Yapay zekâ çağında edebiyat: Milyonlarca kitap basıldı ama hangisini insan yazdı?

SEMRA PELEK | Yapay zekâ edebiyatı nasıl dönüştürüyor? Telif tartışmalarından yapay zekâyla üretilen kitaplara, çevirmenliğin geleceğinden giderek azalan okuma alışkanlıklarına kadar pek çok başlık gündemde. Yapı Kredi Kültür Yayınları editörü Cem Alpan, Kısa Dalga’nın ‘Şimdi Ne Olacak?’ podcastinde yapay zekânın edebiyat ve yayıncılık dünyasındaki etkilerini anlattı.

·

SEMRA PELEK

Yapay zekâ, edebiyat dünyasında giderek daha fazla tartışma yaratıyor. Bir yandan yapay zekâ şirketlerinin telif hakkıyla korunan eserleri izinsiz kullanarak modellerini eğitmesi, milyonlarca kitabı taradıktan sonra imha etmesi ve korsan kitapları ‘modellerin eğitimi’ için kullanması tartışılıyor. Diğer yandan yapay zekâyla yazılan kitapların, yapılan çevirilerin ve farklı alanlarda üretilen içeriklerin sayısı hızla artıyor. Yazarlar yapay zekâ tekellerine karşı telif davaları açıyor. Binlerce sayfalık dava dosyalarının belgeleri, yapay zekâ şirketlerinin asıl derdinin kültürel üretim ve ilerleme olmadığını, aksine vahşi rekabet ortamında bilgiyi tekellerine almak için yarıştığını ortaya koyuyor.

Tartışmalar derinleşirken, yanıtı merak edilen sorular da artıyor. Yazarların açtığı telif davaları ne anlama geliyor? Bir eserin yapay zekâyla üretilip üretilmediğini okur nasıl anlayacak? Yapay zekâ çevirmen, editör veya yazarların yerini alabilir mi? Aşırı üretim edebiyatı ve kültürel alanı nasıl değiştirecek? Yapay zekâ çağında özgün edebiyatın değeri daha fazla artabilir mi, yoksa giderek birbirine benzeyen metinlerin arasında kaybolduğumuz bir gelecek mi bekliyor bizi? Yapay zekânın hızla hayatımıza girdiği bir dönemde, kitap okumayan ve yazmayan nesillerle karşı karşıya kalma riski var mı?

Semra Pelek’in hazırladığı ‘Şimdi Ne Olacak?’ podcastinde bu soruları, Yapı Kredi Kültür Yayınları editörü Cem Alpan yanıtladı.

Özellikle çeviri edebiyat meraklılarının yakından tanıdığı Alpan, çok okunan pek çok önemli eseri Türkçeye kazandıran editörlerden. Çalıştığı yayınevlerinden bağımsız olarak okurlar tarafından takip edilen Alpan, Doğan Kitap, Everest Yayınları ve Can Yayınları’nda editörlük ve yönetici editörlük görevlerinde bulundu. Haziran 2023’ten bu yana Yapı Kredi Kültür Yayınları’nda editörlük yapıyor.

Alpan, yapay zekâ şirketlerinin kitapları satın alıp taradıktan sonra imha etmesini, 18. yüzyıl İngiltere’sindeki Çitleme Yasaları’na benzetti. Ortak kullanım alanlarının özel mülkiyete dönüştürülmesi gibi, insanlığın kültürel birikiminin de birkaç Silikon Vadisi merkezli teknoloji şirketinin kontrolüne girmeye başladığını söyledi.

Alpan’a göre sorun yalnızca yazarlara telif ödenip ödenmemesi de değil. Yazarların eserlerinin ve üsluplarının yapay zekâ modellerini eğitmek için kullanılmasını istememe hakkının da olması gerektiğini belirten Alpan, “Ben kesinlikle eserlerimin yapay zekâ şirketleri ve modeller tarafından kullanılmasına taraftar değilim” diyen yazarların tercihinin de korunması gerektiğini vurguladı.

Yazarın yazmadığı kitap Amazon’da adıyla satışa çıktı

Yapay zekânın edebiyat alanındaki etkisinin en az konuşulan boyutlarından birinin üretimdeki büyük artış olduğunu söyleyen Alpan, ABD’deki yayıncılık sektörüne dikkat çekti. Alpan, 2025’te ABD’de yaklaşık dört milyon kitap yayımlandığını, bunların yaklaşık üç milyonunun ise “self-publishing” adı verilen, bir yayınevinin editoryal süzgecinden geçmeden kişisel girişimle yayımlanan kitaplardan oluştuğunu belirtti. Alpan, bu üç milyon kitabın hangilerinin yapay zekâ tarafından yazıldığının bilinmediğini söyledi.

Alpan, yapay zekâ ile üretilen kitapların gerçek yazarlara aitmiş gibi yayımlanabilmesinin de mümkün olduğuna dikkat çekti. Bir yazarın Amazon’da kendi adına yeni bir kitabın yayımlandığını gördüğünü, ancak böyle bir kitap yazmadığını anlattı. “Mesela bir haber gelebilir, Nazım Hikmet’in yeni bir şiir kitabı bulundu denilebilir ve bu kitap yapay zekâ tarafından basılıp bir süre, en azından biz farkına varmadan, birtakım sitelerde satışa çıkmış bile olabilir” diyen Alpan, yapay zekâ modelleri kullanılarak bu tür içeriklerin üretilebildiğini aktardı.

Alpan’a göre sorun yalnızca kitapların yapay zekâyla yazılmasıyla sınırlı değil. Klasik eserlerin çevirilerinin de yapay zekâya yaptırıldığını belirten Alpan, okurların yapay zekâ üretimi içeriği özgün içerikten ayırt edebilmek için yayınevine, kitabın künyesine, dile ve üsluba dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Örneğin cümle yapılarındaki tuhaflıklar, yanlış çeviriler, bazı kelimelerin gereğinden fazla tekrar edilmesi ve yapay zekânın ürettiği yanlış bilgiler bu konuda okura ipucu verebiliyor.

Yapay zekâ daha önce üretilmiş metinlerden hareket ediyor. Alphan’a göre yapay zekânın temel sınırlarından biri bu, çünkü bu üretim biçimi kültürel alanda yeni bir yol açmıyor.

Alpan, edebiyat ve sanat tarihindeki büyük dönüşümlerin birkaç kişinin yaratıcılığı, cesareti, kişisel girişimleri ve içinde bulundukları sosyal koşulların kesişmesiyle ortaya çıktığını da hatırlattı. Dadaizmden kübizme, Rönesans’tan modern edebiyata uzanan bu dönüşümlerde rastlantısallığın ve kişisel deneyimin belirleyici olduğunu söyleyen Alpan, yapay zekânın bu unsurları yeniden üretmesinin mümkün olmadığını ekledi.

“Kitap okumayan nesiller ortaya çıkmaya başladı”

Alphan, podcastte yapay zekânın eğitim ve okuma alışkanlıkları üzerindeki etkisine de değindi. Öğrencilerin okumaları gereken romanları yapay zekâya özetlettiklerini, hatta hiç okumadıkları eserleri Lacan gibi okuması zor düşünürlerin kavramları üzerinden analiz etmiş gibi sunabildiklerini anlattı: “Yani hiçbir şekilde bir romanı okumayan nesiller, bir kitap okumayan nesiller ortaya çıkmaya başladı.”

Yeni eğilimlerden biri de yapay zekânın giderek daha fazla metinleri ‘anlamanın’ ve ‘yorumlamanın’ yerine geçiriliyor olması. Alphan’a göre temel sorunlardan biri bu. Alphan bu nedenle bazı ülkelerde el yazısının yeniden teşvik edilmesi ve okullarda yapay zekâ kullanımının sınırlandırılması gibi yöntemlerin uygulanmaya başladığını anlattı.

Yapay zekâ özgün edebiyatın değerini artırabilir mi?

Çevirmenlik ve editörlük gibi mesleklerin yapay zekâ nedeniyle ortadan kalkacağı yönündeki tartışmalara da değinen Alpan, özellikle edebî çeviride çevirmenin bilgi, görgü ve kültürel birikiminin yanı sıra çeviri stratejisinin de belirleyici olduğunu söyledi.

Alpan, Homeros’un Odysseia destanının İngilizceye yapılan iki çevirisini örnek gösterdi. Emily Wilson ve Daniel Mendelsohn’un çevirilerinin aynı metinden yola çıkmasına rağmen birbirinden tamamen farklı olduğunu belirten Alpan, Wilson’ın eseri modern İngilizceye aktarırken Mendelsohn’un, “Homeros bugün İngilizce yazsaydı nasıl yazabilirdi” fikrinden hareket ettiğini anlattı. Alpan’a göre bu farklılık, edebî çevirinin yalnızca kelimeleri bir dilden diğerine aktarmaktan ibaret olmadığını gösteriyor.

Şiir çevirisinin çok daha farklı bir boyut taşıdığını da belirten Alpan, bir eseri başka bir dile aktarırken çevirmenin yalnızca dile değil, eserin yazıldığı kültüre ve döneme de hâkim olması gerektiğini vurguladı. Alpan, bu nedenle özellikle karmaşık ve kültürel bağlamı güçlü eserlerin çevirisinde yapay zekânın, insan çevirmenin yerini alabileceğinden emin olmadığını söyledi.

Alpan’a göre yapay zekânın yarattığı “çok bolluk, çok fazlalık” ortamı, kültürel üretimin giderek “bayağılaşması” ve “banalleşmesi” riskini de beraberinde getiriyor.

Cem Alpan’ın yapay zekâ, edebiyat, çeviri, yayıncılık, eğitim ve okuma kültürü üzerine değerlendirmelerinin tamamı Kısa Dalga’nın ‘Şimdi Ne Olacak?’ podcastinde.

Kaynak: Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.