İzmir'in sosyolojik röntgeni çeken araştırma: Dindar ama laik, çözüm sürecine mesafeli
ÖZGÜR DUYGU DURGUN
Nüfusunun yarısından fazlası Türkiye'nin farklı kentlerinden göçmüş bir kent İzmir. Buna rağmen kentlilik aidiyetinin en güçlü olduğu şehirlerin başında geliyor. Ülke genelindeki kutuplaşmanın daha az hissedildiği, kendine has İzmirlilik fanatizmine rağmen ülkenin geri kalanında pek de rastlanmayan türde bir iletişim ve diyalog ortamının yaşandığı, karşısındakini boğmayan, nefes almasına izin veren bir kent İzmir.
Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı- Bayetav'ın İzmir Barometresi'nin altıncısı kısa süre önce yayınlandı. Farklı yaş, cinsiyet ve eğitim düzeylerinden 300 kadın ve 300 erkekten oluşan katılımcı topluluğunun görüşlerine başvurulan İzmir Barometresi, Yaşam Memnuniyeti, Kentsel Aidiyet, Kimlikler, Siyasete Olan Güvensizlik, Yerel Yönetime Dair Kanaatler gibi başlıklarda İzmirlinin nabzını tutuyor.
2026 Kış Barometresi çıktılarına göre İzmirlilerin üçte ikisi (%65) bu kentte yaşamaktan memnun. Ancak ekonomik belirsizlikler, gelecek kaygısı ve kent yaşamının getirdiği zorluklar nedeniyle kente dair hissettikleri baskın duygu stres ve kaygı. Izmirli'nin siyasete güvensizliği ise yalnızca belirli bir partiye ya da iktidara yönelik değil; siyasete ve siyasetçiye yönelik daha kapsamlı bir hayal kırıklığı olarak ortaya çıkıyor. "Kim neyi savunuyor, neden savunuyor, artık bilmiyoruz." diyen katılımcılar, farklı siyasal kimliklerden ve eğitim düzeylerinden pek çok İzmirlinin paylaştığı bir yorgunluğu temsil ediyor.
Izmir Barometresi'nin odağına aldığı Kürt meselesi ve Çözüm Süreci araştırması ise seküler–cumhuriyetçi kimliği hala çok güçlü bir kent olan İzmir'de sürece dair toplumsal algıyı yansıtması bakımından önemli. "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin İzmir'de net bir toplumsal mutabakatın henüz oluşmadığı görülüyor. Bülent Şık, Serkan Turgut, Sevda Alankuş, Şule Tepe ve Zeynep Gizem Eskici'nin hazırladığı raporlara Bayetav'ın web sitesinden erişim mümkün.
Bayetav Akademik Çalışmalar Koordinatörü Dr. Serkan Turgut'tan araştırmada öne çıkan bulguları değerlendirmesini istedik...

2026 Kış Barometresi ile birlikte İzmir'de gündelik ve siyasal iklime dair gelişmeleri saha araştırmalarıyla ölçtüğünüz toplam altı rapor yayınladınız. Öncelikle bu seri nasıl bir ihtiyaçtan kaynaklandı?
İzmir, üzerine çok konuşulan ama bir o kadar az bilinen, daha doğrusu çoğunlukla klişeler üzerinden bilinen bir şehir. Bu klişeler ise toplumsal ve siyasal kutuplaşmanın aracı olmaktan kurtulamıyor. Vakıf olarak bir arada yaşama iradesini güçlendirmenin en temel yollarından birinin İzmir'in klişelerden kurtulup Konya'yla, Diyarbakır'la, Trabzon'la konuşabilmesi olduğuna inanıyoruz. Bunun yolunun ise şehre ilişkin nitelikli, sürekli ve herkesin erişebileceği açık saha verisinin oluşmasından geçtiğini düşünüyoruz. Bu amaçla bir buçuk yıl önce, her üç ayda bir İzmir'in güncel fotoğrafını çekebilecek hem nicel hem de nitel verilere dayanan Bayetav İzmir Barometresini başlattık.
2026 Kış Barometresi'yle birlikte Çözüm Süreci'ne dair de bir raporunuz var. Bu iki raporu birlikte okumak İzmir'i anlamak adına nasıl bir çerçeve oluşturuyor ?
Her üç ayda bir İzmir'in fotoğrafını belirli parametreler üzerinden çekmeye, bu fotoğraflarda hem değişimi hem de sürekliliği görmeye çalışıyoruz. Her mevsim yayımladığımız araştırmalarımızda bir odak meseleye dikkat çekiyoruz. Bu odak konular çoğunlukla salt yerel değil, bütün bir ülkeyi ilgilendiren meseleler oluyor. Geçmişte eğitim, yoksulluk, gençlik ve emeklilik gibi başlıklarda İzmir'den Türkiye'ye seslenmiştik.
Bu kez yıllara, hatta on yıllara yayılan ve toplumsal barışımızı derinden etkileyen bir meseleyi, Kürt meselesini ve çözüm sürecini İzmir'den tartışmaya çalıştık. İzmir bu tartışma için son derece anlamlı bir alan. Şehrin Kürt nüfus oranı Türkiye geneline yakın bir düzeyde seyrediyor. Öte yandan, uzun süredir iktidara muhalif bir şehir olarak öne çıkıyor. Bu iki rapor bir arada okunduğunda, seküler ve muhalif kimliğiyle bilinen bir şehrin Kürt meselesine ve iktidara bakışındaki kaygıları anlamak, barışa imkân veren tartışmaların hangi zeminlerde yeşerebileceğini görebilmek bakımından oldukça kıymetli bir çerçeve sunuyor.
İzmir'in potansiyeli ile gerçekliği arasındaki mesafe büyüyor
Rapordan verilere göre, İzmirlilik duygusu ve yaşayanların kentle kurduğu aidiyet güçlü ancak derinleşen bir kırılganlık da birikmiş. Bunun temelinde ne var? Ekonomik kriz, gelecek kaygısı, ülkenin gidişatından duyulan memnuniyetsizlik... Nedenler arasında nasıl bir öncelik sıralaması yaparsınız?
İzmir Barometresi bize geçmişte orta sınıfların ağırlıklı olduğu, emeklinin görece rahat bir yaşam sürebildiği bir şehrin yoksullaştığını, orta sınıflarının geçim sıkıntısıyla boğuştuğunu gösteriyor. Veriler bu tabloyu sayısal olarak net biçimde ortaya koyuyor. İzmirlilerin %42’si kazandığı gelirle geçinemediğini söylüyor. Dahası, katılımcıların %41’i son üç ayda mutfak harcamalarından kısmak zorunda kaldığını belirtiyor.
Sermayenin, medyanın ve fırsatların giderek daha fazla İstanbul’da yoğunlaştığı bir ortamda İzmir gençlerine yeterli bir gelecek projeksiyonu sunamaz hâle geliyor. Altyapı sorunları derinleşiyor. Şehrin potansiyeli ile gerçekliği arasındaki mesafe büyüyor. Öte yandan İzmirliler, iktidar partisinin Türkiye vizyonunu yalnızca siyasal bir tercih meselesi olarak değil, bir yandan yaşam tarzına yönelik bir müdahale, bir yandan da demokratik bir toplumun önünde bir engel olarak görüyor. Bu nedenle kırılganlığın kaynağını tek bir nedene bağlamak doğru olmaz. Ekonomik dert, gelecek kaygısı ve siyasal yabancılaşma birbirini besleyen, iç içe geçmiş bir döngü oluşturuyor.
Kentte yaşayanların yüzde 87'si kendisini İzmirli hissediyor. Peki, Mardin veya Erzurum'dan göçmüş olanları İzmirli hissettiren nedir?
İzmir, ülkemizde şehir kimliğinin en güçlü biçimde yaşandığı yerlerden biri. TÜİK'in 2025 verilerine göre nüfusunun %56,5’i ülkenin farklı illerinden göç etmiş kişilerden oluşuyor. Bu şehir, birçok olumsuz özellik bakımından diğer büyük şehirlerden farklı değil. Ancak sakinlerini kendine bağlayan kendine has bir dokuya sahip.
İzmir, insanların birbirlerinin yaşam tarzına müdahale etmediği, en azından böyle hissettiren, sakin ve görece rahat bir şehir olarak öne çıkıyor. Körfezi çevreleyen sahil bandı ve kamusal alanlara erişim imkânı, farklı toplumsal kesimlerin şehri deneyimleyebildiği, şehirden keyif alabildiği ve belli ölçüde birbiriyle temas edebildiği karşılaşma alanları üretiyor. İstanbul’dan farklı olarak İzmir, dışarıdan gelenleri bir süre sonra İzmirli olmaya ikna eden bir şehir. Belki de en büyük fark buradan kaynaklanıyor.

Rapora göre İzmir'de yaşayanların %55'i kendisini dindar olarak tanımlasa da, bu birincil kimlikleri değil. Laiklik tartışmalarının alevlendiği bu dönemde İzmir'de dindarlığa bakışın ülke geneli açısından pozitif bir örnek olarak kabulü mümkün mü?
Ülkedeki alışılagelmiş dindarlık biçimlerinden belirgin biçimde ayrışan, kendine özgü bir İzmirli dindarlığından söz etmek mümkün. Bu dindarlık, kişinin gündelik yaşamdaki kararlarını çok fazla etkilemeyen, siyasallaşmasından rahatsızlık duyulan, büyük ölçüde bireysel ve belirli kültürel pratikler üzerinde varlık bulan bir dindarlık. İzmir’de Ramazan’da oruç tutan ve aynı zamanda bayramı içki sofrasıyla karşılayan geniş bir kesimden bahsetmek mümkün. Diğer bir deyişle, İzmir, iftar vaktinin yaklaştığını hissettiren bir telaşı dokusunda taşıyan ancak gündelik akışın Ramazan’la kayda değer bir dönüşüm geçirmediği bir şehir.
Nitekim verilerimiz bu tablonun sayısal karşılığını net biçimde ortaya koyuyor. Şehrin %55’i kendini dindar olarak tanımlıyor, fakat “Çok dindarım” yanıtı ise %7’de kalıyor. Katılımcılar “Sizi en çok tanımlayan kimliğiniz nedir?” sorusuna sadece %13 oranında dindar-muhafazakârlık yanıtını veriyor. “Dinî inancınız gündelik kararlarınızı ne ölçüde etkiliyor?” sorusuna ise katılımcıların %35’i “Hiç etkilemiyor” yanıtını veriyor. Diğer bir önemli veri ise İzmirlilerin %37’sinin kendilerine en uzak kimlik olarak dindar-muhafazakârlığı gördüklerini belirtmeleri. Bu tablo en genel düzeyde, inancın bireysel ve kültürel bir anlam zeminine yaslandığı, kamusal alana ve birlikte yaşama normlarına taşınmadığı bir İzmirli dindarlığına işaret ediyor.
Geçim sıkıntısı çözüm sürecinin önüne geçti
Çözüm Süreci raporunuzda dikkat çekici iki veri var; ilki sürecin İzmirlilerin gündelik hayatında karşılık bulmuyor oluşu. Katılanların %54'ünün gündemi çözüm süreci değil, sanırız, daha çok ekonomik kriz gündemin yakıcı konusu. İkinci veri ise sadece CHP seçmeninin değil; özellikle DEM Parti seçmeninin yüzde 74'ünün sürecin aktörlerine yönelik güvensizliği. Bu iki olguyu nasıl okumamız lazım?
Öncelikle şunu vurgulamak gerekiyor. Çözüm süreci, başından itibaren toplumsal ayağı eksik bırakılarak yürütülen, hatta bu sürecin kamuoyuna taşınması pek de arzu edilmeyen bir süreç görünümünde oldu. Bu nedenle katılımcıların %33’ünün bu meselenin çevresinde hiç konuşulmadığını, %21’inin ise nadiren konuşulduğunu söylemesi tesadüf değil. Bununla birlikte, geçim sıkıntısının ve ekonomik sıkıntıların gündelik yaşamı çok daha doğrudan belirlediği anlaşılıyor. Bunlara ek olarak insanlar siyasete ilişkin meseleleri konuşmaktan kimi zaman korkuyor, kimi zaman da karşısındakiyle ilişkisini zedeleyebileceği kaygısıyla siyasi konulardan uzak duruyor. Özellikle Kürt meselesi gibi riski yüksek konularda bu çekingen tutum daha da belirginleşiyor.
DEM Parti seçmenindeki yüksek güvensizlik oranına gelince... Bu güvensizlik, iktidarın somut adımlar atmakta niyetsiz göründüğünün her geçen gün daha belirgin hâle gelmesiyle birlikte büyüyor. Selahattin Demirtaş’ın hâlâ tutuklu olması, Ahmet Türk gibi seçilmiş başkanların yerlerinde kayyumların bulunması bu kesim için iktidarın niyetini sorgulatan somut göstergeler olmaya devam ediyor.
Ancak dikkat çekici olan şu. Bu güvensizliğe rağmen söz konusu kesim, sürecin başlatıcısından ve niyetine ilişkin görüşlerden bağımsız olarak Kürt meselesi etrafında şekillenebilecek bir barış ve çözüm girişimini desteklemekten vazgeçmiyor. Bir başka deyişle, bu grup “çözüm sürecini” hem destekliyor hem de yürütülme tarzını eleştiriyor. Bu durumu basit bir çelişki olarak değil “ilkesel rıza” olarak okumak daha isabetli.
''Birlikte Yaşarız'' mottosuyla yola çıkan bir vakıfsınız. Kutuplaşmanın tırmanarak derinleştiği bir toplumsal yapıda 'Birlikte Yaşama' ideali için orta ve uzun vadede ihtimaller hakkında neler söylemek istersiniz?
BAYETAV olarak hem dünyada yükselen eğilimin hem de Türkiye’deki kutuplaşmanın farkındayız. Bir arada yaşama kanallarının giderek daraldığını görüyoruz; bunu verilerimizle de belgeliyoruz. Buna karşın yeni yollar aramaktan, yeni bir dil geliştirme çabasından, insanları kimliklerinden bağımsız biçimde ortak bir iyi etrafında yan yana getirme arzusundan vazgeçmiyoruz.
Bir arada yaşama iradesinin kendiliğinden genişlemesini beklemek gerçekçi değil. Birlikte yaşama iradesi, duygusal bir temenniden çok kurumsal, kültürel ve siyasal bir inşa süreci gerektiriyor. Ama elimizdeki veriler çalışmanın anlamlı bir karşılığı olduğunu gösteriyor. Tam da bu nedenle, birlikte yaşamanın mümkün olduğu alanları görünür kılmaya ve çoğaltmaya odaklanıyoruz.
Dr. Serkan Turgut, Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde lisans, yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. Tatvan, Diyarbakır ve İzmir’de felsefe grubu öğretmeni olarak görev yaptıktan sonra Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde öğretim elemanı olarak çalıştı. 2015 yılında Trinity College Dublin’de misafir araştırmacı olarak bulundu. Toplumsal kimlik, ayrımcılık, eğitim, kent ve göç konularında ulusal ve uluslararası mecralarda kitap ve makaleleri yayımlandı. 2021 yılından beri Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfında (BAYETAV) çalışmaktadır.
Özgür Duygu Durgun, Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu. Cumhuriyet ve Radikal gazetelerinde muhabir olarak çalıştı. Basın danışmanlığı ve içerik yönetimi alanlarında İstanbul merkezli çeşitli ajanslarda görev aldı. Serbest muhabirliğe halen İzmir'de devam ediyor.
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.