BİLİMİN GÖZÜNDEN SEDAT PEKER VAK'ASI

BİLİMİN GÖZÜNDEN SEDAT PEKER VAK'ASI

Size göre Sedat Peker, kızlarının gözyaşına dayanamayan şefkat dolu bir baba mı, yoksa öz oğluna çatal fırlatıp kör olmasını göze alacak kadar gözü dönmüş bir adam mı? Uzmanlara göre, kilit nokta bu, yani onu nasıl gördüğünüz, görmek istediğiniz?




Yeraltı dünyası dehlizlerinin yerin üstüne uzanan kollarını, mafya-siyaset-iş dünyası-medya ilişkileri sarmalında ifşa eden Sedat Peker, bir süredir Türkiye’nin gündemini belirliyor. Azımsanmayacak bir kitle, videolarındaki ifşaatlarını, reytingi yüksek tek kişilik mafya dizisi izler gibi izliyor, gelecek bölüm için neredeyse gün sayıyor. Bir sonraki bölüme kadar olan arayı da, Peker’in her yeni videosunu didik didik yorumlayan, aslında ne demek istediğini ya da demediğini, diyemediklerini, özenle yerleştirdiği imgeleri büyük bir iştahla yorumlayan eleştirmenlerle dolduruyor.

Peker, kendisinin de bir biçimde dahil olduğu illegal bir alandan, hırsızlık, yolsuzluk, suikast, tecavüz, uyuşturucu iddialarını savuruyor; ‘kişisel sorunum var’ dediği isimlerle, milyonlar önünde hesaplaşıyor, meydan okuyor, dalga geçiyor, lakap takıyor, tehdit ediyor, öfkeleniyor, duruluyor, espriler yapıyor. Yani oyunu kendi kurallarına göre oynuyor ya da öyle görünmek için elinden geleni yapıyor.

Videolarında, “Ben mesih değilim, kimseyi kurtarmaya gelmedim” dedi, ancak toplumda temsil edilmediğini düşünen bir kesim için tünelin ucundaki ışık algısı, yanılsaması yarattı..  Öyle ya, bir zamanlar iktidar yanlısı mitingler düzenleyip onlar adına oy isteyen, mafyatik bir figürden medet ummak, onu çare olarak görmek, yanılsama değil de ne? Ya da patolojik bir anormallik mi demeli. Peki size göre Sedat Peker, kızlarının gözyaşına dayanamayan şefkat dolu bir baba mı, yoksa öz oğluna çatal fırlatıp kör olmasını göze alacak kadar gözü dönmüş bir adam mı? Ruh bilimcilere göre, kilit nokta bu, yani onu nasıl gördüğünüz, görmek istediğiniz? Ancak hangi noktadan, açıdan bakarsanız bakın gerçek olan, Peker’in “bir tripod ve bir kamerayla” çektiği düşük bütçeli ancak içeriği zengin  şovunun kısa sürede milyonlara ulaşması, gündemin baş köşesine oturması. Muhataplarını defalarca açıklama yapmak zorunda bırakan,  gazetecileri işinden eden, kimileri hakkında inceleme başlatılmasını sağlayan Türkiye’nin en çok konuşulan ismi olması.  

Milyonlar bir mafya örgütü liderinin videolarını neden ilgi çekici buldu, iddiaları neden etkili oldu?  Bunu toplumun şeffaflık isteğine bağlamak tek başına yeterli mi? Yoksa sadece mafya filmlerini ya da, realite şovları izleme alışkanlığımızla mı ekran karşısına geçiyoruz. Bu olup bitenlerin toplumda bir karşılığı olacak mı ya da bir süre sonra kanıksayacağımız bir şova mı dönüşecek? Bu soruların yanıtını ve Sedat Peker’in neden bir zamanlar gözdağı verdiği kitlenin dahi ilgi sahasına girdiğini, 40 yaş altına yaptığı vurgunun asıl sebebini, gerçekten duyguları incindiği için mi kavgaya tutuştuğunu iki önemli isimle konuşuyoruz. Psikiyatrist Endam Köybaşı ve Sosyolog Prof. Dr. Ferhat Kentel yorumluyor. 

"İKTİDARIN DEĞİŞME ARZUSUNU DİLE GETİRİYOR"

Peker’in videolarının toplumdaki karşılığını ve neden ilgi çektiğini Endam Köybaşı şöyle anlatıyor: 

“Olayın kendisi gerçekten ilgi çekici çünkü içeriden bir bilgi aktarımı var. İkincisi kitlelerin bir arzusunu dile getiriyor. O da şu: iktidarın değişme arzusu. Biz her zaman bu arzuların sağlıklı bir bilişsellikle somutlandığını gözlemleyemeyebiliriz. Bazen fantezi düzeyinde beklentiler oluşabilir. O da şu, değişsin de nasıl değişirse değişsin ben biraz buna bağlıyorum. Mesela düşünsenize 4 yılda bir oy veriyorsunuz ve vermiş olduğunuz o tek oy her şeyi değiştirebilir deniyor. Siz de böyle bir ortamda gerçekten etkili olabileceği düşünülen bilgilerin kim tarafından olursa olsun ortalığa saçılması insanların ilgisini çekebilir. AKP  iktidarının değişmesini isteyen kesim özellikle izliyor. AKP'nin seçmeni olan kesimin bu videolara gözünü kapattığı, inanmama eğiliminde olduğunu daha önceki deneyimlerden de biliyoruz.”

"MAFYA DİZİSİ İZLEMEYEN DE TAKİP EDİYOR"

Prof. Dr. Ferhat Kentel de,  gündelik hayatın bir parçası haline gelen bu videolara olan ilginin nedeni, “mafya dizilerini izleme alışkanlığımızla mı ekran karşısına geçtiğimizi”,  önemli bir tespitte bulunarak şöyle yorumluyor:

“Demokratik ya da normal siyasal yolların olmadığı bir zaman dilimindeyiz. Bir yanda totaliter kampanyalara toptan teslim olmuş insanlar var, onların dışında başkaları da çıkış yolu olarak nereden gelirse gelsin, güçlü alternatif seslerden medet umuyorlar. Bu en ideal yol değil ama muhtemelen iyimserlik yaşatan bir alternatif, iyimserlik de umudun sürmesini sağlıyor. Mafya dizisi izleme alışkanlığa benziyor ama tam öyle değil. Hayatlarını hiç mafya dizisi seyretmemiş insanlar da Peker'i izliyor. Memleketin yönetim tarzında normal olmayan yolların ortaya çıkması da mafya dizileri tabii ki etkili olmuştur ya da zaten bizzat mafya dizileri normal olmayan yolların ürettiği bir tüketim nesnesidir. Dolayısıyla kötü mafyatik düzenden çıkışın ipuçlarını bu sefer iyi mafyatik yollarda görüyor olabilir.”

"KOLUMUZDAN ÇEKİP KURTARACAK KİŞİ"

“Meşhur bir Fransız filmi vardı. Mathieu Kassovitz’in La Hain, Nefret diye tercüme edilmişti bu film. O filmin başında siyah bir ekranda dış ses bir erkek sesi, bir adamın 50 katlı binadan düşmekte olduğunu anlatıyor. Adamın her kattan geçerken buraya kadar her şey yolunda, buraya kadar her şey yolunda dediğini anlatır ve yorumlar o ses. Ama önemli olan düşmek değil yere varış anıdır . Aslında Kassovitz bu filmde düşmekte olan bir toplumu anlatır. Biz de o durumdayız. Düşmekte olan kendimizin filmini seyrediyoruz. Bir anlamda biraz şimdiye kadar her şey yolunda diyoruz fakat çokça da farkındayız. Yani yer yaklaşıyor. Her kattan geçerken, bizim kolumuzdan çekip kurtaracak biri var mı diye bakıyoruz. Muhtemelen Peker de o pencerelerden gördüğünüz biri olabilir. 


"MAĞDUR EDİLDİĞİNİ SÖYLESE DE BİR GÜCE TANIK OLUYORUZ"

Kendisinin de mağdur edildiğini söyleyen bir mafya lideri, toplumun bir kesimi tarafından “işte bizi kolumuzdan tutup kurtaracak kişi” olarak algılanıyor,  medet umulan bir figüre dönüşüyor. Endam Köybaşı da bu tespiti yanlış bulmuyor:

“Çünkü liderlik her zaman güç kavramıyla düşünülmesi gereken bir kavram. Biz olumlamasak da hatta çağ dışı, yasa dışı bulsak da bir güce tekabül eder. Biz her ne kadar orada kendi ifadesiyle mağdur edilmiş bir kişiyi izliyor olsak da aslında elinde hem maddi anlamda hem ilişkiler anlamında hem çevresini belirleme anlamında hem de sahip olduğu bilgiler anlamında bir güce tanık oluyoruz. 

O yüzden sadece mafya lideri olarak kişiyi somutlamak mümkün değil. Ama burada şunu hatırlamak gerekir. Mafya liderlerinin bir psikolojisi vardır. Bir kere şiddet onun gözünde meşru olacak. Mafya lideri olmanın herhalde gerekliliklerinden bir tanesi bu. Olumladığım için söylemiyorum ama orada bir şiddet dünyası vardır. Bir yönüyle o, şiddet olacak ve bu şiddette her zaman haklı olduğunuzu düşüneceksiniz. Önemli olan sistemin bunu ne biçimde kullandığıdır. Bazen başarısız bir şiddet eğilimi olursa cezaevinde de sonuçlanabilir veya rakibi tarafından sakatlanmış veya öldürülmüş bir kişi de olabilir. Burada başarılı bir biçimde yolunu bulmuş, tutunmuş bir mafyatik profilden bahsedebilmek mümkün.”

"FİLMİ ÇEKİCİ KILAN İÇERİDEN BİRİNİN ANLATMASI"

Hatta zaman zaman sempatik bile bulunan mafyatik bir profilden bahsediyoruz. Prof. Dr. Kentel, Peker’in anlattıklarının hem ilginç hem de toplumun şeffaflık ihtiyacına tekabül ettiğini düşünmekle beraber bunun patolojik bir durum olduğuna vurgu yapıyor.

Ama bence en önemlisi söylenen şeylerin hiçbiri çok çok orijinal şeyler değil. Ama zaten bu yüzden de çok inandırıcı, çok ulaşılmaz ilahi bir düzenden gelen mesajlar değil bunlar. İnsanın hayal gücü içinde olabilen enformasyon olarak zaten ortalıkta dolaşan şeyler. Ama bunu içeriden birisini söylüyor olması tabi filmi daha çekici ve inandırıcı yapıyor. Üstelik de eksik bir film bu. Mesela bugüne kadar bilgi varken bu kadar bilgi varken Hrant Dink cinayetinde Veli Küçük bağlantılarından hiç bahsedilmedi. Peker bunlardan hiçbir şeyi anlatmadı. İnsan merak ediyor tabii neden diye?

"SEMPATİ YARATIYOR OLABİLİR AMA BU PATOLOJİK BİR DURUM"

AKP karşıtı kesimler arasında olup milliyetçi muhafazakâr kesimden olanlar arasında AKP ve MHP'ye küsmüş olanlar, İYİ partililer gibi grupların içinde bir temsil umudu olarak görülüyor olabilir ama sol, liberal, seküler kesimlerde bunu düşünmek zor. İçten içte tatbikî Peker bir sempati yaratıyor olabilir ama kanlarında duş yapacağız diyen bir adamdan temsil beklemek herhalde çok kolay savunulacak bir şey değildir. Ama genel olarak tabii ki patolojik bir durum söz konusu. Her zaman olduğu gibi ya bu memlekette, Anadolu gibi kavimlerin bütün bu kavimlerin birbirini boğazladığı bir coğrafyada tehcir edildiği darbelerle dünya kadar insanın asıldığı işkencelerle öldürüldüğü kaybedildiği topraklarda patolojik olmaması çok kolay ama gene de fena idare etmiyoruz. Umut hiç yok olmuyor, bu da iyi bir şey.

"KAHRAMAN OLARAK GÖRMEK TEHLİKELİ"

Yayınladığı videoların altına yapılan yorumlara bakıldığında Peker’i kahraman olarak gören bir kesimin varlığından da söz etmek mümkün. Psikiyatrist Endam Köybaşı, bunun tehlikeli bir durum olduğuna dikkat çekiyor ve neden 40 yaş altına vurgu yaptığını açıklıyor: 

“Oldukça tehlikeli bir durum. Özellikle gençlerde özdeşim yapma olasılığı gerçekten bir risk. Ancak şunu da söylemek isterim. Milyonlarca kişi bunların dizisini izledi, bunlardan etkilendi. Gerçekten bu dünyanın etkileyici bir tarafı da var. Düşünsenize her istediğinizi yapıyorsunuz ve hesap vermek zorunda değilsiniz. Tamamen kendi zevklerinizin, dürtülerimizin peşinden koşturabilirsiniz. Bazen dışarıdan bakıldığında insanı kıskandıracak bir hayatın kendisi de sunulabiliyor önümüze. Özellikle ani hayatın anlamını, geleceği, birtakım erdemlerini kavrayamamış olma durumu söz konusu ise bunlar çok da çekici şeyler olarak gelebilir.

"KIZLARINI KORUYAN BİR BABA MI OĞLUNA ÇATAL FIRLATAN MI?

“Mesela şunu söyleyebiliriz, videolardan bir tanesi de erkek çocuğuna kullanmış olduğu çataldan bahsediyordu. Kızlarımı korudum ölseydi de pişmanlık duymazdım gibi bir şeyler söylüyordu. Kızlarını koruyan babayı mı görürsünüz, yoksa erkek çocuğuna zarar veren hatta onun ölümünü bile göze almış babayı mı görürsünüz? Siz eğer bu kişiye olumlu bir değer atfederseniz o tarafını görürsünüz ama doğru bir taraftan bütünlüklü bir bakış sergilerseniz onu tamamen hastalıklı bir ruh hali olarak rahatlıkla değerlendirebilirsiniz.

"40 YAŞ ALTINDAKİLERİ ETKİLİYOR"

“Şunu da söylemek gerekir ki, 40 yaş altını etkileyebilir, etkiliyor da. Mesela zaten meşru olan şiddet daha da yaygınlaşır. ‘Ben doğru söylüyorum. Eğer söylediklerim yalan çıkarsa parmaklarını keseceğim’ diyor. Modern hukukta böyle bir şey var mı? ‘Benim sözüm senettir. Eğer yanlış çıkarsa bir tarafını keseceğim demek karşı tarafın sözü de doğrulanmazsa onun da bir tarafın keseceğime varır. Bunlar gerçekten dehşet verici şeyler.”

İzlediğimiz gösteri bir zamanlar ortağı olduğu yapıyla kavgası mı sadece, yoksa Peker bu kadar ilginin de etkisiyle artık toplumda kabul görmeyi ya da aklanılmayı mı bekliyor. Peki toplum ona bu isteğini verir mi  Prof. Dr. Kentel yanıtlıyor:

Kavgaya dahil olan kesimler çok parçalı. Sürekli değişen ittifaklar söz konusu. Bugün bir çıkar uğruna yan yana gelenlerin yani başka çıkarlar ortaya çıktığında araları bozulabilir ve yeniden ittifaklar ortaya çıkar. Mafya da bu ittifakların içinde ama hepimiz malum mafyalar da birden çok. Ayrıca zaten belki mafya dememek lazım, mafya ile iç içe geçmiş siyaset ya da devlet ya da devletle siyasetle iç içe geçmiş mafyalardan bahsetmek belki daha mantıklı. Zaman içinde değişen ortaklar arasında bir gerilim seyrediyoruz ama anlaşılan Susurluk'tan sonra bu sefer ki epey sağlam bir gerilim.”

"İMAJI İSTEDİĞİ GİBİ İDEALİZE OLMUŞTUR"

“Hemen hemen herkes bütün davranışlarını idealleştirir, çok karmaşık sebepleri açıklayacak en güzel gerekçeyi üretmeye çalışırız. Baba çocuğunu döver, bunu çocuğun iyiliği için yaptığını söyler, başımıza bir şey gelir. Ayrıca tüm savaşlar ulvi sebeplerle yapılır. Peker de pazarlık gücünü artırmak için sık sık tekrar ettiği dönüş biletini almak için, kurtlar sofrasının savaşında ezilmemek için bir takım adımlar attı, bu adımların en ideal formunu inşa etmeye çalışıyor. Anlattığı o kadar şey var ki milletin hoşuna giden, bunların içinde herhalde imajı da istediği gibi epey idealize olmuştur.”

"MESAJIM VAR DEMESİ İLGİ ÇEKİYOR"

Sedat Peker’in anlattıkları kadar, videolarında kullandığı imgeler, masasının üzerine koyduğu kitaplar, sola dair verdiği referanslar, sık sık Alevilikten bahsetmesi de kendi içinde ayrı bir gündem yarattı. Peker, tüm bunları niye yapıyor, aslında ne demek istiyor? Endam Köybaşı anlatıyor:

“Masasına koyduğu kapalı zarflar, dürbün ya da avucunda tuttuğu ve hala ne olduğu tartışılan topuz… Bir gizem yarattığı açık. Söylediklerimin ötesinde bir mesaj var diyor. Bunlar ilgi arttıran şeyler. Ama anlamları üzerine yorum yapabilmek zor. Ama şuna dikkat çekmek isterim. Olumlu anlatısını yapmış olduğu karakterler çok da kendisini var eden koşulların, kendi siyasi kariyerini oluşturan sağ cenahın karakterleri değil. Olgu olarak Aleviliği seçmiş olması veya Seyit Rıza'yı tercih etmiş olması, bunlar daha çok solcuların anlatılarında yer alan hikayelerdir. Özellikle muhalif kesimi ikna etmek açısından çok da tercih edilmeyecektir. Sedat Peker bunları okumuş mudur? Kişisel fikrimi soruyorsanız belli ki okumuş, beslenmiş kendi meşrebince süzgecinden geçirmiş ve birtakım sonuçlar çıkarmış.

"NE PİŞMAN NE DE ARINMAYA ÇALIŞIYOR"

Geçmişte yaptıklarından pişman, arınmaya çalışan biri mi var karşımızda, bu konuya da açıklık getiriyor Psikiyatrist Köybaşı:

“Böyle olduğunu düşünmüyorum. Bu benim kişisel gözlemim. Yanılıyor da olabilirim. Burada çok basit bir genelleme yapmak gerekirse bu tip kişilikler,  pişmanlık duymazlar. Suçluluk düşüncelerinin, duygularının olmaması biraz da pişmanlık duymalarını engelleyen bir şeydir. Belki basit şeylerle ilgili pişmanlıklar duyuyorlardır ama faturayı daha çok karşı tarafı kesme eğiliminde olurlar. Ya da pişmanlık duymuş olduğu şey, bir vicdan muhasebesi sonucunda karşı tarafa da hakkını veren bir pişmanlık değil de kendisinin daha fazlasını yapması gerektiğini düşündüğü şeylerin pişmanlığı olabilir. Hani sosyal medyada çok sık dolaşıp bana çok itici gelen bir kalıptır. Şöyle söyler o söz: ‘Bugüne kadar kalbini kırdıklarımdan özür dilemiyorum, daha fazlasını hak ettiklerini düşünüyorum’ pişmanlığı gibi olabilir.”

Etiketler :