AJANLARIN İSTANBUL TUZAĞI -2

AJANLARIN İSTANBUL TUZAĞI -2

Kısa Dalga’da gerçek suç hikayeleri devam ediyor. Bu kez çok karanlık ve derin ilişkilerin, ajanların peşinden gideceğiz. Stockholm, İstanbul, Van ve Tahran hattında bir kaçırma olayını resmi belgelerden inceledim. Tüm gerçekliğiyle dinleyeceksiniz.

Kısa Dalga’da ‘Ajanların İstanbul Tuzağı’ ikinci bölümü...  Birinci bölümü olayın ana isimleriyle birlikte hatırlatmakta fayda var. 

Bir numaralı sanık: Naci Sharifi Zindaşti. Uyuşturucu baronu olduğu iddia ediliyor. Türkiye’de diğer baronlarla girdiği savaşın sonunda Nisan 2018’de tutuklandı. Ama Burhan Kuzu’nun hakimlere baskısı sonucu 6 ay sonra serbest kaldı ve kayıplara karıştı. En son İran’ın Urmiye kentinde ortaya çıkmıştı. 

İki numaralı sanık: Bahtiyar Fırat. Zindaşti’nin uzaktan akrabası. Hakkari Yüksekova’da yaşıyordu. Zindaşti’nin annesinin 2020’deki cenaze töreninde uzun namlulu silah taşıyan bir korumaydı. Anlattığımız kaçırma olayında organizasyonu o yaptı. 

Üç numaralı sanık: Fatih Diri. Bahtiyar Fırat’ın çocukluk arkadaşı. İddianameye göre; Bahtiyar Fırat’ın talimatlarını yerine getirerek kaçırma olayında yer aldı. İranlı kadın ajanın İstanbul’a uçakla yolculuğunda ona gizlice eşlik etmişti. 

Dört numaralı sanık: Fikret Fırat: Bahtiyar Fırat’ın Hakkari Yüksekova’da yaşayan akrabası. Kaçırma olayında Fatih Diri ile birlikte önemli rol üstlendi. 

Habib Chaab: Kaçırılacak kişi oydu. İran istihbaratının hedefindeydi. 1973 doğumlu, İran’daki ayrılıkçı Araplar’ın kurduğu Ahvaz’ın Kurtuluşu İçin Arap Mücadelesi Hareketi’nin, kısa adıyla El-Ahvaziye’nin başkan yardımcısıydı. 14 yıldır İsveç’te yaşıyordu. İran onu 22 Eylül 2018’de Ahvaz kentinde askeri törene yapılan ve 29 kişinin öldürüldüğü saldırının emrini vermekle suçluyordu. 

Ve…

Zeynab Savari: İddianamede İranlı kadın ajan olarak anılıyor. Kaçırma olayında tuzak onunla kurulmuştu. Habib Chaab ile aylarca görüştükten sonra onu İstanbul’a davet etmişti. Kaçakçıların kullandığı yoldan İran’dan Van’a gelmiş ve Habib Chaab’ı kaçıracak ekiple buluşmuştu. Artık İstanbul’daydı ve Habib Chaab ile buluşmak üzereydi… 

İddianameye göre; Zindaşti, İran’ın Urmiye kentinde İran istihbaratının yöneticileri ile buluşmuş ve kaçırma planını yapmışlardı.

“BİR İŞ VAR ONU YAPACAĞIZ”

İranlı ajan Zeynab Savari, 8 Ekim 2020 günü Habib Chaab ile buluşmak için İstanbul’a gelmişti. Sabiha Gökçen Havalimanı’nda taksiye bindikten sonra nereye gittiği konusunda kesin bilgiler yok. Ancak Habib Chaab’ı arayıp İstanbul’da olduğunu ve onu beklediğini söylediğini biliyoruz.

Bu sırada Bahtiyar Fırat da Hakkari’den uçakla İstanbul Havalimanı’na ulaşmıştı. Yanında akrabası Fikret Fırat vardı. Bahtiyar Fırat’ın Yeşilköy’de yaşayan ablasının evine gittiler. İranlı kadına yolculuğunda gizlice yol gösteren Fatih Diri de akşam aynı eve geldi.  

Yemek yedikten sonra Bahtiyar Fırat ve iki adam başka bir odaya geçti. Bahtiyar Fırat burada “Bir iş var onu yapacağız” dedi. 

Fatih Diri ve Fikret Fırat “İşin ne olduğunu sordular. Bahtiyar, yurt dışından gelecek bir adamı kaçıracaklarını anlattı. İki adam birbirine baktı, “Bu iş çok sakat, İstanbul’da bunu yapmak çok zor” dediler. Bahtiyar “Mecbur bu iş yapılacak” diye karşılık verdi. 

Fatih Diri emniyette verdiği ve daha sonra kabul etmeyeceği ifadesinde Bahtiyar ile çok yakın arkadaş olduklarını, ona çok güvendiğini ve ‘öl’ dese öleceğini anlattı. Bahtiyar ona şoför olacağını ve işin sonunda büyük ödül alacaklarını söyledi. Fatih Diri borç batağından kurtulmak için kabul ettiğini ifade etti. Geceyi Bahtiyar Fırat’ın ablasının evinde geçirdiler. 

KAÇIRMA PLANI

9 Ekim 2020. 

Planı uygulayacakları gündü. 

Sabah Bahtiyar, planda değişiklik olduğunu ve adamı kaçırdıktan sonra Van’a kadar götüreceklerini söyledi. Fatih Diri ve Fikret Fırat önce bunu kabul etmedi. Adamı İstanbul’dan alıp Van’a götürmenin delilik olacağını söylüyorlardı. Her yerde MOBESE’ler olduğunu anlattıktan sonra “Nasıl yapacağız, yolda pek çok polis uygulaması da var” dediler.  

Haklıydılar. Batı illerinden sorunsuz geçseler bile Van’da kaçırdıkları biriyle yol almaları imkansız görünüyordu. 

Bahtiyar planının detaylarını anlattı. Kaçırma olayında toplam üç araç kullanacaklardı. Öndeki araçta kendisi olacak ve bir uygulama noktası gördüğünde geridekilere haber verecekti. Adam bir süre VIP minibüs ile götürülecekti. Üçüncü araç ise İranlı kadının İstanbul’da kullanması için ayarlanmıştı. Üç aracı ayarlayan kişilerle irtibat halinde olduğunu söyledi Bahtiyar Fırat. Yani planda başkaları da yer alıyordu. Onlarla o gün buluşacaklarını anlattı. 

Fatih Diri, Bahtiyar Fırat’a “Bu kimin işi” diye sordu. Bahtiyar Fırat’ın akrabası olan Naci Sharifi Zindaşti’nin işi olup olmadığını merak ediyordu. Bahtiyar “Yok onun işi değil” diye yanıt verdi. Fatih Diri “Onun işi değilse niye bu işe giriyoruz” demişti. 

Bahtiyar şöyle karşılık verdi: “İranlı bir adamın işi. Adı ‘Hacı Ahmet ya da Hacı Hüseyin olan bir devlet adamı.” Fatih Diri, emniyette verdiği hakimlik sorgusunda inkar ettiği ifadesinde “Alacağımız paranın miktarını konuşmadık ancak para alacağımızı düşünüp biraz da mecburiyetten işi kabul ettik” diyecekti. 

PLASTİK KELEPÇE VE BEZ ALDILAR

Bahtiyar, Fatih Diri ve Fikret Fırat, öğleden sonra saat 3’te Yeşilköy’deki evden çıktı. Beylikdüzü Marmara Park AVM’ye gidip burada bir kafede oturdular. Orada Bahtiyar, hedeflerindeki adamı İranlı kadının ayartıp İstanbul’a çağırdığını, ona İstanbul’da evinin, arabasının, özel şoförünün olduğunu söylediğini anlattı. “Uyku ilacı verip adamı götüreceğiz” dedi. Bahtiyar ve Fatih Diri, kafeden kalkıp AVM’de yapı malzemeleri satan mağazaya gittiler. 

Bu mağazadaki güvenlik kamera kayıtlarında Bahtiyar ve Fatih Diri’nin plastik kelepçe ve bez satın aldığı görülüyor. Plastik kelepçe ile kaçıracakları adamı bağlayacak, bezle gözünü kapatacaklardı. 

AVM’de bir saat geçirmelerinin ardından Bahtiyar’ın telefonu çaldı ve Marmara Park AVM’nin arka tarafında iki kişiyle buluştular. Onlardan biri 2020 yılında Zindaşti’ye açılan davada adı geçen ve İstanbul’da yaşayan Turgay Dursun’du, yanındakine ise ‘Sofi’ diye sesleniyorlardı. Gerçek adı Hasan Yılmaz’dı. Biri beyaz Seat Leon diğeri beyaz Volkswagen Transporter VIP minibüs araçları onlar kiralamıştı. Turgay Dursun, iki telefon verip mecbur kalırlarsa bunlarla irtibat kuracaklarını söyledi, Bahtiyar’ın elinde de iki telsiz vardı. İki araçla Gürpınar’da ıssız, kuytu bir yere gidip beklemeye başladılar.

Bir süre sonra koyu renkli bir BMW yanlarına geldi, otomobilden şoför koltuğundaki bir erkekle İranlı, gizemli kadın indi. Şapka ve gözlük takan şoför yüzünü cerrahi maske ile kapatmıştı. Bu adam ve İranlı kadın beyaz Transporter araca geçti, o araçtaki Bahtiyar ve Turgay Dursun ise BMW’ye binmişti. Beyaz minibüs hemen uzaklaştı. 

STOCKHOLM’DEN İNEN UÇAK

Bu sırada hedeflerindeki İsveç vatandaşı olan İranlı Habib Chaab’ın Stockholm’den kalkan uçağı İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na inmişti. 9 Ekim 2020 günü akşam saat 8 sıralarında havalimanından çıkarken cep telefonuyla konuşuyordu ve bir taksiye bindi. İstanbul en doğusundaki havalimanından en batıdaki Beylikdüzü’ne gidecekti. Taksi şoförünün ifadesine göre; Türkçe bilmeyen adam elinde bulunan kağıdı göstermişti ve üzerinde ‘Ramada Havuz’ yazıyordu. Şoför navigasyona yazdığında adres çıkmadı ve Habib Chaab birini aradığı telefonu şoföre uzattı. Aksanlı Türkçe konuşan telefondaki şahıs “Beylikdüzü’nde TÜYAP’ın yanındaki Mc Donald’s’a getir, en hızlı yoldan gel” dedi. Kuzey Marmara Otoyolu’ndan ilerlerken yolcunun sürekli telefonda konuştuğunu anlatan taksici ifadesine şöyle devam etti: 

“Arabanın tekerleği indiği ve silecek arızalandığı için iki kez akaryakıt istasyonunda durdum. Yolcu telefonda konuştuğu kişiyi bana da verdi. Bu kişi “Neredesin, nerede kaldınız?” diye soruyordu. Adresi bulamadım ama oraya yakın Shell benzin istasyonunda durdum. Telefonla konuştuğum kişiye oraya gelmesini söyledim. Yolcunun parası yetmedi. Oradaki Simit Sarayı’na gidip geldi. Elinde bir deste para vardı, ücreti verdi ve valizini bagajdan alıp gitti. Parayı kimden aldığını görmedim.”

Taksicinin ifadesinden sonra bölgedeki kamera kayıtları incelendi, Habib Chaab’ın buluştuğu kişilerle kaydı yoktu. Ama plakası belirlenen beyaz VIP minibüs akşam karanlığında Gürpınar yönüne giderken görünüyordu. 

Minibüsün arka koltuğunda İranlı kadın ve Habib Chaab baş başaydı. İranlı adam, henüz bir tuzağa düştüğünün farkında değildi. Yabancısı olduğu kentte otele gittiklerini zannediyordu. Minibüs Gürpınar’da ıssız yola saptığında şüphelenmiş olmalı. 

Bu sırada Seat Leon ve BMW saatlerdir aynı yerde bekliyordu. Saat gece yarısına yaklaşmıştı ve ıssız yolda uzaktan yaklaşan aracın farları göründü. 

Bahtiyar, telsizden “Geliyor, hazır olun” dedi. 

Beyaz minibüs yanlarında ani bir fren ile durdu. Seat Leon ve BMW’de bekleyen adamlar, araçlardan fırlamış ve minibüse doğru koşuyordu. 

Kapısı açılan minibüsten İranlı kadın çığlık atarak panik içinde çıktı. Bahtiyar, Fatih Diri’ye “Direksiyona geç” diye bağırmıştı. O şoför koltuğuna geçerken diğerleri arka koltukta Arapça bağıran Habib Chaab’ın üzerine çullanmıştı. Hedeflerinin ellerini ve ayaklarını bağladılar. Gözünü bez ile kapatmışlardı ancak adam halen direniyordu. 

Aracın camları perdelerle kapalıydı ve Fatih Diri kapıyı da kapatmıştı. Adama ağzını açmasını söylediler. Adam açmayınca biri “Korkma, korkma uyku bu” dedi. Adam verilen ilacı yuttu ve bir süre sonra baygın haldeydi. 

Habib Chaab tamamen hareketsiz kaldıktan sonra Bahtiyar Fırat ve Turgay Dursun minibüsten inip beyaz Seat Leon otomobile geçti. Bu sırada İranlı kadın ve minibüsü getiren şoför BMW ile gitmişti. 

Daha sonra yapılan HTS incelemesine göre; tüm isimlerin telefonları Gürpınar’daki ıssız bölgeden sinyal veriyordu ve gece yarısından itibaren olayda adı geçen tüm şahısların telefonu aynı anda kapandı. 

Bahtiyar Fırat, telsizden minibüsteki Fatih Diri, Fikret Fırat ve Sofi’ye Van’a gitmek için harekete geçeceklerini, kendilerini takip etmelerini söyledi. Habib Chaab arka koltukta elleri, ayakları ve gözü bağlı, baygın haldeydi. 

Elbette kaçırma planının bu kadar sorunsuz işlemesi dikkat çekiyor. Ama asıl soru; yol boyunca Türkiye gibi kontrolün eksik olmadığı bir ülkede nasıl amaçlarına ulaşacaklarıydı… 

Fatih Diri, minibüsün deposunu İstanbul’un çıkışındaki bir akaryakıt istasyonunda doldurdu. Bahtiyar ile Turgay Dursun önlerinde gidiyor ve telsizle belli aralıklarla yol kontrolü olmadığını söylüyordu. Habib Chaab’ın içinde bulunduğu minibüs ve öndeki araç sorunsuz şekilde yol alıyordu. Hiçbir uygulamada durdurulmamışlardı. 

VALİZİ DEREYE ATTILAR

10 Ekim 2020.  

Sabaha karşı Bahtiyar, araçları değişeceklerini söyledi. Kuytu bir yerde yan yana durdular. Habib Chaab’ın elleri ve ayaklarındaki kelepçeleri kesip gözünü kapatan bezi çıkarttılar. Halen ilacın etkisinde baygındı. Fikret ile Sofi onu cam film kaplı, içi görünmeyen Seat Leon araca taşıdı. Fatih Diri de bu aracın direksiyonuna geçmişti. Bahtiyar ile Turgay Dursun beyaz minibüsle önden gideceklerdi. Artık doğu illerine yaklaşmışlardı ve VIP minibüsün daha çok dikkat çekeceğini düşündükleri için bu hamleyi yapmışlardı. Artık yol kontrolleri sıklaşmıştı. Bahtiyar arkadaki araca sürekli bilgi veriyordu. Çok garip şekilde bazı uygulamalar karşı şeritte bazısı güzergahta ama boştu. Hatta güvenlik güçlerinin olduğu yol kontrollerinde de durdurulmadılar. 

Van’a yaklaştıklarında bir köprü üzerinde araçları sağa çektiler ve Habib Chaab’ın valizini dereye attılar. 

Van Erçiş’e yaklaştıklarında Bahtiyar telsizden bir aracın daha kendilerine katılacağını söylemişti. Fatih Diri, Erçiş’in girişine yaklaşırken beyaz minibüsün yanında beyaz Toyota Corolla bir aracın durduğunu gördü. Van’a kadar Toyota aracı izleyerek ilerliyorlardı. Şabaniye Mahallesi’nde bir evin bahçesine üç araç girdi. Akşamüstü olmuştu, saat 5 sıralarıydı. 

Habib Chaab’ı indirip yeniden beyaz minibüse soktular. Halen baygındı.

Onlar karayoluyla Van’a ulaşmışken İranlı kadın Zeynab Savari, İstanbul Havalimanı’ndan kalkan ve Van Ferit Melen Havalimanı’na inen uçaktaydı. Akşamüstü saat 6 sıralarında havalimanından çıkmış ve onu sınırdan kaçak geçirecek kişilerle buluşmuştu. O sınıra doğru yol alırken Habib Chaab, Şabaniye Mahallesi’ndeki evin bahçesinde duran beyaz minibüsün içindeydi. 

Araçların bulunduğu evin bahçesinde çocuklar oyun oynuyordu ve Toyota ile ekibi buraya getiren adama “Baba” diyorlardı. Adı: Nevzat Çerik’ti.  

Turgay Dursun ve Sofi, biraz dinlendikten sonra beyaz Seat Leon araç ile evden ayrıldı. Fatih Diri bütün gece ve gün otomobil kullanmıştı, çok yorgundu. Artık işlerinin bittiğini ve dinlendikten sonra İstanbul’a döneceklerini zannediyordu. En azından emniyetteki ifadesinde öyle anlatmıştı.

Hava kararırken İstanbul’dan birlikte gelen Bahtiyar Fırat, Fatih Diri, Fikret Fırat ve kaçırma olayı ekibine Erçiş’te katılan ev sahibi Nevzat Çerik bahçede oturmuş çay içiyordu. Konuşurken Habib Chaab’ın içinde baygın yattığı beyaz minibüse bakıyorlardı. 

Nevzat Çerik “Ben bu adamı tek başıma götüremem. Bu saatten sonra başka birini de bulamam” dedi. İddianameye göre; Fatih Diri ve Fikret Fırat önce kabul etmedi. İstanbul’da biteceğini düşündükleri iş için Van’a kadar karayoluyla gelmişlerdi ve daha ileri gidemeyeceklerini söylüyorlardı. Bahtiyar “Son gayret… Buraya kadar getirdik. Bu işi bitirelim, evimize dönelim” dedi. Hedefleri Habib Chaab’ı İranlı kadın ajanın 4 gün önce sınırı kaçak geçip geldiği Yukarıdurak Mezrası’ndaki eve götürmekti. Nevzat Çerik bu bölgeye 30 yıl önce gittiğini, mezrayı bulamayacağını söylüyordu. 3 gün önce oradan İranlı kadını alan Bahtiyar Fırat mezraya giden yolu tarif etti. “İran’dan adı Salih mi Salo mu biri gelip bu adamı oradan alacak” dedi. 

AMATÖR HAMLELERE RAĞMEN YAKALANMADILAR

Habib Chaab’ı beyaz minibüsten çıkarıp beyaz Toyota’ya götürdüler. Şabaniye Mahallesi’ndeki evin bahçesinden çıkan otomobilin şoför koltuğunda Nevzat Çerik onun yanında Fatih Diri oturuyordu. Arka koltukta baygın adam ve Fikret Fırat vardı. 

Adım başı güvenlik güçlerinin olduğu bölge için imkansız görünen bir yolculuk. Ama nasıl oluyorsa başından beri çok basit görünen bu plan tıkır tıkır işlemeye devam ediyordu. En şaşırtıcı olan zoraki ve zoraki olduğu kadar amatör hamlelere rağmen yakalanmamalarıydı. Yoksa bu amatörleri koruyan, yolları döşemiş çok daha büyük bir organizasyon mu vardı? 

Başkale ilçesini geçtikten sonra sürekli tırmandıkları çorak dağların arasındaki yoldaydılar. Hava kararmıştı ve insana kaybolduğunu hissettiren bir hiçlikti. Kilometrelerce tek ışık görünmüyordu. İran devleti için çok değerli esir ayılmaya başlamıştı ve onlar nereye gittiklerini bilmiyordu. Gördükleri her ışığa yaklaşıp adres sordular. Yakalanmamaları onları bile şaşırtmış olmalı. Bir köye ulaştıktan sonra mezraya uzanan toprak yola girdiler. Kapkara dağın zirvesinde sınır karakolunun ışığı görünüyordu. Onlar ise gizlenmek isterken otomobilin farlarına muhtaçtı. 2 bin metreden fazla rakımda uluslararası ajan faaliyeti ıssızlığın içinde parlıyordu. Bir yol kontrolü Stockholm’den İstanbul’a oradan karayoluyla İran’a uzanacak istihbarat operasyonunu bitirebilirdi. Tam sınırda yakalayabilirdi. Ama git git bitmeyen yolun sonunda briket evin önüne ulaştılar. 

 6 Ekim 2020 gecesi iki adam ve İranlı kadın ajanın kapısını çaldığı eve varmışlardı.  

Kapıyı 50-55 yaşlarında bir kadın açtı. “Abdullah’ın evi burası mı” dediler. Kadın içeriye seslendi. Gelen 60-65 yaşlarındaki adama “Senin bizde bir emanetin var” dediler. Abdullah Fırat “Haberim yok” diye yanıt verdi. Üç adam bir an önce gitmek istiyordu ve Bahtiyar’ın sözünü aktardılar: 

“Bize ‘Emaneti Abdullah’a bırakın’ dediler. İran’dan Salih ya da Salo diye biri gelecekmiş, senden alacakmış.”

Abdullah Fırat “Haberim yok ama madem öyle demişler, bırakın, gidin. Yukarıda karakol var bizi görebilirler” dedi. 

Üç adam halen yarı baygın olan Habib Chaab’ı eve götürdü ve bir odaya kilitlediler. Koşarak arabaya dönüp karanlık yolda farlarının ışığında tedirgin dönüşe geçtiler. Bir süre sonra Nevzat Çerik’in telefonu çaldı. Arayan kişi İranlı gelmeden evi terk ettikleri için onlara kızıyordu. Ama geri dönemeyecek kadar korku içindeydiler. Dönüşte bir yol kontrolünde durduruldular ama artık işlerini bitirmişlerdi. 

Gece karanlığında İran Türkiye sınırındaki dağın gizli patikalarında birileri ilerliyordu. Gölgeler Abdullah’ın evine ulaşmıştı. Habib Chaab’ı alıp karanlık patikada gözden kayboldular. İran’a geçtikten sonra ne yol kontrollerinin ne de ayılacak kurbanın çığlıklarının bir önemi vardı. Çok basit planın çok amatör aktörlerinin uluslararası operasyonu başarıya ulaşmıştı. 

İstanbul’a dönen Turgay Dursun ile Sofi ise Bolu’da yol kontrolünde durdurulmuştu. Jandarma araçta yaptığı aramada Glock marka bir silah buldu. İki kişi gözaltına alındı ve haklarında işlem yapıldı.

İki gün sonra Bahtiyar Fırat, İstanbul’a dönmüştü. Burada buluştuğu Fatih Diri’ye 21 bin 500 euro vermişti. 

Habib Chaab’ın 15 Ekim 2020 günü İstanbul’dan Stockholm’e dönüş bileti vardı. Ancak yakınları ondan haber alamıyordu. Türkiye tarafından İran’a teslim edildiği yönünde açıklamalar yapıyorlardı. 

Bu günlerde, Habib Chaab’ın kaçırılmasından 4 gün sonra birinci bölümde bahsettiğim gibi Bahtiyar Fırat kaçırılmıştı. 45 gün sonra İstanbul Organize Şube’de gözaltında olduğu ailesine bildirilmişti. Eşi ve avukatları işkence gördüğünü söylemişlerdi. 

Bahtiyar Fırat, 4 Aralık 2020’de tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. İlk ifadesini burada verecekti. 13 Ekim 2020’de kendisini İstanbul Havalimanı’nda sorgulayıp uçağını kaçırmasına neden olan kişiler tarafından Avcılar’da kaçırıldığını anlattı. Bu ifadeyi size aktarmadan önce belirtmek istiyorum. Bir kişi neyle suçlanırsa suçlansın ve kim olursa olsun işkence bir insanlık suçudur. Bahtiyar Fırat ifadesinde çok ağır işkenceler gördüğünü anlattı ama bu konuda bir soruşturma var mı bilmiyoruz. Bahtiyar Fırat, hakimlik ifadesinde şunları söylemişti: 

“MİT görevlileri ellerimi, ayaklarımı bağladı, kafama bez geçirdiler. Beni darp ettiler. 5-6 saat arabayla gittikten sonra bir yere götürüldüm. Kıyafetlerimi çıkardılar, başka bir şeyler giydirdiler. 7-10 saat kadar ayakta bekletildim. Bir duvara ayaklarım çıplak şekilde bağlandım. 44 gün boyunca orada tutuldum. Türkiye’ye gelen kişinin bilgisini vermemi, Türkiye’den İran’a kaçırılan devlet ajanının kim olduğunu sordular. 25 gün boyunca işkence yaptılar, ağır işkencelere maruz kaldım. Sırtıma, kalçalarıma asit döktüler. Cinsel organımın olduğu bölgelere cop ile vuruldu, anal bölgeme cop soktular. Aynı zamanda cinsel organıma kırbaçla vurdular. Günde en az 10 saat ayakta bekletildim. 25 günün sonunda dayanacak gücüm kalmadı, “Ne isterseniz söyleyeceğim” dedim. Söylediklerini yazıya geçirdim. 30’uncu günün sonunda sanırım videoya çekildim. Söylediklerini videoda tekrar ettim. Kaçırma olayını Naci Zindaşti’nin organize ettiğini ve Naci Zindaşti’nin adamları olan Ekrem Öztunç ve Nihat Aşan tarafından gerçekleştirildiğini söylememi istediler. İşkencelere dayanamadığım için söz konusu yazıya imza attım. Kasımın 26’sını 27’sine bağlayan gece beni İstanbul’a getirdiler. Gözlerim kapalıydı. Bir resmi polis aracına bindirildim. Sanki bir yerde yakalanmışım gibi tutanak düzenlenerek adli tutanaklar için hastaneye götürüldüm. Sonrasında Organize Şube’ye teslim edildim. Bana anlatılan ihbar mektubu MİT’in zorla bizden aldıkları ifadelerle düzenlenmiştir. Beni alıkoyan kişilerinin yüzlerini görmedim. Bana dediler ki; ‘Bu beyanları kabul etmezsen bir bakmışsın cezaevinde zehirlenmişsin. Dışarıya çıksan bir bakmışsın araba çarpmış sana’ dediler, beni tehdit ettiler.”

Bahtiyar Fırat suçlamaları kabul etmedi. Zeynab Savari’nin 2013-2014 yıllarında ortak meyve-sebze ticareti yaptığı arkadaşı İranlı Muhammed Savari’nin  kız kardeşi olduğunu anlattı. Muhammed Savari’nin kız kardeşini İstanbul’a götürmesini ve eniştesini İstanbul’dan alarak Van’a getirmesini kendisinden rica ettiğini savundu. Muhammed Savari’nin eniştesini Kaya Ramada Otel’den alıp Van’a gittiklerini anlattı. 

Bahtiyar Fırat, Naci Sharifi Zindaşti’nin uzaktan akrabası olduğunu, onun suç örgütüne üye olmadığını söylüyordu. 

Fatih Diri de 4 Aralık 2020 günü hakimlikteki sorgusunda emniyetteki ifadesini kabul etmedi ve bu ifadenin işkence sonucu alındığını anlattı: “Ben 30-35 gün boyunca kim olduklarını bilmediğim kişilerce kaçırıldım, işkenceye maruz kaldım. Beni ailemle tehdit ettiler, ‘Seni öldürürüz’ dediler. Emniyette alınan beyanları ben söylemedim, onlar yazdılar, imzalattılar.  Halen de korkuyorum. Başıma neler gelecek bilmiyorum. Ben hiçbir şekilde İsveç’ten gelen kişinin kaçırılması olayında yer almadım. Hiçbir suç örgütüne üye değilim.”

Diğer sanıklar da suçlamaları kabul etmedi. Bazıları İstanbul-Van yolculuğunu sigara kaçakçılığı için yaptıklarını söyledi. Van’daki şüpheliler İranlı kadına Bahtiyar Fırat’ın misafiri olduğu için yardım ettiklerini söyledi.

Burada adı geçen sanıklardan sadece Fikret Fırat yakalanamadı. Zindaşti zaten yurt dışındaydı. Diğerleri İstanbul’a getirilerek tutuklandı. 

İddianamede firari olan Zindaşti’nin, örgüt kurma, yönetme ve bir kişinin kaçırılmasını azmettirmekten cezalandırılması isteniyor. Bahtiyar Fırat, Fatih Diri’nin arasında olduğu 12 sanık ise örgüt üyeliği, cebir, tehdit, hile ve silah kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve bu suça yardım etmekten yargılanıyor. Suçsuz olduklarını savunuyorlar.

Henüz yargı kararını vermedi. İddianamedeki iddiaları ve sanıkların savunmalarını size anlattım. 

Evet… Ajan filmlerine hiç benzemeyen bir istihbarat operasyonu. Büyük tablonun küçük aktörlerin arkasında gizlendiği gerçeğini aklımızda tutmalıyız. Bu soruşturmada büyük aktörlerin peşinden gidildi mi yoksa gizlendiler mi? İki ülke ilişkilerinin söz konusu olduğu yerde her ihtimal vardır. 

Ama değişmeyen bir gerçek var. Habib Chaab şu an İran’da cezaevinde. Ailesi ve yakınları idam edilmemesi için Avrupa’da kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. 

Son olarak şunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Suçlama ne olursa olsun, suçlanan kişi kim olursa olsun işkence bir insanlık suçudur. 

Kısa Dalga’da gerçek suç hikayeleri devam edecek. 

BİRİNCİ BÖLÜMÜ DİNLEMEK İÇİN PLAY'E TIKLAYIN



Etiketler :