Avukat Hayriye Kara: "Genel ahlak, özgürlükleri sınırlama gerekçesi olmaktan  çıkarılmalı"

Avukat Hayriye Kara: "Genel ahlak, özgürlükleri sınırlama gerekçesi olmaktan çıkarılmalı"

Eşit Haklar İçin İzleme Derneği ve Kısa Dalga Podcast ortaklığında hazırlanan Yasaksız Meydan'da bu hafta İrem Afşin'in konuğu avukat  Hayriye Kara. Uzun yıllardır LGBTİQ hak savunuculuğu yapan, çok sayıda davanın avukatı olan Kara, geçmişten bugüne LGBTİQ bireylerin barışçıl toplantı ve gösteri haklarının nasıl düzenli olarak ihlal edildiğini anlattı.



SÖYLEŞİNİN PODCASTİNİ AŞAĞIDAKİ LİNKTEN DİNLEYEBİLİRSİNİZ




Davalar, keyfi idari yasaklarla engellenen yürüyüşler, gözaltılar ve son yıllarda avukatlarla aktivistlerin çabalarıyla ulaşılan olumlu yargı kararları çerçevesinde aktardığı eylemlilik tarihçesini, Boğaziçi Üniversitesi eylemleriyle birlikte yeniden alevlenen LGBTİQ bireylere karşı ayrımcılık penceresinden de değerlendiriyor: "Rengârenk gökkuşağı bayrağından bu kadar korkmak nedir? Hepimiz rengarengiz ve birlikte yaşıyoruz. Ben kendimi açık şekilde ifade ettiğim için mi tehdit görüyorlar beni?"

Türkiye’de barışçıl toplantı ve gösteri hakkı ihlaline en çok uğrayan hareketlerden biri, LGBTİQ Hareketi. Türkiye’de “Onur Haftası” ilk kez 1993’te “Cinsel Özgürlük Haftası” adıyla gerçekleştirilmek istendi, ancak valilik yasakları ve güvenlik güçlerinin müdahalesi ile engellendi. Aktivistler gözaltına alındı, yurtdışından yürüyüşe katılmak için gelenler sınır dışı edildi. Bir sonraki Onur Yürüyüşü, tam 10 yıl sonra, 2003 yılında yaklaşık 30 kişilik çok küçük, dar bir grup tarafından gerçekleştirildi. 

Böyle başlayan İstanbul Onur Yürüyüşleri 2015 yılından itibaren düzenli olarak yasaklanarak engelleniyor. Oysa 2003-2015 arasında her yıl giderek artan kalabalık bir kitleyle rengarenk bir festival havasında geçen Onur Yürüyüşleri yaşandı. 

Avukat Hayriye Kara, süreci yakından izleyen bir tanık olarak uzun yıllardır hareketin içinde aktif olarak çalışıyor, engellemeler ve yasaklar sonrasında farklı davalarda avukatlığı üstleniyor. 

Hayriye Kara ile ilk dönemden bugüne barışçıl toplantı ve gösteri hakları düzenli olarak ihlal edilen LGBTİQ bireylerin “vazgeçmeme” halini, ayrımcılık ve ötekileştirmeye eklenen yaşadıkları hak ihlallerini kronolojik tarihçesiyle konuştuk.

 Yürüyüşleri durdurma kararları, gösteri hakkının sürekli engellenmesi, basın açıklamalarının yapılamaması, orantısız güç kullanımlı polis müdahaleleleri, gözaltılar ve davalar. Peki neler yaşandı 2015’den beri?

 Avukat  Kara, ilk müdahalenin yaşadığı 2015’i anlatırken “Pek de beklenmiyordu aslında” diyor ve devam ediyor:

“2015’te bir hafta öncesinde Trans Onur Yürüyüşü gerçekleştirilmişti, ama bir hafta sonra İstanbul Onur Yürüyüşü’ne müdahale edildi, bu pek de beklenen bir şey değildi. Sosyal medya üzerinden yapılan Onur Haftası Komitesi’nin duyuruları üzerine yürüyüşe müdahale edileceği, saldırı olacağına dair bir takım şeyler söylenmişti, ancak bu denli ciddi bir müdahale beklenmiyordu. Bir yandan da yürüyüşün yasaklanma gerekçesi olarak,  yürüyüşe saldırı olacak, ‘toplumsal hassasiyetler var’ gibi bir söylem ortaya atıldı ortaya, ama somut kolluk tarafından yapıldı.

Kolluğun asıl görevi bu yürüyüşü saldırılardan korumak. Bu yürüyüşler engellenmesi gereken, ifade özgürlüğünün, toplanma özgürlüğünün içinde olmayacak şiddete, ayrımcılığa, nefrete çağrı yapan söylemler değil; bunlar barışçıl, birlikte yaşama kültürüne ve toplumsal grubun içinde olan LGBTİ bireylerin kendilerini ifade ettiği, yıllardır festival havasında barışçıl bir şekilde devam eden kendi yürüyüşleri. Bu yürüyüşlerin polis tarafından korunması gerekirken, asıl müdahale polis tarafından yapıldı.” 



2016: Ankara’da toptan yasaklama
 

Kara, Türkiye eylemlilik tarihinde bir ilk olan Ankara yasağını aktarırken “Türkiye’de yargı isterse çok hızlı ilerliyor” diyor:

“2015 Mayıs ayında Ankara’da, “Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüş” gerçekleştirilmişti ve bir sıkıntı yaşanmamıştı, fakat 2016 yılına geldiğimizde İstanbul ve Ankara’da toptan bir yasaklama geldi. İstanbul’da Haziran’da “Onur Yürüyüşü” ve “Trans Onur Yürüyüşü” yapılamadı; Ankara’da “Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüş” o yıl gerçekleştirilemedi.  Ankara’daki ilk Valilik yasaklaması bu: O yürüyüş için valilik yasaklamasına karşı biz Kaos GL olarak dava açmıştık. İlginçtir, tüm bu yargı sürecinde benim başıma gelen ilk ve tek olaydır;  Dava açtığımızda 2 saat içinde yürütmeyi durdurma almıştık. Mahkeme, telafisi imkansız zarar olacağı için, idarenin savunması alınmaksızın yürütmeyi durdurmaya karar verdi. Sonrasında biz tabii bu kararı Valilik’e götürdük, karar cuma çıktı, biz pazar bu yürüyüşü yapıyoruz dedik.

Daha da ilginci, gece Valilik bölge idareden “yürütmeyi durdurma”yı kaldırılması kararını aldı. Türkiye’de yargının bu kadar hızlı işlediğini ben o gün görmüştüm. Aynı gün içerisinde yürütmeyi durdurma ve yürütmeyi durdurmanın kaldırılması kararı alınmıştı. İstenince yapılabiliyor evet; günlerce beklemeye gerek yokmuş. O süreçten sonra sistematik olarak onur yürüyüşleri de engellendi. 2016’da çok ciddi müdahaleler oldu; ben de kriz ekibindeydim. İstanbul Onur Yürüyüşü’ne yapılan müdahaleler sırasında da sahadaydım. 2017, 2018, 2019 yıllarında ben orada değildim, ancak Onur Haftası Komitesi ve onlarla birlikte hareket eden avukat arkadaşlarla aktivistlerin yürüttüğü bir süreç geçti.”

Kara, idarenin özgürlükler üzerindeki baskısına dikkat çekerek sözlerine şöyle devam ediyor: “İlk kararların alındığı dönemden beri; LGBTİ bireylerin ifade ve toplanma özgürlükleri üzerinde idare tarafından çok ciddi bir baskı var. Bu sadece yürüyüşlerin yasaklanması üzerinden ilerlemiyor. Hepimiz biliyoruz; 2017 yılında Ankara’da Türkiye Cumhuriyeti tarihinde olmayan “genel yasaklama” kararı çıktı. Ankara Valiliği, Kasım 2017’de, belirgin bir grubun, süresiz olarak tüm kamusal eylem ve etkinliklerini yasakladı, tüm etkinliklerinin süresiz bir şekilde yasaklandığı başka bir örnek yok. Ankara Valiliği bunu OHAL’e dayanarak yaptı.”



 “Biz bu toplumun içerisindeyiz, bu toplumun bir parçasıyız” 

Kara, Ankara Valiliği’nin 2017 kararını vurgularken Sadece toplanma özgürlüğü üzerinden değil; film gösterimi, sergi, atölye gibi tüm kamusal etkinlikler yasaklandı” diyerek “toplumsal hassasiyet” bahanesine dikkat çekiyor:

“Bir grubun internet haricinde kendini ifade edebileceği tüm kamusal etkinlikler yasaklandı. Bu gerçekten üzerinde durulması gereken bir şey, çünkü yasaklama gerekçeleri de “toplumsal hassasiyetler ve duyarlılık var, bu gruba ve katılımcılara karşı tepki gösterilebileceği, provokasyonlara neden olabileceği” gibi gerekçeler. LGBTİQ ’ların toplantı ve gösteri hakkı, ifade özgürlüğü gibi yasaklamaların tamamında bu genel geçer gerekçeler kullanılıyor. Bunun biraz daha altını çizmek gerekiyor: Toplumsal hassasiyet meselesi ne? İdare bunu tartışmıyor. Neye biz toplumsal hassasiyet diyoruz? Ayrıca, toplumsal hassasiyetin toplumdaki karşılığı ne? Bunu hep söylüyoruz: Toplum dediğimiz şey homojen değildir, heterojendir; farklı gruplar vardır. O yüzden ben “toplumsal ahlak” diye bir şeyin olduğunu da düşünmüyorum. Ortalama toplumsal ahlak derken neye referans veriyorsun? Algı yönetimi yaparken, “bu bizim değerlerimize aykırı” derken, değerlerimizi oluşturan toplumun içerisinde de LGBTİ 'lar var, uzaydan gelmediler. Biz bu toplumun içerisindeyiz, bu toplumun bir parçasıyız.  Oysa değer dediğin, sadece senin uygun gördüğün ya da çoğunlukmuş gibi gösterilen algı yönetiminde değil.

Bu tip müdahalelerin caydırıcı etkisi de var. Kişilerin “ben kendimi ifade ettiğimde başıma ne gelecek” düşüncesi üzerinden otokontrolü de beraberinde getiren bir şey yaşanıyor. Hiçbir şekilde ve koşulda kendini ifade edememeyi beraberinde getiren bir durum. O yüzden Ankara yasakları Türkiye’de gerçekten çok önemliydi, ama ana akım insan hakları hareketinden de yeterince tepki görmedi diye düşünüyorum.”

2021’e gelindiğinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi, Ocak ayında Ankara Valiliği’nin taa 2018’de ilan ettiği bir ikinci süresizlik LGBTİ etkinlik yasağını iptal edince bir çeşit zafer kazanılıyor. Daha sonra; Ankara Bölge İdare Mahkemesi Nisan 2019’da OHAL’e dayanarak ilan edilen süresiz LGBTİ etkinlik yasağının da kaldırılmasına karar veriyor. 2020 yılı, davalar ve alınan kararlar anlamında çok başarılı bir yıl: Mayıs ayında SPoD’un Hukuk ve Adalete Erişim Birimi ve Queer Olympix ekibinin bir önceki sene 3. Queer Olympix yasaklama kararına karşı açtığı iptal davası hızlı bir şekilde sonuçlanıyor ve bu yasağın da hukuka aykırı olduğuna karar veriliyor.

Öte yandan, LGBTİQ hareketi farklı yıllarda çok farklı engellemelerle karşılaşıyor. Sadece onur yürüyüşleri değil, her türlü etkinliğin engellendiği, yasaklandığı bir sürece giriliyor. 2021’ gelindiği zaman ise, özellikle Boğaziçi Direnişi eylemleri sırasında çok belirgin bir şekilde LGBTİ bireylere karşı nefret söylemlerinin arttığını, ayrımcılığın, ötekileştirmenin,  hatta hedef göstermenin ve sosyal medya linçlerinin devlet yetkilileri tarafından da maalesef yapıldığı görülüyor. Boğaziçi Direnişi kapsamında LGBTİ kulüp odasının bir saldırı ile kapatılmasının ardından, gözaltılarla 2 öğrenci tutuklandı. 

“Yasak da yok, izin de…”

Avukat Hayriye Kara, hukuki süreçteki kazanımları özetlerken, Aslında yasak diye bir şey yok, izin diye bir şey yok” diye konuşuyor: 

 “2020’nin Kasım ayında İstanbul Onur Yürüyüşü için başvuru yapılmıştı ve yine Valilik izin vermemişti. Dava açılmıştı, o dava da kazanıldı. O davalar genel olarak ilk derece mahkemelerinde kazanılmadı. Hem ilk yasak kararı için, hem Onur Yürüyüşü için söylüyorum, hem de 2020 Aralık ayında İzmir 7. Onur Yürüyüşü yasaklamasına ilişkin olarak da mahkeme 2 tane karar verdi, fakat bunlar biraz daha istinafta alındı, ilk derece mahkemesinde alınmadı. Bu bahsettiğim 3 karar da ilk yasaklama kararının kaldırılmasıydı; İstanbul Onur Yürüyüşü ve İzmir Onur Yürüyüşü. Benim biraz daha dikkatimi çeken ilk derece mahkemeleri, idarenin yasaklamasının hukuki uygunluğunu söylerken aslında bir yandan kanun maddelerini yazıyorlar. Kanun neler demiş, anayasadan başlayıp hepsini yazıyorlar. Provokasyonlara neden olabilir; açık ve yakın bir tehdit var diyor. Biz bu açık ve yakın tehdidin ne olduğunu bilmiyoruz, ancak kararlar iptal edildiğinde ayrıntılı bir şekilde tartışılıyor. Bu çok önemli bir şey: Yasak diye bir şey yok, izin diye bir şey yok. Aslında valiliğe yapılan da sadece bir bildirim. Önden o bildirimin yapılmasının sebebi de güvenliğin sağlanabilmesi, trafiğe kapalı alan gibi bazı dengelerin sağlanması, gerekli önlemlerin ve düzenlemelerin yapılabilmesi için bildirim yapılıyor. Biz valilikten izin almıyoruz, toplantı- gösteri yürüyüşünün belli zamanlarda, belli gerekçelerle sınırlandırılması mümkündür, fakat bu sınırlandırmanın her toplantı için ayrı değerlendirilmesi gerekiyor; ölçülü ve gerekçeli olması gerekiyor. Bunlar AİHM tarafından da çok katı bir şekilde değerlendiriliyor.

Valiliğinin kafasına göre, “suç işlenmesinin önlenmesi” gibi kalıp kanun maddeleriyle çıkmasını yaşıyoruz. Bunlardan hangisi meşru amaç, gerekçesini bilmiyoruz. Böyle bir kalıp kanun maddesi karşımıza çıkıyor. Suç işlenmesinin önlenmesi, halkın belli bir kesimini başka bir kesimine karşı kışkırtmak.. Büyük şeyler söyleniyor, açık ve yakın tehdit gibi. Oysa bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasaklanabilmesi için bunların somut olarak ortaya konması gerekiyor. Diğer taraftan, biz hep toplantı ve gösteri yürüyüşü deyince bunu insanların bir araya gelip yürümesi ve slogan atması diye düşünüyoruz. Hayır,  AİHM’nin ifade özgürlüğü ile çok sıkı bir bağ var. AİHM, kişiler sadece düşüncelerini ifade etmek için değil, birlikte ifade etmek için oradalar diyor, bunun altını çiziyor ve bu ifade şiddete, ayrımcılığa, nefrete, demokratik hakların yok edilmesine çağrı yapmıyorsa istediği gibi ifade edebilir kişiler diyor. Ben burada Onur Yürüyüşleri’ndeki o rengarenk halden de bahsediyorum. Yani kendini istediği gibi ifade edebilir. Bir kesim hedef gösterilerek “bunlar sapkın” deniliyor. Hayır! Biz kendimize sapkın demiyoruz. Benim kendimi nasıl ifade ettiğim de ifade özgürlüğü içerisindedir. Aynı şekilde bu engellemeler için verdiğin Queer Olympix örneği de bir toplantı özgürlüğüdür. Aslında insanlar, bir araya gelip belli bir amaç için kendilerini ifade ediyorlar, spor yaparak, farklı etkinliklerle ifade ediyorlar, ki bu da toplantı özgürlüğünün içerisindedir.”

 Avukat Kara, son yıllarda çıkan iyi yargı kararlarından bahsederken, hukuki ekibin emeklerini ve güzel açıklanan gerekçelere dikkat çekiyor:

“Son dönemde çok iyi kararlar çıktı, özellikle ben burada Hatice'yi, Kerem'i, Mahmut'u anmak istiyorum. Gerçekten emeklerine sağlık, çok güzel bir ekip var. Bu ekip farklı farklı şehirlerde çok güzel şeyler yapıyorlar. Özellikle 7. İzmir Onur Yürüyüşü ile ilgili bölge idare mahkemesinin kararında çok güzel gerekçeler var. 2017'deki genel Ankara yasağının kaldırılmasına ilişkin olarak da gerekçeli kararda çok güzel söylemler var. Net bir şekilde idareye diyor ki, sen temel hak ve özgürlükleri kısıtlayarak toplumsal barışı koruyamazsın. Asıl temel hak ve özgürlükleri tehdit edilen grubun temel hak ve özgürlüklerini koruyarak toplumsal barışı getirebilirsin. Belli bir kesim hoşlanmıyor diye grupların kendini ifade etmesini engelleyemezsin. Farklı düşünenlerin, farklı grupların kendini ifade etmesi, demokratik çoğulcu toplumun temelidir ve devletin bunu koruması pozitif yükümlülüğüdür.             

Hukuki süreç daha iyiye evrilirken, toplumsal karşılık hâlâ sorunlu.

Kara, siyasilerin söylemlerine dikkat çekerken, “Siyasi aktörler şu anda LGBTİQ ları hedef gösterebiliyor. Bu LGBTI 'ların kendilerini tehdit altında hissetmesini de sağlayan bir şeye dönüşüyor. Bu nefret söylemi, sokağa çıkarken, kendini ifade ederken, göze batmamayı da beraberinde getiren bir şey oluyor. Fakat bir yandan da toplumda bunun o kadar ciddi bir karşılığı var mı diye bakmak gerekir. Toplum dediğimiz homojen değil, heterojen bir grup. LGBTİQ olmanın algı yönetiminde belirli medyada siyasi aktörler tarafından bu kadar şeytanlaştırıldığı bir yerde aslında açık bir şekilde kendini ifade etmenin kendisi politik bir mücadele, siyasi bir şey. O nedenle ben çok da umutsuz bir yerden görmüyorum. Çünkü çok ciddi bir kamusal muhalefet de var, eklemlenerek devam ediyor. Bunu da görmek gerekiyor diye düşünüyorum” diyor. 

"Rengarenk gökkuşağı bayrağından bu kadar korkmak nedir?” 


Kara, “bir arada yaşam pratiği” meselesinin birden ortaya çıkmadığını ısrarla vurguluyor:

“Biz zaten bir arada yaşıyorduk. LGBTIQ lar yaşam alanlarını korumaya, yaşam alanları için mücadeleye Gezi'yle başlamadı. LGBTI lar Gezi'ye destek verdi değildi, Gezi Direnişi'nin öznesiydi. Rengarenk gökkuşağı bayrağından bu kadar korkmak nedir? Hepimiz rengârengiz ve birlikte yaşıyoruz. Kendimi açık şekilde ifade ettiğim için mi tehdit görüyorlar beni? İfade etmediğim zaman da biz birlikte yaşayabiliyorduk, sen tanıyordun beni. Bu temaslarla bence daha iyi anlaşıldı. Hukuk açısından da bence bunu ortaya koymak gerekiyor; mesela cinsel azınlığı kesinlikle kabul etmiyorum, hukuki olarak da kabul etmiyorum. Çünkü cinsellik demenin bile tabu olduğu bir coğrafyada hangi cinselliklerin azınlık, hangisinin çoğunluk olduğunu kim nereden biliyor? Ahlak gibi, cinsel azınlık gibi, cinsellik gibi bu kadar muğlak olan, bu kadar ciddi bir baskının olduğu bir şeyde hukuka referans verilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Tamamen bu sınırlandırma gerekçesinin, ahlaki nedenler gibi, hukuktan ve  bütün sözleşmelerden, kanunlardan çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.”
 

***Eşit Haklar İçin izleme Derneği ve Kısa Dalga ortaklığında yayına hazırlanan Yasaksız Meydan, barışçıl toplantı ve gösteri hakkı engellenen ve seslerini kamuoyuna duyurmak isteyenlerin platformu olmaya devam ediyor. Eğer siz de toplantı ve gösteri hakkınızın ihlal edildiğini  düşünüyorsanız, barışçıl toplanma özgürlüğünüze dair söylemek istedikleriniz varsa, Eşit Haklar İzleme Derneği / Yasaksız Meydan ekibine esithaklar@gmail.com adresinden ve sosyal medya hesaplarımızdan ulaşabilirsiniz.

 

Etiketler :