Üniversite odasından tarlaya: Hafızada tankların izi ve toprakla gelen yeni hayat
GÜLSEVEN ÖZKAN
Barış Bildirisi’nin üzerinden 10 yıl geçti. İmzanın ardından hayatı kökten değişen akademisyenlerden biri de Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden ihraç edilen Yrd. Doç. Dr. Zeki Kanay oldu. Sur’daki çatışmaları, helikopterlerİ, tankları, yanan binaları üniversite odasından izlediğini anlatan Kanay, bugün akademinin dışına itilmiş binlerce isimden biri olarak geçimini topraktan sağlıyor. Onun hikâyesi, barış talebinin bu ülkede nasıl bir bedelle karşılandığının canlı bir tanıklığı... Kanay, imzaladığı bildiri aradından yalnızca işini değil sosyal çevresini de kaybetti. Telefonları çalmamaya başladı, yakın dostları bile onu değil, ona ulaşmak için eşini arıyordu. Akademisyen şu an kampüsten uzakta olsa da barış talebinde ısrarcı..
Çatışmaları izlediği üniversite odasından tarımsal üretime
Kanay, 1986’da İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde eğitime başladı. 1994’te Dicle Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak akademik hayata atılan Yrd. Doç. Dr. Kanay 2017’de aynı üniversiteden ihraç edildi.
Yaşadığı süreci, "Zaten olağanüstü koşullarda yaşayan bir coğrafyada ekstra olağanüstü bir hal” olarak tanımlayan akademisyen, 2015–2016 yıllarında Diyarbakır Sur’da yaşanan çatışmalara yönelik birkaç km uzaklıktaki odasından gördüğü manzarayı şöyle anlattı:
"Çatışmalara biz şahitlik ediyorduk. Her gün görüyorduk odamızdan ya da gidiş gelişlerden. Vahşet durumu yaşanıyordu. Kimse ses çıkarmıyordu. Bizim üniversite lojmanlarına, bazı fakültelere o roket atar mermiler ya da kurşunlar isabet ediyordu aslında. Dört beş kilometre uzakta olmasına rağmen benim elimde fotoğraf makinesi de vardı. O helikopterlerin uçuşlarını, burada çıkan yangınları, binaların tahrip oluşunu her gün izliyorduk. Tanklar zaten şehirdeydi. Bazen protestolara katılıyorduk. Sur'un tamamen kapatılmıştı insanlara. Karşı çıkışlarımız oluyordu ama bu yeterli değildi. Herkes şahitti.”

Kafede otururken arkadaşından öğrendi
Tanıklık karşısında sessiz kalmanın mümkün olmadığını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Kanay, “Savaş insanlık suçudur. Vicdani sesimizi dinleyerek böyle bir bildiriyi imzaladık” dedi. Bildiri sonrası açılan soruşturmalara değinen akademisyen, haklarındaki dosyaların korkutulan akademisyen arkadaşlarına verildiğini iddia etti.
Haklarında suç üretilmeye çalışıldığını, tehdit edildiklerini dile getiren Yrd. Doç. Dr. Kanay, “Bir kafede benimle birlikte ihraç edilen başka bir arkadaş ile dört beş kişi oturuyorduk. Bir arkadaş o arada telefondan haberlere baktı. ‘Sizin isminiz de var’ dedi. Benim ve karşımda oturan arkadaşın ismini de söyledi. İkimiz de aynı bölümdeydik. O arkadaş biraz bozuldu, kızardı, öfkelendi, çekip gitti. Ben çok normal karşıladım, hiç şaşırmadım. Çünkü bizim ödediğimiz bedel çok ağır bir bedel değildi. Insanlar canından malından oluyordu” ifadelerini kullandı.
"Beni arayacaklarına eşimi arıyorlardı"
İhraç ardından çevresindeki bazı insanların kendisiyle iletişim kurmaya korktuğunu dile getiren akademisyen, görünmez bir izolasyonun devreye sokulduğunu söyledi. Yrd. Doç. Dr. Kanay, "Beni araması gereken yakın arkadaşlarım bir işi olduğunda, bir şey sorduklarında beni aramıyor eşimi arıyorlardı. Fakülteye gidip geliyordum, arkamdan ‘Bu terörist niye hala gidip geliyor?' diye söylüyorlarmış. Ben hiç takmıyordum. Zaten başım dik. Suçlu değildik. Onlar başlarını eğsin” sözlerini kullandı.
Akademisyen, öğrencilerinin kendisi için yaptığı protestonun soruşturmayla bastırılmasını ise hâlâ bir kırılma noktası olarak gördüğünü, "Sessiz oturma eylemi yaptılar, 30’dan fazla öğrenciye ceza verdiler. Korkuyu bilinçli yaydılar” sözleriyle tanımladı.

Tarıma yöneldi, üretim yapıyor
Yayınlanan KHK ardından Yrd. Doç. Dr. Kanay’ın hayatı köklü biçimde değişti. Öğrencileriyle yürüttüğü sosyal projeler, ekolojik tarım fikrine dönüştü. Yrd. Doç. Dr. Kanay yaptığı çalışmalara yönelik şöyle konuştu:
"Daha önce öğrencilerimle sosyal aktiviteler yapıyorduk, köy okullarına yardım topluyorduk. kermes düzenliyorduk; bostan, peyzaj yapıyorduk. Buğday derneğiyle iletişimdeydim, kent, kampüs bostanları projesi vardı. Arkadaşlar, 'Ekolojik tarım yapalım, şu bu tohum toplayalım' dedi, öyle bir ortak fikir ortaya çıktı.
Benim küçük bir yerim vardı. Onları davet ettim. Dedim gelin burada başlayalım, öyle başlamış olduk. İhraçtan birkaç ay sonra biz ekolojik tarım yapmaya, toprakla uğraşmaya başladık. Aslında hiçbirimizin toprakla bir uğraşı yoktu daha önce. Deneyerek yanılarak bu işe giriştik. Hala tek başıma da olsam bu işi devam ettiriyorum. O zaman tarlada tohumu saklama için küçük bir kerpiç yapı yaptık, o dönem orada kalıyordum tabii."
Eski öğrencisi kayyım oldu, görevden ihraç etti
2019’da Diyarbakır Büyükşehir ve Bağlar Belediyesi Meclis Üyesi seçilen Yrd. Doç. Dr. Kanay, kısa sürede kayyım politikalarıyla karşılaştı. Daha sonra bir protestoya katıldığı için bu görevden de ihraç edildi. Yerine atanan kayyımın eski öğrencisi olduğunu, “Yerime atanan kayyımlardan biri benim daha önce ders verdiğim öğrencimdi” ifadeleriyle anlattı.
Akademisyen hakkında “gösteri yasağına direnme” gibi suçlamalarla 3 dava açılırken göreve iade davası sonuçlanmadı.
Barış sürecine dair umut ve kuşku
Bugün devam eden barış sürecine dair Yrd. Doç. Dr. Kanay’ın duyguları karışık. Bu coğrafyada barışın zorunluğu olduğunu savunan akademisyen, sürecin kırılganlığına şöyle dikkat çekti:
"Barış aslında elzemdir. Herkes için fayda sağlar. Bu umudumuzu korumaya çalışıyoruz. Bu süreç çok kırılgan. Türkiye'deki bu sürecin aslında Rojava süreciyle bağlantılı olduğunu bütün yazarlar, yorumcular söylüyorlar ve maalesef oraya bağlı. Orada çözülmediği sürece bu sürecin Türkiye içinde bir gelişme elde edemeyeceği de görülüyor.”
"Umut entegrasyonda"
"Umudum odur ki Rojava'da entegrasyon olsun. Farklı toplumsal katmaların bir araya gelerek ademi merkeziyetçi bir sistem kurgularlarsa belki o zaman buradaki süreçte biraz gelişebilir. Yani hem umutluyum hem umutsuzum, ikircikli bir durum var maalesef."
Yrd. Doç. Dr. Kanay’ın son mesajı ise, "Toplumsal bir çürüme yaşıyoruz. Dayanışma ve sorumluluk duygusu köreliyor. Bir şey yapamamanın getirdiği çaresizlik en sıkıntılı, en stresli duygulardan biri. Bu nedenle hiç tereddütsüz bunu imzaladık. Gerçekten buna inanıyorduk ve hala inanıyoruz. Ruhumuzda isteğimiz olduğu sürece insanlık adına güzel şeyler yapma dileğimizi, umudumuzu korumalıyız. Savaş suçtur, barış içinde kalmak dileğiyle diyorum" şeklindeki sözleri oldu.
Kaynak:Haber Merkezi
Abone Ol
İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.