“Seçim dönemine girildiği için enflasyonla mücadele edilmiyor”

Ekonomi Sohbetleri’nde Mühdan Sağlam'ın konuğu olan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Arzova: Türkiye’de enflasyonla mücadele edilmiyor. Enflasyon kendi kendine düşer sanılıyor. Tam aksine mücadele edilmeden enflasyon düşmüyor. Bu neden yapılmıyor, çünkü seçim dönemine giriyoruz. Enflasyon kararlılık ister, çok ciddi adanmışlık ister. Kemer sıkmayı gerektirir. Bunları yapmazsanız maalesef bu yüksek enflasyon önümüzdeki aylarda katlanarak gidecek."

Türkiye’de kurun yeniden tırmanışa geçişi, rekor kıran enflasyon ekonominin ve Türkiye’nin geleceğine dönük soru işaretlerine neden oluyor. Ekonomide umutlu günler yakın mı? Kur kontrol altına alınabilecek mi? Enflasyonda düşüş olur mu? Yabancı yatırım cephesinde durum ne? Ekonomi Sohbetleri’nde bu soruları Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Arzova’ya sorduk.

Dolar kurundaki artış yeniden başladı. Bir süre 14’ler seviyesine çapa atan kur yeniden yükselmeye başladı. Kur cephesinde ne oluyor?

Sanki 20 Aralık 2021 öncesini tekrardan yaşıyoruz. Çünkü dönemlerde geldiğimizde o dönemdeki en büyük sorun belki de yukarıya gitmesine istendiği temel nokta Nas söylemiydi. Kur bununla beraber hiç müdahale edilemeyecek izlenim verilerek belli bir seviyeye geldi. 20 Aralık sonrasında getirilen Kur Korumalı Mevduat (KKM) ile sert biçimde düştü. KKM genel yapısı itibariyle örtülü bir faiz artırımı. Hükümet kendini faiz artırımı konusunda bağladı için etrafından dolanarak neler yapabileceğine bakıyor. “Faiz yerine neyi koyabilirim, ekonominin kurallarını nasıl bu çerçevede farklı işletebilirim” diyerek böyle bir buluşla karşımıza çıktı. KKM bir araç. Burada aslında KKM’ye bir para politikası aracı görevi yüklenmek istendi, oraya evrilsin istendi, ama olmadı.

“KKM’YE GİRENLER LİRAYA GÜVENDİKLERİ İÇİN DEĞİL, TAM TERSİ DOLARI MİHENK TAŞI ALDIKLARI SİSTEME GİRDİ”

Neden olmadı?

Şöyle bireyler ve şirketler KKM’ye para koyarken dolar kurundaki artışı hedefliyordu. Sonuçta kazanmanın tek şart kurdaki artış. Hazine ya da Merkez Bankası ancak kur yukarı giderse fark ödeyecek. Yani kazancın çokluğu kurun yukarı yönlü ivmesine bağlı. Bu tek başına sistemi dolarize eden bir yaklaşım. Buraya paraya koyanalar liraya güvendikleri için değil, tam dersi güvenmedikleri için ve doları kendilerine bir mihenk taşı aldıkları için koydukları için dahil oldu. Tabii ki bu kendi başına sürdürebilir değil, bu önemli bir araç, ancak buradan çıkış stratejisi yok örneğin. ,

Bir de Merkez Bankası’nın önemsizleştirilmesi var, üstelik yalnızca kurum değil, politika faizinin önemsizliğinin vurgulanması durumu var. Üstelik MB bunu savundu, yani KKM üstünden yürümesi konusunda istekli davrandı. Zaman içinde KKM sisteminin başta vaat ettiği unsurlarının gerçekleşmeyeceği ortaya çıktı. Cari açık kapanacaktı, bir yandan döviz bolluğu olacaktı. Bu döviz bolluğu esnasında da kur da belli bir seviyede kalacak ya da aşıya doğru inecekti. Üstelik bu süreçte bunların enflasyonu yükseltmeyeceği düşünülüyordu.

Ama öyle olmadı, bugün resmi olarak yüzde 73,5’lik bir enflasyon var….

Evet. Kurun bir defa 18’lere çıkması maliyetleri arttırdı.. Bu maliyet artışları fiyatlarını ayarlamayan zam yapamayan belli bir kesiminin zamları aktarması için araç haline dönüştü. Bu maliyet artışı kurun üstünde bir baskı yarattı yaratıyor. Bir taraftan Ukrayna savaşı ve savaşın etkisi, emtia ve gıda, fiyatlarındaki artış, cari açığın büyüme ile beraber ciddi şekilde önemli bir açık haline gelmesi var.

Bugüne kadar uygulanan politikaların yanlışlığının kabul edilmemesi, üstelik bu politikalarla devam edileceğinin söylenmesi, özellikle yabancılar için anlaşılmaz bir durum yarattı ve çıkışlar başladı. Bunların hepsi kur üstünden baskı yaratıyor.

“HALK KKM ÖDEMELERİ ÖNCESİNDE KURUN YUKARI ÇIKMASI GEREKTİĞİNİ KEŞFETTİ”

Bu uygulamaların süreceğine dönük en net işaret Erdoğan’dan geldi. Geçtiğimiz hafta bu “hükümet faiz arttırmayacak” dedi. MB’nin de tutumu ortada. Dahası yüzde 72’lere çıkan bir dolarizasyon var. Bu koşullarda dolar artmaya devam edecek diyebilir miyiz?

Bizim halkımız fırsat unsurlarını çok iyi yakalıyor. KKM’nin her geri dönüşünde özellikle üç aylık dönemlerde kurun yukarı doğru artırılması gerektiğini keşfetti. Kur artırılmazsa, izin verilmezse, çünkü artık dalgalı kur rejimi değil, kontrollü dalgalı kur rejimi var, kurun yukarı doğru hareketine izin verilmezse, sistemden çıkışlar olacak. Biraz ponzi şemasına benziyor. Herkes içine girdiğinde ve ilk ödemeler geldiğinde kazanç sağlıyor. Ama sistemden çıkan olursa onu tutmanız gerekiyor ve onlara belli havuçlar vermeniz gerekiyor.

Bireylerden çok kurumlar önemli. Buraya para yatıran şirketler için en büyük avantaj vergiydi. Bunu kullandılar. Temmuz-Ağustos onların da dönüş alma zamanı. Bu da baskı yaratıyor sistemde. Bireyler de eskisi gibi yoğun olarak sisteme girmiyor, hatta bireyler de dolar alma yoluna gidiyor.

“FAİZİ BASKIYLA DÜŞÜREBİLİRSİNİZ AMA RİSK PRİMİNİ DÜŞÜREMEZSİNİZ”

Bir de anlaşılamaz politikalarda ısrarın bir başka yansıması var: Risk primindeki artış. Politika faizini baskıyla belli bir seviyenin altında tutabiliyorsunuz, ama risk primine bunu yapamazsınız. O sizin baskınızdan etkilenmiyor, yurtdışı kaynaklı. Şu anda Türkiye’nin 5 yıllık CDS 850’lere çıktı/çıkıyor.. Yani bence kurun üstündeki en büyük baskı yaratan unsur da bu.

Risk primi nedir? Neden arttığında endişe etmeliyiz?

Bunu bir otomobil kaskosu gibi düşünebiliriz. Aracı bir yerden bir yere giderken sigorta ettirmek istiyorsunuz. Ama şu var ki otomobiliniz hem o hıza çıkabilecek bir araç değil, üstelik ekonomi yönetiminin sürdüğü bu otomobilin kaza riski yüksek. Kaza yapma ihtimali yüksek olan bir otomobile kasko primini belirleyecek sigorta şirketi artık size eskisi bir sigorta biçmiyor, daha yüksek sigorta bedeli biçiyor.

İşte siz bu aradaki farkı borçlanma maliyeti olarak ödüyorsunuz. Bugün herkesin kullandığı bir kıyas var. Bundan on beş yıl önce 2008 krizinin öncesindeki Yunanistan’a baktığımızda Yunanistan bile Türkiye’den daha düşük borçlanma maliyetle borçlanıyordu diyoruz. Normal, çünkü onların para birimi euro. Bir çok şeyi istemeseler de zorla yaptılar. Şuanda onlar daha düşük maliyetle borçlanıyor.

“YÜKSEK MALİYETLER BORÇ BULAN FİRMA VE BANKALAR BUNU İÇERİYE YANSITIYOR”

Türkiye’nin risk priminin bu kadar yüksek olması, borçlanacağı parayı bulurken normal faizin üzerine hemen hemen on puan daha bir risk primi konmasına neden oluyor. Yani borç bulan firmalar ve bankalar yüksek maliyetle buluyor. Bu borç maliyetini içeriye yüksek maliyetle satıyor. Dengeler sarsılıyor. Bir anda bir şeyin ortadan kaldırdığınızda farklı uygulamalarla onu dengelemeye çalışıyorsunuz, ama hiçbiri sağlam ve güvenilir bir para politikası kadar etkili olmuyor. Onun için çok yıkıcı ve yıpratıcı oluyor.

“HEP KAFAMIZDA BİR ŞEYLER BİLİP BÖYLE DAVRANDIKLARINA DÖNÜK KANI VAR. ARTIK BÖYLE BİR ŞEYİN OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM

Yeniden enflasyona dönersek Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’nin bir konuşmasında “ büyüme için enflasyona müdahale etmedik” dediği ortaya çıktı. Yani enflasyona bile isteye göz mu yumuldu?

Orada şöyle bir şüphem var. “İstersek önleriz gibi bir şey” sanki mevcut duruma kılıf bulunuyor gibi hissediyorum. Ortaya çıkan durumun vahametinin, daha önce enflasyon buraya gelmeden önce alınan önlemlerin enflasyonu ne kadar yükseltebileceğinin farkında olmadığını düşünüyorum. Eğer olunsaydı bu kadar farklı yürünmezdi. Hep kafamızda bir şeyler bildikleri için böyle davrandıklarına dönük bir kanı var. Ancak ben son dönemler bunun böyle olmadığını düşünmeye başladım. Artık fazla bir şeyler bilmediklerine dönük bir fikre kapılmaya başladım ve ipin ucu kaçıyor. Çünkü yanlış politikada ısrar edip, aslında benim hedefimde enflasyonu düşürmek yoktu, ben büyümeyi hedeflemişti diyorsunuz. Dünya şöyle bir gerçek var hiçbir zaman yüksek ve hiper enflasyona giden bir ekonomide kalıcı bir büyüme söz konusu olamaz.

“FİRMALAR DÜŞEN ALIM GÜCÜ NEDENİYLE İÇ PAZARA SATIŞ YAPAMAZ HALE GELDİ”

Neden böyle bir büyüme olmuyor peki?

Şöyle bizim bütün firmalarımız yurtdışına çalışmıyor. İçeriye çalışan firmalar yüksek enflasyonun getirdiği gelir kaybı ve buna bağlı olarak alım gücündeki düşme nedeniyle neredeyse iç pazara satış yapamaz hale geldiler. Örneğin büyük markalar Türkiye’den çıkıyordu. Şimdi markaların bazı modelleri de çekiliyor. Bunun için herhangi bir açıklama gelmiyor. Dolayısıyla bir yabancı yatırımcı bir ülkeye gelirken o ülkenin sunduğu avantajlarından, ucuz işgücü gibi, faydalanmak için gelir ama ürettiğinin tamamı mı da ihraç etmek için gelmez. İç pazara da satış yapmak için de gelir.

“ALIM GÜCÜNÜN DÜŞÜP HARCAMALARIN SADECE HAYATTA KALMAYA AYIRILDIĞI YERE YABANCI YATIRIMCI GELMEZ”

Sanıyorum duruma örneklerden biri Fiat Double çekilmesi?

Evet son zamanlarda benim en üzüldüğüm gelişmelerden biri bu. Bu kadar güçlü ve büyük bir modelin Türkiye’den çıkması çok üzücü. Belki firma için stratejik ama onun yerine bir şey konulmamış olmaması ve görüşmelerin sürmesi ayrı bir konu. Sonuçta alım gücü düştüğü zaman ve içerideki insanlar yalnızca günlük hayatını idame ettirebilecek şekilde alıma yöneldiklerinden buraya yabancı yatırımcı çekmeniz mümkün değil. Türkiye’nin doğrudan yabancı yatırımcı oranına baktığınızda çok düşük oranlarda gidiyor ve bunu artıramıyoruz. Bunun sebeplerinden bazıları Türkiye’nin daha az demokratik olması, bireysel hak ve özgürlüklerin gerilemesi, ancak alım gücünün düşmüş olması da en önemli etkenlerden biri. Buraya gelip üretim yapan biri malını içeriye satmak istediğinde malını alabilecek kişi sayısı gittikçe azalıyor, gelir dengesizliği artıyor.

Tüm dünyada enflasyon artış eğiliminde ancak Türkiye’de hiper enflasyona doğru gidiliyor. Bir de buna TÜİK’in mayıs enflasyonunu açıklarken madde fiyatlarının paylaşmaması eklendi. TÜİK’in bu davranışı da yatırımcı açısından sorun değil mi? Yani güvensizlik yaratmaz mı?

Öyle maalesef. Bir güvensizliğe neden oluyor. Bunlar çok tartışıldığında bir probleme dönüyor, Merkez Bankası’nın durumu söylemiyorum bile. Örneğin Merkez Bankası son açıklamasında enflasyonun düşmesinin küresel barış ortamına bağlı olduğunu söyledi. Küresel barışa İsrail-Filistin de giriyor, Çin-Tayvan da, Yunanistan Türkiye ilişkileri de. Küresel barış ortamına ulaşmak pek mümkün değil, demek ki MB diyor ki Türkiye’de enflasyonun düşmesi de öyle. Bunu öyle ifade ediyorlar.

“HEM ABD’DE HEM ALMANYA HEM DE TÜRKİYE’DE ENFLASYON VAR, AMA ONLARDA İYİ KÖTÜ ENFLASYONA KARŞI MÜCADELE VAR”

Bir taraftan baktığımızda MB zaten tartışılıyor, kimse araç bağımsızlığını olduğunu söyleyemiyor. Daha önce TÜİK ile ilgili olarak şunu savunuyordum. Evet TÜİK Eurostat’a üye bir kuruluş, belli denetimleri var. Hesapları matematiksel, bunlarda sorun yok. Önceden madde fiyatlarını nereden soruyorduk. Çünkü bu basit matematik veriyi düşük girerseniz sonuç düşük çıkar. TÜİK’in aldığı yerden alalım direniyordu ama elimizde veri vardı. Şimdi o da yok. Bugün TÜİK elmayı, yoğurdu, peyniri hangi fiyattan alıyor bilmiyoruz. Bu madde fiyatlarını bilmediğimiz zaman karılaştırma yapma imkanı yok oluyor. Örneğin yüzde 1.63-68 benim gıda enflasyonum diyor. Referans alınacak unsurlara bakıyorsunuz örneğin İstanbul Ticaret Odası (İTO). Ücretler, geçinme endeksine bakınca perakende fiyatları üzerinden onların da fiyatlarına da ulaşıyorsunuz. Ama arada iki katından fazla fark var. Bu nasıl oluyor? Daha şeffaf olması gereken kurumlar daha içe kapanıyor, az veriyor. Bunun olumlu sonuçlara doğurmadığını pandemide gördük, veriler gizlendi. Hasta sayısı yatan hasta sayısı kafalar karıştırıldı. Gerçeklerin ortaya çıkması gibi bir durum var. Böylesine iletişim çağından verilerin tam açık olması gerekirken daha kapanmanın anlamlı olduğunu düşünmüyorum.

Enflasyon, AB merkez bankası da 2022 için enflasyon beklentisini % 5.1’den % 6.8’e çıkardı 2023-2024 enflasyonları da yukarı yönlü revize edildi. Doğru Almanya’da son 40 yılın, ABD’de 42 yılının en yüksek enflasyonu yaşanıyor. Petrol benzin fiyatları rekor kırıyor. Bunlar doğru, itirazım yok. Sadece bunu söyleyenlere şunu diyorum doğru hem onlar da hem Türkiye’de enflasyon var, ama onlarda eleştirebiliriz beğenmeyebiliriz iyi ya da kötü enflasyona karşı bir mücadele var. Bugün AB Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde diyor ki “enflasyonun ne kadar enflasyonun yıkıcı ve yıpratıcı olduğunu biliyoruz mücadele edeceğiz”. ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell diyor ki “Enflasyonun ne kadar yıkıcı olduğunu biliyoruz. Halkımızı enflasyon altından ezdirmemek için biz Fed olarak elimizdeki araçları kararlılıkla uygulayacağız”. Bizdeyse tam tersi.

“ABD FAİZ ARTIRIRKEN FAİZİ SABİT TUTMANIZ GÖRELİ OLARAK FAİZİ İNDİRMİŞ OLUYORSUNUZ”

Kurun yukarı çıkmasında bir sebep de faizi artırmayacağız ve indireceğiz diyorsunuz, dünyanın en yüksek reel negatif getirisini veren ülkesiniz. Üstelik para biriminizi başka bir ülkenin , ABD’nin, para birimine bağlamışsınız. Öte yandan ABD faiz artırıyor. Bunlara rağmen ABD’nin enflasyonu düşürme çabası varken, onlar faiz artırırken siz faizi sabit tutsanız bile göreli olarak faizi indirmiş oluyorsunuz. İşte bu kura gelen baskılardan biri de bu. Neticede bu gidişat, gidişat değil.

Türkiye’de enflasyonla mücadele edilmiyor. Enflasyon kendi kendine düşer sanılıyor. Tam aksine mücadele edilmeden enflasyon düşmüyor. Bu neden yapılmıyor, çünkü seçim dönemine giriyoruz. Enflasyon kararlılık ister, çok ciddi adanmışlık ister. Kemer sıkmayı gerektirir. Bunları yapmazsanız maalesef bu yüksek enflasyon önümüzdeki aylarda katlanarak gidecek.