bakış açısı var. Bence burada da bir tabu var. Umarım bunları aşacağız.

Peki Berk, dürüst olalım. Ertuğrul Özkök gibi soruyorum. Sence kadınlar komik değil mi?

Berk Türkmani: Hürriyet'e pazar röportajı veriyormuşum gibi oldu. Sanki şu an berjerde oturup sorularını yanıtlıyorum: “Hayır efendim, kadınlar komik değil!...” Tabii ki öyle değil. Kadın komedyen, erkek komedyen ayrımı yapmak baştan yanlış. Ama bana "Kadınlar komik değil" algısı neden var diye soruyorsanız, bunun erkek egemen toplum yapısından kaynaklandığını düşünüyorum. Tarih boyunca toplumda kadının yeri erkeğe göre daha gerideydi. Geçmişten bugüne kadar birçok alanda olduğu gibi mizah da erkekler tarafından domine edildi. Böyle olunca gelişen mizah dili de buna göre şekillendi. Bugün şikâyet ettiğimiz birçok dil ve alışkanlık da buradan geliyor. Bunlar zamanla kalıtsallaştı. Toplumsal hayata kadınları geç dahil ettiğimiz için mizah da bundan etkilendi. Erkek izleyici, alışık olduğu mizah anlayışından çıkıp bir kadının getirdiği farklı mizahı ilk anda algılayamayabiliyor. Bu yüzden "Kadın komik değil" deniyor. Ben buna katılmıyorum. Kadın komik ama senin alışık olduğun türde komik değil. Çünkü sen başka bir mizah anlayışıyla büyüdün. Biraz açık fikirle izlesen bambaşka bir dünya olduğunu göreceksin. Bu algının temelinde de kadınların toplumsal alana ne kadar geç entegre edildiği yatıyor. Bu da erkek egemen toplumun sonucu.

Özlem Akbudak: Bence burada bir kırılma da yaşandı. Eskiden mizah dergilerinin kapaklarına baktığımızda, dönemin cumhurbaşkanları bile kadın bedeni üzerinden çiziliyordu. Mizah dergileri erkek egemendi, güldüğümüz şeyler de daha çok erkek egemen bir dünyanın ürünüydü. Sonrasında burada bir değişim yaşandı. Komedi tarafında kadınlar daha aktif olarak sahnede yer almaya başladı ve birçok kadın komedyen başarılı oldu. Bence bunların hepsi bir kırılma noktası. Toplumun yapısı da yavaş yavaş değişiyor. Bu yüzden bu alanın daha da gelişeceğini düşünüyorum.

“Bugünün süperstarları da artık garaj dolduracak durumda değil”

Sürekli geçmişten bahsediyoruz. Türkiye'de meddah geleneği vardı. Sonra 90'larda hepsi erkek olan ama aynı zamanda süperstara dönüşen stand-upçılar çıktı; araba koleksiyonları, yatları olan bir nesil geldi. Şimdi de siz, yeni nesil komedyenler varsınız. Sizce aradaki fark ne? Kendinizi bu alanda nasıl farklı görüyorsunuz?

Berk Türkmani: Ben orada biraz farkın zamansal olduğunu düşünüyorum. Stand-up, Türkiye'de aslında 80'lerin sonunda başlayan bir akım. O dönemin Türkiye'si, o dönemin gerçekliği, o dönemin değinebileceği konular, o dönemin iletişimi ve neye değebildiğinizle bugünkü arasında dağlar kadar fark var. Bugünün Türkiye ekonomisinde de ne kadar ev alabileceğiniz ya da araba garajı yapabileceğinizin de bir gerçekliği var. Bizden önceki kuşak her konuda öyleydi; dünyalığını yaptı. Ev alabiliyorlardı, maaşıyla bir şeyler alabiliyorlardı. Bence bugünün süperstarları artık öyle garaj dolduracak durumda değiller. O alım gücü artık bir süperstar için bile eskisi gibi değil. Bizim nerede öyle bir imkânımız olsun? Tek olmak, bunu yapan nadir kişilerden biri olmak da o dönem için önemliydi. Zaten az iletişim kanalı vardı, az iletişim kaynağı vardı ve bu işi yapan az kişi vardı. Doğal olarak da pastadaki pay daha büyüktü. Yoksa onlar da kendi dönemlerinde gördükleri şeylere değiniyorlardı. Eskiden hep anlatılır ya, siyasetçiler şaka kaldırırdı diye. Uğur Yücel çıkıp Özal taklidi yapardı. Aslında onlar da kendi dönemlerinin gerçekliğinde, Levent Kırca'dan Ferhan Şensoy'a kadar isimlere bakın, aynı şiddette politik, aynı şiddette underground isimlerdi denebilir. Sadece dediğim gibi, zamansal anlamda bir fark var. Bugünün imkânları bence farklı. Meddahlıktan beri süregelen bir şey şu: Günün sonunda hepimiz aynı şeyi yapıyoruz. Antik Yunan'dan beri sahneye çıkıp insanlara bir hikâye anlatıyoruz. O yüzden eskiyi ve yeniyi ayırmıyorum. Ayırdığım tek şey dönem ve zaman olabilir burada. Bir de garajı ve arabaları olanlarla olmayanları biraz ayırabiliyorum.

Özlem Akbudak: Ben bizim kuşağı biraz daha empatik buluyorum. Farklı bir yere taşıdığımızı da düşünüyorum. İlk gösterilerimden birini Kötü Kedi Şerafettin'in çizerlerinden Bülent Üstün'le yapmıştım. O, çok sert ve ofansif mizah yapan biriydi. Onun yanında ben daha naif kalıyordum. Bir gösterimi de Mehmet Çağçağ izlemişti. Bana, "Sahne faşizan bir yerdir yavrum. Sen o yükseltideysen oranın kralı sen olacaksın," demişti. Bu söz hep aklımda kaldı ama ben bunu hiç sevmedim. Daha hiyerarşik, seyirciye yukarıdan bakan bir tavır yerine, seyirciyle ortak noktalarımızı, benzerliklerimizi ve kusurlarımızı anlatmayı seviyorum. Olduğumuz gibi oluyoruz. Kusurlarımızı saklamıyoruz, utanmıyoruz. Bence bizi eski kuşaktan ayıran da bu. Birçok komedyen arkadaşımın daha onurlu ve bir amaçları olduğunu, en azından insanlara dokunmak gibi bir yerden yaklaştıklarını düşünüyorum. Hani bilmiyorum Berk çok güldü. Berk sen araba almak istiyor muydun da ben böyle sizi genelledim gibi.

Berk Türkmani: Metrobüste bana saldırdılar yani.

Özlem Akbudak: Adamın arabası yok, metrobüs kullanıyor.

“Hem araba alıp hem onurlu olamıyor muyum?”

Berk Türkmani: Araba almakla onursuz olmak arasındaki korelasyonu kuramadım, ama ne demek istediğini tabii ki anlıyorum. İşin şakası bir yana, bence her kuşak aynı işi yapıyor. Değişen şey imkânlar ve bu işi yapanların sayısı. Bugün evimden telefon kamerasıyla bilebu söyleşiyi verebiliyorum. Değişen bu. Ama ben araba almak istiyorum. Aynı zamanda çok onurlu biri olduğumu da düşünüyorum.

Özlem Akbudak: Metrobüste saldırıya uğramış olman seni biraz kahraman yaptı. Altında lüks bir araba olsaydı seni bu kadar savunmazdım.

Berk Türkmani: Bana bir Kılıçdaroğlu fanı saldırdığında ben Tesla'mın camlarını kapatıp “sonra görüşürüz” demek istiyorum.

Özlem de niyeyse kahraman yaratmaya çalışıyor. Komedyen kahraman mıdır?

Berk Türkmani: Ben burayı anlamıyorum. Bu hikâyede niye benim arabam olmuyor? Doğruları söyleyip bir yandan arabamın olması çok iyi bir şey değil mi?

Tam da "İlerisi için hayaliniz ne?" diye soracaktım. Berk'in hayalinin araba olduğu ortaya çıktı.

Berk Türkmani: Kıssadan hisse böyle biterse çok üzülürüm ama. Gerçekten Ertuğrul Özkök gibi röportajı burada bitirebilirsin. Başlık şöyle olabilir: "Tesla'mın içinde halkımdan küfür yemek istiyorum." (Gülüyor.) Tam Ertuğrul Özkök manşeti olur.

Evet, Özkök’ü de anmış olduk bol bol. Özlem, sen herhalde simit satıp onurlu yaşayacaksın.

Özlem Akbudak: Hayır, öyle de demeyelim şimdi. Ben bilmiyorum. Araba almak gibi bir hayalim olmadığı kesin ama ne yaparız, nereye varırız gerçekten öngöremediğimiz günlerde yaşıyoruz.

Ne bileyim, Bodrum'da bir yazlığın olsun, orada arkadaşlarınla partiler yap.

Özlem Akbudak: Benim niye hiç öyle hayallerim olmuyor? Gümüşlük'e taşınmak, sakin sessiz bir hayat yaşamak gibi hayallerim var.

“Slogan atmamak için ‘müreffeh’ dedim”

Gözaltıları, davaları, hayat hikâyenizi ve komedi dünyasını konuştuk. Programın adı "Peki Şimdi Ne Olacak?" Son soruyu da bununla bitirelim. Peki şimdi ne olacak?

Berk Türkmani: Yaşayacağız. Ölene kadar yaşayacağız. Hayat devam edecek. Her şey geçecek. Öyle ya da böyle hayat devam edecek. Akışın, zamanın önünde hiçbir şey duramaz. O yüzden herkese bunu söylüyorum: Bir sonraki ana, akışa ve insanın zihnine güvenmek gerekiyor. Çehov da Vanya Dayı'nın sonunda öyle diyor: "Yaşayacağız, Vanya Dayı." Yaşayacağız, bu kadar basit. Tabii durum kötü, insanlar karalar bağlayabilir ama burnumuzun dibinde, hayatın akışında da çok güçlü şeyler var. Bundan sonra her şeyin... Şimdi bunu söylerken siyasal bir şey olmasın diye kelimelerimi cımbızla seçiyorum. Bundan sonra her şey daha müreffeh, daha güzel olacaktır. Her şeyin daha iyi olacağı bir döneme elbette girilecektir. O yüzden herkesin bol bol mutlu olmasını diliyorum. Siyasal slogan atmamak için şu an kıvrandığımı gördünüz mü? "Müreffeh" dedim. Atatürk'e dönüştüm, "müreffeh" dedim. Yeni nesil komedyenden "müreffeh" diye bir çıkış geldi. Müspet olacağız. Siyasal slogan olmasın diye gerçekten çaba sarf ettim.

Özlem Akbudak: Berk'in açıklamaları beş dakika sürüyor zaten. Sırf oraya girmemek için uzun uzun anlatıyor. Ben "hayırlısı" diyeceğim. Hepimiz için, her şey hakkında en hayırlısını diliyorum. Hayırlısı olsun.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.