DİREKLERDEKİ "ALADOĞANLAR": MOBESE’NİN GÖRMEDİKLERİ

DİREKLERDEKİ "ALADOĞANLAR": MOBESE’NİN GÖRMEDİKLERİ

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yemek görüntülerinin servis edilmesinden sonra MOBESE sistemine odaklandık ve sistemin tam da gerekli olduğu olaylarda “bozuluverdiğini”, “zaten çalışmıyor” olduğunu gördük. Bu olayların başında da Türkiye’nin en kanlı ikinci terör saldırısı olan Reyhanlı Katliamı geliyordu. Gezi eylemleri sırasında Ethem Sarısülük’ün öldürülmesi, Diyarbakır’da 6 yaşındaki Efe Tektekin’in TOMA ile ezilmesi ve “daha fazlası” vardı. MOBESE sisteminin neleri, nasıl “görmediğini” olaylar üzerinden, bu olaylara ilişkin davaları takip eden avukatlar Kazım Bayraktar, Deniz Özbilgin ve Sedat Çınar ile değerlendiriyor.



Tek gözü açık tek gözü kapalı uyuyan hayvanların varlığını bilir misiniz? Örneğin denizde timsahlar, karada aladoğanlar böyle uyur. Tıpkı Türkiye’deki MOSESE kamaraları gibi, bir gözü açık bir gözü kapalı. 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu gözetleyen MOBESE sistemine odaklandık ve sistemin tam da gerekli olduğu olaylarda “bozuluverdiğini”, “zaten çalışmıyor” olduğunu gördük. Bu olayların başında da Türkiye’nin en kanlı ikinci terör saldırısı olan Reyhanlı Katliamı geliyordu.

Gezi eylemleri sırasında Ethem Sarısülük’ün öldürülmesi, Diyarbakır’da 6 yaşındaki Efe Tektekin’in TOMA ile ezilmesi ve “daha fazlası” vardı.

MOBESE sisteminin neleri, nasıl “görmediğini” olaylar üzerinden, bu olaylara ilişkin davaları takip eden avukatlar Kazım Bayraktar, Deniz Özbilgin ve Sedat Çınar ile değerlendirdik.

“Z Kuşağı” bizlere göre elbette teknolojiye daha hakim ama onlar daha doğduğu yıllarda Türkiye’de bir şeyler oldu. Bizler 2007’de şöyle şeyler konuşmaya başladık: Bütün sokaklara kameralar yerleştirilecekmiş, bunlar bir merkezden izlenecekmiş... 

Anlayacağınız George Orwell’ın kemiklerini çok sızlattık. Attığımız her adım izlenecekmiş, biri bizi gözetleyecekmiş. Öyle de oldu. Türkiye bu sistemle 2007’de tanıştı. Artık trafik cezaları ona göre kesiliyor, sokakta hırsızlık olduysa ilk akla bu sistem geliyordu. Bir taraftan da hala bitmeyen ve bitecek gibi görünmeyen “özel hayatın gizliliği” tartışmaları başladı. Sonra kamusal alan tanımları tekrar yapıldı.

Bu sistemin adına MOBESE dendi. Yani Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu. Sistemin adı bile tartışıldı. MOBESE kısaltması yerine devlet zaman, telaffuzu zor olsa da, Kent Güvenliğini Yönetim Sistemi demeyi denedi ama olmadı, dil dönmüyordu. Bu isim tartışması renkli bir konu. Birazdan Avukat Deniz Özbilgin anlatacak.

Gün geldi çattı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere iktidarın hedefindeki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu bu sisteme takılıverdi. 

İktidara ve elbette son günlerin en çok tartışılan “sektör”lerinden trollere göre İmamoğlu, İstanbul kar altındayken balıkçıda yemeğe gitmiş, hatta orada “kafayı buluyordu”. 

İşte tam da bu aşamada, toplumun ve devletin güvenliği için oluşturulan MOBESE’den elde edilen görüntülerin ana akım medyaya ve sosyal medyaya servis edilmesi sistemin daha da tartışılmasına neden oldu. Bir süredir devam eden bu tartışmanın sebebini kısaca Avukat Deniz Özbilgin’den dinleyelim, sonra MOBESE’nin “görmediklerine” geçelim. Avukat Özbilgin, MOBESE adına ilişkin efsaneyi de anlatıyor.


AŞILAMAYAN DUVAR: KAMU GÜVENLİĞİ


“Halk arasında MOBESE dediğimiz -artık benim de kişisel olarak dilime yerleşmiş ve ben de hep bu tabiri kullanıyorum- mekanizma, Bütünlüklü bir kayıt sistemini, bir gözlem mekanizmasını tarifliyor. Kameralar, kayıt mekanizmaları, onların arşivlenmesi, bütünlüklü olarak MOBESE dense de 15 Temmuz sonrası KGYS (Kent Güvenliğini Yönetim Sistemi) ismine döndük, bunun da sebebi, İstanbul Organize Suçlarla Mücadele ve Kaçakçılık Şube Müdürlüğünün eski müdürlerinden Adil Serdar Saçan’ın bir beyanı vardı. Diyordu ki ‘MOBESE,  zamanın cemaatçi polislerinden Mutlu, Osman Basri, Ercan ve Şahbaz’ın baş harflerinden oluşan bir sistemdi. Bu sistemi FETÖ’cüler kurdu’ diye bir beyanından sonra MOBESE ismini kamusal alanda kullanmayı bıraktı devlet ve KGYS ismine yöneldi.

Nedir bu KGYS, bir kadrajdır, bir bakış açısıdır, içine giren her şeyi kaydeder. Bu anlamda şunu tartışacağız: Anayasa’nın 20’nci maddesinde yazan ‘özel hayat hayatın gizliliği’ veya ‘kişisel veriler’ kavramı, son dönemde çokça gündeme gelen ‘kişisel verilerin korunması’ üzerinden düşündüğümüzde, bizim yüzümüz, kimlik bilgilerimiz… Bütün bunlar kişisel veri olduğu için elbette ki o kadraja girmesi ve MOBESE’lerce kaydedilmesi bir ‘kişisel veriler ihlali’ mi? Ya da bu ihlal dolayısıyla ‘kişinin maddi – manevi varlığının korunması hakkı’ –Anayasa’da yer aldığı haliyle- bunların ihlali mi tartışması gündeme geliyor. Bu kişisel verilerin ya da özel hayatın gizliliğinin ihlallerinde elbette karşımıza bir duvar çıkıyor. Aşamadığımız bir duvar var; kamu güvenliği.

Şimdi güvenlik devleti içerisinde yaşıyorsanız, kamu güvenliği için her şey yapılabilir hale geliyor. Muazzam bir istisna; kişisel hak ve özgürlükler ile kamunun güvenliği zaten bin yıllık bir çatışma, bin yıllık bir tartışma. Burada ona girmeyelim. O bambaşka bir podcast konusudur ya da ‘güvenlik devleti’ bambaşka bir podcast konusudur ama ‘kamunun güvenliğini sağlamak için her türlü kaydı yaparım, özel hayatın gizliliğini ihlal de ederim, kişisel verilerini ihlal de edebilirim…’  

Burada sadece kayıtlar değil, bu kayıtların ne şekilde kullanıldığı gündeme gelecek? İhlal tartışmalarını aslında biz, burada yürüteceğiz. Gerçekten de son dönemdeki MOBESE ihlali tartışmaları da tam olarak bu noktada. Yani siz, bir şahsın, kamuoyuna malolmuş olabilir veya sokaktaki düz vatandaş olarak herhangi birimizin bu ihlale karşı nasıl korunacağı gündeme geliyor. Temel sorun da aslında burada. İhlal olduktan sonra ortaya çıkıyor.”


MUŞ  / BULANIK, MOBESE DE BULANIK


İşin ucunda, Avukat Deniz Özbilgin’in cümlesiyle, “Kamu güvenliğini sağlamak için her türlü kaydı yapan” devletin görevlileri olunca MOBESE’ye bir haller oluyordu. Bozuluveriyordu, siliniveriyordu, ‘zaten çalışmıyor’ oluveriyordu.

Bunun ilk örneklerinden biri, MOBESE sistemi kurulduktan iki yıl sonra Muş Bulanık’ta yaşandı. Geçici Köy Korucusu Turan Bilen ilçenin ortasında halkın üzerine ateş açmış iki kişi ölmüş 7 kişi yaralanmıştı. Haliyle soruşturma aşamasında MOBESE akla geldi. Öyle ya devlet 150 milyon harcadığı bu sistemi boşuna mı kurmuştu.

Soruşturma sırasında Bulanık İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden görüntüler istendi. Emniyet Müdürlüğü’nün yazısı: 

“İlçedeki MOBESE kameralarının teknik arızasından dolayı o saatlerde görüntü kaydedilememiştir.” 

Tek bir kameradan bir görüntü elde edilmişti o da net değildi. Yani ilçenin adı gibi “bulanık”tı.

MOBESE görüntüleri FETÖ kumpaslarından olan Balyoz soruşturması sırasında da lazım oldu. O dönemde yayında olan Taraf Gazetesi’ne bu belgeler 29 Ocak 2010’da götürülüp verilmişti. Emniyet’e yazı yazıldı: 

“Bu belgeleri Gazete’ye kim getirdi, etraftaki MOBESE kameralarından tespit edilsin.”

Emniyet’in cevabı malumdu: “Belirtilen noktadaki MOBESE bozuk olduğu için herhangi bir kayıt tespit edilememiştir.” İşin ilginç tarafı oradaki MOBESE kamerası sadece 29 Ocak’ta bozuktu. 28’inde çalışıyor, 30’unda yine görüntü kaydediyordu.

6 YAŞINDAKİ EFE’Yİ EZEN TOMA’NIN “GÖZÜ KÖRDÜ”

Bu da böyle geldi geçti, yıl oldu 2013. Bu kez Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde, Emek Caddesi’nde 6 yaşında bir çocuk polisin kullandığı TOMA tarafından ezilerek can verdi. Adı Efe Tektekin’di.

Polise şöyle usulden bir dava açıldı. Velhasıl yine MOBESE görüntüsüne ihtiyaç vardı. Üstelik bu sefer ikinci bir şans daha vardı. Çünkü TOMA’larda da kamera olurdu. Bakalım neler olmuş. Sözü Efe’nin ailesinin avukatı Sedat Çınar’a bırakalım:

“Burada (TOMA) istediği yerden, yani kendisi için tanımlanmamış yerden geçiyor. Kaza olduktan sonra da bir başka TOMA geliyor. Bu (Efe Tektekin’i ezen TOMA) hemen oradan ayrılıyor. Ve her nedense bu kazayı yapan aracın kamerası, yani kayıt yapan cihaz bozuktur, çalışmıyor deniliyor. Niye başkaları çalışıyor da özellikle o çalışmıyor. Bunların hepsi soru işaretleri. Burada bir meslek taassubuyla zamanında ve yerinde deliller de toplanmıyor. O yüzden de demokratik kamuoyu bundan rahatsız oluyor. Yoksa ben de kaza yapabilirim, siz de kaza yapabilirsiniz. Burada şu mesele; oldu birine çarptık, çarptık gibi böyle keyfi bir tutum var ortada.”

Yani sözün özü, 6 yaşındaki bir çocuğu ezen TOMA’nın kamerası yine bozuluvermişti ve olay yerini uzaktan gören MOBESE görüntüsü de işe yaramıyordu.


SARISÜLÜK YERE DÜŞERKEN KAMERA HAVAYA DOĞRULDU


MOBESE görüntülerinin varlığı yokluğu Hrant Dink, Berkin Elvan ve Tahir Elçi’nin öldürülmesi gibi olaylarda da hep tartışma konusu oldu ama biz burada daha çok “olayın aydınlatılmasının önemli ölçüde MOBESE görüntülerine bağlı olduğu” olayları anlatıyoruz.

Bunlardan en tipik olanı Gezi Eylemleri sırasında Ankara - Kızılay’da Ethem Sarısülük’ün öldürülmesiydi. Sarısülük, 12 Haziran 2013’teki gösteriler sırasında, başından vuruldu. 14 gün yoğun bakımda kaldı, sonra yaşamını yitirdi.

Ethem Sarısülük’ün, Polis Memuru Ahmet Şahbaz tarafından açılan ateş sonucu öldüğü tespit edilmişti ama tartışma Şahbaz’ın nasıl ateş ettiğine ilişkindi. Kendisinin iddia ettiği gibi göstericiler tarafından yoğun taş atılıyordu da hedef gözetmeksizin, kendisini korumak için mi ateş etmişti, yoksa göstericileri hedef alarak mı ateş ediyordu. 

Bu sorunun cevabını MOBESE kamerası verecekti. Ama ne var ki tam da o sırada MOBESE kamerası gözünü alandaki ağaçların üstünden havaya doğru çevirivermişti. Çünkü normalde sabit olan bu kamera o gün sabit değildi. Başında, alanı daha iyi kontrol etsin, olay nerede yoğunlaşıyorsa o tarafa çevrilsin diye bir polis vardı. Bakalım 2013’te Kızılay’da neler olmuş, o kamera nasıl yönünü çevirivermiş bunu da Ethem Sarısülük’ün ailesinin avukatı Kazım Bayraktar anlatıyor: 

“Ethem Sarısülük davasında Ethem Sarısülük’ün vurulma anı, polisin koşarak yaklaşması, ateş ettikten sonra Ethem düşerken oradan koşarak kaçması. Olayı karşı binadaki MOBESE’den çok net bir şekilde görülebiliyor. Yalnız şöyle bir şey var; o MOBESE’nin başında bir memur var. Yani olaylar olduğu zaman bir de böyle olayları takip eden MOBESE’ler var, sabit olanların dışında. Bu olayları takip ederken o başındaki memur, polisin Ethem’i vurduğunu ve kaçtığını anlayınca MOBESE’nin kamerasını yukarıya kaldırıverdi, gökyüzüne doğru. Yani aniden MOBESE’ye yakalanmıştı polis. Fakat onu kontrol eden, MOBESE’de takip eden polis de bunun delil olmasını engellemek için MOBESE’nin kamerasını yukarıya kaldırıverdi ama kurtaramadı tabi. O kayıt oraya girdi. Davada biz onu açık bir şekilde gösterdik. Dava dosyasında yer aldı.”

Avukat Bayraktar’ın, sözünü ettiği görüntü, Polis Memuru Şahbaz’ın görüntüden çıktığı daha doğrusu kameranın Şahbaz’dan uzaklaştığını gösteriyordu. Avukat Bayraktar bu durumu delil olarak gösterdiklerini ve Ahmet Şahbaz’ın, Ethem Sarısülük’ü vurduğunun olayı izleyen basın mensuplarının kamera kayıtları ile tespit edildiğinin altını çiziyor.


DEVLETİN MOBESE OYUNLARI

Kazım Bayraktar gibi deneyimli bir avukatı bulmuşken, polisin MOBESE sistemini istediği gibi yönlendirmesinin mümkün olup olmadığını da soruyoruz. 

Avukat Bayraktar ilginç şeyler anlatıyor. Biraz sonra biz de daha ilginç şeyler anlatacağız. Örneğin üniversite öğrencisi Dilan Dursun’un gaz kapsülüyle yaralandığı olaya ilişkin polislerin yargılandığı davada “yok” olan görüntüler, Dilan’ın gösterici olarak yargılandığı diğer davada nasıl “var” oluverdi. Onları anlatacağız. Ama dediğimiz gibi önce polisin “MOBESE oyunları”nı Bayraktar’dan dinleyelim:

“MOBESE kameraları, toplumdaki hareketleri, olup biten şeyleri, suç varsa suçu tespit etmek amacıyla kurulmuş kameralar. İşte dediğim gibi hareketli olanları var, sabit olanları var, bir de belli olaylar gelişmeye başladığında onu takip etmek üzere başına bir memurun dikildiği durumlar var. Bu durumda o MOBESE’yi memur idare eder. Bu tür MOBESE kayıtları tutuluyor. 

Bunların kuşkusuz bir yönetmeliği var. O yönetmelikte ne deniyorsa işleyişin ona göre olması gerekir. Ancak Türkiye’de birçok davada tanık olduğumuz gibi yönetmeliği çiğneyerek belli bir delili karartmak için veya çarpıtmak için veya hakları olmadığı halde belli kişileri ve araçları özel olarak takip etmek için MOBESE sistemiyle oynamalar oluyor. Buna birçok kez tanık olduk. 

MOBESE sadece burada değil, aynı zamanda bazı işyerlerinde, cezaevlerinde karakollarda da var, kamera olarak söylüyorum. Biz MOBESE olarak sokaklardakini biliyoruz ama genel olarak kamera sistemlerinin kurulması açısından söylüyorum. Bunlarda kamu yöneticilerinin görevi, olayları takip etmek, delilleri takip etmek. Onun dışında toplumun ihtiyacı olan bazı test etmek üzere MOBESE kameralarına bakarak mesela trafik güvenliğini takip etmek. Trafik güvenliği açısından trafiğin nasıl düzenlenmesi gerektiğine yönelik araştırmalar yapmak için de kullanılıyor. Ancak bizim ülkemizde kamera sistemleri ve özellikle MOBESE, özel olarak delil karartmak, delili yok etmek kullanılabiliyor. 

Bir MOBESE’nin yönünü gidip o ilgili memur biraz değiştirerek genel bir caddeyi gözlemesi gerekirken o caddenin kenarındaki bir yeri gözlemeye dönük de işlem yapabiliyor. Bu, yönetmeliğin dışında bir şey tabi ki.”


BİR YOKMUŞ BİR VARMIŞ: DİLAN DURSUN OLAYI

Avukat Bayraktar’ın anlatımlarından önce bir olaydan bahsetmiştik. Üniversite öğrencisi Dilan Dursun Ankara – Kurtuluş’taki Gezi eylemleri sırasında, polisin attığı gaz kapsülüyle başından yaralandı. Olaydan sonra kapsülü atan polis memurları hakkında dava açıldı. 

Davanın soruşturması sırasında Emniyet’ten MOBESE görüntüleri istendi. Savcılığa gelen görüntülerde Dilan’ın vurulma anı yoktu. Yani yargılanan polisler mi vurdu belli değildi.

Sonra zaman geçti bu sefer Dilan Dursun’un vurulduğu eylem, “yasadışı gösteri” olduğu gerekçesiyle göstericiler hakkında dava açıldı. Bu davanın delilleri arasında da MOBESE görüntüleri vardı. İlginç olan; polislerin soruşturmasında savcılığa gelen görüntülerde Dilan’ın vurulma anı yokken, eylemcilerin yargılandığı davanın mahkemesine gelen görüntülerde Dilan vuruluyordu.

Durumu fark eden Avukat Tonguç Cankurt’un ısrarı üzerine bu kez Dilan’ın vurulma anının görüntüleri polislerin soruşturma dosyasına da girdi.

Bu durumu, Dilan Dursun’u olay yerinden hastaneye götüren Avukat Deniz Özbilgin, Avukat Cankurt’un çabalarının altını da çizerek şunları söylüyor:

“24 Haziran, olaydan (Dilan Dursun’un yaralanması olayı) tam 10 gün sonra Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne kamera kayıtlarını gönderin yazısı yazıldı. 8 Temmuz’da yani olaydan henüz 20 gün sonra bir yanıt verildi ve kamera kayıtları eksik gönderildi. Peki biz bu eksikliği nasıl fark ettik. Biz bu eksikliği, o gün eyleme katılan kişiler hakkında açılan ve Ankara 16’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri’ne muhalefet iddiasıyla yürüyen davaya eylemcilerin tespiti amacıyla görüntülerin sunulma anında fark ettik. Yani soruşturma mercilerine, Emniyet’in elimizde kamera kaydı yok diye 8 Temmuz’da verdiği yanıta rağmen o kamera kayıtları eylemcilerin tespiti için bir anda ortaya çıkıvermişti. Yani polis tarafından işlenen bir suçu görmeyen kamera, eylemcilerin kamu güvenliğine karşı işlediği iddia edilen toplantı gösteri yürüyüşlerine muhalefet suçunda bir anda ortaya çıkıveriyordu. İşte MOBESE’nin neyi görüp neyi görmediği çok somut bir örnekle karşımızda.”


 IŞİD’İ GÖRMEDİ


Daha başlarken, “MOBESE’nin Sarıyer’i gördüğünü Reyhanlı’yı görmediğini, İmamoğlu’nu gördüğünü, El Kaide’yi, IŞİD’i  görmediğini” söylemiştik.

Bu iddiamızın dayanağına geldik. 11 Mayıs 2013’teki Reyhanlı saldırısı, Türkiye Cumhuriyeti tarihine “10 Ekim Ankara patlamasından sonra ikinci en kanlı katliam” olarak geçecekti. Peş peşe yaşanan iki patlamada 52 kişi yaşamını yitirdi. 

Katliama ilişkin çok şeyler yazıldı çizildi. Soruşturmasını yürüten savcılar sonra FETÖ’den çıktı, çok tartışıldı. Onun için detaya girmeyeceğiz. Biz burada sadece o saldırı gününde ilçedeki 73 MOBESE kamerasının tekmilinin nasıl da bozuluverdiğinden söz edeceğiz. 

MOBESE çalışsaydı kameralar neleri görecekti onları anlatacağız. Hatta biz anlatmayacağız, doğrudan sözü, yukarıda Ankara’daki Gezi eylemlerinde MOBESE’nin nasıl kör olduğunu da anlatan, Reyhanlı Katliamı davasının da avukatlarından Deniz Özbilgin’e bırakacağız.

Reyhanlı katliamında MOBESE’lerin kayıt yapmamasının en vahim örneklerden biri olduğunu belirten Özbilgin ‘daha fazlasını’ da söylüyor:

“Reyhanlı katliamını ve MOBESE kayıtlarını hiç öyle hafife almayalım. Üç beş çocuğun çatapat patlatması değil, devasa iki patlamada 52 yurttaşımızın ölüp, 150’den fazla yaralı olduğu, 400’den fazla yurttaşımızın işyerinin, evinin zarar gördüğü bir patlamadan bahsediyoruz ve Reyhanlı ilçesinde ve sınır kapısından itibaren bölgede 73 adet MOBESE var. Yani bahsettiğim şey bir sistem. 73 adet tekil kameraları düşünmeyelim. 73 kameranın bağlı olduğu bir ana kayıt mekanizmasını düşüneceğiz. Bu sistem Reyhanlı katliamından önce bozuluyor. Ne kadar süre önce bozulduğu konusunda zaten bir bilgi yok. 

Bu bilgiyi dönemin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay da veremedi, ‘bilmiyorum’ dedi. Dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler, ‘hayır kayıttaydı MOBESE’ler’ dedi. Fakat sonra kayıtta olmadığı ortaya çıktı. 

O kısım tam bir muamma. İşin teknik kısmı ama ‘neyi görmedi’ bu MOBESE’ler? Örneğin katliamdan günler önce iki adet aracın Türkiye’ye sınır kapısından giriş yapacağı, bunlar içinde özel yapılmış bölmelerde bomba taşınacağı aslında ihbar edilmişti. Bu ihbar görmezden gelindi. Bu ihbar görmezden gelinmeseydi zaten MOBESE’deki arıza giderilirdi.

Daha sonra ikinci bir ihbar geldi. İkinci ihbarda araçların marka modellerine kadar verildi. Beyaz Mitsubishi marka pikaplar dendi. Bu ihbar da görmezden gelindi, işleme alınmadı. MOBESE’ler yine onarılmadı. Bu araçlardan birisi PTT’nin birisi Belediye’nin önünde havaya uçurularak onlarca yurttaşımızın ölümüne sebebiyet verdiler. Peki biz bu ihbarları nereden biliyoruz? Bunlar, Reyhanlı katliamı iddianamesinde yoktu. 

Önce bir onu söyleyelim; katliam dosyasında bu bilgiler yoktu. Katliam iddianamesini yazan savcı katliam soruşturmasını yürüten savcı dönemin Adana’daki Özel Yetkili Savcısı Özcan Şişman’dı. Reyhanlı ve Hatay özel yetki bakımından Adana’ya bağlı olduğu için Özcan Şişman yürütüyordu. 

Peki biz bu ihbar mektuplarını nereden öğreniyoruz? Özcan Şişman daha sonra MİT TIR’larını durdurma ve MİT TIR’larıyla Suriye’ye taşınan silahların ortaya çıkmasına yol açtı. MİT TIR’larını durduran savcı olarak karşımıza çıktı ve kendisinin soruşturulduğu yani kendisinin şüpheli olduğu dosyada bu Reyhanlı ihbarları bir anda karşımıza çıktı.”


“SORUŞTURANLARIN NEYİ GÖRMEDİKLERİNE DE BAKILMALI”

“Şimdi MOBESE’nin neyi görüp görmediğini tartışırken aslında savcılıkların, kamusal soruşturma mercilerinin de neleri görüp görmediklerine bakalım. Özcan Şişman Reyhanlı Katliamında kendisi bu ihbarları görmemişti ama Özcan Şişman soruşturulurken bu sefer soruşturma mercileri Özcan Şişman’ın görmediği soruşturma belgelerini Özcan Şişman dosyasına koydu.

Reyhanlı Katliamı Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyordu. Bu davanın içerisinde bu ihbarlar yok. Özcan Şişman dosyası Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi’nde görülüyor o dosyanın içerisinde var. Üstelik Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi Ankara 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ne bu belgeleri göndermekten de imtina etti.

Şimdi bu, bir şehirde kameraların çalışıp çalışmaması meselesi değil aslında. Bu kameraların nasıl çalışamaz hale getirildiği meselesidir. Bu ihbarları işleme almayan polis memurları hakkında örneğin Hatay 7’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘ihmal suretiyle görevi kötüye kullanmak’tan dava da açıldı. Hemen bilgisini verelim. TCK 257 / 2 uyarınca ihmal suretiyle görevi kötüye kullanmanın cezası 3 ay ile 1 yıl arasıdır. Üst sınırdan ceza verseniz bir yıl verirsiniz. İyi hal indirimi yaparsanız 10 ay olur bunun cezası. Düşünün 52 insanın ölüp 150’den fazla yurttaşımızın yaralandığı bir katliamı ihmal sebebiyle kusuru bulunanları siz 10 ay gibi bir cezayla adeta ödüllendirmiş olursunuz.

İşte temel ‘MOBESE neyi görür neyi görmez’ sorunu aslında burada başlıyor. İhbarların işleme alınmamasıyla MOBESE’lerin çalışmamasını bütünlüklü değerlendirirseniz o zaman bu katliamın arkasındaki kişilerin kimler olduğu, ne şekilde korundukları, ne şekilde organize oldukları bütün bu tartışmaların tamamını daha sağlıklı şekilde yürütebiliriz.”


VE GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TOPLUM YERİNE İKTİDARIN GÜVENLİĞİ

Daha fazlasını sayabilirdik. Örneğin 2019’da İstanbul – Esenler’de HDP seçim araçlarına yapılan saldırının davasında MOBESE kayıtlarının nasıl yok oluverdiğini uzun uzun anlatabilirdik. TKP Milletvekili Barış Atay’a yönelik saldırıda kameraların bozuk olmasından da uzunca söz edebilirdik. Bunun gibi çok sayıda örnek verebilirdik. Ancak sanırız yukarıdaki saydıklarımız yeterli olacaktır. Biz, toplumun güvenliği için devreye giren MOBESE sisteminin toplum yerine devletin hatta iktidarların güvenliği için işlediklerini gördük.

Bu haftalık sözümüz bu kadar. Bir sonraki Pazar günü görüşmek üzere.

Etiketler :