NE?  NASIL? / KADIN CİNAYETLERİ NASIL ÖNLENİR?

NE? NASIL? / KADIN CİNAYETLERİ NASIL ÖNLENİR?

Sosyal medyada ölümü büyük tepki yaratan Başak Cengiz yolda yürürken tanımadığı biri tarafından öldürüldü. Failin “Bana direnemez diye bir kadını seçtim” dediği yazıldı. Geçen sekiz günde sekiz kadın; 2021 yılının başından bu yana ise 338 kadın erkeklerden tarafından öldürüldü. Başak Cengiz cinayetiyle ilgili siyasetçiler açıklamalar yaptı. Kimi ona “kızım” diye hitap etti, kimi cinayetin takipçisi olacağını söyledi. Ama kadın cinayetleri nasıl çözülecek sorusu hala tam yanıtlanabilmiş değil. Rengin Arslan, kadın cinayetlerinin nasıl önlenebileceğini Feride Eralp ile konuşuyor.

PODCASTİ DİNLEMEK İÇİN PLAY'E TIKLAYIN




Bu hafta tek bir konumuz var. Kadın Cinayetleri. Aslında bu konuyu 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde ele almak istiyordum. Ancak ne yazık yılın tamamına yayılan kadın cinayetleri konuyu sadece bir gün değil her gün yakıcı hale getiriyor.

Geçen hafta sadece bir günde, 11 Kasım’da: Hanife Demirci ve Selime Pişkin boşanma aşamasında olduğu erkekler tarafından öldürüldü. Nurdan Budak ve Sanem Kafalı’nın, birlikte olduğu erkekler tarafından öldürüldükleri ortaya çıktı.

Sosyal medyada ölümü büyük tepki yaratan Başak Cengiz yolda yürürken tanımadığı biri tarafından yine geçen hafta öldürüldü. Failin “Bana direnemez diye bir kadını seçtim” dediği yazıldı.

Yani geçen hafta sekiz günde sekiz kadın; Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2021 yılının başından bu yana 338 kadın erkeklerden tarafından öldürüldü.

Elbette hem muhalefet hem hükümet hem de sivil toplum bu cinayetlere tepki gösteriyor. Davaların takipçisi olma sözleri veriliyor.

Örneğin Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) sözcüsü Ömer Çelik sosyal medyada şöyle dedi:

“Karşı karşıya olduğumuz gaddarlık ve cinayeti tarif edecek kelime bulamıyoruz. Başak Cengiz nezdinde hedef alınan tüm insanlıktır, tüm kadınlarımızdır. Bu cinayeti işleyene ve ait olduğu canice zihniyete lanet olsun.”

Bu açıklamayı okuyunca metinde geçen “kadınlarımız” ifadesine dikkat ettim ister istemez. Ne zaman kadınlarımız ifadesini görsem, erkeklerimiz gibi bir kelime icat edip cümle içinde kullanmak istiyorum zira.

Örneğin erkeklerimiz bir çiçektir, erkeklerimizi korumalıyız, erkeklerimiz bizim en kutsal varlıklarımızdır gibi ifadeler kullanmak istiyorum. Ama sakil duruyor değil mi? Bu ifadeler, bir türlü “erkeğin en güçlü, en kudretli, en muktedir” olduğu günümüze uymuyor. Bu dil mevzusu çok su kaldırır ama kadınlar “kimsenin kadınları” değil diyerek konuyu noktalamak isterim.

Çünkü bundan daha önemlisi söz konusu açıklamayı yapan kişi ne bir sivil toplum kuruluşu önderi ne bir muhalefet partisi lideri. 2002 yılından beri kurulan tüm hükümetlerde etkin görevlerde bulunmuş bir siyasetçi.

Cinayet ile ilgili açıklama yapan bir başka siyasetçi Meclis’teki “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi” için kurulan komisyonun başkanı Öznur Çalık sosyal medyada şöyle dedi.Ömrünün baharında; insan olma vasfını yitirmiş bir cani tarafından acımasızca katledilen #BasakCengiz'in haberini alınca kahrolduk.”

Sayın Çalık’a konumu itibariyle sorularımı yöneltmek için programa davet ettim ancak programın yayına hazırlandığı güne kadar kendisinden bir yanıt alamadım. Bu arada muhalefetin bu bahsi geçen komisyondan çekildiğini ve komisyonun bulgularını rapor haline getirerek yakında yayımlayacağını da not etmek isterim. Yayınlandığında üzerine konuşacağımız bir rapor olacaktır diye de düşünüyorum.

Takip edenler olmuştur, özellikle “hashtagleşen” Başak Cengiz cinayetiyle ilgili muhalefet de açıklamalar yaptı. Kimi ona “kızım” diye hitap etti, kimi cinayetin takipçisi olacağını söyledi. Ama kadın cinayetleri nasıl çözülecek sorusu hala tam yanıtlanabilmiş değil. O yüzden bugünkü konum bu. Kadın cinayetleri nasıl önlenir?

Rengin Arslan: Sevgili Feride Eralp, Kısa Dalga’ya hoş geldiniz. Siz on yılı aşkın bir zamandır 8 Mart, 25 Kasım gibi feminist hareket için çok önemli olan eylemlerin, organizasyonların içinde yer alan, feminist hareketin içinde yer alan isimlerden birisiniz. Kadın cinayetleri geçen haftaya damgasını vurdu. Sizce kadın cinayetleri nasıl önlenir?

Feride Eralp: Bu soru hep çok zor, çok kapsamlı, çok büyük bir soruymuş gibi düşünülür. Ama aslında o kadar karmaşık değil. Kadın cinayetlerini, erkek şiddetini önlemek istiyorsak bu cinayetlere sebebiyet verenin ne olduğuna bakmamız lazım. Neden ve nasıl öldürülüyor kadınlar? Biz erkek egemen dünyanın bize, kadınlara LGBTI ’lara çizdiği sınırların dışına çıktığımızda şiddete uğruyoruz veya öldürülüyoruz. Bu her şey olabilir. Hayır dediğimiz için olabilir. Evdeki ikincil pozisyonu kabul etmediğimiz için olabilir. Gece sokakta olduğumuz için olabilir. Yapmayı seçtiğimiz iş nedeniyle olabilir. Cinsiyet kimliğimiz, cinsel yönelimimiz... Her şey olabilir. Sorun, o sınırların kendisinde. Heteroseksüel bir erkeğin bu dünyada neye hakkı varsa, kadınların da LGBTI ’ların da buna hakkı olduğunu düşünelim. Örneğin bir erkeğin kendi zihninde kendine tanıdığı her hakkı ve ayrıcalığın kadınlar ve LGBTI ’lar için de hak ve ayrıcalık olduğunu düşünse ne olurdu? Mesela erkekler için “gönül eğlendirme hakkı” veya “yaramazlık hakkı” vardır. Çapkınlık denir. Bunu hak görür kendine. Ama bir kadın için; evli bir kadın için, biriyle birlikte olan bir kadın için, hatta geçmişte birisiyle birlikte olmuş ve ayrılmış bir kadın için, bırakın başka bir erkekle birlikte olmayı, kadının örneğin başka bir erkekle mesajlaşma ihtimali bile öldürülmek için yeterli gerekçe. Belli bir şekilde giyinmesi öldürülmek için yeterli gerekçe. Belli bir saatte sokakta olması öldürülmek için yeterli gerekçe. Bunların hiçbiri bir erkeğin öldürülmesi için yeterli gerekçe değil. Eşitsizlik aslında hiç soyut bir şey değil, çok somut ve hayatımızın çok içinden bir şey. Erkeklere, tanınan sonsuz alan kadınlara, LGBTI ’lara asla tanınmıyor. Hatta o alan bizim aleyhimize genişliyor. Mesele burada sadece erkeklerin kadınlara şiddet uygulaması, kadınları LGBTI ’ları öldürmesi değil. Bunu kendilerine hak görmesi. Aslında bunu neden kendine hak görüyor diye sormamız lazım.

Rengin Arslan: Sizce erkeğin en toplumsal kabul görmüş hakkı nedir?

Feride Eralp: Kirli çamaşırlarını bile yıkamamaya hakkı var. Yemek yediği tabağı yıkamamaya hakkı var. O tabağı bir kadının yıkaması bir ön kabul. Üstelik kadın o tabağı yeterince iyi yıkamazsa, yeterince iyi temizlemezse dayak yemeyi hak etmiş sayılıyor. Bunun karşılığında da bir Diyanet İşleri Başkanlığı var. Size şiddet uygularsa çay ikram edin, güler yüzlü olun diyor. İktidarlar, toplum, toplumun içine sirayet etmiş hetero patriyarka erkeklere bizi “terbiye etme” hakkı veriyor. Dediklerini yapmadığımız anda şiddet uygulayabilecekleri bireyler olarak görüyorlar. Bu sadece şiddet de değil. Bu aynı zamanda bir çıkar meselesi. Kim evinde 7/24 bakım emeği veren, 7/24 çocuk bakan, yetişkin erkeklerin bakımını sağlayan, onların yemeğini yapan, yaşlılara veya hasta birisi varsa bakan, bunları karşılıksız bir şekilde yerine getiren, üstelik bunları yerine getirirken tam erkeğin istediği gibi davranmazsa şiddete uğramayı “hak etti” diye düşünülen bir çeşit modern kölelik. Bu köleliğe bir çeşit rıza inşa ediliyor sürekli. Aileler dağılmasın, aileler yıkılmasın diye. “Aileler yıkılmasın” cümlesinin asıl söylemek istediği şey, “çok güzel sömürdüğümüz, ikincil konuma koyduğumuz bu kadını kaybetmeyelim ki bu işlerin hepsini biz yapmak zorunda kalmayalım”dır. Bugün artık sallantıda olan bir ayrıcalık pozisyonu var.

Rengin Arslan: Popüler bir tartışma platformunda bu konuyla ilgili yazılanlara baktım. Kadın cinayetleri nasıl önlenir başlığı altında şunlar yazılmış örneğin.

“Cinayeti kadın, erkek, çocuk, hayvan olarak ayırmayarak başlanabilir mesela. Cinayet cinayettir. Ortada bir cinayet varsa bunun cinsiyeti neden önemli?”

“Diğer cinayetleri önlemenin yoluyla aynıdır.”

 

“Her insan öfkelidir, insan yapısı gereği barbardır ve ilk çağlardaki vahşiliği içinde taşır. Bunu törpülemek için eğitim şart, okumak, kendini bilgi ile doldurmak şart.”

Bunlarda hiç haklılık payı yok mu sizce? Kadın cinayetleri, erkek cinayetlerinden neden farklı olsun?

 

Feride Eralp: Bizdeki önemli sorunlardan birisi, sorun ile çözümü bir türlü eşleştiremiyoruz. Karşı karşıya olduğumuz sorun, yani erkek şiddeti cinsiyetli bir sorun ve toplumsal bir sorun. Ama bizim insanımızın aklına gelen çözümler genelde cinsiyetsizleştirilmiş ve toplumdan kopuk; bireye indirgenmiş çözümler. İşte o kişiyi hadım edelim, o kişiyi psikolojik tedaviye gönderelim. Sorunun tek bir kişinin öfke patlamasından, tek bir kişinin “sapıklığından” kaynaklanan bir şey değil de, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğunu yok sayan çözümler hiçbir zaman bu sorunları bitirmeye yeterli olmuyor. Bunları önlemek istiyorsak, bakalım bu cinayetler ne işe yarıyor? Şiddet aynı zamanda üretken bir şeydir. Bir işe yarar. Bir kadın gece sokakta yürüdüğü için tecavüze uğradığında ben de bir kadın olarak gece sokakta yürümekten korkuyorum. Sadece öldürülen, şiddete uğrayan kadını değil, geride kalan kadınları, LGBTI ’yı da “terbiye eden” bir tarafı var şiddetin. Bir kadın sevgilisi olan bir erkekten ayrıldığı için ve o erkek tekrar barışmak istediğinde hayır dediğinde, hatta öldürüldükten sonra cezasız bırakıldığında veya failin sırtı sıvazlandığında, toplumdaki tüm erkekler bundan bir mesaj alıyor. Tüm kadınlar da alıyor. Erkeklerin aldığı mesaj, “benim bunu yapmaya hakkım var, bir kadın beni terk ederse ya benimdir ya kara toprağın. Beni terk edemez”dir. Kadınların bundan aldığı mesaj, “Aman ben bu adamla beraber oluyorsam, ölene kadar beraber olmayalım. Başıma ne geliyorsa asla gitmemeliyim. Tekil o şiddet anının bize verdiği bir mesaj var ve o mesajla hepimizin hayatları kısıtlanıyor. Ve ancak erkek tahakküme boyun eğerek yaşarsak hayatta kalabileceğimiz bilgisiyle donatılıyoruz. “Öğretici” bir tarafı var. Tek bir kişiye yönelik gerçekleşse bile, bir erkek bir kadını öldürse bile toplumsal olarak tüm erkeklere ve kadınlara, LGBTI ’lara, çocuklara, hepimize bir şey yapıyor. Dolayısıyla çözümün de toplumsal olması lazım. Şiddet uygulamasa bile şiddet uygulama tehdidiyle, erkeklik, erkek egemen dünya kadınlar üzerinde bir iktidar kuruyor. Kafamızın içinde yaşamaya başlıyor. Nasıl giyindiğimizi, kaçta sokağa çıktığımızı, sokakta insanların yüzüne bakıp bakmadığımızı bile buna göre belirliyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nin bu kadar hedef alınmasının nedeni de, birtakım ayrıcalıklı erkekler tarafından, tek adam tarafından, tam da bu tahlili yaptığı için, şiddetle kurulan iktidarı sorguladığı için hedef alındı.

Rengin Arslan: Peki bu nasıl çözülecek?

Feride Eralp: Bunun tek yolu gerçekten eşitlik. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin, hetero bir erkeğin hakkı olan her şeyin hepimizin hakkı olduğu bir dünyanın kurulması. Bunun da tabii ki pek çok aşaması var. Yasalarından, eğitimine, ülkeyi yönetenlerin zihniyetinin değişmesinden, toplumsal olarak zihniyet değişikliğine kadar toplumsal cinsiyet eşitliğini bir norm olarak yerleştirmek, bunun için bütüncül bir politika gerekli.

***

Geçen programda da söylediğim gibi Kasım ayında Kardeş Bayramlara bir ara veriyoruz. Hatırlayacaksınız, her bölümde hem Anadolu’da yaşayan kadim medeniyetlerin yılın her ayını nasıl bir bayramla donattığını hatırlamak için, hem de üzerinde yaşadığımız bereketli toprakların bayramlarını kutlamak için bir vesile olur diye Anadolu’da kutlanan bayramları hatırlatıyorum. Fakat Kasım ayına denk gelen bir bayram en azından bu yıl yok. Yani Aralık’taki bayramlara kadar verdiğimiz molaya devam.

Bu programı Clarissa Estes’in artık klasikleşmiş, benim de başucu kitabım haline gelmiş Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından bir alıntıyla bitirelim.

“Yaratıcı hayatın ana damarı, özü, beyin kökü oyundur, terbiye değil. Oynama itkisi bir içgüdüdür. Oyun yoksa, yaratıcı hayat da yoktur. Uslu olunursa, yaratıcı hayat olmaz. Sessizce oturulursa, yaratıcı hayat olmaz. Sadece ağırbaşlı bir şekilde konuşulur, düşünülür, davranılırsa, çok az yaratıcı özsuyu çıkar. Kadınların garip olanı aşağılamasını; yeni ve olağandışı olandan kuşku duymasını; ateşli, coşkulu, yenilikçi olandan kaçınmasını; kişisel olanı kişisellikten arındırmasını yüreklendiren herhangi bir grup, toplum, kurum ya da örgüt, bir ölü kadınlar kültürü istemektedir.”