Yiğit Ali Ekmekçi: Doğal bir uzlaşma makamı

Yiğit Ali Ekmekçi: Doğal bir uzlaşma makamı

Yakın dostu Tanıl Bora’ya göre hem ezelî hem ilk gençliğinde oturduğu “mahalleden” gelen Fenerbahçeliliği, uzun yıllardır daha çok basketbola münhasır gibiydi. Ayrıca İstanbul Erkek’e adım attıktan kısa bir süre sonra başlamak üzere, hep sınıfının popüler simasıydı ama bilinen anlamda değil. Mesela sınıf başkanlığı, ergenlik yarıştıran öğrencilerin, hatta öğretmenlerin pusula gibi döndüğü bir tür ‘doğal uzlaşma makamı’ydı.

Bilgi Üniversitesi, Terakki Okulları, Nesin Vakfı’nın da aralarında olduğu sayısız eğitim kurumunun, terör değil/sivil toplum örgütlerinin kurucusu, danışmanı, aktivisti.

Çok genç yaşlarından itibaren kafayı, şu günlerde sahip olmamamız için Allah ne verdiyse yapılan ‘bir arada yaşamaya' takmış; politik görüşüne, kimliğine, inancına bakmaksızın herkesi hayatına dost olarak yazmış, diğer Gezi sanıkları gibi olağan hak savunucusu…

Şu an Anadolu Kültür yönetim kurulu başkan vekilliği ve Terakki Vakfı Okulları yönetim kurulu üyeliği devam eden ve uzak yakın her tanıyanın ‘yol arkadaşım’ dediği Yiğit Ali Ekmekçi, ortaokul yıllarından bu yana gönüllü ‘tahkim makamı’ görevini de sürdürüyor.

ÖĞRENCİLERİN VE ÖĞRETMENLERİN BAŞVURDUĞU MERCİ

23 Eylül 1962 tarihinde Fransa Deols’te, üç çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak doğdu. Babası otomotiv sektöründe yöneticiydi, iki ablası vardı. Hayatının ilk birkaç yılını Fransa’da geçirdikten sonra ilkokula İstanbul Fenerbahçe’de başladı.

İstanbul Erkek Lisesi’ne yatılı olarak girdi ve hazırlık dahil, yedi yılını orada geçirdi. Ortaokullar arası Türkiye derecesi yapan okul takımında başladığı basketbolu uzun süre zevk için de sürdürdü. İzlemeyi, zaten hiç bırakmadı. Yakın dostu Tanıl Bora’ya göre hem ezelî hem ilk gençliğinde oturduğu “mahalleden” gelen Fenerbahçeliliği, uzun yıllardır daha çok basketbola münhasır gibiydi.

Ayrıca İstanbul Erkek’e adım attıktan kısa bir süre sonra başlamak üzere, hep sınıfının popüler simasıydı ama bilinen anlamda değil. Mesela sınıf başkanlığı, ergenlik yarıştıran öğrencilerin, hatta öğretmenlerin pusula gibi döndüğü bir tür ‘doğal uzlaşma makamı’ydı.

“Tahkim mercii” diyor Bora, anlaşmazlık yaşayan ona başvururdu. Daha çocukluktan gelen bir başka özelliği, empati kelimesinin henüz günlük literatüre, hele de o yaş dönemi ilişkilerine girmediği günlerde, o bilinmeyen şeyi yaşatmasıydı. Tanıyanlar hala öyle olduğunu teyitli bilgi olarak veriyor; en “kötülerin” bile acaba o kötülüğü neden yapmış olabileceklerini anlamaya çalışan bir gözü olduğunu söylüyorlar. Hatta ona sık sık şeytanın avukatlığını abarttığı için kızıyorlar.

İSLAMCI AYDINLARLA İLK SÖYLEŞİLER

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdiğinde, 12 Eylül 1980 askerî darbesinin yarattığı iklim de son demlerini yaşıyordu. Ancak havada uçuşan demokratikleşme ya da sivilleşme gibi lafları ikna edici bulmayanlar da çoktu. Onlardan biri olarak, İletişim Yayınları’nın kuruluşunda, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi’nin dokümantasyon ekibinde yer aldı, 1985’te 10 sayı çıkan Gençlik ve Toplum dergisini yayımlayanlar arasındaydı; bu dergide özellikle o zamanlar “kapalı kutu” olarak görülen İslamcı aydınlarla yaptığı söyleşilerle dikkat çekti.

1996’da Bilgi Üniversitesi projesini oluşturanlardan biri olarak mütevelli heyetinde yer aldı. Üniversitede de birçok projenin yanında özellikle sosyal ilişkilerin yürütülmesinde, ihtilafların çözümünde, yine herkesin başvurduğu muhatap, adeta tek kişilik tahkim kurulu gibi bilindi.

2010’da Bilgi Üniversitesi el değiştirince, Hafıza Merkezi, Anadolu Kültür gibi kurumlarda aktif rol oynayarak kendini sivil toplum faaliyetine adadı. Eğitim alanını da bırakmadı; yeni bir üniversitenin kuruluş çalışmalarına, “Atölye İstanbul” adlı start-up projesine danışman olarak katkıda bulundu, Terakki Vakfı yönetim kurulu üyeliği yaptı. Nesin ve Mezopotamya vakıflarının da kurucu üyesiydi. Cem Küçük’ün televizyon programında verdiği bilgiye göre 28 Şubat döneminde, başörtülü öğrencilere kafelerde sınav yaparak üniversite öğrenimlerini sürdürebilmelerini sağlamıştı.

CEM KÜÇÜKE BİLE FAZLA GELDİ

36 yıllık eşi, iki kızının annesi Ayşen Ekmekçi’ye göre, iyi bir hayat yoldaşı olan Yiğit Ali Ekmekçi, hayatına girenlerin sonuna kadar yanında oldu. Beraber güzel ve keyifli bir yolculuk yapıyorlardı, şimdilik yarım kaldı… Neden? İşi gücü derdi eğitim, sivil toplum faaliyetleri, kötüleri bile anlamaya çalışmak olan bir aydın olarak, Gezi Davası’nda hükümeti yıkmaya çalışmak gibi bir suçlamayla, iktidar ve muhaliflere ağır ceza yanlısı yorumcu Cem Küçük’e bile fazla gelen 18 yıl hapis cezasına çarptırıldığı için…

Danışmanı olduğu vakıflardan biri olan Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı-BAYETAV, karardan sonra yaptığı açıklamada onu, “Aklıyla ve vicdanıyla dostlarının yanında duran, dertlerini dert edinen, çözüm için çaba sarf eden sahici bir yol arkadaşı” olarak tanımlamış; verilen kararın Türkiye’de toplumun bir arada yaşama iradesine ve potansiyeline zarar verirken, dünyayı akıl ve vicdanla kucaklayan, birçok sivil toplum kuruluşuna karşılık beklemeksizin tevazuyla katkı sunan Yiğit Ali Ekmekçi’yi yol almaktan alıkoyduğunu ifade etmişti.

Açıklamanın son sözüyle bitirelim:

“Dava dostlarıyla birlikte, Yiğit’in de adil bir yargılama sonucunda aramıza döneceği günleri bekleyeceğiz.”

1. BÖLÜM: Mücella Yapıcı: O, bulunduğu ortamı güzelleştirme insanı

2. BÖLÜM: Can Atalay: Zor zamanların kahramanı

3. Bölüm: Tayfun Kahraman: İstanbul’u plan plan, bina bina bilen adam

4. Bölüm: Osman Kavala: Hayatı boyunca kesintisiz bir nezaket

5. Bölüm: Ali Hakan Altınay: Bu yaz çocuklara yaz okulu yapmayı planlıyordu