Gezi’nin Kırmızılı Kadını Ceyda Sungur’dan mektup var: Bir “biz” var ve hâlâ çok kalabalığız

Gezi’nin Kırmızılı Kadını Ceyda Sungur’dan mektup var: Bir “biz” var ve hâlâ çok kalabalığız
AİHM’in Türkiye’yi mahkûm ettiği karar sonrası mektup kaleme alan Ceyda Sungur, cezasızlığa dikkat çekti. Sungur, Gezi Parkı protestoları sırasında polis şiddetiyle yaşamını yitirenlerin faillerinin neredeyse tamamının özgür olduğunu belirtti.

Kısa Dalga - Gezi Parkı protestoları sırasında polisin yüzüne doğrudan hedef alarak biber gazı sıkmasıyla “Kırmızılı Kadın” olarak simgeleşen Ceyda Sungur, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’yi mahk

ûm ettiği ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) üçüncü maddesiyle güvence altına alınan “işkence ve kötü muamele yasağının” ihlal edildiğine hükmettiği karar sonrasında bir mektup kaleme aldı. Sungur'un mektubu şöyle:

Umutlu yaralara değsin diye

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Gezi direnişinin ardından geçen 13 yıl sonra, Gezi’nin çokluğunun tesadüfi bir karesi olan “kırmızılı kadın” fotoğrafıyla, Türkiye Cumhuriyeti’ni mahkûm etti. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen 3. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.

Bu karar hukuki ve siyasal olarak çok anlamlı olsa da hasarın tazmin edildiğine dair bir yanılsamayı da beraberinde getiriyor. Tam da bu nedenle, başta Gezi’de hayatını kaybedenlerin ailelerine ve Gezi tutsaklarına karşı hissettiğim sorumlulukla, Ali İsmail Korkmaz’ın doğum gününde bu satırları kaleme almaya ihtiyaç duydum.

Kararın gelecekteki davalara bir örnek teşkil etme değeri dışında cezasızlık karşısında bir etkisi olduğunu düşünmek çok zor. Zira Türkiye’de cezasızlık çok uzun bir süredir bir istisna değil bir yöntem. Gezi’de saldırı emrini veren esas azmettiriciler hiçbir zaman yargılanmadı, Gezi’nin çocuklarının failleri ise çok geç gelen göstermelik cezalar ve türlü cezai indirimlerle aramızda dolaşıyor. Her geçen gün cezasızlık zincirine eklenen halkalar büyüyor, faillerin adları da, Gezi de, uğruna verilen mücadele de unutturulmaya çalışılıyor. Bu yüzden bende bir süredir söylenecekler birikti, bu yazı biraz uzun olacak.

Örneğin; Ali İsmail Korkmaz’ı döverek ölümüne sebebiyet veren polislerden Mevlüt Saldoğan, 2016 yılında 10 yıl 10 ay ceza aldı. Fail fırıncılar; İsmail Koyuncu, Ramazan Koyuncu ve Muhammet Vatansever tahliye edildi. Ethem Sarısülük’ü yakın mesafeden silahla vuran polis Ahmet Şahbaz, 2018’de 15 bin 200 liralık adli para cezası aldı. Abdullah Cömert'in faili Ahmet Kuş ise 2018’de 6 yıl 10 ay 15 günlük hapis cezasına çarptırıldı. Berkin Elvan'ı başından gaz fişeğiyle vuran polis Fatih Dalgalı, 2025 yılında 16 yıl 8 aylık hapis cezası aldı. Medeni Yıldırım'ı öldüren asker Adem Çiftçi 2021’de ikinci kez beraat etti. Mehmet Ayvalıtaş’ın üstüne araba sürerek öldüren Mehmet Görkem Demirbaş ve Cengiz Aktaş hiç ceza almadı. Ahmet Atakan’ın başından gaz fişeğiyle vurularak öldürülmesi ile ilgili verilen onca mücadeleye rağmen şu ana kadar herhangi bir dava açılmadı. Mehmet İstif’in ağzına 40 santimden az mesafeden gaz sıkıp, dil kökü kanserinden ölmesine sebep olan polis dahi bulunmadı. Bulunan faillerin neredeyse tamamı tutuksuz yargılandı, neredeyse tamamı özgür.

Buna karşın, Gezi’ye tanıklık ettikleri için hak savunucusu Mine Özerden ve yapımcı Çiğdem Mater, 18 yıl cezaya çarptırıldı, dört yıldır tutsaklar. Aynı cezayı alan arkadaşlarım, şehir plancısı Tayfun Kahraman ve Hatay Milletvekili Av. Can Atalay, sadece mesleklerinin gereğini yerine getirdikleri için, AYM’nin lehte kararlarına rağmen halen tutsak. Tayfun’un sağlığı iyi değil, yaşam hakkı ihlal ediliyor, yaşamı tehdit altında. Aynı davanın merkezinde yer alan Osman Kavala ise -Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ örneğinde de olduğu gibi- AİHM’in açıkça ihlal tespitine ve derhal serbest bırakılması yönündeki kararına rağmen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezaevinde tutuluyor.

Ayrıca, kamu yararını, planlama esaslarını ve şehircilik ilkelerini savunarak, Gezi’nin değerlerini İstanbulluların hizmetine sundukları için, başta değerli meslektaşlarım Gürkan Akgün ve Ramazan Gülten olmak üzere toplam sekiz şehir plancısı sayısız belediye yetkilisi ve çalışanı ile birlikte bir yıldır tutuklu. Bugünlerde kurulan olağanüstü bir mahkemede türlü usulsüzlükler, gerçek olmayan delil ve iddialarla yargılanıyorlar. Gezi’nin değerlerini, teorisiyle harmanlayıp mücadeleyi yükselten sevgili Cemil Aksu ve beraberinde pek çok yaşam savunucusu ise bir aydır tutuklu.

Bunca baskı ve adaletsizlik karşısında, sonucunda ne hissetmem gerektiğini dahi bilemediğim söz konusu AİHM kararı, mücadele etmeksizin hiçbir şeyin gerçek bir karşılık bulamayacağını hatırlatıyor. Ama aynı zamanda bu karar, Gezi’nin haklılığını bir kez daha tescil edip kuvvet veriyor. Bu haklılıkla, Gezi’nin mirasından geleceğe bir not düşmek amacıyla, değerli avukatım Senem Doğanoğlu ile birlikte kararın takipçisi olacağız. Gezi’nin umutlu yaralarına değsin diye, işkence ve kötü muameleye yönelik caydırıcılığı artırabilmek için, AİHM tarafından hükmedilen tazminatın sorumlu polis memurları ve amirlerinden rücu edilmesi yönünde gerekli tüm yollara başvuracağız.

Bir de, Gezi’yi, Gezi’yi sahiplenenleri ve en çok da Gezi’de hayatını kaybedenleri, unutulmuş, yalnız bırakılmış sananlara açık bir hatırlatma: Bir “biz” var ve hâlâ çok kalabalığız.

Kaynak:Haber Merkezi

Abone Ol

İyi gazetecilik posta kutunda!
Güncel haberler, haftalık ekonomi bülteni ve Pazar derginiz Plus’ı email olarak almak için abone olun.