"HAK MÜCADELESİNİN ESAS YÜRÜTÜCÜLERİ İSİMSİZ KAHRAMANLAR"

"HAK MÜCADELESİNİN ESAS YÜRÜTÜCÜLERİ İSİMSİZ KAHRAMANLAR"

insan hakları savunucusu ve Hafıza Merkezi Eş-Direktörü Murat Çelikkan, insan hakları mücadelesinin de hak temelli mücadelenin de esas yürütücülerinin isimsiz kahramanlar olduğunu söylüyor: "Sen, ben bilebiliriz ama insanlar onların isimlerini bilmeyebilir. Ama ömürleri boyunca onlar bu mücadeleyi sürdürür."

Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Hakikat, Adalet ve Hafıza Merkezi ve Hollanda Helsinki Komitesi desteğiyle hazırlanan ve Kısa Dalga Medya işbirliğiyle hayata geçirilen serinin "Umut ve Mücadele: Türkiye’de Hak Savunucuları" adlı üçüncü ve son bölümünde Beril Eski, insan hakları savunucusu ve Hafıza Merkezi Eş-Direktörü Murat Çelikkan’la Türkiye'de hak savunucularının durumunu ele aldı.


İnsan hakları mücadelesinin de hak temelli mücadelenin de esas yürütücülerinin isimsiz kahramanlar olduğunu ifade eden Çelikkan, “Sen, ben bilebiliriz ama insanlar onların isimlerini bilmeyebilir. Ama ömürleri boyunca onlar bu mücadeleyi sürdürür. Üstelik çoğu zaman da sürdürdükleri hak mücadelesinin mağduru olmaksızın sürdürebilir,” dedi.

Hak savunucularının görevlerinin aslında uluslararası belgelerle tanınan bir haktan doğduğunu kaydeden Çelikkan, Türkiye’de hak savunuculuğunun ciddi bir bedeli olduğuna ve bu tehdidin daha geniş bir alana yöneldiğine de dikkat çekti:

“Özellikle İnsan Hakları Derneği’nin tek insan hakları kuruluşu olduğu yıllarda, yani 1980’li yılların sonundan itibaren çok sayıda insan hakları savunucusu ve İnsan Hakları Derneği yöneticisi öldürüldü. Vedat Aydın gibi, Sıddık Tan gibi, Muhsin Melik gibi, Metin Can gibi, Hasan Kaya gibi çoğaltmak mümkün. Yakın zamandaysa çevre hakkı için mücadele eden Antalya’da Aysin ve Ali Büyüknohutçu’nun öldürüldüğünü gördük. Artık doğrudan yaşam hakkı, işkence gibi alanlardan çok daha geniş bir alana yayılmaya başladı.” 

"HER ZAMAN BASKI VARDI"

Türkiye’de insan hakları savunucularının her zaman baskı altında olduğunu belirten Çelikkan, önceleri tek tek isim ve kurumların hedef alınırken, artık birçok kurumun temsilcisinin birlikte yargılandığı toplu davalarla bu baskının sürdüğünü kaydetti. Çelikkan, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu bütün hak temelli mücadeleyi paralize edebilme potansiyeli taşıyan bir şeydi. Keza Gezi davasında, Osman Kavala davasında da aynı şey oldu. Üstelik Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmelere rağmen Kavala'nın serbest bırakılmamasıyla hak mücadelesi verenlere yeni bir gözdağı da verilmiş oldu. Yani -hukuk işlemez sizin için- gibi.”

"YENİ KUŞAK HAK SAVUNUCULARI"

Çelikkan, insan hakları savunucularının korunma görevinin devletlere verildiğini ancak bunun temel bir çelişkiye de işaret ettiğini vurguladı:

“Bütün bu uluslararası sözleşmeler insan hakları savunucularının korunma görevini devletlere veriyor. Ama dünyanın hemen hemen her yerinde insan haklarını yüzde 90 ihlal edenler de devletler. Dolayısıyla dünyada hiçbir devlet kendi ülkesinde çalışan veya kendi ülkesine yönelik çalışan insan hakları mücadelesi veren kurumları sevmez. Sevmeseler de aynı masaya oturanlar var, kaale alanlar var, kaale almamaya çalışanlar var, bir de hedef alanlar var. Türkiye bugünkü tablo itibariyle hedef alan ülkeler konumunda.”

Tüm baskılara rağmen bugün Türkiye’de, yeni kuşak hak savunucularının da dahil olduğu, çok sayıda kurum olduğunu belirten Çelikkan, bu alanda çalışanların yaş ortalamasının düştüğünü ve bunun önemli bir kazanım olduğunu vurguladı. Çelikkan, şöyle devam etti:

"İnsan hakları savunucularının da hak mücadelesi verenlerin en önemli silahı umuttur. Çünkü umudumuz olmazsa nasıl bir dünya tahayyül ettiğimizi canlandıramayız kafamızda. O canlandırma olmayınca da mücadele edemeyiz. İkinci belki önemli silahlarından biri hafızadır. yapılanları ve yaşananları hatırlamazsak yine mücadele azmimiz kırılabilir. hakikattir. bu tür mücadele alanlarını çok önemsiyorum. Buradayız, bir yere gitmiyoruz.”