Hrant için adalet mücadelesinin dünü, bugünü…

Hrant için adalet mücadelesinin dünü, bugünü…
Hakikatin etrafına örülen duvarda belki bir gedik açılabildi ama o duvar aynı yerde duruyor. Hrant Dink cinayeti aydınlatılamadı, adalet yerini bulmadı. Onlarca devlet görevlisi ağır cezalara çarptırıldı ama cinayetle ilgisi ayan beyan ortada olan bazıları beraat ettirildi. Hrant Dink’i hedef haline getiren süreç hiç sorgulanmadı.

BÜLENT AYDIN

Hrant için adalet mücadelesi onun cenazesinin ardından “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz” diyerek bu şehri bir baştan bir başa yürüdüğümüz o büyük cenaze töreninde başladı. Daha ilk günlerde iki türlü adaletsizlik yüzümüze çarpılmıştı. Halkının uğradığı büyük adaletsizliğe, bu toplumda herkesin anlayacağı bir barış diliyle itiraz ettiği için göz göre göre öldürülmüştü Hrant Dink. Bunu herkes biliyordu. Zaten Hrant Dink de başına örülmekte olan çorabı ve bunu kimlerin neden ve nasıl yaptıklarını neredeyse tefrika halinde gazetesi Agos’ta yazmıştı. Güvercinler bile şahittir buna…

Herkesin bildiği onca tehdidin ve kurulu düzenin en yüksek kademelerinden başlayarak Trabzon’daki çay ocağına kadar adım adım örülen pusunun ardından, İstanbul’un ortalık yerinde, gazetesinin önünde güpegündüz öldürülmesiyle sonuçlanan cinayete ilişkin niyet edilen adaletsizlik ise daha ilk günden, onu korumakla yükümlü kişilerin verdiği demeçlerden belli olmuştu. Bunu herkes anladı. Bu alçakça cinayetin üstü örtülecek, tetikçiler yakalansa bile daha ileri gidilemeyecek, onu aramızdan alan asıl karanlığa ise hiç dokunulmayacaktı.

Bu alçaklığa ortak olmak istemeyenler doldurdu cenaze günü İstanbul caddelerini. O kalabalık, takip eden günlerde, aylarda ve yıllarda parça parça da olsa, duruşma günlerinde Beşiktaş’taki Barbaros Meydanı’ndan mahkemenin önüne giderken tekrarlandı. 19 Ocaklarda onbinlerce kişiyle önce Taksim’den Agos’un önüne yürürken, sonra binlerce kişiyle Şişli’den Agos’a yürürken ve her 19 Ocak’ta Agos’un önünde yine binlerle onu anarken tekrarlandı.

Attığımız sloganlar, ellerimizdeki pankartlar, açıklamalarımız, duyurularımız, verdiğimiz ilanlar hep aynı talepleri tekrarlıyordu. “Hrant için adalet için”, “Katilleri koruyan cinayete ortaktır”, “Öldür diyenler yargılansın”…

Davanın ilk aşaması böyle geçti. Basının, kamuoyunun ilgisi yoğun, mahkeme salonu ise dardı. Duruşmalara girilemiyor ama adliye önünde karar açıklanana kadar bekleniyordu. Her duruşma kötü bir müsamere gibi geçiyor ve her ara karar adaleti ve vicdanı yaralıyordu. İlk gün kendini gösteren adaletsizlik karar duruşmasında en pespaye biçimiyle geldi. Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin gözyaşlarıyla okudu bekleyen kalabalığa. Ama bitmedi…

Gece vakti Rakel Dink ve çocukları önümüzde, Beşiktaş’tan Osmanbey’e yürüdük. Adaletsizliğe tepkimizi yine aynı sloganlarla haykırdık. Kararı tanımadık. Örülen derme çatma kılıf, orta yerdeki suçu gizlemeye yetmemiş ve çok sakil kalmıştı. Öyle ki yüksek kurullardan bile itiraz geldi. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Türkiye’yi mahkum etti.

Adalet talebi hiç aralıksız devam etti. Hrant’ın Arkadaşları, kararlılıkla, Dink ailesinin avukatları verdikleri hukuk mücadelesiyle, gazeteciler hazırladıkları dosyalarla, yazarlar kitaplarıyla, vicdan sahibi insanlar itirazlarıyla sürdürdü bu süreci. Umudu kırılanlar oldu, artık büyük kalabalıklar değil ama inatçılar sokaklardaydı.

On yıl sonra dava yeniden başladı. Kurgusu tamamen değişmiş, bir kısmının adı ve cinayete giden süreçteki sorumluluğu ilk günden beri zaten bilinen onlarca kamu görevlisinin yargılanmasıyla genişlemişti. Kasıt yine gerçeği gizlemekti ama sahici bir yargılama olursa cinayete ilişkin ciddi bilgilere ulaşma imkanı veren bir kapı açılabilirdi. Böyle olmadı…

Duruşmalar, bariyerlerle çevrili devasa Çağlayan Adalet Sarayı'na taşındı. Başlangıçta bir umut yine yüzlerce insan geldi adalet nöbetlerine. Duruşmalar yüzleri bulunca bu sayı da onlara düştü. Ama o salonu da hiç boş bırakmadık. Orada edilen her cümleyi dışarıya aktardık.

Memlekette demokratik alan giderek daralırken, büyük basın gazetecilerden arınırken, bağımsız kanallar kapatılıp, gazeteler ve ekranlar ağırlıkla bir örnek “sahibinin sesi” yayınına geçerken oluyordu bunlar. Biz ilk günkü gibi adalet talebiyle, duruşma günleri adliye önünde, 19 Ocaklarda Agos’un önünde olmaya devam ettik. Geniş yığınların sıtkı sıyrılsın diye sürdürülen davalardan biri haline getirildi cinayet davası. O bitmez tükenmez duruşmalar boyunca. O geniş duruşma salonunda gerçeği konuşan ve cinayeti gerçekten sorgulayan sadece Dink ailesinin avukatlarıydı. Adliye önünde ise adalet nöbetindeki Hrant’ın Arkadaşları…

Hayatının önemli bir bölümünü bu cinayetin arkasındaki karanlığı aydınlatmak için çalışmakla geçiren Hakan Bakırcıoğlu’nun anısını saygı ile selamlıyorum. O her duruşmada söz aldığında binlerce sayfa belgenin içindeki çelişkileri ve ipuçlarını yeni baştan sayar, bu cinayetin nasıl adım adım ve devletin farklı kurumlarından yetkili ve etkili kişilerin ortak eylemliliği veya eylemsizliğiyle işlenir kılındığını, sonrasında nasıl el birliğiyle üstünün örtüldüğünü anlatırdı. Soruşturmanın genişletilmesini ister, taleplerini her duruşma sıralardı. Talepler hep reddedildi…

Davanın sınırı çizilmiş, öngörülen sanıklarla belirlenmiş bir yargılamanın ötesine geçilmemesine karar verilmişti. Ondan sonra sündüre sündüre uzatılan bu davayı takip etmek daha da zorlaşmış, çabalarını takdirle andığımız bir avuç gazeteci ve yayın dışında basın da peşini bırakmış, ilgili kamuoyu her duruşmayı salondan takip eden Hrant’ın Arkadaşları’nın açıklamalarıyla yetinir olmuştu.

Aradan geçen 19 yılda, ilk gün bu cinayetle bir kez daha ortaya çıkan hakikatin etrafına örülen duvarda belki bir gedik açılabildi ama o duvar aynı yerde duruyor. Hrant Dink cinayeti aydınlatılamadı, adalet yerini bulmadı. Onlarca devlet görevlisi ağır cezalara çarptırıldı ama cinayetle ilgisi ayan beyan ortada olan bazıları beraat ettirildi. Hrant Dink’i hedef haline getiren süreç hiç sorgulanmadı. Onu ölümle tehdit edenler, hakkında linç kampanyası sürdürenler, kumpas mahkemelerinin duruşma salonlarında saldıranlar hiç yargılanmadı. Irkçılık bataklığı ile yüzleşilmedi. Siyasi cinayetlerin arkasını besleyen cezasızlık prensibi aşılamadı.

Hrant Dink öldürüldüğünde doğanlar, bu 19 Ocak’da, cinayetin 19'uncu yılında vurulup düştüğü yerde onu anacak. “Hrant için adalet için” sözü her yerden tekrar yankılanacak. İlk yıllardaki kadar kalabalık olmayacağız belki ama o meydan yine dolacak.

Osmanbey’deki o meydanın bir ucu Taksim’de, Şişli’de; bir ucu Samatya’da, Kurtuluş’dadır. O meydanın bir ucu Yenikapı’dır, Balıklı’dır. Agos’un önünde toplanacağımız meydanın bir ucu ülkeler ötesinde, bir ucu Ararat dağının ardındadır. Malatya’dadır bir ucu, bir ucu Diyarbakır’dadır. Bir ucu Aras nehri kıyısında Ani’dedir. İçimizi dolduran yas birleştirir bizi. Kalplerimizi birleştiren iyiliktir. İstediğimiz bugün de Hrant için adalettir. Hrant için adalet, tüm toplum için adalettir.

Hrant Dink’in sözünün ışığını, yokluğunun acısını bilenler bu adaletsizliğe hiç teslim olmadı. Bu dava şimdiden tarihe geçti. Adalet tarihine mi, adaletsizlik tarihine mi onu göreceğiz…

“Biz bitti demeden bu dava bitmez” demiştik, öyle oldu. Artık sayısını kimsenin bir çırpıda söyleyemeyeceği davalarla devam etti. İtiraz ve yüksek mahkeme süreçleri bugün de devam ediyor. Dink ailesinin, avukatlarının hukuk mücadelesi sürüyor. Hrant’ın Arkadaşları da burada…

Evet, zamanın bir hükmü var. Ama tarihin de bir hükmü vardır. Bunca kötülük yarına kalmaz. Bunca vicdanlı insanın çabası boşuna değil. Kimsenin ettiği yanında kalmaz.

(*) Hrant’ın Arkadaşları inisiyatifinden Bülent Aydın, Hrant Dink cinayeti davasının ilk günden beri en yakın takipçilerinden biri oldu. Yıllarca süren onlarca duruşmanın tamamına katılarak salonun içindeki gelişmeleri kamuoyuna aktardı. Duruşmayı salondan takip edemeyen gazeteciler ve kamuoyu, detayları onun paylaşımları ve bilgilendirmeleri sayesinde takip edebildi.

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.