Hrant Dink cinayeti: Derin devlet cinayeti nasıl adım adım ördü?

Hrant Dink cinayeti: Derin devlet cinayeti nasıl adım adım ördü?
Dink cinayetinin 19. yılında sis perdesi dağılmadı. Kemal Göktaş, cinayete giden "milli mutabakatı" anlatıyor: "Her şeyi biliyoruz, geriye sadece emri vereni isimlendirmek kaldı."

Kısa Dalga - Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 19. yılında Türkiye'nin kanayan vicdanı olmaya devam ediyor. Adaletin onca yıla rağmen tam olarak sağlanamadığı cinayet dosyası, bugün hâlâ farklı siyasi hesapların gölgesinde duruyor.

Cinayetin hemen ardından başlayan soruşturma sürecindeki vahim eksiklikleri ve "Medya, Yargı, Devlet" üçgenindeki karanlık ağı 2009 yılında yazdığı kitapla kayda geçiren gazeteci Kemal Göktaş, cinayete giden yolu ve soruşturmanın ilk yıllarında ortaya çıkan gerçekleri gazeteci Canan Coşkun'a anlattı.

  • Hrant Dink cinayetinin üzerinden 19 yıl geçti ve geriye dönüp baktığımızda, 2009'da yazdığın medya, yargı ve devlet üçgenindeki o karanlık tablo bugün aydınlanabildi mi?

Kemal Göktaş: Esasen Hrant Dink cinayetinde aydınlanmamış çok önemli ve çok az bir bilgi kaldı. Aslında biz cinayetin nasıl örüldüğünü, nasıl işlendiğini, neyi hedeflediğini bugün itibarıyla biliyoruz. Ama sadece ve sadece şu çok önemli soru yanıtını bekliyor: O da Hrant Dink cinayetinin emrini kim verdi? Bu tabii bütün cinayeti aydınlatacak çok önemli bir soru. Ama bu sorunun yanıtı aslında bütün o kurguda, bütün o gelişmelerde; Hrant Dink'in hedef haline getirilmesi sürecinde, cinayetin hazırlığı sürecinde ve cinayetten sonra soruşturma ve davaların yürütülüşünde kendisini ele veriyor. Sadece ve sadece bunu isimlendirmek kalıyor. Yakından takip edenler, ilgilenenler aslında bunun yanıtını da biliyorlar ama bunun yanıtı hukuken net bir şekilde ifade edilemiyor.

Nasıl işlendi Hrant Dink cinayeti? Hrant Dink, Agos gazetesinin başyazarı olarak kamusal alanda çok önemli sözler söyleyen bir Ermeni aydındı, Ermeni solcu bir aydındı ve bu kimliğiyle çok etkili oluyordu. Türkiye'de 1915'ten sonra bu kadar etkili bir Ermeni figür bulamazsınız. Ermeniler göç ettirildiler, bir diaspora oluşturuldu; malum, Türkiye'deki Ermeni nüfus yok edildi. Çok az bir nüfus kaldı. O nüfusun aydınları da büyük oranda göç etmişti ama kalanlar da suskunluk içerisindeydi. Bunun çok çeşitli nedenleri var tabii ama en başta gelen nedeni, cemaati koruma güdüsünün öne çıkıp cemaati hedef haline getirmeme motivasyonuydu.

Cinayetler yeni rejimi konsolidasyon için kullanıldı

Bundan farklı olarak hem 1915 Ermeni Soykırımı'nı hem güncel, aktüel Ermenilere ilişkin sorunları hem de Ermenistan ile ilişkileri mesele eden ve bunu çok barışçıl, çok kardeşlik hukuku içerisinde dile getiren; bunu yaparken ama sözünü sakınmayan, 1915'e Ermeni Soykırımı netliğiyle söyleyen ve sorunları çok net biçimde ifade eden bir Ermeni aydındı. Türkiye 2002'de AKP iktidarının gelişinden sonra bir AB'ye üyelik, bir reform süreci içerisine girmişti. Tabii bunların ne kadar sözde olduğunu sonra gördük. Ama bütün bu karmaşa içerisinde işte birtakım darbe girişimleri planlanıyordu, katliamlar işleniyordu. Malatya'daki Zirve Yayınevi katliamını hatırlayın, Dink cinayetinden sonra oldu. Danıştay katliamı; Danıştay'da bir yüksek yargıç öldürüldü türban kararı gerekçe gösterilerek.

Fakat bütün bunları aslında AKP ve o dönemdeki ortağı Fethullahçılar, yeni rejimi konsolidasyon aracı olarak kullandılar. Yeni bir rejim oluşturmak istiyorlardı ve bütün bu bahsettiğim olaylar dizisini bunun için bir araç haline getirmek istiyorlardı. Bir kere en başta yapmamız gereken tespit bu. Bu cinayetler AKP ve ortağı Fethullahçıların 2010 Anayasa Referandumu'na giden yolda çok kullandıkları argümanlar oldu. Cinayet öncesinde Hrant Dink'in hedef haline getirilmesi sürecine baktığımızda medyada istisnasız, sağdan sola –tırnak içinde sol tabii– medya organlarının Hrant Dink'e karşı kıyıcı bir dil kullandıklarını, hedef haline getirecek argümanları öne sürdüklerini ve de aslında cinayetin bir tür zeminini yarattıklarını görüyoruz ne yazık ki.

Medya hedef haline getirdi

Bundan çok az gazete, çok az yayın organı azade idi. Ama işte benim o dönemki yüksek lisans tezimdi; medyanın Hrant Dink'i hedef haline getirmesi. Cumhuriyet gazetesi, Akşam gazetesi, Hürriyet, Milliyet; aklınıza gelebilecek ana akımda ya da sağda solda ne varsa bir sürü gazetede Hrant Dink bir öteki, bir düşman olarak kodlanmıştı. Hrant Dink'in, Sabiha Gökçen'in aslında Ermeni olduğuna ilişkin haberi nedeniyle çok güçlü bir tepki gördüğünü görüyoruz ve o tepkinin giderek Hrant Dink'in diğer kamusal alanda ettiği sözler de bahane edilerek Hrant Dink'e karşı bir kampanyaya dönüştüğünü görüyoruz.

Tabii bunda başı Yeniçağ Gazetesi başta olmak üzere o dönem daha marjinal, ırkçı yayınlar yapan Önce Vatan diye bir gazete vardı; bunlar öncülük ediyordu. Hrant Dink'i ülkeden kovmaya yelteniyorlardı. Dink'le ilgili çok sayıda çarpıtılmış haberler yapıyorlardı ve Hrant Dink'in bir yazısında yaptığı bir benzetmede Türk'ün kanına zehirli dediğini iddia ederek... Halbuki yazıyı okuyan herkes şunu anlıyordu ki bir benzetme yapıyor Hrant Dink. Ermeni paranoyasını bir kardeşliğin önünde zehirli kan olarak görüyor. Aynı zamanda Ermenilerde de 1915'e takılmayı bir travmatik bir arıza olarak görüyor.

Dava sürecindeki saldırılar

Buna ilişkin bir yazısı bahane edilerek Hrant Dink'le ilgili bir kampanya başlattılar ve Hrant Dink hakkında meşhur, o dönem önce eski Türk Ceza Kanunu döneminde 159. maddeydi, sonra 301. madde oldu; Türklüğü aşağılama suçundan dava açıldı. Bu davalar Hrant Dink'in öldürülmesine giden yolda çok önemli bir işlev gördü. Hedef haline getirildi. Orada saldırılar oldu duruşmalar sırasında. Daha sonra Ergenekon örgütünden yargılanan birçok isim gelip davaya müdahil olmak istedi. Mahkeme vahim kararlar verdi ve bugün itibarıyla istinaf mahkemesi, Hrant Dink'i öldüren sanıkların örgüt davalarında Hrant Dink ailesinin yaptığı istinaf talebini; "Sizin davadan zarar gördüğünüz açık değil, dolayısıyla siz zarar görmediniz çünkü bu cinayet davası değil, örgüt davası" diyerek reddetti.

Ama o tarihte Hrant Dink yargılanırken bir sürü ırkçı, faşist; Hrant Dink'in Türklüğü aşağıladığını, dolayısıyla kendilerinin de bir Türk olarak zarar gördüğünü iddia ederek davaya müdahil olmak istediler ve mahkemeler bu davaya müdahaleleri kabul etti. "Zarar gördünüz" dedi. Bu inanılmaz bir şeydi. Yani neredeyse kendisine Türk diyen herkesin davaya katılma hakkının önünü açmıştı. İnanılmaz bir hukuk skandalıydı ama bu işte Hrant Dink'in katline giden yolları döşedi.

Milli Mutabakat cinayeti
  • Türk Ceza Kanunu'nda "yol verme" diye bir suçlama yok ama Dink cinayeti davasıyla birlikte hayatımıza girdi. "Yol vermek" planlı bir organizasyonun bir parçası mıydı? Yani bu kavramı hukuki ve vicdani olarak nasıl değerlendirebiliriz?

Kemal Göktaş: Aslında "yol verme" dediğinizde şunu kastediliyor: Cinayete giden yolda önlem almayarak katillerin rahatça Hrant Dink'e ulaşmasını ve öldürülmesini sağlama. Esasen bu, "ihmal suretiyle öldürme" suçu olarak Türk Ceza Kanunu'nda var ama işletilmedi ve böyle yorumlanmadı. Dolayısıyla baştan itibaren soruşturmanın böyle yürütülmesi gerekiyordu.

Medyanın yarattığı hava ve duruşmalardaki saldırılarla Hrant Dink bir hedef haline gelmişti ve bir yandan da cinayet örülüyordu. Bunu dava dosyalarındaki bilgilerden net bir şekilde öğreniyoruz ve bunun içerisinde Fethullahçı polis müdürlerinden Ergenekoncu jandarma komutanlarına, işte daha iktidara yakın istihbarat müdürlerinden daha mesafeli polis şeflerine kadar büyük bir organizasyon görüyoruz. Hrant Dink cinayeti daha sonra Malatya'daki Zirve katliamıyla ilgili olarak da kullanılan bir ifadeydi bu: Milli Mutabakat Cinayeti.

Dink cinayetini derin devlet işledi

Hrant Dink cinayetinde cinayeti işleyen yapının tam anlamıyla tanımı şu olabilir: Derin devlet. Bu çok net bir şekilde ortaya koymamız gereken bir belirleme. Ergenekoncu kanadı, Fethullahçı kanadı dahil olmak üzere bir derin devlet cinayetidir Hrant Dink cinayeti. Tetikçiler kolluk görevleri aracılığıyla bulunmuş ve tetikçiler çok kolay biçimde o dönemin faşist ideolojisinin etkisindeki Yasin Hayal, işte Ogün Samast, Erhan Tuncel gibi Alperen Ocakları'nda ya da Ülkü Ocakları'nda temasları olan ama esas itibarıyla mahalle serserileri... Bunlara ulaşan yapı kolluk ve jandarma. Jandarma bu cinayetin içerisinde, odağında yer alıyor.

Ama aynı zamanda İstanbul'daki polis, emniyet teşkilatında da cinayeti önlemeyerek, üstelik uyarılara rağmen önlemeyerek cinayetin önünü açıyor. Daha sonra ortaya çıktığı üzere birtakım görevliler, kolluk görevlileri keşifler yapıyorlar ve Ogün Samast oraya giderken, daha sonra oradan ayrılırken hep derin devletin gözetiminde. Bu derin devlet deyince soyut bir başka yere havale etmiyoruz. Aslında Hrant Dink cinayeti derin devletin çeşitli unsurlarının, parçalarının bir araya gelerek işlediği bir cinayet. Bunda Fethullahçılar da var, Ergenekon davasında yargılananlar da var.

Dink cinayeti toplum mühendisliği için kullanıldı

Bu yönüyle Hrant Dink cinayeti çok büyük hedefleri olan, toplum mühendisliğinde bir araç olarak kullanılan bir cinayet olarak karşımıza çıkıyor diğer o dönem işlenen cinayetlerle birlikte. Bunu AKP ve Fethullahçıların rejimi dönüştürme gayretinden ve Amerika gibi emperyalist devletlerin bunlara desteğinden ayrı okuyamayız. O dönem bunları araştıran gazeteciler olarak birçok güçlükle mücadele ettik. Bu güçlüklerden en önemlisi bizi belli bir adrese yönlendirme gayretleriydi. Bu zaman zaman Hrant Dink'in yakın çevresi –yakın çevresi dediğim yani Hrant Dink'e yakın olduğunu söyleyen isimler– zaman zaman resmi kaynaklar, zaman zaman sivil kaynaklar ama herkes kafasındaki katili belirlemiş ve bizi, gazetecileri ve yargıyı da oraya yönlendirmeye çalışıyordu.

Örneğin biz Hrant Dink cinayetinde Fethullahçı yargı ve güvenlik bürokrasisinin; yani Fethullahçı hâkim ve savcıların, Fethullahçı polis müdürlerinin işlevini anlatırken çeşitli bariyerlerle karşılaşıyorduk. Aynı şekilde Ergenekon sanığı failleri anlatırken de zorluklarla karşılaşıyorduk. Hep bir bariyerler oluyordu. Bu, cinayete bir adres gösterme gayretinden kaynaklanıyordu ama sonra manzara ortaya çıktı ki Hrant Dink cinayeti bütün bu unsurların kolektif cinayeti.

İktidardan gazetecilere baskı

Hrant Dink cinayetinin asıl olarak bence hani "kimin işine yaradığı" ve "faili arıyoruz" ya soruşturma aşamasında; hükümetin özellikle bu Fethullahçı yargı mensuplarına ve güvenlik bürokrasisine –Ramazan Akyürek gibi, Ali Fuat Yılmazer gibi cinayette doğrudan dahli görünen, hani yol açan, ihmal suretiyle öldürme suçuna tam da uyan eylemleri yapan kişilere– soruşturma izni vermediğini görüyoruz. Onları hükümetin koruduğunu görüyoruz. Bu çok açık bir şekilde aslında cinayetin nereye oturduğunu gösteriyor. Yani uzun bir dönem ben ve benim gibi birkaç gazeteci, bu cinayette Fethullahçıların rolünü de yazan gazeteciler, bir liberal çevrelerin tazyikine uğradık, iki iktidarın baskısına uğradık. Az kişi vardı tabii öyle. Ama manzarayı böyle koymayan, işte manzarayı sadece Ergenekon'a yükleyen ya da manzarayı sadece Fethullahçılara yükleyen gazetecilerin başka konfor alanları vardı.

Ama en azından benim açımdan sıkıntı bütün görüntüyü ortaya koyabilmekti. Yani düşman ceza hukukunun tanımında şey vardır ya; kişiden suça gitmek değil, fiilden suça gitmeyi öncelemek. Yani ne yaptı, hangi ihmal suçunu işledi; onun ait olduğu yapı, aidiyeti, cemaati falan ikinci planda olmak üzere bakmaya çalıştım ve bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki çok net bir şekilde 2009'da yazılan kitapta ortaya koymuştum. Sonrasında Fethullahçılarla iktidar kavga ettiğinde bizim o kitaplarda yazdığımız için yargılandığımız bilgiler, belgeler iddianamelere konu olmaya başladı. O Fethullahçı polis müdürleri ceza aldılar. "Kamu görevlisi" dediğin esas itibarıyla o ve olay bir FETÖ davasına dönüştürüldü.

Bu çok büyük bir hataydı. Ama bu hata kimilerinde de şöyle bir yoruma yol açıyor: Sanki FETÖ'cüler bu olaydan azadeymiş gibi. Değil, ikisi de aşırı yorum. Yani bu olay ne sadece bir FETÖ operasyonu, cinayeti; ama bunun karşısına çıkanlar şunu söylüyor: Olayı Fethullahçıların üzerine yıktılar ve kapattılar. Ben de şunu söylüyorum: Bu bir derin devlet cinayetiydi ve bu derin devlet cinayetinde Fethullahçılar da vardı, başka unsurlar da vardı. Fethullahçıların bu cinayetteki amaçlarını da daha makro perspektifte, iktidarın o dönemki dönüşümünde ve iktidarın da bu Fethullahçıları koruma gayreti ile birleştiğinde nasıl bir şey hedeflendiğini görüyoruz.

Ben ne yazık ki bunun toplum mühendisliği anlamında da bir tür başarı getirdiğini görüyorum o dönem için. Yani o dönem bu cinayetlerin arkasından iktidar kendi ajandasını devreye sokabildi ve bu cinayetleri de kullanarak bir derin devlet heyulasını da sırf kendisine işlenen suçlar bakımından soruşturma konusu yaptı. Derin devletle mücadeleyi sekteye uğrattı, derin devletle mücadeleyi kirletti. Ama sonuçta Hrant Dink cinayetini konuştuğumuzda iktidarın sorumluluğunu hep es geçti taraflar, çevreler. Bu iktidar blokunun içerisinde Fethullahçılar da vardı elbette ama AKP iktidarının Fethullahçıları koruma gayretinin altını çizmemiz ve de cinayete baktığımızda derin devletin çeşitli unsurlarının birlikte hareket ettiğini görmemiz gerekiyor.

Bu açıdan Hrant Dink cinayeti o dönem tabii toplum vicdanında çok önemli bir karşılık bulduğu için bir antifaşist dalga da yarattığını söyleyebiliriz. Cenazesi çok yüksek bir katılımla yapıldı ve Ermeni meselesi kamusal tartışma alanına girdi. Ermeni Soykırımı, 1915'e ilişkin tartışmalar... En azından toplum, Ermenilerin başına kötü şeyler geldiğini ne yazık ki bu vesileyle de öğrenmiş, duymuş oldu. Bu olumlu yanları diyelim. Ama beri yandan bu kullanılarak Ergenekon gibi, KCK gibi, Balyoz davası gibi esasen sağlıklı bir şekilde hukuk sınırları içerisinde ve hukuki amaçlarla yürütülseler anlamlı olabilecek, Türkiye'deki demokratikleşmeye katkı verebilecek soruşturma ve davalar; Fethullahçıların ve iktidarın hedefleri doğrultusunda muhalifleri hedef alan; muhalefeti tasfiye, zayıflatma, gözden düşürme ve kendisine karşı çıkan herkesi işte Ergenekoncu ya da KCK'lı olarak yaftalayan bir sürecin önünü açtı ve iktidar bunun için kullandı.

Dolayısıyla Hrant Dink cinayetini de Danıştay, Zirve Yayınevi katliamı gibi cinayetlerle bir arada, ne yazık ki kendi iktidarını pekiştirme, istediği düzenlemeleri anayasa değişikliği başta olmak üzere yapma gibi çeşitli şekillerde bir araç olarak kullandı. Burada hani nesnel nedenlerin de katkısıyla ve de bu değişiklikleri, bu hedefleri sağlıklı değerlendiremeyen kesimlerin de katkısıyla iktidar bu dönüşümü sağlayabildi diyebiliriz.

  • Kamu görevlilerinin yargılanmasına cinayetin üstünden sekiz yıl sonra başlayabildi. Yargılama sonunda Ergenekoncu olarak tanımlanan kişiler bir şekilde bu davadan beraatle veya düşme kararlarıyla kurtarıldı. Davadaki Fethullahçı - Ergenekoncu ayrımı buradaki bu gerçeğin bir kısmını feda etti mi? Bu ayrım doğru bir ayrım mıydı?

Kemal Göktaş: Hrant Dink cinayeti iktidarın elinde hep bir ittifak projeleri ve o ittifak projelerine paralel biçimde karşıtlarını tasfiye amacıyla kullanıldı. O günlerde Ergenekoncu isimler öne çıkarılıp onlar hedef gösterilirken; jandarmada ya da polis içerisinde aslında "Ergenekoncu" diye kodlamamızda da bir hata olabilir. Çünkü hepsini Ergenekon denilen ya da derin devletle bağlantısı tartışmalı ama "kendisinden olmayan" diyebiliriz. Yani Fethullahçı ya da AKP'li olmayan yargı ve güvenlik bürokrasisine yöneldi. Böylelikle de AKP'ye yönelen darbe tehdidi, AKP'ye militarist tehdit, vesayet kurma girişimleri gibi yeni rejimi kurarken kullandığı argümanların arasına bunu da almak istiyordu Dink cinayetini. Nitekim Danıştay saldırısında da benzer bir manzara vardı, Malatya Zirve Yayınevi katliamında da.

İktidar sorumluları uzun yıllar korudu

Dolayısıyla hep iktidarı için ve ittifak politikaları gereği kim hedef halindeyse ona karşı kullandı. O yüzden de hani Fethullahçı isimleri uzun süre korudu, soruşturma izinleri vermedi. Yani bunun sorumluluğunu da çıkıp daha sonra üstlenmedi. Daha sonra ne yazık ki bunun üstünde de çok durulmadı. Yani eğer bugün mahkûm olan Fethullahçı polis şefleri, Fethullahçı polisler suçlu idiyse iktidar bunları uzun yıllar boyu korudu. Ve ben inanıyorum bunlar suçluydu. O açıdan hani bir hata olduğunu düşünmüyorum mahkûm olanlar açısından; ama işte dediğin gibi bu davadan kurtulanlar, bu defa atmosfer değiştiğinde, AKP'nin ittifak politikaları değiştiğinde bazıları da kurtuldu. Onlar için de sağlıklı bir yargılama yapılmadı ve cezasızlık devreye girdi.

Bu açıdan AKP, Dink cinayetinin öncesiyle sonrasıyla bir numaralı sorumlusudur. Şu hesap sorulmadı ondan: Sen nasıl olur da daha sonra Dink cinayetinde mahkûm olan bu isimleri uzun yıllar boyunca korursun? Soruşturma iznini vermezsin? Bu yeterince sorulmadı AKP'ye. Hâlâ da bazı isimler, bazı kişiler bu soruyu sormaktan imtina ediyorlar. İşlerine geliyordu. O dönem özellikle Fethullahçı polisler soruşturma makamlarındaydı ve bazı gazetecileri, bazı yazarları bu yönde yönlendirdi ve olayda Fethullahçıların rolünü karartmaya çalıştılar. Hatta biz buna dikkat çekmeye çalışan az sayıda gazeteciye de çok çeşitli ithamlarda bulundular, çok çeşitli baskılar kurmaya çalıştılar, yok saymaya çalıştılar.

  • Medyanın o dönem Hrant Dink'i yalnızlaştırması ve hedef haline getirmesinden örnekler verdin. Peki sence bugünkü düzende bu linç kampanyasına karşı medya düzeni daha dirençli mi yoksa daha mı teşne?

Kemal Göktaş: Yani dünü aratacak kadar kötü ne yazık ki. Hani bahsettiğimiz 2000'li yıllardaki medya düzeninde iyi kötü bir ana akım, iyi kötü bir medya geleneği, gazetecilik geleneğinin ayakta olduğu bir dönemdi. Bunlar yapılıyordu ama evet bunlara karşı şeyler de yapılabiliyordu, en azından bunlar deşifre edilebiliyordu. Ne yazık ki o dönemi hani aklamıyorum ama şunu söyleyebilirim: Kötüydü, daha kötü oldu. Şimdi zaten bütün medya sistemi benzer linçler üzerine kuruluyor. Benzer hedef göstermeler sürekleşmiş durumda.

Geçmişten farklı olarak öldürülmüyorlar, hapse atılıyorlar. Yani bu linçler, bu hedef göstermeler iktidar medyasında özellikle başladığında o kişi için kaçınılmaz biçimde cezaevi kapıları açılıyor. Onlarca, yüzlerce kez bunu yaşadık. Bu bir müzisyenin şarkı sözü olabilir, bu çok eski tarihteki bir gösteri olabilir... Hatırlayın Gülşen'in İmam Hatip meselesi, Sezen Aksu'nun on yıllarca önce yaptığı şarkı... Hani uçtaki örnekleri veriyorum. Muhaliflere yönelik, İmamoğlu'na yönelik, CHP'lilere yönelik linç kampanyalarının sonuçlarını görüyoruz. Hep bunlar medyada ısıtılıyor.

İktidarın şu taktiği işliyor ve de başarılı bir şekilde işliyor; bence diğer otoriter ülkeler de bunu şey yapıyorlar, taklit etmeye başlıyorlar Amerika falan. İktidar bir stratejiyle hareket ediyor. Önce kamuoyu oluşturuyor, bunu medyası aracılığıyla yapıyor. Daha sonra o kişi için... En uçta mesela Osman Kavala ile ilgili durup dururken bir tartışma başlatmışlardı. Sabah Gazetesi'nde yazılar yayınlandı ve Osman Kavala birden tutuklandı, hiç yani sürpriz bir şekilde. Ama bunu kamuoyunu kim hazırladı? O tetikçi yazarlar hazırladı. Bugün de benzer işlevler sosyal medya trolleri, kendi iktidar medyasındaki yazarlar aracılığıyla benzer bir model yürürlükte.

Tabii 2000'li yıllardaki şey farklıydı. Sosyal medyanın gücü yoktu, hatta sosyal medya yeni yeni uç veriyordu ve bir medya olarak da algılanmıyordu. Dolayısıyla ana akım medya ve türevleri orada başrol oynuyordu. Bugün sosyal medyanın da ağırlıklı olarak rol aldığı, farklı sonuçları olan linç süreçleri devam ediyor. Yani şimdi cezaevindeki gazetecileri düşün... Enver Aysever bir laf etti, o gün aslında politik tartışmalar rahatça edilebilecek bir sözdü; o gün gece troller hedef gösterdi, tutuklandı. Fatih Altaylı keza öyle. Yani bütün bu süreçler böyle işletilmeye devam ediliyor. Sonuçları farklı; o yıllarda Hrant Dink cinayetinde öldürmenin etkili bir yöntem olduğunu düşünmüşlerdi amaçları doğrultusunda kullanabilecekleri, bugünse işte cezaevine atma gibi yöntemler devreye giriyor.

  • Aradan geçen 19 yıla rağmen bu cinayetin hâlâ toplumsal bellekte bu kadar taze olmasını neye bağlıyorsun?

Bu tamamen Hrant Dink'in kendisiyle ilgili bir şeydi. Hrant Dink çok ayrı ve müstesna bir aydındı. Bir kere kökleri itibarıyla hani yereldi. Diğerleri yerel değil miydi diyeceksin ama kurduğu bağ... Biraz Sırrı Süreyya Önder'e benzetiyorum ben. Bu yönüyle hani böyle güçlü kişiliklerin, güçlü aydınların, güçlü siyasetçilerin bu topraklarla, bu ülkeyle kurdukları bağın daha farklı olduğunu; kullandıkları dilin insanları yakaladığını ve bunun da samimiyetten kaynaklandığını düşünüyorum.

Hrant Dink Malatyalıydı. Mesela benim için çok çarpıcı olmuştu: Hrant Dink cinayeti işlendikten sonra Hrant Dink davasıyla çok yüzeysel ilgilendiğim için kendime kızmıştım ve hemen biyografisinde bu Malatyalı olduğunu görünce de ayrı bir... Çünkü ben de Malatyalıyım, hemşehrim. Ve Hrant Dink Malatyalı bir Ermeni aydın kimliğini gösteren ve de şöyle bir güdüyle, şöyle bir motivasyonla hareket eden bir aydındı: "Bu söylediğim sözü karşı taraf nasıl algılar? Karşı tarafı kırabilir miyim? Kırmadan nasıl söylerim?" Ama bunu söylerken dediğim gibi hep işte alttan alma, sözünü yamultma ya da söylemekten vazgeçme gibi yöntemlere girmiyordu. Ne düşünüyorsa onu söylüyordu ama bunu söylerken bu sözün algılanışına da çok önem veriyordu.

Bu açıdan çok önemliydi Hrant Dink. Ve Hrant Dink vicdanlarda çok önemli bir yara açtı. Çünkü Hrant Dink cinayeti aslında bu ülkede Ermenilerin neler yaşamış olduğuna dair de son bir hatırlatmaydı herhâlde. 1915'in devamı niteliğinde bir halkaydı. Dolayısıyla bu aynı zamanda Türkiye'deki entelijansiyada, akademide... Sonra çok çabuk sönümlenmiş olabilir ya da baskı ortamında bunun sonuçlarını görememiş olabiliriz ama Ermeni meselesinde bir aydınlanmaya da yol açtı. Kişiliğiyle, kimliğiyle, bu ülkede Türkiyeli bir Ermeni olmanın ne olduğunu insanlara gösterdi.

Bu tabii hani yerde yatarken delik ayakkabısının fotoğrafı üzerinden hep anlatıldı bu; ben o fotoğrafın da anlamlı olduğunu düşünüyorum ama daha çok Hrant Dink'in sözlerinin, konuşmalarının ve de insanlarla kurduğu bağın bu cinayetin aradan 19 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ çok derin etkileri olmasının nedeni olduğunu düşünüyorum, bunlara bağlıyorum.

Yayını izlemek için:

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.