MÜSİLAJ VE ÖTESİ 2 | "MARMARA'YI TEMİZLEMEK MÜMKÜN MÜ?"

MÜSİLAJ VE ÖTESİ 2 | "MARMARA'YI TEMİZLEMEK MÜMKÜN MÜ?"

Mehveş Evin, Marmara'da ortaya çıkan müsilaj kabusunun izini sürdü, “Denizlerimizi nasıl mahvettik?” ve “nasıl kurtarabiliriz” sorularına yanıt aradı. Çevre konusundaki korkunç umursamazlık ve rantı, ayrıca bürokrat-siyasetçi-şirketler üçgeninde dönen inanılmaz numaraları bu podcast serisinde bulacaksınız.

Merhaba! Arka Plan’da “Denizlerimizi nasıl bitirdik” serisinin ikincisine hoşgeldiniz.

Müsilajı ve Marmara’nın ölümüne sebep olan en önemli faktörü, yani atık sorununu masaya yatırıyoruz. 

Tabi nasıl bertaraf edilmesi gerektiğini de.

Ama önce müsilaj ve çözümüyle ilgili yapılan bazı yanlışlara değinmek istiyorum.

Mesela Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri, gerçekleri yansıtmıyor: 

Birincisi, Haliç’i temizleyen Bedrettin Dalan’dı. Ancak temizlik dediği şey, Haliç’in pisliğini Marmara’ya boşalttırmaktı. Yani bu temizlik, felaketi tetikleyenlerden biri oldu. 

Bu yanlışlar ve vurdumduymazlık, hangi belediye, hangi parti gelirse gelsin 40 yıldır devam etti. 

İkincisi, Tayyip Erdoğan, aynı hatayı şimdi de tekrarlamaktan bahsediyor.

Oysa zaten Marmara’nın bu hale gelmesinin en önemli nedeni, pisliklerin hababam denize basılması.  Kurbağalıdere’nin pisliği Adalar’a atıldı. Marmaray ve Avrasya Tünelinin hafriyatı da Marmara’ya gömüldü. 

Sanayi tesisleri hala atıklarını sulara boca ediyor.  

***

Bir başka yanlış bilgi, “müsilaj Ege ve Karadeniz’e yayılıyor” haberleri... 

Evet, Çanakkale boğazı, Gelibolu ve Karadeniz’de de görüldü müsilaj. Ama bunun nedeni, söz konusu bölgelerde de kirliliğin, ortamın deniz salyasına uygun zemin hazırlaması. 

Levent Artüz’ün uyarılarını hatırlatalım: 

“Karadeniz’i kurtarmak için 1 ay kadar çok az bir zaman kaldığını, meselenin uluslararası bir soruna döneceğini anlatmaya çalışıyor.

Özetle: Bütün denizlerimiz tehlike altında. 

Bakanlıktan Belediyelere, görüntüyü kurtarmak amacıyla yapılan “temizlik” konusuna gelince... 

Biliyorsunuz bakterilerle temizleme çabası var, fakat bu da çok kısıtlı ve tartışmalı bir konu. Buna daha sonra geleceğim.

Marmara’yı bu kadar kırılgan yapan, kapalı bir deniz olması. Besleyen sular Akdeniz’den yani Çanakkale Boğazı’ndan giriyor.

İklim uzmanı, gazeteduvar yazarı Önder Algedik, Marmara ve İstanbul’dan atılan kanalizasyon ve çöp miktarına dair çarpıcı rakamlar paylaştı:

Anlayacağınız, hepimize yalan söylediler.  İstanbul kanalizasyonun yüzde 70’I denize boca ediliyor. diğer şehirlerde de durum farklı değil.  Gelibolu’dan Bursa’ya, pek çok yerde lağım ve ucuz kimyasallar derelere atılarak denize ulaşıyor. Diyeceksiniz ki altyapı bu kadar mı kötü durumda?  Devlet bu işe hiç bütçe ayırmıyor mu? “

Algedik, 2018’de yani yerel seçimlerden önce AKP’nin, İstanbul’a yapılan yatırımları açıkladığını hatırlatıyor.

Evet, 15 yılda sırf İstanbul’un içme suyu ve atık suyu için 48 milyar TL harcanmış. 

Bu paranın ne şekilde kullanıldığını bilmiyoruz. 

Ancak doğru şekilde harcansaydı kesin olan şu ki hiçbir sorunumuz kalmazdı.

**

Zannetmeyin ki endüstriyel tesislerde durum farklı. Uzmanlar, tesislerin büyük çoğunluğunun arıtma yapmadıklarını, arıtma sistemi olsa bile çalıştırmadıklarını söylüyor. 

Deniz biyoloğu ve belgesel yapımcısı Mert Gökalp’e arıtmanın nasıl yapıldığını, daha doğrusu yapılmadığını sordum:

Daha da fenası, pek çok tesisin arıtma yapmadığı ve acayip tezgahların döndüğü konuşuluyor. 

Gökalp’ın bu anlattıkları, sektörde çok iyi bilinen sırlar. Belki dahası da var ancak belgeleyebilmek için, içeriden birilerinin tanıklığına ihtiyaç var. 

Buradan seslenelim: Lütfen atık sektöründe dönen dolapları bilen varsa, bize ulaşın! Marmara’ya, insanlara ihanet edenleri bulmamıza yardım edin!

**

Marmara denizi bir göl gibi. Karadeniz’den gelen tuzu az su, 5-6 ay yüzeyde kalıyor. Asıl besin kaynağıysa, Akdenizden gelen sular. Bunlar  6-7 yıl tabanda kalıyor. 

Fiziksel veya ön arıtma yöntemiyle denize atık su verildiğinde, ki hala bu yapılıyor, sudaki fosfat ve azot çok aşırı yükseliyor.

Çevre Bakanlığı eski müsteşarı Prof Dr. Mustafa Öztürk, ileri biyolojik ve kimyasal arıtmanın şart olduğunu vurguluyor. Bunu yapsak, bugünkü kirliliğin 10 kat azaltabiliriz. 

Ancak eylem planında yer alan 3 yıllık süreyi çok uzun buluyor.

İşte üzerinde çok az durulan bir atık yönetimi konusu daha: İyi tarım uygulamaları.

Önder Algedik’in kulağa daha radikal gelen ekonomik bir çözüm önerisi var: Belediyelerin çişhane kurması. 

Evet, yanlış duymadınız! Bunlar kısa vadede, hatta acilen alınması gereken önlemler. 

Üzgünüm arkadaşlar ama burada bize büyük iş düşüyor. Nasıl ki sandıkları korumak, oyları saymak gerektiğini öğrendiysek.... 

Atıkların nasıl arıtıldığını, yetkililerin görevini yapıp yapmadığı denetlemek bize düşüyor.